HABERLER
Dini Haber
ateizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ateizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

BUNLAR ATEİİİSST!

Yazan: Wiseman


BUNLAR ATEİİİSST!


İletişimde önemli olan aynı dili kullanmaktır. Aynı dili kullanmak demek; sözü söyleyenin söylediği anlam ile sözü işitenin anladığı anlamın aynı olması demektir ki anlaşabilsinler. Bundan önemlisi de kavramların, kelimelerin anlamlarının doğru biliniyor olması gerekir. Sonrasında anlaşmak kolay.

Yapılan yorumlarda çoğu zaman Ateist ve Ateizm kavramının bazı kişilerce anlaşılmadığı ya da yanlış anlaşıldığı ortada.

Ateist denince, Teistlerce ilk akla gelen anlamlar “Allahsız, peygamber tanımaz, kitapsız, kâfir, katli vacip, pislik, insan değil, önüne gelenle yatar vs.” dir.

Ateist ve Ateizmin ne olduğunu anlamak için öncelikle Teizm kavramının ne olduğunu doğru anlamak gerek. Çünkü Ateizmi doğuran Teizmdir.

Teizm: Semavi ve ya ilahi denilen, tek tanrılı dinlerin, peygamber ve kutsal kitaplar ile temsil edildiği tek tanrıcılık kavramıdır. Teistler (Teizme inanlara da Teist denir) tek bir tanrı kavramına inanırlar. Tanrının peygamberler gönderdiğine ve o peygamberlerle birlikte din ve kutsal kitap gönderildiğine inanırlar. Musevilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık bu kapsamdadır. Ateizm ve Ateist diye bir kavram ortada yokken, Teizm ve Teist kavramları anlamsal ve uygulama olarak vardı.

Ateizm ve Ateist kavramları ise Teistlerin kendi inançlarını başkalarına anlatırken, tebliğ ederken, dayatırken, kendilerine soru soran kişileri ikna edemeyip inançlarını, dinlerini, peygamberlerini ve kitaplarını kabul ettiremedikleri kişilere, “bunlar Allahsız, peygambersiz, kitapsız, dinsiz” anlamında A-Teist demişlerdir. (A olumsuzluk ekidir. Yani Teist (dini) olmayan.)

Ateistler, Teistlerin kendilerini ikna için öne sürdükleri, fikirleri, düşünceleri, önerileri AKIL, BİLİM, VİCDAN VE AHLAK süzgecinden geçirerek soru sorarlar ve akli, ikna edici cevaplar isterler. Teistler ise Ateistlere ikna edici Akli ve bilimsel cevap veremedikleri için Ateistler de Teistlerin fikirlerine katılmadıklarını söylerler. Yani Tanrı, Peygamber, Kutsal Kitap ve Din kavramlarını Ateistler değil Teistler ortaya atmıştır. Haliyle fikirlerini ispat etmek de, Ateistleri ikna etmek de Teistlerin görevidir.

Yani anlayacağınız Ateizm bir din değildir. Bir düşünce değildir. Bir akım değildir. Bir moda değildir. Sadece Teistlerin, İKNA EDEMEDEMEYİP DAMGALADIKLARI, akıllarını, vicdanlarını, bilimi kullanan, düşünen ve sorgulayan insanlardır.

Teistler sanıyorlar ki; Ateistler, Teistlerin kitaplarını okumadılar. Hayır kardeşim, inan bana senden daha çok okudular. Sadece senin inandığın dinin değil bütün kutsal denilen kitapları okudular. Hadisleri, Talmutları okudular. Dinler tarihini okudular. Ama Teistler gibi körü körüne inanmadılar. Çünkü akıllarına yatmadı. Öne sürdüğünüz kitaplarda, fikirlerde, kişilerin sözlerinde akılla, vicdanla, bilimle uyuşmayan birçok çelişkiler ve akıldışı olaylar gördüler. Sizlere sordular ama cevep verip ikna edemediniz. Sizler de ikna edemeyince ne dediniz? “Bunlar ATEİİSST! Bunlar kâfiiir! Bunlar dinsiiiz! Bunlar pisliiik! Bunlar cahiiil! Bunların katli vaciiip!” Ateistlerin sorularına ikna edici, akılcıl cevap veremeyince şiddete başvurdunuz. Fikirle değil köfürle konuşmaya başladınız. İnandığınız kitabın gerçek karakteri ile davrandınız. Maskeniz düştü şeytanlaştınız.

Ateist durduk yerde ateist olmadı. Sizler yaptınız!

Soru soran ve cevap veremediğiniz Ateistlere ne yaptınız? Sosyal medyada alay ve hakaret edip saldırdınız, “inanmıyorsan saygı duy” diyerek küfrettiniz, hedef gösterdiniz. Gerçek hayatta ise dövdünüz, yaktınız ve öldürdünüz. Ne uğruna? Benim gibi düşünüp, benim gibi inanmıyor diye! Kim için? “Din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın” diyen, “kafirleri bulduğunuz yerde öldürün” diyen görmediğiniz, duymadığınız, varlığını ispatlayamadığınız Allah’ınız, peygamberiniz ve dininiz uğruna!

Ateistlerin sorularına akıl, bilim, vicdan, ahlak çerçevesinde ikna edici cevap veremiyorsanız, sorunu Ateistlerde değil kendinizde ve inancınızda arayın. Cevap veriyorum diye ha bire Kur’an’dan ayetler gönderiyorsunuz. Kardeşim adam senin kitabını akli bulmuyor ki, bilimsel bulmuyor ki, ahlaki bulmuyor ki senin kitaptan verdiğin örneğe ayete inansın! Sorun zaten senin kitabında! Sorun zaten senin Peygamberinde. Sorun senin dininde. Sorun senin Allah inancında. Sen bu kavramları akılla, bilimle, kendi cümlelerinle ispat et, ikna et sorun ortadan kalkar zaten. Hakaret etmekle, küfretmekle, yakmakla, dövüp öldürmekle ne elde edeceksin? Sevap mı? Senin inandığın sözde Allah’ın bile kendisine inanmayana yaşam hakkı verirken, rızık verirken, sen kim oluyorsun da hakaret ediyor, dövüyor ve öldürüyorsun?

Üstelik siz Teistler (Musevi, Hristiyan ve Müslümanlar) bırakın kendi dinleriniz arasında anlaşmayı, Müslümanlar bile kendi aranızda anlaşamadınız. Mezheplere, Tarikatlara, Cemaatlere bölündünüz. Kendi tarikatınızdan, Şeyhinizden olmayanı bile kâfir ilan ettiniz. Cenneti tapulu malınız, Cehennemi kendiniz dışındakilere, kendi ailenizden inanmayanlara bile müstehak gördünüz. Müslüman Müslümanı, evlat babayı, kardeş kardeşi öldürüyor! Sonra da kalkmış gel bizim gibi inan diyorsunuz! Hangi akılla? “Dinimiz akıl değil teslimiyet dinidir, aklı kenara koymadan iman etmiş olamazsınız” diyen akılla mı?

Müslümana, anlamak ve öğrenmek için birkaç soru, ayet ve hadis ortaya koyup cevap bekliyoruz. Cevap veremeyince “O hadis yalandır, uydurmadır, sahih değildir.” diyor. Ayet veriyoruz. “Orada öyle demek istememiştir, yanlış çeviridir, ayeti cımbızlamışsın, ayetin önüne ve sonuna bak” deyip eğip bükmeye başlıyorsunuz.

Anladık ki, Müslüman sayısınca İslam var ortada. Herkes kendi inandığı ve işine gelen İslam’ı yaşıyor ve savunuyor.

Ateistlere taş atmadan önce dönün bir kendinize bakın, öz eleştiri yapın. İnancını, akıl ve fikirle ikna edip kabul ettiremiyorsan zaten o inanç sakat demektir.

BİR DİNİN ÇOK TANRISININ OLMASI NE KADAR SAÇMA İSE, BİR TANRININ BİRDEN ÇOK DİNİNİN, PEYGAMBERİNİN VE KİTABININ OLMASI DA O KADAR SAÇMAYKEN, BİR DİNİN DÖRT MEZHEBİ, YÜZLERCE TARİKATI, CEMAATİ OLMASI DA O KADAR SAÇMADIR!

Ateistlerin, Agnostiklerin, Deistlerin kişiliklerini değil, FİKİRLERİNİ ELEŞTİRİN!
Sağlık Sevgi ve bilimle kalın.

ATEİST OLMA HİKAYEM

sizden gelenler, din, Ateist olma hikayem, Neden Ateist oldum?, Nasıl Ateist oldum?, Allah var mı?, Vicdan ve akıl, ateizm,
20 yıl dini bütün bir ailede yaşadım. Her kuralın mantığını sorgularım bu yüzden kuranı da hocaların tefsirlerine göre yorumlayarak anlamlandırmıştım. 2009 yılında hac vazifem sırasında alışveriş yaptığımız kabenin arka sokaklarında 1 adam karısını ve yaklaşık 2 yaşlarındaki çocuğunu tekme tokat eve sokmaya çalışıyordu.

Kilometrelerce uzaktan biz bu kabeye hiza durup namaz kılıyorken adam kabenin arkasında zulüm ediyor?? 2 yaşındaki bebenin imtihanı ne olabilir? Üstelik kimse kimsenin günahını yüklenmez diye ayet varken...?

Üniversitemdeki ilahiyat bölümü doçentinin konuşmalarından dinden uzak olduğunu anladım. O yıllarda hala var olan ablaların arasına karışıp sohbetlere gittik ve bende yeni yeni oluşmaya başlayan soru işaretlerini hocaya sordum.Yüzündeki gülümsemeyi unutamıyorum.Bana sorgulamaya devam et dedi.

Üni. kütüphanesinden bulduğum dinler tarihi, tevrat, incil, kuran hadis kitaplarını....Tarih ve arkeoloji bölümünden bulduğum sümer tarihi,sümer tabletleri,gılgamış,mezapotamya ve eski mısır uygarlıkları,fen bölümünden bulduğum kozmoloji ve astrofizik yayınları ,deneyler....felsefeden görüşler....kısacası sorularım cevaplarını sadece kuranda değil her yerde aradım....Ama bulduğum tek şey şuydu...İnanmak istediğim için inanıyordum ve korkuyordum...O korkuyu küçüklükten sokmuşlar içimize ya yanacağız çünkü....:/

Kuranı sübyan okulunda ezberlemeye başlamıştım...30 yaşına kadarda bir çok mevlütte ve gecelerde...Perşembe kuranlarında onlarca kez hatmettim.


Teker teker ayetleri okuyup genel durumla bağlantı kurmaya çalışınca o bağın aslında hiç olmadığını fark edip dinden çıktım...Dinler tarihindeki tüm dinler insanların kendi istekleri doğrultusunda uydurup yaydığı inanç zincirlerinden başka bir şey değildi....Dinden çıkacak mıyım korkusuyla ayetleri telaşla değiştirmeye çalışan bir sürü insan türemişti...Bir ayetin anlamını 10 farklı çeşit söylüyorlarda hangisi doğruydu? Çelişkiler dalga dalga yayıldı...Kimse ne söyleyeceğini bilemez durumdaydı...

Ve düşündüm...Peki allah? O var mı?

Burada devreye vicdanım girdi...Bana öğretilen allah sonsuz kudret sahibi,sonsuz merhametli,affedici,hoşgörülü...Esmai Hüsnanın bütün sıfatlarına uygundu...Ama olamazdı...

Dünyadaki sınav adı altındaki gidişatta allahın görevi hiç yoktu...Hiç müdahale yoktu...Ama kuranda savaşlara müdahale etmişti...yardımcı olmuştu...

Bunda bir terslik olduğu apaçık ortadaydı...Bir yaratıcının var olamayacağı gerçeği her gün gelen tecavüz taciz haberleriyle yüzüme tokat gibi çarptı...Şeytanla pazarlık yapması...Yakacağını bildiği insanları yaratması....ve bir çok neden bu gerçekle yüzleşmem gerektiğini bana kanıtladı...

Dinden çıkmamak için çok çaba sarfettim çünkü 20 yılımın tamamen bir yalandan ibaret geçtiğini bilmek beni üzmüştü...

Yaşayacak zamanım kaldıysa bunu sonuna kadar değerlendireceğime kendime söz verdim...Çalışıyorum çabalıyorum baş etmeye çalışıyorum ama allah demiyorum çünkü allah diyip el açtığım zamanlarda zaten beni hiç duymamıştı...
Gerçeklerle yüzleşmeniz dileğiyle.....

SİZDEN GELENLER | Yazan: Ozberk Kas

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

HRİSTİYANLIK VE DİNLERİN BALTALANMAYA BAŞLANMASI

A, din, hristiyanlık, ateizm, Charles Darwin'in keşifleri, Thomas Hobbes, Musa'ya incilde atfedilenler, Eichhorn, Hegel, Hristiyanlığın çöküşü, Hristiyanlığın kan kaybı, Nietzsche,
19. yüzyılın ikinci yarısında Charles Darwin'in ileri sürdüğü evrim teorisi ve diğer bilimsel keşifler, dünyanın doğasını ve varlığını açıklamanın bir yolu olarak dinlerin değerini azaltmıştır.

İlahiyat ve İncil bursu
18. ve 19. yüzyıl boyunca, akademik araştırmalar dinin gerçek hakikatlerini zayıflatmaya başlayınca Tanrı'nın doğaüstü bir varlık olup olmadığı konusunda şüpheler başladı.

1651 yılında filozof Thomas Hobbes, Musa'nın İncil'de kendisine atfedilen tüm kitapları gerçekten yazamayacağını belirtmişti .

1779 yılında JG Eichhorn, Yaratılış Kitabı'ndaki öykünün gerçek tarih olmadığını, Yunan ve Roma mitolojisinin hikayeleri gibi sadece efsane olduğunu ileri sürerken, bu hikayelerin artık gerçekten Tanrı'nın sözüymüş gibi okunmaması gerektiğini söyledi.

Diğer teologlar Hegel'in fikirlerini, dini hikayeleri ve inançları insanlığın manevi hayatıyla ilgili gerçekleri göstermek için sembolik yollar olarak tasvir etmeye başlamışlardı.

Metnin edebi analizi İncil'in kendisi için güvenilir bir tarihsel belge olarak büyük şüphe uyandırmaya başladı.

Alman, DF Strauss, 1835'te Mesih hakkındaki Yeni Ahit hikayelerinin tam anlamıyla doğru olarak yorumlanmaması gerektiğini, Yahudi bir öğretmenin hayatını giyen ve dini sembolize eden bir elbise olarak görülmesi gerektiğini belirtti.

Tanrı bir insan icadıdır.
1841'de Ludwig Feuerbach, Tanrı'nın insani bir buluş olduğunu, korkularımızla ve isteklerimizle baş etmemize yardımcı olacak manevi bir araç olduğunu savundu.

Bu inançlılar için kötü bir haberdi, çünkü insanlar, tüm iyi niteliklerini Allah'a yansıttılar ve kendilerini şefkatli, akıllı, sevecen olarak görürken, birden kendilerini değersiz hissettiler. Bu yüzden insanlık kendisini gerçek kişiliğinden uzaklaştı.


Antropoloji
Antropologlar da önceki kesinlikler konusunda şüphe uyandırıyorlardı.

Karşılaştırmalı din araştırması, pek çok dinin ritüelleri ve hikayeleri arasında büyük benzerlik olduğunu ortaya koydu; hatta kabile dinlerinin Hristiyanlıkla ortak unsurlara sahip olduğu görülüyordu.

Bu, Hristiyanlığın (ya da başka herhangi bir dinin) tek gerçek din ve herhangi bir dinin Tanrı'nın vahyinin benzersiz sonucu olduğu görüşünde çalkantılar oluşturdu, zira bütün dinler çok fazla benzerliğe sahipti.

Nietzsche
19. yüzyılın sonunda filozof Friedrich Nietzsche (1844-1900) Tanrı'nın öldüğünü ve insanlığın onu öldürdüğünü ilan etti.

Nietzsche, artık Hristiyan Tanrı'sına inanmanın mümkün olmadığını söyledi. Modern insanların artık Allah'a inanmadığını düşündü ve bu inanmazlık Tanrı'yı ​​öldürmüştü.

Bunun ciddi ahlaki sonuçları vardı. Batılı toplumun bütün ahlak yasası Yahudilik ve Hristiyan ahlakına dayanıyordu ve er ya da geç insanlar, artık Tanrı'ya inanmazlarsa, Tanrı'ya dayanan bir ahlaki kural gereği yaşayamayacağını anlamış olurlardı.

Nietzsche sadece Tanrı'nın ölümünü ilan etmekle kalmadı, daha da radikal bir şey yaparak insanlık için bir anlam ve amaç kaynağı olabilecek herhangi bir dış dünya yani ahiret olmadığını söyledi.

Nietzsche yaşadığı bölge ve toplum nedeniyle özellikle Hristiyanlığı eleştiriyordu. Bu dinin sadece sahte değil, çarpıtılmış, bozulmuş ve "çelişkili" olduğunu düşünüyordu.

Yani bilim ve felsefenin ilerleyişi ile birlikte Darwin, Thomas Hobbes, Eichhorn, Ludwing, Nietzsche gibi isimlerin önderliği ile dinler, özellikle de Hristiyanlık kan kaybetmeye başlamıştı. Bu kan kaybı ise ateizm, deizm, agnostisizim ve nihilizm gibi felsefi akımların ortaya çıkışına zemin hazırlamış oldu.

Yazan & Çeviren: A.Kara

NİHİLİZM VE ATEİZM ARASINDAKİ FARK

ateizm, nihilizm, Ahlaki nihilizm, Metafizik nihilizm, Nihilizm ve Ateizm, Ateizm ve Nihilizm, Nihilizme göre Tanrı ve ahlak, Ateizm ve ahlak, din, A, Ahlak ve Tanrı, din ve ahlak,
Ateizm tanrıların varlığına inanmaz, temelinde bu kadardır ve başka hiçbir şey yoktur. Nihilizmin birçok formu vardır ve sorunuzun yorumu, ne tür bir "nihilizme" başvurduğunuza bağlıdır.

İki biçimde inceleyelim:
Metafizik nihilizme (var olan herhangi bir şey olduğuna inanmamak)
Ahlaki nihilizm (nesnel ahlaka inanmamak)

Metafizik Nihilizm ve Ateizm
  1. Ateistler herhangi bir tanrı varlığına inanmazlar.
  2. Aşırı (metafizik) nihilistler, tanrılar ve kendileri de dahil olmak üzere herhangi bir şeyin var olduğuna inanmazlar.
  3. Dolayısıyla aşırı (metafizik) nihilistler ateisttir.
  4. Tüm metafizik nihilistler ateist değillerdir, çünkü tamamen ret yoktur, tanrıların var olduğu düşünülmektedir.
Ahlaki Nihilizm ve Ateizm
  1. Ateistler herhangi bir tanrı varlığına inanmazlar.
  2. Ahlaki nihilistler nesnel ahlak olduğuna inanmazlar, yani içsel olarak iyi veya kötü eylemler yoktur.
  3. Ahlaki nihilistler tanrılara inanabilir veya inanmayabilir, ancak objektif ahlaka inanmadıkları için herhangi bir Tanrının nesnel ahlakın kaynağı olduğuna inanmazlar.
  4. Ateistler, objektif ahlakın varlığına inanabilirler ya da inanmayabilirler ancak ahlakın tanrı tarafından verildiğine inanmıyorlar, çünkü herhangi bir tanrıya inanmıyorlar.
Dolayısıyla ateizm ve metafizik nihilizm birbiri ile ilişkilidir fakat ateizm ve ahlaki nihilizm birbiri ile ilişkili değildir çünkü büyük oranda örtüşmez. En önemli nokta: Felsefi ve pratik olarak ahlaki değerlere sahip olmanın veya herhangi bir tanrıya inanmanın mümkün olmadığıdır!


Metafizik Nihilizm ve Ateizm
Bu Nihilizm türü, en uç metafizik biçiminde, her şeyi inkar eden aşırı şüpheciliğin (kendi de dahil) felsefi bir duruşudur. Bu aşırı nihilist biçiminin ateizmi otomatik olarak gerektirdiğini söyleyebilirim. Öte yandan, bir veya daha fazla tanrıya inanmak, otomatik olarak nihilist olamazsınız demektir.
Bir ateist olarak, metafizik bir nihilist olabilirsiniz, ancak muhtemelen değilsiniz.

Ahlakî Nihilizm ve Ateizm
Nesnel ahlak gibi bir şey olmadığını belirten ahlaki (veya etik) nihilizmden bahsediyorsanız, ateizm ile bağlantısı yoktur.
Nesnel ahlakı anlamıyla kabul etmemek, doğru veya yanlış gibi bir şey olmadığını kabul etmektir.

Pek çok teist, tanrılarının bir ahlak kaynağı olduğuna inanıyor. Ahlakın tanrıdan geldiğine inanmak, teistsleri genellikle ateistlerin ve dinlere inanmayan insanların ahlaki değerlere sahip olmadığına inanmaya iter. Bu gerçek dışıdır! Tanrıya inanmak ve ahlaki değerlere sahip olmak felsefi olarak birbiri ile ilgisizdir. Çoğu ateist ve dinsizin ahlaki değerleri vardır. Sadece bunların tanrı tarafından verildiğini düşünmüyorlar.

Aynı şekilde, objektif ahlaka inanmamanın, herhangi bir tanrının varlığı ile ilgisi yoktur. Bir teistik ahlaki nihilist olmak isteseydim, objektif bir ahlakın kaynağı olmayan, yani doğru veya yanlış olanı yazmayan bir tanrıya basitçe inanabilirdim. Bu, bildiğim kadarıyla tüm mevcut insanlık dinlerini diskalifiye edecektir.

Yazan: A.Kara

ATEİZM VE AHLAK

ateizm, din, GF, islamiyet, Ateizm ve ahlak, Kim ahlaklı?, Sokrates, Marks, Thomas Hobbes, Din ahlak getirir mi?, Dinsiz ahlaksız mı demektir?, Gerçek ahlak, Samimi iyilik, Ahlak nedir?
Bu yazıda bazı mümin arkadaşların sıklıkla düştükleri bir mantık hatasından bahsetmek istiyorum. Bu arkadaşların iddiasına göre Ateistler tanrı kavramını reddedip , herhangi bir dine bağlı olmadıkları için ahlakı temellendiremezler ve kötü olanı yapma özgürlüğüne sahiptirler. Bakalım durum gerçekten öyle mi ? Konuya açıklık getirmeden önce bazı düşünürlerin gözünden ahlak nedir bunun tanımını yapmaya çalışalım.

Örneğin Thomas Hobbes'e göre ahlak ; Toplumun bir arada yaşamasına olanak sağlayan temel kurallar bütünüdür. Birlikte yaşayan toplum bu kurallara bağlı olmak zorundadır. Aslında toplum içinde bir birey olmak bu sözleşmeyi kabul etmek demektir.
Kant ise şu şekilde açıklar ahlakı ; İnsanda ki iyi ve kötü algısı insana duyulan saygı ile şekillenmelidir. Kant etiğinin temellerini ise şu şekilde açıklamak mümkündür ; Bizler bir eylemde bulunurken bunun sonuçlarını her zaman öngöremeyiz yani iyilik için yaptığımız bir eylem kötü bir sonuç doğurduğu da bu bizi kötü yapmaz. Eylemleri sonuçlarına göre ahlak açısından değerlendirmek hatadır. Örneğin sırf reklam yapmak için herhangi bir kuruma bir milyon dolar bağışlayan bir ünlü ile ayda bin lira kazanıp her ay belirli kurumlara 200 lira bağışlayan birinin eylemleri kıyaslanabilir mi ? Kant'a göre ahlaklı eylemin kaynağını sonuçlar değil amaçlar içerir.

Marks'ın ahlak teorisini de şu 4 ilke ile özetlemek mümkün görünüyor;
  1. Herkesin güvenlik ve geçimlik haklarına saygı gösterilmelidir.
  2. Azami bir eşit özgürlükler sistemi var olmalıdır.
  3. Toplumsal konumlara ve görevlere ulaşmak için , fırsat eşitliği ve bütün toplumsal karar oluşturma süreçlerine eşit katılım hakkı sağlanmalıdır.
  4. Toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler ancak en az avantajlı olanların yararına ve adil tasarruf ilkesiyle tutarlı olması halinde haklı görülebilir ve bu eşitsizlikler , eşit özgürlük yada öz saygı değerlerini zayıflatacak düzeyi aşmamalıdır.
Sokrates'in görüşü ise özetle iki düşünceden ibarettir;
  1. Erdem bir bilgidir.
  2. Kimse bilerek kötülük yapmaz.
Sokrates insanların fiziki yapılarını değiştirmeyeceklerini fakat karakterlerini değiştirip geliştirebileceklerini belirtmiştir. İnsanların benliklerinde saklı halde bulunan ahlaksal yargıların varlığına inanır. Sokrates ve bunu sadece eğitim ortaya çıkartabilir , insanı kötülüğe sürükleyen bilgisizliğidir. Şimdi özetle ahlak dediğimiz kavramın genel tanımıyla toplumların bir arada yaşamasına olanak sağlayan kurallar bütünü olduğunu görebiliyoruz. Bu kurallar bütününü mevcut bir din belirleyebildiği gibi , dinin dışında belirleyen faktörler elbette ki vardır. İşte biz Ateistler hatta biraz daha geniş tanımıyla Nonteistler , ahlak anlayışımızı bu faktörlere göre temellendiririz. Mümin arkadaşların sürekli olarak görmezden geldikleri vicdan , bilgi , gelenek , görenek , anane , kültür gibi faktörlerdir bizim ahlak anlayışımızın temelleri. Merkezine metafizik bir ögeyi yani tanrıyı koydukları dinlerinin öğretileri ile bir ahlak anlayışı geliştirenlerin , kendi ahlak temellerine bahsettiğim rasyonel gerçekleri koyan bizleri anlamalarını açıkçası çokta beklemiyorum.


Burada konuyu biraz daha genişleterek mümin arkadaşların , bizlerin yapmamız konusunda bir engel göremedikleri ve yapmamızı meşru gördükleri bazı eylemlerden ve neden bunları yapmadığımızdan bahsedelim zira bizler onlara göre inançsız insanlarız ve bunları yapmakta özgürüz. Genellikle bu tür arkadaşların bizlere saldırdığı ilk nokta ensest ilişkidir ; Akraba evliliğinin sakat bebeklerin doğumuna yol açtığı bilimsel gerçeğini tüm dünya biliyor artık bundan uzun uzadıya bahsetmeye gerek bile yok , kardeş evliliğinin ise sakat çocuk ihtimalini kat be kat arttırdığı için insanlar çoğu içgüdülerine benzer şekilde aralarında kan bağı olan karşı cinslerine karşı iticilik duyacak şekilde evrimleşmişlerdir. Evet elbette cinsel yönden bu tür farklılıklara sahip insanlar vardır ama bu ahlaksızlık olarak nitelendirilemez zira nasıl ki eş cinsellik, pedofili ve hayvan sevicilik gibi farklı eğilimler tercih yada psikolojik hastalık olarak görülüyorsa bu durumda benzer nitelik taşır ama ahlaksızlık olarak görülemez çünkü ahlakın toplumsal kurallar bütünü olduğunu göz önünde bulundurunca bu durumun toplumu değil bireyleri bağladığını görürüz.

Bir diğer unsur da yalan söylemektir ; Allah'tan korkmayanın yalan söylemekten de korkmayacağını iddia ederler. Şahsen ben yalan söyleyerek karşımdaki insanın güvenini kalıcı olarak yitirmek istemem , aldığım eğitime ve benim onuruma aykırı bir durumdur ayrıca ve sadece bu bile yalan söylememem için yeterli bir sebep bence. Bir diğeri ise tecavüz ; Neden bir insana cinsel saldırıda bulunup onun özgürlüğünü kısıtlayayım ki , neden onun kişi haklarını ihlal edip , kanunen suç sayılan bir eylemi gerçekleştireyim , her şeyden önce bunu vicdanen kendime yedirememem ve inandığım değerlere de aykırı bir durumdur bu. Yukarıda verdiğim bazı örneklerden de anlaşılacağı üzere mümin arkadaşların yapmakta özgür olduğumuzu düşündükleri tüm eylemleri yapmamam için psikolojik , vicdani , kültürel , geleneksel , bilimsel ve ideolojik sebeplerim var ve bunların hiç birisi dinle bağlantılı değil.

Açıkçası arkadaşlar tüm dinler , şunu şöyle yaparsan cennetle ödüllendirilirsin, bunu böyle yaparsan cehennemle cezalandırılırsın önermeleri üzerinden bir ahlak anlayışı şekillendirmişler ve bu öteki dünya iddialarını kanıtlayamıyorlar , hepsi olmayan bir dünyayı vaat ediyorlar bizlere. Fakat bu yaşadığımız dünya fazlasıyla gerçek , açlıktan ölen insanlar , hastalıklar , savaşlar gerçek , her gün daha fazla mutsuzluğa sürüklenen insanlık gerçek. Her sabah insanlık böyle bir dünyaya uyanırken , bütün bu acımasızlık , yoksulluk , umutsuzluk gerçek iken , perdenin öteki tarafında olduğu iddia edilen cenneti hayal ederek yaşamayı ben kendime yediremem.

Ben iyiliği sadece iyilik olsun diye yapmayı seviyorum , kötü birisi olmadığım içinde kötülükten uzak tutmayı biliyorum , iyilik yaptığımda birinin ödül vermesi yada kötülük yaptığımda birinin beni cezalandırmasından korktuğum için değil . İyi olmak için bir efendiye ihtiyacımız yok , iyilikte kötülükte bizim içimizde , bizimle doğdu bizimle yok olacak , önemli olan yaşarken neyi seçtiğimiz hemde cennet ödülü yada cehennem cezası olmadan , hemde ölüp gideceğini bile bile , perdenin ötesi diye bir yerin olmadığını bilerek , üstelik senden sonrakileri kıskanmadan , biz göremesek de onlar daha mutlu , daha özgür yaşasınlar diye çaba sarf ederek , benim payıma düşünde buymuş diyerek . İşte yaşamak bu kadar heyecan verici , bu kadar güzel ve bu kadar basit, tüm mesele gerçekten alçak gönüllü olabilmekte. Şimdi mümin kardeşim kendine şunu sor; "Yaptığın eylemleri, ceza korkusu ve mükafat beklentisi içinde yapan sen mi daha samimisin, yoksa hiç bir beklenti içine girmeden iyiliği sadece iyilik olsun diye yapan, kötülükten de kötü olduğunu için sakınan bizler mi daha samimiyiz?" Yani sen mi gerçekten ahlaklısın yoksa biz mi ! Her daim sevgi ve umutla kalın dostlar.

Yazan: Gregoire de Fronsac

KANIT EKSİKLİĞİ VE ATEİZM

Ateist olmak, Ateist olmanın sebepleri, ateizm, din, A, Ateist olma nedenleri, Ateist olmak, Tanrıya dair kanıt eksikliği, Ateizm varsayımı, Ateizm olasılık hukuku, din ve mitoloji, Allah var mı?,
İnsanların Ateist olmasının çeşitli sebepleri vardır, bu sebeplerden biri de "KANIT EKSİKLİĞİ"dir.

Olasılık Hukuku
“Bir şeye yetersiz delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde yanlıştır.
WK Clifford (1879)

Birçok kişi ateisttir, çünkü Tanrı'nın varlığı için hiçbir kanıt bulunmadığını düşünmektedir - ya da en azından güvenilir bir kanıt yoktur. Bir kişinin yalnızca iyi kanıtları olan şeylere inanması gerektiğini savunurlar.
Bir filozofun ateizm varsayımından hareket ettiği söyleyebilir.

Ateizm varsayımı
Bu, Tanrı'nın var olup olmadığı tartışmasına nereden başlanacağı ile ilgili bir tartışmadır.
Bu varsayım, Tanrı'nın var olmadığını varsayarak, Tanrının var olduğunun ispatlanmasının Tanrı'ya inananlara yüklenmiş olduğunu söyler.

Bu konuda bir yazı yazan filozof Anthony Flew şöyle demiştir:
"Eğer bir Tanrı'nın var olduğu tespit edilirse, bunun gerçekten olduğuna inanmak için iyi gerekçelere sahip olmalıyız."
Bazı gerekçeler üretilene kadar, inanmak için tam anlamıyla hiçbir sebebimiz yoktur; ve bu durumda, makul duruş yalnızca olumsuz ateist ya da agnostik olmaktır. 
Dolayısıyla ispatın onayı önerme üzerinde durmak zorundadır.

Yazan: Anu