HABERLER
Dini Haber
sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

YOKSA BİZ KUR'AN'I YANLIŞ MI ANLADIK?



YOKSA BİZ KUR'AN'I YANLIŞ MI ANLADIK?

KURANI KERİM EVRENSEL BİR KİTAPTIR...
KUR'AN'I KERİM HAK DİNİN KİTABIDIR...
KUR'AN'I KERİM ALLAH'IN İNSANLARA İNDİRDİĞİ SON MUKADDES KİTAPTIR...
KURANI KERİM ferde ve cem`iyete, bütün insan sınıflarına, bütün memleketlerde ve bütün devirlerde insan hayatının bütününe, maddî - mânevî bir hidayet rehberidir...
KURANI KERİM muazzam bir kitaptır. Onu biz indirdik. Çok mübarektir. (Fayda ve bereketi çoktur).... vs.

Bu esaslara sahip olan kuranı kerimin Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsiriyle Kur'an'ın içerisinde geçen bazı kelimelere gelin beraber bir göz atalım.
evrensel olarak nitelendirilen kuranın, acaba içerisinde zıt anlamlı kelimeler hangi ayetlerde kaç kere geçiyor.

HÜR = 7-2 defa geçiyor
Bakara 178
Nisa 1 (bu ayetteki hür kelimesi hürmet etmek anlamında kullanılmıştır)
Nisa 25
Maide 5
Nahl 75
Hac 30 (bu ayetteki hür kelimesi hürmet etmek anlamında kullanılmıştır)

ÖZGÜR = 0

SERBEST = 3-1 (serbest bırakmak) defa geçiyor
En'am (44)(bu ayetteki serbest kelimesi serbestlik rahat hareket etmek anlamında kullanılmıştır)
Araf (127)
Tevbe (5) (("kayıt dışı") bu ayetin içi sizi dışı beni yakar zaten hiç içeriğine girmiyorum zaten)

KÖLE  = 16 defa geçiyor
Bakara (178)
Bakara (221)
Nisa (36)
Nisa (92)
Maide (89)
Tevbe (60)
Nahl (75)
Mu'minun (47)
Nur (32)
Nur (33)
Nur (58)
Şuara (22)
Rum (28)
Ahzab (55)
Mücadele (3)
Beled (13)

CARİYE = 12 defa geçiyor
Bakara (221)
Nisa (3)
Nisa (24)
Nisa (25)
Nisa (36)
Mü'minun (6)
Nur (31)
Nur (32)
Nur (33)
Ahzab (50)
Ahzab (52)
Mearic (30)

ESİR = 26-17 ( esir almak) defa geçiyor
Bakara (85)
Bakara (163) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Bakara (177)
Bakara (226) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Ali imran (30) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Ali imran (89) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Ali imran (129) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Nisa (24)
Nisa (92)
En'am (54) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Enfal (67)
Enfal (70)
Hud (90) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Meryen (26) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Meryem (44) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Meryem (75) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Meryem (78) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Taha (90) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Rum (21) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Ahzab (26)
Hadid (9) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Mücadele (12) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Hasr (22) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
Tahrim (1) (bu ayetteki esir kelimesi esirgemek anlamında kullanılmıştır)
İnsan (8)

BARIŞ = 9 (barışmak-barış yapmak) defa geçiyor
Bakara (208)
Bakara (228)
Nisa (35)
Nisa (90)
Nisa (91)
Nisa (128)
Enfal (61)
Muhammed (35)
Hucurat (9)

SAVAŞ = 62 (savaşmak-harp) defa geçmektedir
Bakara (177)
Bakara (190)
Bakara (191)
Bakara (217)
Bakara (218)
Bakara (246)
Bakara (249)
Bakara (279)
Ali İmran (121)
Ali İmran (142)
Ali İmran (146)
Ali İmran (147)
Ali İmran (156)
Ali İmran (167)
Ali İmran (168)
Ali İmran (195)
Ali İmran (200)
Nisa (77)
Nisa (90)
Nisa (95)
Maide (24)
Maide (33)
Maide (54)
Maide (64)
Enfal (5)
Enfal (57)
Enfal (60)
Enfal (72)
Tevbe (13)
Tevbe (14)
Tevbe (16)
Tevbe (29)
Tevbe (36)
Tevbe (38)
Tevbe (39)
Tevbe (41)
Tevbe (42)
Tevbe (45)
Tevbe (81)
Tevbe (83)
Tevbe (91)
Tevbe (92)
Tevbe (107)
Nahl (81)
Nahl (110)
Isra (5)
Enbiya (80)
Hac (39)
Neml (33)
Ahzab (25)
Muhammed (20)
Fetih (16)
Hucurat (9)
Hucurat (15)
Hasr (11)
Hasr (12)
Hasr (14)
Mümtahine (1)
Mümtahine (8)
Mümtahine (9)
Saf (11)
Tahrim (9)

Yoksa biz bu kitabı yanlış mı anladık? Bahsi geçen HUZUR, MUKADDESLİK, EVRENSELLİK, HAK DİN, MADDİ MANEVİ HİDAYET, MÜBAREKLİK, FAYDA, BEREKET vs. nerede hani ???
(("kayıt dışı") Buna benzer bir çok örnek var. Ben ufak bir kısmını paylaştım ama siz ne demek istediği mi çoktan anladınız zaten. Zıt anlamlı sözcükleri tarayınca karşımıza maalesef şunlar
çıkıyor: Hür, özgür, serbest-köle, cariye, esir, barış-savaş...

SİZDEN GELENLER | Yazan: İsimsiz

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

DİNDEN SIYRILMA HİKAYEM



DİNDEN SIYRILMA HİKAYEM
(Takipçimin Dinden Sıyrılma Süreci)

Merhaba ben Hakan 35 yaşımdayım yaklaşık 2 buçuk yıldır dinden sıyrılıp hakikati gördüm diyebilirim. Henüz yeni sayılırım kanaatimce ve benim durumum ani ve birden oldu. Sabrederseniz size bu durumun nasıl olduğunu anlatacağım. Anlatımıma geçmeden önce bana bu fırsatı veren kanalınıza-sitenize teşekkürü bir borç bilip minnettar olduğumu ayrıca belirtmek isterim.

Çocukluğumu hemen hemen herkes gibi arada yaz tatillerinde 1 ay Kur'an kursuna gidip Arapçasından 5-10 sure ezberletilip ve yine Arapçasından Kur'an okumasını hasbel kader öğrenmeye çalışarak geçirdim. Belli bir yaşa kadar da dine inanmak dışında pek işim olmadığını söyleyebilirim. Arada annemin zoruyla cuma namazına gidip gelmek ve ramazan aylarında 10-15 gün oruç tutmak dışında tabii. O belli yaş 25'imde iken çok yakın bir arkadaşımın hasta olan babasıyla yapmaya çalıştığımız 1 saate yakın muhabbetten sonra başladı diyebilirim. Yanlış anlamayın dini bir muhabbet değildi. Arkadaşımın babası Parkinson hastalığına yakalanmış yaşlı biriydi ve o zamana kadar evine devamlı gidip geldiğim bu adamla hiç bu kadar uzun vakit geçirmemiştim.
Amcanın bu durumu beni derinden etkilemişti ve üzmüştü doğrusu. Eve dönüş yolumda derin düşüncelere dalmıştım ve bu hayatın çok kısa olduğunu biraz da öbür tarafı düşünüp iyi şeyler yapmak gerektiğini düşünmüştüm. Bir süre sonra da kendimi namaz kılarken buldum ve bu şekilde 5 vakit namaza başlamıştım.

Evimizde Kur'an'ın Arapçasının yanında mealinin de olduğu bir Kur'an da vardı ara ara onu okumaya da başlamıştım. İnanır mısınız insan inançlıyken dine karşı okuduklarını ve duyduklarında çok saf bakıyor. O zamanlarda eleştirel bakamıyorsunuz okuduklarınıza çocukluğunuzdan beri öyle kodlanıyorsunuz adeta. Bize öyle öğretildi, bu kitap bizim gözümüzde Muhammed zamanından beri harf bile değiştirilmeden günümüze kadar korunarak gelmişti. Aklıma azıcık eleştirel bir şey gelse yine bize öğretildiği gibi şeytan şu an benim aklımı çelmeye çalışıyor diyerek hemen tövbe edip yaratana sığınırdım. Bu şekilde arada namazı bırakıp tekrar başlayarak 5-6 yıl geçirdim. Ama imanımın eksik olduğundan dolayı ara ara ibadetlerden koptuğumu düşünmeye başlamıştım. Sonunda tek olduğum ve çevremde benim gibi dine yönelmiş bir insan bulamadığım için bu durumda olduğuma kanaat getirmiştim. Bu durumu da dinle ilgili daha çok araştırarak, kitap okuyarak aşacağımı düşündüm ve öyle de yaptım. Boş zamanlarımda kitap okumaya daha çok da ilgi alanım olduğundan dinle ilgili kitaplar okumaya başladım. Okudukça da inancımın ve ilmimin arttığını düşünüyor ve bu durumdan keyif alıyordum. Yaşar Nuri Öztürk hocanın YouTube dan eski programlarını izliyor ve edinebildiğim kitaplarını okuyordum. Hayatımın bu döneminde beni özellikle etkileyen bir kaç kitaptan bahsetmek istiyorum. Yaşar hocanın ana dilde ibadet meselesiyle ilgili bir kitabını okuyup, etkilenip namazda okunan sure ve duaların Türkçe'sini ezberleyip tamamen Türkçe yani anladığım dilde namaz kılmaya başlamıştım ve gerçekten namazdan aldığım keyif ve huzurun bir kaç kat arttığını söyleyebilirim. Hatta tam da bu yüzden dinin Tanrı tarafından gönderildiğine inanmayı bıraktıktan sonra bile aylarca namazı bırakamamıştım, düşünsenize abdestli, namazlı bir inançsız.. size çok garip geldiğini tahmin edebiliyorum ama durum tam da buydu.

Her neyse yine okuduktan sonra beni çok etkileyen bir diğer kitap ta Kur'an araştırmaları grubunun yazdığı Uydurulan Dinden İndirilen Dine adlı kitabıydı. Bu kitapta hadislerin Muhammed'in ölümünden çok sonra 150-200 yıl gibi kaleme alındığını ve gerçekten akla mantığa sığmayan hadis örneklerinin olduğunu öğrendim ve araştırınca birçoğunun doğru olduğunu gördüm. Bunlar gibi bir çok kitap daha okudum ve tabiri caiz ise modernist bir İslamcı olup çıkmıştım.
Mehmet Okuyan, Mustafa İslamoğlu, Caner Taslaman gibi hocaların kitaplarını okuyan ve programlarını izlemekten haz duyup mutlu huzurlu namazını kılan öle kendi halinde yaşayıp giden bir adamdım. Bu arada da evlenmiştim. Evlenmeden önce kafamda ki eş manevi açıdan benden daha güçlü olsun ki birlikte birbirimize destek olup beraberce bu yolda yürüyüp gidelim istiyordum. Gönlüme göre de bulmuştum doğrusu mutluydum. Onunla arada bu tip konularda konuşur fikir alışverişinde bile bulunurduk. Zamanla okumalarım, araştırmalarımda artıyordu dinle ilgili ne bulursam ilgimi çekiyor okuyor okuyordum. Samimi bir inanandım ve kendimi hakikati arayan bir insan olarak görüyor ve o hakikatin de dinde olduğunu zannediyordum.
Mesela İhsan Eliaçık hocanın "bana dinden bahset" adlı kitabından edindiğim bir bilgiden bahsetmek istiyorum. Kur'an da Süleyman peygamberin rüzgâra emir verip istediği yere gidebildiğiyle ilgili ayetleri biliyorsunuzdur. İhsan hoca burada istenilen yere götüren rüzgarla ilgili gerçekte o dönemde yaşayan Fenikelilerin yelkenli gemi yapımında çok ileri olduğu ve Süleyman peygamberinde yaşadığı dönemde bu teknolojiden yararlandığını söylüyor, esasen Kur'an da bunu anlatıyormuş.

O dönem bunu okurken vay be çok mantıklı bir anlatım, gerçek bu olmalı dediğimi hatırlıyorum. Şimdi ise madem öyle, madem doğrusu bu, o halde Tanrı neden gönderdiği kitabında bu durumu açık açık belirtmemiş, belirtse bizde aynı şekilde anlardık, üstelik kitapta her şeyi apaçık açıkladığını iddia ediyor diyordum.
Neyse yaşadığım şehirde düzenli kitap aldığım bir kaç yer vardı o noktalardan birinde dolaşırken şans eseri gözüme takılan ve bunun için kendimi şanslı hissettiğim, sevgili Arif Tekin'in Bilinmeyen Yönleriyle Kur'an adlı kitabı çarptı. İlk bakışta normal dini bir kitap izlenimi veriyordu, kapağında Arapça yazısı olan ve ilgi uyandıran gizemli bir havası vardı. Kitabın arkasındaki yazıyı okumamla birlikte daha bir merak içinde kalıp hemen aldım. Nereden bilebilirdim ki o kitabın benim dine eleştirel bakma penceremi alabildiğine açacağını.
Kitabı okuduktan sonra ufkum açılmıştı adeta. Kitapta yazan ve eleştirilen ayetler benim daha önce hiç bakmadığım bir bakış açısıyla yorumlanıyordu ve hemen hepsi de doğruydu, gerçeklerden kaçamıyordum doğrusu.
Bir çok yerde telefonuma indirdiğim Kur'an mealini açıp bakıyordum, yetmiyor öncesine ve sonrasına bakıyordum ve diyordum ki "evet hoca haklı, burada bunu demek istiyor". Kur'an'ın cariyeliği ve köleliği yasaklamadığını tam tersine teşvik ettiğini, kadınları erkeklerin tarlası ve yarım insan yaptığını, Muhammed'in akıl hocalarının olduğunu ve daha bir çok şeyi bu kitaptan öğrendim.

Akla ve vicdana ters o kadar fazla şey vardı ki kendi kendime Kuran'ın mealini defalarca okumama rağmen nasıl bunları görememişim diye hayret etmiştim. Daha önce de dediğim gibi bu durumun insanların küçüklükten beri toplumun beyin yıkama operasyonuna tabi olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Özellikle alkolle ilgili ilk gelen ayetlerde onun insan için iyi bir şey olduğunu sonra hem iyiliğin hemde kötülüğün bulunduğunu, daha sonra ki ayette ise komple yasakladığını biliyordum ama bun şekilde insanı denediğini ve insanın bu sınavdan başarısız olduğunu görünce yasaklamış olduğunu düşünürdüm. Şimdi bu düşünce saçma geliyor, her şeyi bilen Tanrı neden insanlarla bu şekilde oynasın ki, direk yasaklasın. Yoksa o her şeyi bilmiyor mu? neresinden baksanız bir tuhaf.

Daha önce imanımı güçlendirsin diye yukarıda adını yazdığım hocaların onca kitabını okumama rağmen Arif Tekin hocanın bu kitabı benim imanımı şüpheye sokmaya yetmişti. Uzun bir süre dinle ilgili hiç bir şey okumamaya karar vermiştim, artık bu konularla ilgili konuşmuyor, okumuyor sadece Türkçe namazımı kılıp oturuyordum. Bu konuları konuştuğum 1 arkadaşım vardı bir tek onunla konuşuyordum ve benim bu değişimime çok şaşırmıştı. Özellikle de bu kadar ani oluşuna, zira kendisi henüz 3-4 aylık bir deistti ve bu duruma uzun yıllar süren ufak ufak sorgulamalar ile gelmişti, benimki ise aniden olmuştu.
Arif hocanın kitabı tıpkı beklenmedik anda gelen sert bir tokat gibi uyandırmıştı beni. 5 ay kadar dayandıktan sonra bu kez Arif Tekin'in Kur'an'ın Kökeni adlı kitabını aldım okudum. Arkasından İlhan Arsel'in Kur'an Eleştirisi 2 kitabı geldi. Artık bu kitabında peygamberinde dininde Tanrı ile alakası olamayacağına iyice kanaat getirmiştim.

Bir tanrının olup olmadığı da şüpheli bana göre. Dinden çıkınca insanların bir çoğu ilk durak olarak deizmi görür, bende bu öyle olmadı. Direk agnostik düşünmeye başlamıştım, şimdi de aynı noktadayım diyebilirim.

Richard Dawkins'in kör saatçisini ve bir çok bilim kitabını da okudum ve okumaya araştırmaya da keyifle devam ediyorum. Okumaktan araştırmaktan korkmamanızı öneririm.
Benim hayatımda bir dönem en korktuğum şey bir gün inancımı kaybetmekti. Bana çok kötü bir durum gibi gelirdi. İnançlıların inançsızlarla ilgili bildiği bir çok yanlıştan biri de sanki inançsız birinin vicdanı olmaz, dini, Allah'ı olmayınca kötülüğe çabuk düşer gibi bir ön yargının olması.

Arkadaşlar hiç öyle bir durum olmuyor rahat olun. Hatta daha düşünceli, ahlakını aklından ve vicdanından alan özgür düşünceli bir birey oluyorsunuz inanın. Bazı arkadaşlar evlilik durumumun bu şekilde nasıl gittiğini merak ediyor olabilirler.
İlk dinden çıktığım, sorgulamaya ilk başladığım zamanlarda insan haliyle daha bir ateşli daha bir paylaşımcı oluyor bu konularda. Durumu eşime bir kaç kez anlatmaya çalıştım ama maalesef başaramadım, olmadı. Bende boş verdim şimdi arada bir eşimin isteğiyle besmele çekip ayda yılda bir namaz kılıyorum. Onu seviyorum ve bu durumdan dolayı evliliğimizin zarar görmesini yada boşanmayı istemiyorum. Maalesef din böle karıyla kocayı birbirinden ayıran saçma sapan bir ideoloji.

İlk zamanlar kendimi çok rahatsız hissediyordum ki halen bazen yalan söylediğim için rahatsız olurum ama bunun başka bir yolu yok. Kendimi de suçlamıyorum çünkü insanın ileride düşüncelerinin nereye evrileceğini düşünmek elinde olmuyor, bazen yaprak misali sürüklenip gidersin.

Muhtemelen burada bir gruba göre münafık diğer arkadaşlara göre de yalancı ve korkak oluyorum. Kime ne hayat benim, bu yaşam benim, en azından şimdilik doğru olduğunu düşünüyorum. Birazcık özel konulara girdiğim için affedin dostlar tekrar din meselelerine gelirsek uzak durun kardeşler uzak durun hiçbir dinden insanlığın geldiği nokta da yine insanlığa ötekileştirmeden, düşmanlaştırmaktan başka bir şey vermez. İnsanı insan olduğu için sevin, kimseye kötülük etmemeye çalışın güzel, onurlu bir hayat yaşayın sonra da geberin gitsin.
Şöyle düşünüyorum eğer bir Tanrı varsa yani bizim Güneş sistemimiz gibi 400 milyar güneşin yani yıldızın olduğu adına Samanyolu dediğimiz galaksiyi yaratan ve yine bunun gibi milyarlarca galaksiyi yaratan bir Tanrı sırf ona inanmadığı için ki aslında bir bakıma ona inanmıyor değilim yalnızca kutsal kitapların onunla alakası olmadığını iddia ediyorum. Adına ahiret yurdu denilen bir yerde benim gibi insanları toplayıp sonsuza dek cehennemde yakacak ve bundan olabildiğine keyif alacak öyle mi?
Son olarak benim düştüğüm hataya düşmeyesiniz diye size reformist İslamcılardan sakınmanız gerektiğini söylemek isterim dostlar. Kur'an'ın sözde çok anlamlılığına sığınarak 1400 yıl önce akla ve vicdana ters verdiği hükümleri bu dönemin insanına yedirmek için canla başla çalışan bir kesim var. Örneğin kadınların dövülmesine hüküm veren ayetin dövme kelimesini alıp ayrılmak olarak değiştirenler var. Cümle içinde kelimelerin anlamlarını ve cümlenin gidişatını değiştirip farklı göstermeye çalışan bir zihniyet mevcut. Okuyun araştırın eleştirel düşünün, düşündüğünüzü sınayın, test edin, üzerine gidin, cesaretli olun, sakın korkmayın.
İyi şanslar dostlar benden bu kadar...

SİZDEN GELENLER | Yazan: Hakan

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

DİN VE KOMPLO TEORİLERİ



DİN VE KOMPLO TEORİLERİ

Komplo dilimize Fransızcadan geçmiş tuzak tertip anlamında bir sözcüktür. Daha geniş anlamıyla ise en az iki kişi tarafından gerçekleştirilen belirli bir kişi ya da gruba karşı kötü amaçlar içeren planlardır. Komplo teorisi ise komploları açıklamak için oluşturulan düşünceler, teorilerdir. Komplo yada komplo  teorileri çok eskiden beri tarihte görülmektir. Örneğin milattan sonra 64 yılında büyük Roma yangınından sonra Neron’un Roma’yı yaktığı hakkında komplo teorileri yayılmış bu haberleri duyan Neron da suçu Hristiyanların üzerine atmış ve kendi komplo teorisini yaymıştır.  Komplo teorileri Günümüzde Amerika’da özellikle 1960’lardan sonra popüler olmuştur. Türkiye’de ise 1990 ve 2000’lerde küçük bir kesim tarafından takip edilmişler özellikle internetin gelişmesiyle günümüzde çok popüler olmuştur. Öyle ki komplo teorileri gerçeklerin önüne geçmiş ve pek çok inanan kazanmıştır. Örneğin Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre 120 milyon Amerikalı chemtrail komplo teorisine yani uçakların havaya zararlı kimyasal maddeler saldıklarına kısmen yada tamamen inanmaktadır. Türkiye’de komplo teorilerine inanların çokluğunu basılan pek çok komplo kitabının büyük satış rakamlarına ulaşmasından, komplo videolarının binlerce kez izlenmesinden anlayabiliriz.

Türkiye’de ki çoğu komplo teorisini kaynağı Batı ülkeleri özellikle de Amerika’dır. Genellikle Amerikan teorisyenlerinin iddiaları tercüme edilerek sunulur. Fakat bazen yanlış çeviriler kendi milli komplo teorilerimizin oluşmasına da neden olabiliyor. Örneğin son günlerde oldukça popüler olan “faiz lobisi” teorisi hem “faiz” hem de “çıkar/menfaat/ilgi ” anlamına gelen “interest” kelimesinin yanlış tercümesi sonucu uydurulmuştur.

Komplo teorilerinin çeşitlerine gelecek olursak pek çok farklı gruplandırma yapılabilir; belirli kişi yada olaylarla bağlantılı teoriler örneğin 11 eylül olayları, Michael Jackson’ın aslında hayatta olduğu, Kennedy suikastı  gibi teoriler. Belirli geniş amaçlarla belirli bir grup yâda ülkenin dünyayı kontrol ettiğini iddia eden teoriler. Komünistler yada Yahudilerin dünyayı ele geçireceği ile ilgili teoriler bu gruptadır. Bir diğer grup ise tüm komploları birleştiren kötücül bir en büyük üst gücün varlığına dair teorilerdir.

Peki, komplo teorilerinin dinlerle benzerliği ne?  Komplo teoriler dinin her şeyi kontrol eden ve hükmeden tanrı düşüncesinin modern halidir. Kesinlik arayışındaki insan zihnini dinler ve komplo teorileri rahatlatmaya yarar. Dünyada hiçbir şey tesadüf değildir. Her şeyin bir amacı vardır. Hiçbir şey göründüğü gibi değil dünyada mutlak iyi ve mutlak kötü savaşmaktadır.  Bir komplo teorisyeni “gerçeği” bulmuştur ve başka insanlar bu gerçeğe ulaşamamıştır. Diğer insanlar gerçeği bulabilecek kapasitede değildir.  Mutlak, çürütülemez, sarsılmaz gerçeği yalnızca kendisi bilmektedir. Teorisinin, kanıtlarının ve kendi düşüncelerinin yanlış olma ihtimali yoktur.  Komplo teorisine inanan kişi adeta seçilmiş kişidir diğerlerinden farklıdır. Bu tür düşünceler insanların kendini önemli hissetme ihtiyacından yada kendine olan güveni abartmaktan doğmakta ve insanların kolayca teorilere ve inançlara bağlanmasına neden olmaktadır.

Pek çok komplo teorisyeni kendi teorilerinin bilimsel olduğunu, kanıtları olduğunu söylese de bu kanıtlar uydurma kanıtlardır veya bilimsel kanıtların kendi amaçları doğrultusunda yanlış kullanılmasıdır. Dinler de bilimsel gerçekleri kendi inanışlarına göre düzenlerler. Bilimsel gerçekler ve kanıtlarla komplo teorilerini çürütseniz dahi yeni düzenlemelerle teorilerine inanmayı sürdürürler.  Hem dinler hem de komplo teorileri bu sebeplerle yanlışlanamaz. Pek çok bilim adamına göre bu yönüyle komplo teorisyenleri fanatik dincilere oldukça benzemektedir.

Komplo teorisine inanan kişi internet, kitap, belge araştırmalarını yine kendisi gibi gerçeğe ulaşmış, çok önemli, önder olarak gördükleri kişilerin kaynaklarından yaparlar. Bu önderlerin iddiaları kesinlikle gerçektir. Onlar için bu önderler adeta birer peygamberdir.   Bu düşüncelerle birlikte komplo teorisine inanan kişide acilen harekete geçme istediği uyanır.  Kendi teorisini ve gerçek bilgisini başka insanlara da yaymalı onların da gerçekleri görmesine yardım etmelidir.  Bu amaçla internette, televizyonda, yakın çevresinde teorisini yayar. Diğer insanları kendi teorisine inandırarak iyilik yapıp, sevap işlemiş olur.

Fakat dinlerde olduğu gibi komplo teorisine inananlarında düşmanları vardır. Bilim, devletler, teorilerine inanmayan diğer kişiler onlara düşmandır. Düşmanlara karşı birlik olunmalı, savaşılmalı daha çok inanan toplanmalıdır.

Bu tür benzerlikler komplo teorilerinin dinler yâda siyaset tarafından kendi amaçları doğrultusunda pek çok şekilde kullanılmasına ve komplo teorileriyle dinlerin iç içe geçmesine neden olmaktadır. Örneğin düz dünya teorisinin oldukça popülerleşmesindeki önemli nedenlerden birisi Yahudilik Hristiyanlık ve Müslümanlıkta dünyanın düz olduğuna inanılmasıdır.

 Psikolojik yansıtma bir kişinin kendi kötü özellik ve düşüncelerini başka bir kişi yada guruba yansıtmasıdır. Dinler komplo teorilerini kullanarak diğer gruplara kendilerinde olan şiddet ayrımcılık insanları köleleştirme gibi kötü özellikleri kolayca yansıtabilirler. Komplo teorisindeki düşman aslında o kişinin özelliklerini barındırır. Ya da kendi başarısızlıklarının kötü özelliklerinin sebebi komplodaki düşmandır. Sürekli dış güçlerin, gizli örgütlerin ya da başka bir dinin kendine komplo kurduğunu ve saldırdığını iddia eden Müslümanlar kendi eksikliklerini kolayca gizleyebilmektedir.  Müslümanlar bilimde, sanatta, ekonomide geri kalmışlığı, kötü yöneticileri,  fakirliği, eşitsizliği torpil ve rüşvet gibi sorunlarını sorgulamak yerine komplo teorileriyle oyalanmaktadır.  Hâlbuki diğer ülkelerin bilimsel araştırmalara, sanata ve kültüre harcadığı kaynaklar incelense neden Müslümanların en fakir en geri kalmış ülkeler oldukları kolayca görülebilir.

Komplo teorilerinin dinler tarafında başka bir kullanım amacı da düşmanlar ve korkutmadır.  Dinlerin en büyük kaynağı korkudur. Dinler cehennem ve cezalar gibi hikâyelerle inananları bir arada tutmaya çalışsa da, günümüzde bu yöntemler işe yaramamakta her yıl ateist ve deist sayısı artmaktadır. Bu tür hikayeler yerine komplo teorilerinde geçen gizli güçler yada diğer dinlerden düşmanlar insanları korkutmak için daha etkilidir. Korkan insanlar kendi dinine düşman grup karşısında birleşme eğilimi gösterip dinine daha sıkı sarılmaktadır.

Daha pek çok sebep komplo teorileriyle dinlerin kardeşliğini pekiştirmektedir.
Sonuç olarak Komplo teorileri hem toplum hem de kişiler için oldukça tehlikeli olmaktadır. Komplo teorileri psikoloji, psikiyatri, sosyal psikoloji, siyaset bilimi, sosyoloji gibi disiplinler tarafından incelenmektedir. Son yapılan bazı psikolojik araştırmalar şizofren ve paranoyak kişilerle komplo teorilerine inananların aynı belirtileri gösterdiğini saptamıştır. Toplumsal etkileri ise daha yıkıcıdır. Bu nedenle kendimizi komplo teorilerinden korumak için hayatın her alanında bilimsel ve analitik düşünceyi esas almak zorundayız.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Efe Balcı

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

NEDEN DİNİ EĞİTİM AHLAKLI İNSAN YETİŞTİREMEZ?



NEDEN DİNİ EĞİTİM AHLAKLI İNSAN YETİŞTİREMEZ?

Kafamda dönüp duran deli soruydu. En küçük hatada senelerce cehennemde yanacağına inanan insanlar nasıl bu kadar kolay günah işleyebiliyor.

Geçen pikniğe gittiğimiz yerde her yeri çöp içerisinde görünce, istemsiz olarak olaya başka bir açıdan bakı vermişim. “Buraya çöp atmak yasaktır” yazısına rağmen, orayı çöplüğe çeviren insanlarla namaz kılmak farzdır deyip namaz kılmayan insanlar acaba aynı insanlar mı? Japonya, Hollanda gibi inançsız memleketlerde her yer tertemizken neden bizim gibi inançlı memleketler pislik içerisinde? Neden Müslümanlar toplum yararına olan kurallara uyma konusunda bu kadar başarısız?
Çocukluğum, Avrupa ve Arap ülkelerinde işçi olarak çalışmaya giden gurbetçi insanların arasında geçti. Çevrem gittikleri yerde yaşadığı hikayeleri anlatan insanlarla doluydu. Bir Almancı teyze anlatmıştı. Almanca bilmiyor ama alışveriş yapması lazım. Demişti ki; 100 mark alırdım yanıma, almak istediğim şeyleri alırdım. Almana 100 markı verirdim. Bana üstünü verirdi, Almanlar bizi hiç kandırmadı hep paramızın üstünü tam verirdi. Almanların dini mini yoktu ama çok dürüst insanlardır, dürüstlükleri bizim dinimizdeki gibi demişti.

Sonra Arabistan'a giden bir amca anlatıyor hikayesini. Bir kavgadan ötürü haklı olmasına rağmen mahkemeye düşmüş. İstediğin kadar haklı ol, her zaman Arap haklıymış. Hapishaneye atmışlar bunu, makarnayı el arabası ile dökmüşler önüne de, bu eliyle yerden yemiş makarnayı. Yine hacca giden teyzem anlatmıştı, Tekerlekli sandalye ile para karşılığı tavaf ettiren adam, eksik tur attırmış, bırakmış gitmiş, teyzem tekerlekli sandalyenin üstünde kala kalmış.  Demişti ki Şeytanın büyüğü oradaymış, meğer ondan taşlamaya oraya gidiliyormuş.

İnsan ister istemez soruyor. Neden dinin az olduğu yerler bu kadar ahlaklı iken, en küçük hatada yıllarca cezalandırılıp yanacağına inanan, inançlı insanların olduğu yerler bu kadar ahlaksız?
Bu soruyu sorunca inançlı insanlar hemen müdahale ediyor. Müslümanlara istediğin eleştiriyi yapabilirsin ama İslam kötülüklerden münezzehtir, İslamı eleştiremezsin diyorlar. Ama ben bunu yapmak istemiyorum, çünkü bu zaten İslamın yapılmasını istediği şeydir. İslam insanların eksik, hata yapan ve Allah'a borçlu mahlukat olarak görür. Mesela, imamlar, cemaate, istiğfar duası ettirerek ne kadar hatalı, eksik ve günahkar olduklarını tekrar tekrar hatırlatırlar, ama ben bu oyuna gelmek istemiyorum. Hayır, sorun Müslümanlarda değil, sorun inandıkları dinden kaynaklanıyor.

Anadolu'nun eski evlerinin çoğu kerpiçten yani topraktan yapılmıştır. Toprak evler pek ıslanmayı sevmez, içlerinde banyo yoktur. Olasılıkları kafanızda değerlendirin, böyle bir yerde İslami kurallara göre kim boy abdesti alabilir? Çocukken yaşlı bir teyze anlatmıştı. Evde banyo olmayınca yıkanmak için dama gidermiş yani hayvanların olduğu bölüme. Soyununca eşek buna bakmaya başlamış. Eşeğin bakışlarından rahatsız olan kadın eşeğin gözlerini yazma ile bağlamış ta boy abdesti almış. Yani her boy abdesti almak gerektiğinde köyün çeşmesinden kaplarla su getireceksin, Konya’nın ayazında akan su ile abdest alamazsınız. Onu ısıtacaksın sonra dam içine gideceksin ve yarı karanlıkta bedeninizde iğne ucu kadar kuru yer kalmayana dek yıkanacaksın. Sizce dedelerimiz ninelerimiz her seferinde bu zahmete girip boy abdesti almışlar mıdır? Kandırmayın kendinizi böyle bir şey olmadı, bir kere çektilerse bu zahmeti, diğer seferde yapmadılar ve dinin istediği gibi hatalı olup, cenabet dolaştılar. İslamın koyduğu kuralların bir çoğu böyle, günahkar olmaktan kaçamayacağınız kurallardır. Zaten diğerleri de insanlığın bir arada yaşamak için koyduğu evrensel kurallardır, dine özgü değildir.

Cehennemi-cenneti olan dinlerde insanların günahkar olması önemli. Bu nedenle az önceki örnekte açıklamaya çalıştığım gibi yaparken zorlanacağı, yapamayacağı şeyleri inananlara ödev olarak yüklemeniz gerekir. Müminleri Allah'a karşı eksik, hatalı ve borçlu olduğuna inandırmanız lazım ki dinin temsilcileri inanlardan bir şeyler koparabilsin. Mesela Hristiyanlıkta günah çıkarma var, veriyorsun parayı günahlarından kurtulabiliyorsun ama İslam üst versiyon olduğundan biraz daha karmaşık yollardan ister alacağını. Örneğin; derki benim ideolojim yolunda ölürsen şehit olacaksın ve tüm günahların affolacak. Özetle kaçışın yoktur, ne yaparsan yap günahkar olmak zorundasındır. En halis Müslüman bile günahkardır. “Ben cana kıymadım, hırsızlık yapmadım, kimsenin ırzına geçmedim. Kendi halimde yaşıyorum. Ben iyiyimdir, beni niye yaksınlar” derseniz, bu olmaz. Böyle bir inancı olan insandan bir şey kopartamazsınız.

Çocukluğumun ve gençliğimin bir döneminde dini eğitim veren yerlerde kaldım. Düşünün gençsiniz hayat gürül gürül akıyor. Ama başınızdaki hoca sabah akşam beş vakitte size dinin kurallarından, uymazsanız ne kadar yanacağınızdan bahsediyor. Kendinizi yaman bir çelişkinin içinde bulursunuz bir tarafta dinin kuralları var, diğer tarafta tavana vurmuş insani dürtüleriniz. İnsani dürtüleriniz çoğu zaman baskın gelir ve hocanın anlattıklarını, kitaplarında yazanları bir şekilde görmezden gelmeyi ve kendinizi bu çelişkiyle yaşamayı öğretirsiniz. Böyle büyüdüğünüz için inandığınız kurallar ile yaptıklarınız arasındaki çelişki artık sizi rahatsız etmez. Bu açıdan bakınca imamın dediğini yap ama yaptığını yapma ata sözündeki derin anlamı daha iyi anlıyorsunuz. Camide Suriyeli kadın ile basılan imam, ya da yan soyunma kabinindeki kadının resmini çekmeye çalışan müftü sizi şaşırtmasın. "Yahu bu insanlar bu yaptıklarının karşılığında yıllarca cehennemde yanacaklarına inanmıyorlar mı? Nasıl bunu yapıyorlar" sorusunun cevabını bulmaya çalışarak kendinizi yormayın. O müftü aslında, hocası göz zinasını anlattıktan sonra, gece yatağında porno izleyen imam hatip öğrencisinin büyümüş halidir. Yanlış anlaşılmasın imam hatip öğrencilerine karşı bir tavrım, eleştirim yok, İmam hatip genci izliyor da dinsizin çocuğu izlemiyor mu, onlarda izliyordur ama onları bundan ötürü bilmem kaç bin yıl yanacağına inandırmaya çalışan birileri yok.

Bu çelişki toplumumuza öyle işlemiştir ki, gerekli gereksiz kurallar koymayı ve o kuralları bizzat çiğnemeyi adeta karakter haline getirmişiz. Ünlü Ortadoğu tarihçisi Bernard Lewis’in "doğu toplumları kurallara uymayı sevmez" diye bir lafı vardı. Gerisini getirmemiş rahmetli. Evet doğru, doğu toplumları kurallara pek uymaz çünkü bizzat inandıkları din insanları bu hale dönüştürüyor.
Biraz uzun oldu biliyorum, son bir örnekle bitiriyorum.

Düşünün ki; son model sağlam bir arabanız var ve düz bir yolda ilerliyorsunuz, yol geniş ve bomboş. Sonra bir tabela görüyorsunuz, hız sınırı 50. Anlam veremiyorsunuz. Hız sınırı 50 ama böyle yolda ayağınız ister istemez gaz pedalına gidiveriyor. Az ilerleyince polis durduruyor, hız sınırını aştınız, ceza yazacağız diyor. Böyle bir durumla karşılaşırsanız kendinizi suçlu hissetmeyin, trafik polisinin amacı trafik güvenliği, insanların sağlığı falan değildir. Sebebi devletin paraya ihtiyacı olmasıdır..

SİZDEN GELENLER | Yazan: K. Sarı

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

PUTPERESTLİKTEN KURTULUŞ



PUTPERESTLİKTEN KURTULUŞ

İsmim Gökhan, Adana'da yaşıyorum. Bir haftadır araştırıyorum. Önceleri Kur'an'ın Türkçe meallerine baktığımda bir şey anlamazdım ama yinede Allah boş bir şey göndermemiştir diye detayına girip okumazdım. Arapça daha mantıklı gelirdi, daha doğrusu sesi hoş geliyordu ve bir şey anlamadığım için büyüleniyor gibi hissederdim, Allah konuşuyordu sonuçta.

Ne söylediğini bilmiyordum ama Allah'ın kelamı olduğuna inandığımdan bizim için güzel öğütler veriyor sanırdım, hep öyle dediler ya "Allah'ın kelamı sorgulanmaz, araştırılmaz, günaha girersin"
Lan araştırılmaz sorgulanmaz diyorsunuz da bana ne diyordu bu Allah? Nasıl olmamı istiyordu , hiç bir şey bilmiyordum. Birazda anne tarafından tarikatçı tayfası vardı kördüm yani.

Seneler seneleri kovalıyor, hep bir bekleyiş, hep bir dua.. "Bir gün Allah bana da verecek maneviyatı, parayı, huzuru" diye bekleyip duruyordum ama değişen hiç bir b-k yoktu.
Zorda kaldığım zaman dualar, namazlar, feryat, figan ediyordum ve bir süre sonra biraz düzelir gibi olunca "aha Allah beni duydu" diyordum fakat fazla sürmüyor bir süre sonra durum yine aynı oluyordu. Bu sefer "ben ne yaptım" diyordum. Suçum ne, ne hata işledim? diyerek kendime hayıflanıyordum ama yine değişen bir şey olmuyordu. Seneler hep böyle bir ters bir düz devam ediyordu, son dokuz ay ailemden ayrı şehir dışında çalıştım. Gurbetteyim sonuçta, aile, çocuk kimse yok yapayalnız.
Yine Allah'a şükredeyim diye düşünüyordum. Niye "çünkü para kazanıyorum ya ondan" Hiç demiyorum ki lan mal zaten sefalet çekiyorsun üstüne aileden de uzak, huzursuz, yalnızsın, bu neyin şükrü?
O Allah bana verecek olsa şehrimde, ailemin yanında verir. "Vermediği için gurbetteyim" diye düşündüm ama yine de küfre girmedim, şükrettim.

Sezon bitti memlekete geldim üç hafta oldu, iş yok boşum. Geldiğimde biraz dua ettim, namaz kıldım falan fakat tık yok, belli ki duymuyordu ve neyse ki hanım çalışıyordu, sayesinde idare ediyorduk. Ben de çocuklarla ilgilenip okullarına gönderip, telefonla iş bakıp, bir sürede video izliyordum. Bir hafta önce sizin bir videonuzu izledim, önemsemedim. Altında bir video daha çıktı onu da izledim, biraz düşüncelere kapıldım ve ondan sonraki çekiç vurmak gibi oldu.

Sizin dinden çıkış videonuzu bir saat bıkmadan usanmadan dinledim hemde iki kez. Benim için sanki bir macera, aksiyon filmi gibiydi, o kadar keyif duyuyordum dinlerken. Sonra devamı geldi, Efe Aydal ve Evrim Ağacı gibi nicelerini izledikçe bir şeyler oturdu.
Belki bunlar yalan söylüyordur, meallerle oynuyordur yada öyle bir ayet yoktur diye düşünerek Kur'an'ın Türkçe mealini de okudum ama okudukça dinden, Kur'an'dan, Araplardan daha da nefret ettim. Bu kadın düşkünleri bizi resmen kandırmış, işlerine geldiği gibi kullanmıştı. İşlerine gelince kendilerini savunan bir ayet, işlerine gelince Müslümanlara savaş emri veren ayet.
O kadar saçma kelimelerdi ki anlaması güç, ama kurtulması zor.
Şuan bende inanç denen bir şey yok çünkü neye inanayım ki? Allah bana bir şey anlatmamış sadece Muhammed için ayetler göndermiş, ona inanana cennet vaadi, inanmayana cehennem tehditleri gibi boş cümleler..
İyi ki karşıma çıktın Din ve Mitoloji, beni uyandırdın, gözlerim açıldı çünkü artık güvendiğim bir din ve inandığım bir Allah yok. Ben bir canlıyım, her canlı gibi bende hayatta kalmalıyım, mücadele bu.
Bana Allah yerine vicdanım yeter. İyilik yapınca duyduğum mutluluk cennet, kötülük yaptığımda içimdeki oluşan sıkıntı ve huzursuzluk, vicdanımın yargılaması cehennemdir benim için ve bunlar bana yeter.
Teşekkürler Din ve Mitoloji!

SİZDEN GELENLER | Yazan: Gökhan

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

DEİZM'E YÖNELİŞ HİKAYEM (Rengin)



DEİZM'E YÖNELİŞ HİKAYESİ
(Takipçilerimden Rengin'in Süreci)

Öncelikle merhaba. Ben 13 yaşında bir kız çocuğuyum daha. Önyargılarınız varsa bir kenara bırakın lütfen. İsmimi vermek istemediğimden dolayı siz bana Rengin diyebilirsiniz.

Çoğumuz hatta neredeyse hepimiz gibi Müslüman bir ailede doğdum. Annem kapalı değil fakat dindar. Babam annemden daha dindar. Ailem (özellikle babaannem) 7-8 yaşlarımdan beri dinime düşkün olmamı sağlamaya çalışıyor. Annem ve babam bana İslam'ı öğretiyor ve anneannem ile babaannem beni kurslara gönderiyordu.
Ben daha 9 veya 10 yaşımdayken babaannem büyüdüğüm için artık şort giymemem gerektiğini söylemişti. Ortaokula geçtiğimde seçmeli derslerimden birini din dersi olarak seçtiler. İsteklerimi göz önünde bulundurmadılar tabii ki.
İlkokuldan beri sürekli dinimi sorgulayıp kendime kızardım. 6. sınıfın sonlarına kadar İslam propagandası yapan bir çocuk olmuştum. Gerçekten utanç vericiydi. Sonra takip ettiğim bir ünlünün deist olduğunu öğrendim. Deizmin ne olduğunu bilmiyordum. Bana hiç diğer dinlerden bahsedilmemişti.
Sorgulamadan ailemin fikirlerine uyacağım düşünülmüştü. Merak ettim ve deizm ile beraber diğer dinleri de araştırdım. Benim inandığım şeyin deizm olduğunu fark etmeye başladım. Kabullenemedim. Dinden uzaklaşmamam gerektiğini düşünüp "İslamın gerçek din olduğunun kanıtı" gibi isimleri olan videolar izliyor, yazılar okuyordum. Kendimi kandırmam 1 ila 1,5 sene sürdü.

7. sınıfı bitirdiğimde yaz tatilinde İslam'ın gerçek yüzünü görmemi sağlayan videolar izledim. Kuranın kendi ayetlerini okuyup tiksindim. Birkaç sene önce bu şeyleri savunduğuma inanamıyordum. Erken yaşta bunları fark ettiğim için sevindim. Aileme veya yakınlarıma söylersem çok tepki alırım. Psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalırım. Kendimi saklayarak yaşamak zor geliyor ama idare ediyorum. Kendi gelirimi sağladığımda ve ailemden ayrı yaşamaya başladığımda kimseden korkmadan, gururla "ben deistim" diyebileceğim.
Şu an 8. sınıfa gidiyorum ve yakında 14 yaşıma gireceğim. Yaşımın çok erken olduğunu ve karar vermek için çok küçük olduğumu söyleyecek kişiler olacaktır elbette. Onlara vereceğim cevap çok basit. Eğer Müslüman olsaydım ve bu yaşımda İslam ile nasıl huzura erdiğimi, Müslüman olduğumu birisine söylersem tepki göreceğimi falan söyleseydim beni yargılamaz hatta "yaşın küçük ama ne kadar akıllı, temiz kalplisin" diye desteklerdiniz.

İslamın kız çocuklara nasıl davrandığını göz önünde bulundurursam yaşım ve kararlarım konusunda bir Müslümana danışmamam gerektiğini çok iyi biliyorum. Son olarak söylemek istediğim şey; şu an beni dinleyen kişi, eğer sorgulama dönemindeysen kendini kandırma ve sorgulamaya devam et. Dinlerin ne kadar saçma olduğunu göreceksin. Gerçeğe kavuşanların bu yolda devam etmesi ve henüz kavuşmamış olanların bir an önce kavuşması dileklerimle.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Rengin

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

UYANIŞ VE AYDINLANMAM



UYANIŞ VE AYDINLANMAM
(Takipçilerimden Şu Tigin'in Hikayesi)

Orta halli bir ailenin ilk evladı olarak İstanbul’da doğdum. Babam tutucu bir dindardı. Hiçbir ibadetini aksatmaz, muhafazakâr gazete aboneliğimiz eksik olmazdı. Annem ise modernist İslam akımlarına daha yakındı. Klasik din anlayışının hurafeleri aklına yatmadığından sıklıkla babamla görüş ayrılığına düşüyorlardı. Dini hikayeleri sıkça dinleyerek büyüdüm. Dine fazla zorlanmasam da bilinçaltıma işlendi bir kere. Dönemsel olarak bazen ibadetlerime dikkat ediyor bazen salıyordum. Ama pek çok konu bir türlü benim de kafama yatmıyordu.

Bunlardan en eski hatırladığım insanların eşit şartlarda hayatlar yaşamadıkları bir dünyadan hesaba çekilmesi konusuydu. Orta okul din derslerinde hocalarım dahil pek çok büyüğüme sorduğum soru şuydu: Biri zengin bir ailede doğmuş, varlıklı bir hayat sürmüş ve diğeri çok zor şartlarda doğup yaşamış iki kişi var. İkisi de her yönden dört dörtlük insanlar ve imkanları oranında her şeyi dinen ve insani olarak doğru yapar ve ölürler. Bunların öteki tarafta akıbeti ne olur? Bunları cennette eşit mertebeye koysan zenginlik içerisinde yaşayana torpil olmuş olursun. İki tarafta da gel keyfim gel. Yok büyük zorluklar çekmiş olanı daha üst mertebeye koysan bu sefer de zengin olanın kabahati zengin aileye doğmuş olmak mıdır? Cevapların özeti kem küm işte. Sıkışınca da sen küçüksün, anlamazsın, Allah'ın bileceği iş falan filan. Zamanla beni de inandırdılar. Ben anlamıyordum demek ki. Aklım yetmiyor olmalıydı. İlk meal okumamı yaptığımda lisedeydim. Evdeki Elmalılı mealini okumaya giriştim. O zamanlar konduramamıştım ama hayal kırıklığına uğramıştım. O zamanlar kabul etmiyordum ama Kuran bana hiçbir şey katmamıştı. Kitaplığımızdaki ilmihallere, koca koca tefsirlere girdim ama yine olmadı. Kısacık ayetten sayfalarca hikâye çıkarıyorlardı. Yine kabahati kendimde buldum. Ben anlamıyor olmalıydım.

Gel zaman git zaman üniversite bitti, iş hayatı başladı. İş yerim İstanbul’un muhafazakâr bir  muhitinde olduğu için din konusunda ahkam kesen çok oluyordu. Kelli felli zengin iş yeri sahipleri dindarlık yarışında. Her sene aksatmadan ailecek umreye giden mi ararsın, sıkça çevre camilere yüklü bağışlar yapan mı, yoksa ramazanda kendi gibi diğer zenginlere gösterişli iftarlar veren mi? Ama hepsi birbirinin kirli çamaşırlarını bilirler, arkadan birbirlerini yererler. Gerçekten temiz insan desen bir elin parmaklarını geçmez. Sağa sola vaaz veriyorlar ama bana hepsi hurafe gibi geliyor. Baktım hepsi kendince din alimi ben de dedim ki: “Oğlum artık kemale erdin. Akşamları çalışarak yurt dışında üniversite okumuş, çift ana dal yapmış adamsın. Dünya vizyonun da var, evren anlayışın da. Artık oku öğren de sana bilgiçlik tasladıklarında tak diye cevabını ver.”

Artık kendime güveniyordum. Çeşitli okumalar yapmış hem batı hem uzak doğu kültürlerini görmüş, çeşitli belgesel yayınlarını takıp etmiş biriydim. İslam coğrafyasının çarpıklığı, yüce yaratıcının mesajını anlayamadıklarından olmalıydı. Bir de dış mihraklar yüzünden tabi :) sonuçta batı medeniyeti evrimine bizden 600 yıl önce başlamıştı. İslam coğrafyası da artık olgunluğuna ulaşmalıydı. Modernist İslam anlayışının güzide temsilcilerini biraz takip ettim ama olmadı. Sonunda kurandaki ilahi ve evrensel mesajı kendim anlamalıydım.

Bu sefer teknolojiden faydalandım ve Kur'an uygulamasını indirip kulaklıkları taktım. Notlar alarak dinlemeye başladım. Bir aydınlanma bekliyorum anlayacağınız. Sonlara doğru, başlardaki hayal kırıklığım yerini öfkeye bıraktı. Allah'a bildiğin kızmıştım. “Göndere göndere bunu mu gönderdin? Neresi apaçık bunun? Ben anlamıyorsam cahil cühela nasıl anlasın?!!” Kozmik aydınlanma beklerken çöl hikayeleri bulunca tepkim bu olmuştu. Çünkü hala bir konu kafamda değişmez hakikat idi. O da bunun direk tanrı sözü olduğuydu. Malum nesillerdir her bireyin kafasına çakılmış bir dogmadır bu. Sonraki aylarda yavaş yavaş sinirim geçti. Arada abdest almadan cumaya gidiyor, kılar gibi yaparken bu toplu ritüeli dışarıdan biri gibi gözlemliyordum. İçimden Allah'a neden böyle deyip duruyordum. Bütün bunların anlamı neydi? İlahi aydınlanma beklentim uçup gittikçe kafam, kuranda dosdoğru anlatılan konulara gitmeye başladı. Peygambere şunları şunları helal kıldık zorluk olmasın diye, sana şunu nikahladık, elinizin altında bulunan cariyeler şöyledir böyledir. Bu ne arkadaş? Peygamber adamın Dalay Lama gibi olması gerekmez mi yaa? Dünya nimetlerini aşmış, ulvi aydınlanma yaşamış biri olması gerekmez mi? Gel gelelim burada sayısız eşler ve kadın köleler de var savaş ve ganimet de. Bir de cennet var hurili murili. Kafamda bunlar eko yaparken bir düşünce birden filiz verdi: “Ya denklemin değişmezi değişse. Yani ya tanrı sözü değilse”. O an biliyordum. Kalbimde biliyordum ama zihnimin bu düşünceyi ilerletmesine izin vermedim. Belki de boşluğa düşmekten korkuyordum. Dogmaların dışında bir aydınlanma aradım ve yaklaşık bir sene içerisinde 25’ten fazla kitabı yuttuktan sonra buldum da. Batı toplumu bireysel gelişime odaklanmıştı. Zihinsel gelişim, ruhsal, bilimsel ve toplumsal gelişimin hepsi bir ortak paydaya doğru evriliyordu, o da insan potansiyeliydi. İnanılmaz şeylere kadirdi insan. Batı medeniyeti bu anlayışla devamlı kendilerini ileri götürecek insanlar yetiştirebiliyordu. Onlar her anını güzelleştir diyordu, İslam ise bu dünya boş diyordu. Onlar bilgi peşinde koşuyordu biz ise bir akıl kafesinde oturuyorduk.

İnsan, zekâ ve öz bilinç sahibi bir varlıktır ve evrenle derin bir bağı vardır. Bu anlayış beni huzura erdirdi. Düşülecek bir boşluk yoktu. Artık geri dönüp etraflıca bakmanın zamanı gelmişti. Eşelemeye başladım ve eşeledikçe taşlar yerine oturdu. Kuranda konuştuğu söylenen yaratıcı yanlışlar yapıyor, kendi ile çelişiyor, aynı şeyleri tekrar edip duruyor ve olacakları bilmiyormuşçasına olaylar olduktan sonra düzeltme ayetleri gönderiyordu. Adaletin diğer adı Ömer, peygambere: “eşlerine söyle örtünsünler” deyince hop diye örtünme ayetleri geliyor, gerdanlık meselesinde ise Aişe’yi temize çıkarmak için o’nun malum durumunu bekliyordu. Daha neler neler. Din derslerine varıncaya kadar bahsi geçen, peygambere atılan iftira ve dedikoduların hepsinin sağlam zeminleri vardı. Bütün bunlar İslam’ın kendi otantik kaynaklarında çatır çatır yazıyordu ancak toplumumuza uymayan kısımlar ya çeviri hileleriyle değiştiriliyor ya da sahih de olsa dilimize hiç çevrilmiyordu. İngilizce çeviriler gün gibi ortadaydı. İslam dünyasının içinde bulunduğu berbat girdabın sebebi tam merkezindeydi. Bu dinde kölelik, baskı, çocuk istismarı, kadına şiddet, ayrımcılık, savaş, ganimet hepsi vardı. Asla kusursuz bir yaratıcıdan olamazdı. Değil de zaten. İlkel toplum mühendisliği o kadar. Birileri Yahudi inancından Hristiyanlığı nasıl türettiyse, aynı coğrafyada başka birileri de başka bir din türetmiş ve bununla kalabalık kitleleri içtimaya çekerek güç sahibi olmuştu. Bu zincir yüzyıllar boyunca devam etmiş, Atatürk’ün büyük çabasına karşın bugüne kadar gelmişti. Biliyorum ki inanç başka din başka şey. Olağanüstü pek çok şeye inanıyorum ama dinde olağanüstü bir şey yok. Din, düşünceye sınırlama getiren bir kamplaşma taktiğidir. İlkel çağlarda insanları ortak hareket ederek gelişmeye teşvik etmiş ve günümüzde çoktan vadesini doldurmuştur. Evet günümüzde gelişmiş batı kaynaklı güçler İslam coğrafyasındaki karmaşaya katkı sağlamıyor değiller ancak sorunun kaynağı İslam anlayışının kendisi. Toplumun ilerleyememe sebebi bireysel gelişimi, eğitimi baskılayan, bu dünyayı bırak diyen bu ilkel anlayış. Dediklerime alışıldık tepkiyi veren Müslüman arkadaşlara sesleniyorum. Bu coğrafya bu dinle bu hale geldi. Demek ki olmuyor dostlar, burada bir yanlışlık var. Bir de tersini deneyin. Okuma dediklerini bir okuyun, bakma dediklerine bir bakın, kafanızı bulandırın biraz. Birileri sizi bu halde tutmaya çalışıyor. Hem de nesillerdir. Hayatını, eksik ibadetler veya aklından geçen düşünceler yüzünden suçluluk duygusuyla geçirmek nasıl bir şey iyi bilirim. Artık dinsizim ve inanın ki bilinçaltımın ne kadar derinlerine yazılmışsa artık, benim bile kulağıma tuhaf geliyor.

Kardeşim benden de hızlı gözünü açtı, hakkını teslim edeyim. Ailece uyandık aslında. Kanalınızın da buna katkısı oldu. Öyle dedikleri gibi dinsiz olunca da azıtmıyorsun. Aksine suçu atacak bir şeytan figürü olmayınca daha sorumlu oluyor insan. Kabul ettiğim anlayış olarak kendime bir kategori veremiyorum. Arayışçıyım diyelim. Türk toplumuna gelince söyleyeceğim: “Yeter artık bu yükü omuzladığın. Hafifle ve yoluna bak. Bilgi çağında zihnini kafesten çıkar”

SİZDEN GELENLER | Yazan: Şu Tigin

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

DİNDEN KURTULAN İMAM HATİPLİ



DİNDEN KURTULAN İMAM HATİPLİ
(Bir Takipçimin Agnostisizm'e Uzanan Yolculuğu)


Merhaba, ben FreeThinker.
Muhafazakar bir ailede büyüdüm.Babam imam olmamı istiyordu onun için beni İmam Hatip’e yazdırdı 1997-1998 imam hatip lisesi mezunuyum. İmam hatip’de bize Kuran’ı Arapça okuttular seçme hadisleri de Türkçe öğrettiler. Prof. Dr. Tarihselci Mustafa Öztürk’ün öğrencilerindenim tefsir derslerimize girerdi. Köyde arada sırada ramazanlarda teravih namazı kıldırdım imamlık yaptım imama yardım ettim. Lise bitince Üniversiteyi de kazanamayınca Amerika'ya gitmeye karar verdim. 21 yaşımda Gurbete çıkınca hayat başladı. 32 yaşımda Ailemin aracılığı ile aile dostumuzun kızı olan aynı memleketten imam hatip mezunu eşimle tanışıp nişanlandım ve nişanımızı ve düğünümüzü dini usullere göre Kuranı kerim okutarak yaptık. Bu arada elimden geldiği kadar buradaki dini aktivitelere iştirak ettim, bir defasında sakalı şerif getirmişlerdi camiye herkes sıraya dizildi tabii ki bende,sakalı şerifi öpenler, elleyip yüzüne sürenler sonra sıra bana gelince bende elimi sürüp yüzüme sürdüm o anı hiç unutamıyorum, kendimi çok kötü hissetmiştim daha sonra  ne işim var bu insanların içinde diye kendime kızmıştım.

Sonra kızım ardından da oğlum dünyaya geldi. 2 yaşındayken oğluma  otizm teşhisi konuldu çok üzülmüştüm ve neden böyle oldu diye soru sormaya başladım. Nerede yanlış yaptım? demeye başladım. Sonra "ben Allah’a hakkıyla ibadet etmiyorum, bu benim sınavım" dedim ve dini konulara merak sararak internetten dini videolar izlemeye başladım. Malum hurafeciyi, herkesin tanıdığı Cübbeli Ahmet'in saçmalıklarını gördüm, bunda bir tuhaflık olduğunu, akla ters geldiğini fark ettim ve akla mantığa uygun anlatmaya çalışan modernistleri dinlemeye ve hadisleri inkar etmeye başladım.

Namazların sadece farzını kılıyordum artık. Dinimi öğrenmeliydim. Eğer bir yaratıcıdan mesaj geldiyse onu anlayıp okumalıydım sonra (Edip yüksel) dinlemeye ve 19  mucizesi adlı kitabı ve onun mealini aldım ayrıca Hakkı Yılmaz ve bütün modernistleri dinledim ve Kur'an meallerini aldım.

Artık namazı ritüelden çıkarıp tek rekat olacak şekilde içimden geldiği şekilde Türkçe dualarla kılmaya, secdede aynı şekilde dualar etmeye başlamıştım. Cuma namazları için evime yakın olan Pakistanlıların camisine giderdim oraya da artık gitmek istemiyordum çünkü hutbede akla mantığa ters hadisler okuyorlardı. Artık hutbeyi dinlemiyor sadece namaza yakın vakitte gidip farzı kılıp çıkıyordum.

Modernist kişileri dinlerken kafamda tanrı kavramı bir türlü oturmuyordu, madem benim çocuğum benim sınavım, neden benim Hristiyan komşumun çocuğu spastik, zihinsel engelli ve kadın Müslüman değil. Nasıl olur da cehenneme gider? Zaten bu dünyada cehennemi yaşıyor, o çocuğu yedir içir, altını temizle, ömür boyu çile.. diye kafamdaki sorulara cevap aradım durdum.

Bakara 62. Şüphesiz, iman edenler; Yahudilerden, Hristiyanlardan ve Sâbiîler’den de Allah’a ve âhiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler.
Ayetine göre onunda cennete gidebileceğine karar verdim. Sorular çoğalmaya başladı. Neden ateistlerin hasta ve engelli çocukları var? neyin sınavını veriyorlar? zaten inanmıyorlar ki?

Hayvanlar neden acımasızca ölüyor ve öldürülüyor. Neden dünyanın bir köşesinde açlıktan çocuklar ölüyor? neyin sınavını veriyorlar? neden 3 semavi din hep Ortadoğu’ya gelmiş? şeklindeki sorular çoğalıyordu. Allah böyle olamaz diyordum.

11 yaşımdan 39 yaşıma kadar orucumu hiç eksiksiz tuttum, namazlarımı 5 vakit kılamasamda kılmaya çalıştım, iyi bir Müslüman olmaya çalıştım. Bu sene Ramazanın 9. Günü reformistlerden birisi ben oruç tutarken arada su içiyorum deyince (Hakkı yılmaz) dedim bu nasıl bir din herkes kafasına göre farklı bir şeyler söylüyor.
Sinirlendim inanmıyorum bu dine, tutmuyorum oruç falan dedim ve orucumu bozdum. Eğer yanacaksam da yanacağım umurumda değil dedim ve aynı günün akşamı YouTube’dan dini eleştiren sayfalara bakmak geldi içimden.
Korkarak ta olsa baktım ve ilk Efe Aydal'ın videolarına baktım. Daha sonra Yakup Deniz adlı amcanın videolarına denk geldim. 2 kısa ayet açıklamalı videosunu izleyince bu işte bir şey var dedim ve diğer videolarını izlemeye başladım.

Kur'an'ı Kerim'in mealini defalarca okumuştum ama hiç fark edememiştim çünkü inandığım için hiç sorgulamadan okumuştum. Derken Gig tv, Din ve mitoloji gibi sayfaları takip ettim, evrimi  araştırdım ve gerçek olduğu kanısına varıp evrenin büyüklüğü, galaksiler, gezegenler gibi konuları araştırdım.
Diğer dinleri eleştiren yabancı bilim insanlarına kulak verdim ve izlediğim İslam’la ilgili videolarda Kur'an’ı Kerimi elime alıp anlatılanları dinledim, kaynakları inceledim ve artık Müslüman değildim. Çünkü dinlerin insan uydurması olduğunu biliyordum. İmam Hatip'den hafız arkadaşım var, Amerika'da yaşıyor. Karadeniz bölgesi Kur'an'ı en güzel, hatasız okuma birincisi ve ateist. Çok nadir konuşuyorduk onunla. Dinden çıktığını duymuştum ve onu aradım ve onunda sorgulayarak, araştırarak bu dinden çıktığını öğrendim.

O da sizin kanalınızı takip ediyor, bana dinden çıkış hikayemi sizinle paylaşmamı söyledi ve bende neden olmasın dedim.

Kız Kardeşime inanmadığımı söyledim. Ona Nisa suresinin 34.ayetinde erkeğin kadının yöneticisi olduğundan ve Nisa 11-12.ayetlerde mirasta erkeğin kadının iki katı fazla pay alacağının yazdığından bahsettim. Nasıl inanırsın bunlara dedim? Böyle bir yaratıcı olur mu? diye sordum. Bana verdiği cevap "ben kabul etmiyorum o ayetleri, Rabbimin bir bildiği vardır" oldu.

Şimdi çok daha iyi anlıyorum ki Türkiye'de yaşayan Müslümanların çoğu zaten Kur'an’a göre yaşamıyor ve onları bu dinde tutan en önemli faktör korku ve bilgisizlik. Ben kendimi Müslüman zannediyorken kendi kafamda kendi Tanrımı yaratmışım ve onun İslamla alakası olmadığını şimdi anlıyorum. Çünkü inandığım kitapta yazanlardan haberim yoktu.

Dini terk edince içime bir huzur doldu, ahlakın, vicdanın dinle hiçbir alakası olmadığını ve iyi bir insan olmak için bir dine inanmaya gerek olmadığını, inançlı olduğum zamanlar başka dinden insanlara nasıl ayrı bir açıdan baktığımı fark ettim.
Ayrıca ne kadar cahil olduğumu ve yaşadığım dünyadan  haberim olmadığını, dinin bana çizmiş olduğu kırmızı çizgileri aşınca dinin benliğime ve zihnime nasıl pranga vurduğunu fark ettim. Gerçek dünyayı, hayatı ve canlıları daha iyi anlamaya başladım.

Asıl şeytanlığın ve kötülüğün din’de olduğunu anladım çünkü beni ve diğer insanları bir kategoriye ayırıyordu. Ama şimdi Müslüman değilim, sadece insanım ve benimle insanlar arasına engel koyan bir dinim yok, mutluyum.
Şu an Agnostiğim, tanrının varlığıyla uğraşmıyorum artık. Yaşadığım hayatı nasıl cennete çevirebilirim onu düşünüyorum. Kendimi geliştirmeye ve daha bilinçli bir insan olmaya çalışıyorum, nasıl daha iyi bir insan olup insanlığa fayda sağlayabilirim diye düşünüyorum. Sağlıcakla kalın.

SİZDEN GELENLER | Yazan: FreeThinker

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

İSLAMİYET'TEN ATEİZME



İSLAMİYET'TEN ATEİZME
(Takipçilerimden B.Salman'ın Hikayesi)

Merhabalar dilimin döndüğünce sizlerle dinden çıkış hikayemi paylaşacağım.
Öncelikle kendimi tanıtayım 1984 Kırıkkale doğumluyum ve 25 yaşına kadar koyu ülkücü ve Müslüman olarak orada yaşadım küçük ve çoğunluğu muhafazakar bir şehirdir.

İlkokul yıllarında yaz tatillerinde mahalle camisindeki kuran kursuna giderdim, süreleri ezberlemiş ve Arapça okuyabiliyordum kılabiliğim kadarda vakit namazlarını kılıyordum. İlkokul 4. ve 5. sınıfta din dersinde süre ezberlemekte zorluk çekmiyor genelde sürelerin Türkçe anlamları dikkatimi çekiyordu en çok beğenip hoşlandığım ise Tebbet süresi her okuduğumda Ebu Lehep kafiri cehennemde azap çekiyor diye kendimce onun ateşine bir odunda ben atıyorum derdim ama git gide içimden Allah neden beddua ettiriyor diye bir düşünce sarmaya başladı. Ortaokulda 1.sınıfta din dersinde Hz. Muhammedin hayatı Ebu Leheb'in peygambere yaptıklarını işlerken dayanamadım öğretmene sordum:
+ Hocam dinimizde beddua günah değil mi?
- Günah tabi ki oğlum öyle şey olur mu
+ Allah veya peygamber Tebbet süresinde neden beddua ediyor? namazda beddua okunur mu?
- Allah öyle uygun görmüş, öyle emretmiş sen namaz kılarken Tebbet'i okumazsın olur biter, bunu sorgulamak bizlere düşmez hele sana hiç düşmez kafir olursun şimdi çık dışarı aklını başına alana kadarda bir daha benim dersime girme dedi.

Okul hayatımda ilk defa dersten atılmıştım ve böyle devam ederse derslere girmeyecektim ailem öğrenirse onlara ne diyeceğim babamın vereceği cevapta din öğretmeninden farksızdı yani ve aldığım bir cevap değil nefretti teneffüste gidip özür diledim konuyu kapattık ama din dersi ve dinden uzaklaşmaya başlamıştım ailem namaz kıl dedikçe bir bahaneler uyduruyor kendimi odaya kapatıyor kıldım diyor cumaya git dediklerinde ise evden çıkıp mahallede gezip cumanın çıkış saatinde eve geliyordum aradan yıllar geçti askerlik çağım geldi tabi bu arada sigara ve ara sırada olsa alkole başlamıştım. O dönem annem hastalandı teşhisi MS'di (Multiple Skleroz: beyinde ve omurilikte, mesajları taşıyan sinir telleri etrafındaki koruyucu kılıfın (miyelin kılıfı) hastalığıdır)

Askerlik bitti iş hayatı falan derken annemin hastalığı iyice ilerlemişti 2008 de vefat etti, 5 yıl çekti bu hastalığı. Dine bağlı olmasam bile her gece annem için Allah'a dua etmiştim, artık iyice uzaklaşmaya başlıyordum. Hani Allah affederdi duaları, boş çevirmezdi ama benimkini çevirmişti, derken bir evlilik yaptım, boşandım.
2011 de Kırıkkale'den çıkıp Kocaeli'de bir arkadaşla bekar evi tutmuş güvenlik görevlisi olarak çalışıyordum ama alkol, sigara, bar, pavyon, karı-kız hayatım iyice raydan çıkmış, çoğu zaman geceden kalma işe gider olmuştum. Arkadaşım da memleketine dönmüştü, evde tek kalıyordum, günümü gün edip yalnız kaldığım gecelerde ise cin, peri, şeytan, muska, büyü gibi şeylere sarmıştım.

2013 sonlarında ikinci evliliğimi yaptım ve boş zamanlarımda tarih araştırmaya başladım. Göktürkler, Hunlar, Moğollar vs. ama asla Osmanlı dönemine girmiyordum. Namaz, oruç, abdest hiçbir şey yok. Tabi eşimle tartışmalarımız oluyor, bana dini falan anlatıyor, ben de annem için ettiğim duaları,  inandığımı fakat farklı bir yaratıcıya inandığımı, onun da Allah olmadığını söylüyordum.

Bazen de din konulu videolar, podcastlar dinleyip izlemeye başladım. Muazzez İlmiye Çığ'ın, Sümerler-Gılgamış Destanı'nı dinledim, o kadar etkilendim ki bütün ilgim dinlere yöneldi.
Yahudilik, Hristiyanlık, Zerdüştlük, Hinduizm, Müslümanlık derken dinler arasındaki hikayelerin aynı olması çok ilgimi çekmişti.

Turan Dursun'un kitapları, Twitter'da takip ettiğim birkaç sayfa, Youtube'da dinlediğim podcastler... Müslümanlık böyle bir şey olamaz. Zamanında inandığım din, taptığım tanrı bu olamaz deyip söylenen ayetleri, hadisleri karşılaştırıyorum.. Adam doğru söylüyor, meğer bizler körü körüne inanıyormuşuz. O ayetleri bilsek bile orada asıl anlatılmak istenen ............ budur diyenlere inanıp Rivayetçi İslam alimlerinin çizdiği yoldan gitmişiz. Bir zamanlar bir yaratıcı olabilir fikrim ise tamamen kayboldu, bütün dinler birbirinin kopyası, bir pazar yeri, pazarlama aracı olduğu kanaatine vardım.

35 yıllık hayatımda beğendiğim bir söz ve yapılması gereken bir doğru var ise "Yer yüzünde ne yazıldıysa insan yazdı ne söylendiyse insan söyledi" sözüdür. Çok doğru bir tespit ve inancın ne olursa olsun kutsal kitapları okurken o dine mensup değilde kendini inançsız yerine koyacaksın ki okuduğun o kelimeleri tek tek anlayasın.

Din ve Mitoloji kanalına bizler için böyle bir imkan tanıdığı için teşekkür eder, başarılarının ve sesimizi daha büyük kitlelere ulaştırmalarını dilerim saygılarımla, B.SALMAN.

SİZDEN GELENLER | Yazan: B.Salman

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

VİCDAN VE AKLA UZANAN SÜREÇ



VİCDAN VE AKLA UZANAN SÜREÇ
(Takipçilerimden Devrik Tümcelerim'in Hikayesi)

Yaklaşık bir yıldır bu vb kanalları takip ediyorum. Hazırlanan videoları dikkatlice izliyorum.  Ben de aydınlanma sürecimi sizlerle paylaşmak istedim.  Adım Mustafa. Annem bu ismi kulağıma fısıldarken benimle ilgili kim bilir ne hayalleri vardı. ;)

Ben hikayemi taa ortaokuldan başlatmak istiyorum: Ortaokulda okurken İslam Tarihi isimli bir dersimiz vardı. O dersin öğretmeni bize Arapların İslam öncesi yaşamlarından bahsetmişti.  Hepiniz bilirsiniz hikayeyi... Kız çocukları canlı canlı toprağa gömülüyordu vs... Tabi bizde inanmaya gönüllüydük. Hani "kız çocukları canlı canlı toprağa gömülüyorsa erkekler bir biriyle mi çiftleşip çoğalıyorlardı?" gibi bir soru sormak aklımıza gelmedi. Gelmezdi de... Sonuçta anneden deden öğrendiğimiz dindi bu.

O dersten hatırladığım diğer ikinci bir konu ise Zeyd Bin Harisi idi. Hani şu Hatice'nin kölesi olan Zeyd. Peygamber ile evlenirken peygambere hediye edilen Zeyd. sonra peygamber tarafından azat edilip evlat edinilen Zeyd... Öğretmenimiz bize Zeyd'in hikayesini bu şekilde anlatınca hepimizin kalbi yumuşamıştı adeta. Sevinçliydik, mutluyduk. Çünkü biz Müslümandık.

O yıllar pek bir şey sorguladığımı hatırlamıyorum. Ramazanlarda orucumu tutar akşamları da teravih namazlarına giderdim. Daha sonraki yıllarımda pek dindar bir insan olmadım, olamadım. Bilmiyorum neden? Cumaları da bırakınca arkadaşlar arasında kendime "Ben az Müslümanım" demeye başladım.

Daha sonraki yıllarımda hac ibadetini çok sorguladım. Yani her şeyi, kainatı, evreni, güneşi,  yıldızları yaratan tanrı neden insanları bir şehre çağırsın ki? Yemen'de ya da Dünya'nın değişik coğrafyalarında bir yığın insan açlıktan ölürken neden bütün Müslümanlar Arabistan'a gidip kurban kesip gelsin?

Sonra üç semavi dinin de kutsal mekanları neden hep aynı bölgede diye bir soru takıldı aklıma. Filistin örneğin. Üç din için de kutsal. Tanrı acaba bu üç dine inanan insanlara gidin Filistin'de bir birinizi kesin mi diyordu?  Ve peygamberler neden hep aynı bölgeye gönderildi. Sorular... sorular...

15 temmuz bendeki uyanışın başka bir sebebiydi.  Hani  bunlardan zarar gelmez dediğimiz namazlı, niyazlı insanların topluma neler yapmaya çalıştığını canlı canlı izledik.

Sonra İŞİD beni çok aydınlattı. Adamlar İslamı hiç eğip bükmeden dosdoğru uyguladılar. Hani bizim ilahiyat profları ayetlerin orasını burasını düzeltmeye çalışıyorlar ya; onlar öyle yapmadı. Ne yazıyorsa o. Gerçek İslamı gözümüze gözümüze soktular.

Neyse yıllarım geçti böyle... Şu an 40 yaşımdayım. Twitter'da gezinirken bazen ülke gündeminde "Kuran oku ateist ol" gibi başlık etiketleri görüyordum. İlgimi cezbeden birkaç tweet görmüş olmalıyım ki araştırmaya koyuldum. Youtube 'ta Yakup Deniz isimli bi abinin videosuna denk geldim. Video başlığında "Muhammet'in geliniyle olan evliliği" gibi bir şey yazıyordu. O video beni çok sarstı. İzledim. Adam iftira da atmıyordu. Anlattıklarını Azhap suresinin ayetleriyle delillendiriyordu. Yıkılmıştım. İlk olarak ortaokuldaki öğretmenim aklıma geldi.
Hani Zeyd azat edilmişti?
Hani evlat edilmişti Zeyd?
O nasıl bir azat edinmişlik ki adam karısına bile sahip çıkamıyordu? Bi erkek olarak kendimi Zeyd in yerine koydum, kaldıramadım durumu.

Sonra bu tarz videoları izlemeye ve videolarda anlatılan ayetleri incelemeye başladım. Tam bir şok hali içindeydim. O koskoca, her şeyi yaratan Tanrı, Muhammet istediği karısıyla yatar diye ayet bile göndermişti güya.

O uyanışımın başladığı günler geceleri uykuya dalmadan önce hep yaratıcıya dua ettim; Allah'ım ben bir yol ayrımındayım. Eğer yanlış yoldaysam döndür beni diye. Güya kendimce rüyada bir işaret bekledim safça. :)

Birileriyle konuşmak istiyordum ama kiminle? Herkesle konuşulmazdı bu durum. Bazen sokağa çıkıp "Muhammet hepimizi kandırmış!" diye haykırmak istiyordum. İlk olarak Twitter'dan bazen sohbet ettiğim bir arkadaşıma anlattım durumumu. Nasılsa tanıdığım biri değil, sadece Twitter'dan tanışıyoruz diye düşündüm sanırım. ;)Terslemedi beni. Neden, niçin anlamaya çalıştı. Ben de gerekçelerimi sıraladım. Arkadaşımın bana ters tepki göstermemesinden  epey cesaret aldım.

Sonra çok eskiden beri arkadaşlığım olar bir yakınımla konuşmak istedim. Konuşmak diyorum da yazıyordum aslında. Konuşacak kadar cesaretim yoktu henüz. Yine bir gün Twitter'da gezinirken karşıma  Muhammet'in hayatını kolaylaştıran ayetler ile ilgili bir görsel çıktı. Bir fotoğraf karesine 3-5 ayet yazılmıştı. Eminim hepiniz görmüşsünüzdür bu vb. görselleri. O görseli indirip arkadaşıma gönderdim. Sordum bunlar ne diyor diye. Arkadaşım bana cevap olarak Kur-anda bu ayetler yok; bunlar iftira atmak için hazırlanmış dedi. Ben de aynı ayetleri diyanetten alıp tekrar gönderdim. Arkadaş biraz sessizleştikten sonra savunmaya geçti. Oradan buradan bir şeyler kopyalayıp atıyordu bana. Ben de ona öğrendiğim yeni ayetleri gönderdim. Kabuğuna çekildi arkadaş. Yazdıklarımı okumamaya başladı. Çok gitmedim üstüne. Sonuçta onu ikna komasına sokmaya hakkım yoktu.

Oğlum 2 yaşlarındayken ona kendi uydurduğum masalları anlatırdım. Bazen yanım uzanıp "Baba hadi bana masal anlat" derdi. Ben de başlardım anlatmaya. Masalda hayvanları konuştururdum. Oğlum bazen dinlerken uyuyup kalırdı. Üç yaşına gelince anlattığım masalları sorgulamaya başladı. Masalda  oğlum güya ormanda gezinirken sevimli bir ayıyla karşılaşıyor, ayı ona gel oyun oynayalım diyordu. Oğlum o gün sordu bana "Baba ayılar konuşur mu?" diye. Üç yaşındaki çocuk ayının konuşmasını sorgularken koca koca insanlar denizin yarılmasına veya bir peygamberin hayvanlarla konuşmasına nasıl inanabilir ki? Din bence büyüklere anlatılan masallardan başka bir şey değil.

Ben şu an ne olduğuma karar vermedim. Deist miyim, ateist mi? Kavramlara ve isimlere pek takılmıyorum artık. İçimde birkaç bin yıllık uykudan uyanmış olmanın dinginliği var. Benim dinim vicdanımdır. Ve bana göre yaratıcının en büyük ayeti AKILdır.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Devrik Tümcelerim

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

NASIL ATEİST OLDUM? (Hayırsız Evlat)



NASIL ATEİST OLDUM?
(Hayırsız Evlat Takma Adlı Takipçimin Ateist Olma Süreci)

Sürecimi okuyan herkese esenlikler diliyorum.

Bu, kendini 24 ayar ateist zanneden 18 ayar bir ateistin, 24 ayar ateist olma hikayesidir.

Babam, annemle evlenip üç çocuktan sonra köyden''ilk'' çıkan olup Ankara'ya taşınmış. Sonra ben
doğmuşum.

Ankara dediysem, merkezine değil kenarına. Bahçeli Evlerinin üst tarafı, Emek Mahallesinin yanı. Diğer yanı Balgat...Bizim evin bahçesinin dibinden devletin buğday tarlası başlıyor, 300 metre ilerideki Amerikan Üssüne kadar. Deniz Gezmiş'in Amerikalıları kaçırdığı üs..

Bahçeli, Emek, Balgat arasında devasa bir arazi içinde, üçerli-dörderli, ''gurup gecekondulardan''
oluşan,toplamda 60-70 haneden ibaret bir mahalle. Adı ''Serpme evler''..Bizim ev kenarda, üç haneli
gurubun içinde.

Yıl 1966 ya da 67. O yıllarda mahalle arasında yoğurtçu, kalaycı, bileyici, lahmacuncu, dondurmacı, elmaş ekerci, pamuk şekerci, berber, velhasıl aklınıza gelebilecek bütün satıcılar fazla bağırmadan gezerlerdi. Sünnetçi de bunlardan biriydi..

Sünnet olduğum günün bazı ayrıntılarını hala hatırlıyorum. Evin ortasında, seyrek saçı olan bir
sünnetçinin elindeki çantayı halının üstüne koyması, içinden parlak bir ustura çıkarması, benim
bakışlarımın parlak usturanın keskin kenarında kilitlenmesi, sünnetçinin önümde eğilmesi, kısa ve keskin bir acı... ve hemen peşinden pudra sürülmesi ..İslamla ilk tanışmam böyle oldu..Girerken kesmişlerdi. Ama ben bunun farkında değildim tabiiki..Bu her çocuğun başına gelen bir şeydi. Allah'ın adı henüz yoktu.

Yıl 1968, Altı yaşındayım.. Dayım köyden bize gelmiş, bizim evde kalıyordu.. İki odalı evimizin salonunda bütün çocuklar bir yatakta ve dayım öteki yatakta yatardık. O zaman henüz lambalı radyomuz yoktu...

Dayım her gece ışığı söndürdükten sonra, yataklarımızda yatarken bize masallar anlatırdı.. En çok da
Adem ile Havva'yı anlatırdı..Bu masalı defalarca dinledik ama bıkmadık hiç..

Bu yüzden İslamda en iyi bildiğim şey, hatta tek şey, Ademle Havva'nın hikayesidir. Onların Cennetten kovulmalarına çok üzülürdüm. Şeytan kötü biriydi, Adem'le Havva'nın kovulmasını istiyordu ve bunu başarmıştı. Allah iyi biriydi, onları uyarmıştı ''bu elmayı yemeyin'' demişti. Ama onlar yiyince, Allah da mecbur kalmıştı onları cennetten kovmaya..Keşke yemeselerdi de Allah da onları kovmak zorunda kalmasaydı. Allah ne yapsın dı?. Aynen böyle düşünüyordum o zaman, hala aklımdadır böyle düşündüğüm..Allah'ın suçu yok, bütün suç kötü Şeytanda..

Allah adını ilk defa dayımdan duymasam da, ne işe yaradığını ilk defa dayımdan öğrenmiştim..Allah,
Adem'le Havva'yı yaratan kişiydi..
Şeytan'ı Allah'ın yarattığını söylememiş, ya da az söylemiş olmalı ki, ben şeytanı ayrı bir kötü kişi olarak biliyordum. Daha önce Allah adını sadece küfürlerde veya birine kızdıklarında duymuştum.. Annem bana kızdığı zaman ''Allah belanı versin senin'' diye bağırırdı..Burada sözü geçen ''Allah'' kelimesi beni hiç ilgilendirmezdi, beni ilgilendiren şey annemin bana kızdığıydı..Bu küfürler arasında ''Ermeni dölü, Yezit tohumu'' da vardı. Bir de annem başka birine kızdığında ''Firavun, firavun bu'' derdi. ''Şeytan'' da başkalarına karşı kullanılan kötü bir sözdü. Bizden büyük çocuklar kavgalı tartışmalarında, birbirlerinin Allah'ına küfrediyorlardı..bir de kitaplarına..Başka küfürler de ediyorlardı ama konumuz bu değil şimdi.

Dediğim gibi Allah adı küfürler sayesinde kelime dağarcığıma girmişti. İslam dinini küfürler sayesinde zorlanmadan öğreniyordum. İlerleyen gecelerde dayımdan, annemin ve babamın bile Allah tarafından yaratıldığını öğrendim. Ve hatta dayımı bile.. dünyayı ve kedileri, ağaçları ve bütün her şeyi o yaratmıştı..

Dedemin sakalları gibi bembeyaz sakalları olan birini tasvir ettim hayalimde. Allah gökyüzünde
bir yerlerdeydi..

İyi biriydi, çocukları severdi, onları korurdu. Herkesin yiyeceğini o verirdi. Elden yiyecek vermezdi ama yiyecek bulmalarını o sağlardı.. Babamın bile işe gidip çalışarak eve yiyecek getirmesi onun
sayesindeydi..Allah olmasaydı hepimiz açlıktan ölürdük. İyi ki vardı.

Bu bilgileri çoğunlukla benim sorularım üzerine cevap olarak vermişti.. Çok heyecanlandığımı
hatırlıyorum. Artık ''her şeyi'' biliyordum ve arkadaşlarıma bunları anlatarak, onlara ne kadar bilgili
olduğumu gösterecektim..

Şimdi düşünüyorum da peygamberden hiç bahsetmedi, ya da bir-iki kere adı geçtiyse bile benim
dikkatimi çekmemiş olsa gerek ki aklımda kalmamış. Peygamberi okulda öğrenecektim.
Bizim aileden ve diğer büyüklerden hiç kimsenin beni karşısına oturtup Allah, veya din üzerine vaaz
verdiğini hatırlamıyorum. Yaşım küçük olduğu için değil, ilerleyen yıllarda da böyle bir girişim olmadı.

Din, bizim ailede, mahallede ve çocuklar arasında çok az konuşulan bir konuydu. İslami şartlar, kur'an, namaz, peygamber gibi konular çok az yer tutardı. İslamın korkutucu figürleri, cinler, periler. cehennem, İslamcıların şiddet hareketleri daha fazlaydı sohbetlerde.. Siyaset yüzde doksan ağırlıklıydı. Ecevit, Demirel, Yurt haberleri en çok konuşulan konulardı. Bundan sonra anlatacaklarımdan, cin-periyle yatıp, cin periyle kalktığımız zannedilmesin. Konumuz bu olduğu için, diğer faaliyetlerin arasından cımbızladığım anılarımdır.

Yıllar sonra annemle bir sohbet sırasında, ilkokula başlamadan önce direkten döndüğümü öğrenecektim.

Babam beni ''kur'an kursuna'' göndermek istemiş, annem buna şiddetle karşı çıkmış, babama kızmış ve ''çocuğun zihni bulanır, o okuyup büyük adam olacak'' demiş, bu konu bir daha açılmamak üzerine
kapanmış..

Sonraki yıllarda bizim eve misafirliğe gelen babamın iş arkadaşlarının konuşmalarından Müslüman
olduklarını anladım. Çünkü hep onlar geldiğinde dinden namazdan Demirel'den bahsederlerdi. Demirel' ciydiler. Biz Ecevit'ciydik. Çoğu zaman tartışmalar yüksek sesle olurdu. Misafirsiz geçen gün kayıp gündü.

Büyük ihtimalle babam arkadaşlarından etkilenip beni kur'an kursuna göndermek istemişti. Sonraki
yıllarda babamı bir-iki kez namaz kılarken gördüm. Babam Müslümanmış. Annemi de sanki bir kere
namaz kılarken gördüm, ama tam emin değilim.

Aslında ben de Müslümandım. Dayımdan öğrenmiştim Müslüman olduğumu.. Biri bana ''Müslüman
mısın?'' diye sorduğunda ''evet Müslümanım'' demeyecektim. ''Elhamdürillah Müslümanım'' diyecektim.

''Evet Müslümanım'' dediğimde Müslüman olmuyormuşum. Bunu öğrendiğim iyi olmuştu.
Sonraki günlerde arkadaşlarıma ''sen Müslüman mısın?'' diye sorduğumda, bir kişi hariç, hepsi de ''evet Müslümanım'' diye cevap vermiş, ben de gülerek, onlarla ''Müslüman değilsiniz işte'' diyerek alay etmiştim. Doğru cevabı onlara öğretmiştim..Doğru cevap veren o bir kişi de benden büyüktü, okula bile gidiyordu.

İlk orucumu okula başlamadan tuttum. Oruç ayı başlamış, annem babam gece kalkıp yemek yiyor, sonra akşama kadar aç duruyorlardı.

Ben de heveslendim, anneme ısrar ettim, beni de kaldır, ben de oruç tutacağım diye..Annem de kaldırdı
gece, birlikte yemek yedik, çok güzel bir duyguydu.

Büyüdüm artık oruç tutmaya başladım diye seviniyordum. Biraz uyuduktan sonra kalktım. Arkadaşlarla evcilik oynarken cebimde sakız varmış, çıkarıp çiğnemeye başladım. Bir süre sonra ''eyvaah ben oruçtum tüh'' deyip sakızı tükürdüm yere. Ama iş işten geçmişti. Orucum bozulmuştu..Zaten karnım da acıkmıştı, eve girdim, ekmeğin ucundan büyükçe böldüm, içini boşalttım, içine biraz ''sana yağ'' sürdüm sonra toz şekeri basa basa doldurdum, azıcık suladım, şerbetini yere damlata damlata bir güzel yedim...

Bu tuttuğum son oruçtu. Bir daha oruç tutmadım hiç. Bütün gün aç kalmak saçmaydı. Zaten birkaç ay
sonra Allah'la kavga edecektim ve kavgalı olduğum biri için oruç tutmamın da bir anlamı yoktu.

Allah'la kavgam yavru kediler yüzünden olmuştu.. Evimizin arkasında, biraz uzakta yavru kediler bulmuştum 4 tane. Çok küçüktüler. Anneleri yoktu. Ekmek götürdüm verdim, yemediler. Ekmeği ıslattım gene yemediler. O kadar küçüktüler ki, ağızlarını açmayı bilmiyorlardı..Allah onlara yardım eder diye kendimi avuttum, arkadaşlarımla oyuna daldım, unuttum kedileri.

Ertesi gün hala oradaydılar, ve ekmek duruyordu. Susamışlardır diye su koydum önlerine içmediler.
Tekrar yeni ekmek götürdüm ama bu sefer ekmeğe sana yağ sürdüm. Gene yemediler. Açlıktan
ölecekler. Allah'a yalvardım noolur yesinler, ölmesinler diye.
Allah hiç bir şey yapmadı. Bu yüzden Allah'a kötü sözler söylediğimi hatırlıyorum, ama ne söylediğimi hatırlamıyorum...Sonra Allah'tan özür dilediğimi. Sonra tekrar kötü sözler söylediğimi ve tekrar özür dilediğimi.. Sanırım bana bir şey yapar diye ondan korkmuştum, bu yüzden özür dileyip durmuştum..

Bu olaydan sonra bir daha Allah'tan hiç bir şey istemedim. Allah'tan soğumuştum, iyi biri değildi ..hatta kötüydü, vicdansızdı. Var olduğundan bile şüphelendim bir an.. Var olsa zavallı yavrucaklara yardım etmez miydi?.. Ama vardı.. Yoktu da biz nasıl gelmiştik dünyaya?.. Adem ile Havva'yı cennetten Allah kovmuştu?..Dayım bunları nasıl biliyordu?.. Çok bilgiliydi dayım. Her şeyi biliyordu..

Allah'ın varlığından şüphe ettiğim için pişman oldum. Günaha girmiştim. Kediler bende derin biz bıraktığı için o günlerdeki duygularımı hala büyük oranda hatırlarım..Şimdi düşünüyorum da sanırım ''ateist'' olmanın ilk adımını o gün atmıştım. Zaten İslam hakkındaki bilgim ''elhamdürillah Müslümanım'' dan ibaretti. Allah ilk darbesini almıştı..

Okula başladım. Yaz tatiline girdik. Artık mahallenin ortasında oyunlar oynamaya başlamıştık. Mahalle arazisi çok geniş ve evler seyrek olduğu için, bir-kaç tane mahalle ortası vardı ve bizim eve uzaktı.

Gündüz sadece erkeklerle maç yapar, kızlı erkekli yakan top voleybol, hava kararınca da saklambaç
oynardık. Eğer ortalık zifiri karanlıksa saklambacın tadına doyum olmaz. Bazı kızlar bu oyuna
katılmazdı. Saklambaç oyunu bitince kızlar evlerden çağrılır, erkekler mahallenin ortasında kocaman
ateş yakar, üstünden atlar, ateşle oynar, sonra ateş azalınca çevresinde oturup, çeşitli konularda sohbet
ederdik. Ateş yaktığımız akşamlar kızların bir kısmı eve daha geç giderdi. Bazen ''cinler'' hakkında olurdu sohbet. Bazen bütün hafta cin hikayeleri anlatılırdı. Bazen bir ay boyunca farklı konular gündemde olurdu.

Cin hikayelerini çoğunlukla dehşet içinde dinler ve korkardık...Korkmaktan da çok hoşlanırdık.
Sohbetlerde lafın bir an önce cinlere gelmesini sabırsızlıkla beklerdik. Bizden daha büyükler sohbetten sıkılınca ''ayı gördüm'' oynamak için eşleşip, gecenin karanlığında kaybolurlardı. Çok uzak ve karanlık yerlere gittiklerinden, hatta bazen yakın mahalle aralarına saklandıklarından ve oyun çoğu zaman gece iki-üç gibi ancak bittiğinden şimdilik bize göre değildi bu oyun. Üç-dört yıl sonra, biraz büyüyünce biz de bol bol bu oyunu oynayacaktık. Gece meyve bahçelerine dalmaya gidecek, bazen yakalanıp dayak yiyecektik. Başkasının bahçesinden meyve çalmak bana utanç verici gelirdi, her gidişimizde vicdanım rahatsız olurdu ama guruptan da kopamazdım. Çünkü çok heyecan verici ve maceralı olurdu bu seferler..Herkesin uykuya daldığı gecenin geç saatleri en iyi zamandı.

Cin hikayelerini en çok ''cinci hoca'' nın çocukları anlatırdı..Cinleri en iyi bilenler onlardı. Onlarda yalan olmazdı. Bu çocuklardan biri benden bir yaş büyük, öbürü de 1 yaş küçüktü..Bütün çocuklar hemen hemen yaşıttık. Büyük çocukların anlattıkları daha korkunç olurdu.. Mezarlıklarda yaşanan gizemli olayları, ruhların insanlara musallat olup onları çaat diye nasıl çatlattıklarını, büyüklerinden dinledikleri canavar hikayelerini anlatırlardı. Biz küçüklerin korkması büyüklerin hoşuna gider, biz korktukça daha da korkunç hikayeler anlatıp, gece sonunda evlere dağılırken bizi tek başımıza eve gidemez hale getirirlerdi..Sonra çok korkanlara ve evi uzak olanlara eşlik edip eve kadar götürürlerdi.. Allahtan bizim evle toplandığımız yer arası yaklaşık 150 metrelik artık ekilmeyen taşlı, çimenli bir tarlaydı. Ben tek başıma eve gidebiliyordum. Bizim evin bahçe ışığı genelde yanardı. Işığın verdiği güçle bir koşu evdeydim...Henüz çok küçük olduğum için eve herkes yatmadan giderdim. Ama benden 3 yaş ve 6 yaş büyük olan abilerim gece herkes yattıktan sonra da eve gelebiliyorlardı. Onlar büyüktü. Hatta onlar geniş, meyve ağaçlarıyla dolu bahçemizde oturmak için, tahtadan yaptığımız divanda da yatabiliyorlardı. Eve bile girmiyorlardı..Biraz büyüyünce ben de yatmaya başlayacaktım bahçede..

Sohbetlerde Allah'ın adı hemen hemen hiç geçmezdi. İslamla, dinle, kur'anla ilgili kimse konuşmazdı.
Siyaset konuşulurdu biraz. Deniz Gezmişin maceralarından, Cüneyt Arkın filmlerinden,
kızlardan,çevredeki evlerin bahçelerindeki meyve ağaçlarına dalmalardan, ev sahiplerinden kaçış
planlarından vs. bahsedilirdi.

Biz küçüklerin dini ''cinler''di..Allah'ın adı yoktu, onun yerini cinler almıştı. Cinler Allah'dan daha gerçekti.

Cinler de Allah gibi kötüydüler ama, daha içimizdeydi, çevremizde ve bize daha yakındı.. Çok geçmeden ne kadar yakın ve gerçek olduklarını gözlerimle görecektim.. Allah uzaktaydı, taa göklerin kimbilir, neresindeydi..

İkinci sınıfın sonundaki yaz tatili de aynı geçti. Gene cin, peri sohbetleri yapıldı. Ama bu arada kendimi cinlerden koruma yolunu da öğrenmiştim..Besmele çekince cinler yanaşamıyormuş insana,
kaçıyorlarmış. Artık her gece yatmadan besmele çekiyordum. Bir de çok karanlık yerlere girerken.
Besmele ''bismillah'' dı.
Sıcak bir yaz gecesi gene böyle cinli-perili sohbet toplantısından sonra herkes evine dağıldı. O gün de
hava çok karanlıktı, her zamanki Ay yoktu gökyüzünde.
Ben de eve doğru yürümeye başladım, koca bir araziden geçecektim. O gün de ev ne kadar uzakta
görünüyordu. Bahçedeki ağaçlar simsiyahtı. Zaten karanlık olan arazinin içinde ondan daha da karanlık dev bir gizemli kütle gibi görünüyordu bahçedeki ağaçlar. Bahçe ışığı yanmıyordu. Saat kaçtı bilmiyorum ama, gece yarısını geçtiği kesindi. Mahalledeki diğer evlerin ışıkları da sönüktü..

Kendimi huzursuz hissettim. Tarlaya adım atar atmaz biraz ötemde bir ışık parladı yukarı doğru sonra kayboldu. Işığın parlamasıyla birlikte saçlarım kirpi dikeni gibi oldu. Hatta bütün tüylerim havaya kalktı. Bir an görüşüm kayboldu, yere çöktüm...Arkama baktım kimseler yoktu. Bir-iki evin ışığı yanıktı. Tek başımaydım...Önümde cin vardı, eve nasıl gidecektim?. Ağlamaklı oldum ama ağlamadım. Yerde kaldım bir süre. Işığın tam olarak neye benzediğini göremeden sönmüştü. Ama ''cin'' olduğu kesindi.

Geri dönüp yardım istemeyi düşündüm. Işığı yanan evlerden biri bizim köylüydü. Diğerleri de tanıdık
komşulardı zaten. Ne diyecektim ki?.. Korkaklığımdan dolayı bana nasıl alaycı bakacaklarını
canlandırdım gözümde. Ertesi gün arkadaşlarımın arasında alay konusu olacaktım.. Yardım yok, ya
ölecektim, ya da tek başıma eve ulaşacaktım..Bir süre kendimi cesaretlendirdim..Koşarak tarlayı
geçmeye karar verdim. Birden fırladım, koşmaya başladım, sonra bu koşma birinden kaçmaya dönüştü, kaçıyordum.. Bu defa arkamdan geliyorlardı. O anda bir ışık daha patladı ileride, hemen peşinden ikinci ışık.. Gözlerim sonuna kadar açık, ışığın patladığı yere baktım, bir hareket aradı gözlerim korkuyla.

Gölgeler de vardı, hareket ediyorlardı sanki. Durdum tekrar, çöktüm. Yolu da yarılamıştım. Allah geldi aklıma. Yardım istese miydim?.. Ne diyecektim.?..Sonra Allah'ın kimseye yardım etmediği geldi aklıma.

Kedilere bile etmemişti. Birden kendime çok kızdım. Nasıl unuttum bunu?. Besmeleyi.. Cinleri benden uzaklaştıracak olan besmeleyi.. Her gece yatarken aklıma geldikçe çektiğim besmele..Cinlerin korktuğu besmele..Hemen 3 defa bismillah, bismillah bismillah dedim. Öyle bir rahatlamıştım ki..Allah gibi bir işe yaramazdan yardım isteyeceğime, işe yarar bir besmele çekmek en iyisiydi. Ama gene de bu aşamada Allah hakkında ''işe yaramaz'' diye düşündüğüm için pişman oldum, Allah'tan da özür diledim. İçinde bulunduğum bu zor durumda Allah'ı da kızdırmamak lazımdı..

Besmele işe yaradı. Üç defa besmele çektikten sonra 10-15 metre koşar adım yürüyor, sonra yere
çöküp sağa sola arkama bakınıyorum. üç defa daha besmele çekip tekrar yürüyordum. Sanki
besmelenin etkili mesafesi 10-15 metreymiş gibi. Artık cinler korkmuş olmalı ki parlamıyorlardı..Sonunda sağ salim eve ulaşabildim..

Bir parantez daha. Dokuz yaşındaki bir çocuğa ailesi bu kadar geç saatlere kadar nasıl izin verir? sorusu aklınıza takılmış olabilir. 1960 lı yıllarda, köylerinden göç edip kent halkını oluşturan insanlar henüz ''saf köylülerdi''. Yani kent halkı ''saf ve henüz bozulmamış köylülerden oluşuyordu.. Mahalle halkı birbirini tanıyor ve nerdeyse her gece birbirlerine misafirliğe gidiyorlardı. Televizyon yoktu.

Hırsızlar ev sahibine yakalanabiliyorlardı.. Babam bizim eve giren bir bir hırsızı yakalayıp polise haber göndermişti. Tek bir polis bizim eve gelip, hırsızı önüne katmıştı. ''Yürü bakalım, sakın kaçma ha!'' diyerek hırsız önde, polis üç-dört adım arkada karakola doğru yürüyerek gitmişlerdi. Devlet (asker) ''irtica-i faliyetleri'' önleme adı altında yobaz, gerici Müslümanlara göz açtırmıyordu. Yani ortalıkta yobaz yoktu. Yobazlar evlerinde kuluçkaya yatmış, ''gelecekteki güzel günler'' için yavrularını yetiştiriyorlardı. Yani çevre bizim için güvenliydi.

O sene, benden 5 yaş büyük olan halamın oğlu, gündüz vakti, durup dururken kolunun birini yukarı
kaldırdı..Sanırım bir futbol maçı yapmıştık, maç sonrasıydı. Çünkü bu olay maç sahasının kenarında
olmuştu. Çoluk çocuk çimenli bir yerde oturuyorduk..Halamın oğlu ayakta, ortadaydı.
Kolunu yukarı kaldırdı, yumruğu sıkılı bir vaziyette başını yukarı kaldırıp ''Ey Allah varsan eğer bu kolumu taş yap'' diye gökyüzüne bağırdı ve öylece kaldı.

Bekledi bir süre, biz de bekledik. Kolu taş olmadı. Cesareti hayranlık vericiydi. Halamın oğlunun da bu cesur davranışından dolayı memnun olduğu yüzünden belliydi. Kolunu indirdi, ''demek ki Allah yokmuş'' dedi. Allahın yokluğunu ispatlamış olmanın verdiği gururla kendi yaşıt gurubuna katıldı.. Aslında bize hava atmış, ne kadar cesur olduğunu göstermişti.

Allah ikinci darbesini aldı.. Bu olay, sonraki birkaç gün aramızda konuşma konusu olmuştu. Onun bu
davranışı çocukların çoğunu etkilemiş, Allah'ın olmayabileceği fikri kafalarının bir köşesine
yazılmıştı..Ama çok inananlar ''belki daha sonra taş yapacak'' diyerek Allah'tan umutlarını kesmediler..

Daha sonra Allah onu elli beş yaşında kanser yapıp öldürerek intikamını alacaktı.. Şüphesiz Allah
sabrediciydi ve öç alıcıydı. Cenazeye katılanların bir kısmı, o günkü çocuklardı ve şimdi yaşlanmış olan o çocukların yarısı cenaze namazının dışındaydılar. Namaza katılan birine yanaşıp usulca ''sen ateist değil miydin'' dediğimde, ''ayıp olur şimdi, gelenek böyle '' cevabını vermişti. Ben namazın dışında kaldım. Rahmetsizi bir Müslüman gibi gömdüler.. ''Hiç olmazsa ayaklarını kıbleye çevirselerdi, ruhu şad olurdu'' dedim yanımdaki ateiste..Her cenazede ettiğim vasiyeti tekrarladım eşime. ''Ben ölünce beni dik gömün, daha az mezar parası verirsiniz''
Bu olay Allah'ın varlığından duyduğum şüpheyi iyice güçlendirdi. Allah'tan şüphelenen tek ben değildim.

Allah'a meydan okuyan halamın oğlu hala sapasağlam aramızdaydı. Bu şüphemin benden daha büyük
biri tarafından desteklenmesi ayrıca gurur vericiydi.
Bu arada cinler hakkındaki bilgi dağarcığım giderek artıyordu. Gene bir sohbette, gene cinci hocanın
çocuklarından; cinlerin aynı insanlar gibi birbirleriyle evlendiklerini ve gece düğün yaptıklarını
öğrendim..Gece açık arazide işerken çok dikkatli olmalıydık. Eğer yanlışlıkla cinler tam düğün yaparken üstlerine işersek, çarpılabilirdik. Şimdiye kadar işemiz geldiğinde geze geze, keyif ala ala, şekiller çize çize, birbirimizle en uzun çizgi yapma, en uzağa işeme yarışına gire gire işerdik. İşemek ayrı bir oyundu bizim için..

O günden sonra işeyeceğimiz yeri önce ayağımızla korka korka dürtükleyip, düzeltiyorduk. Cinlerin
düğün yapmadığından iyice emin olduktan sonra çabucak, çişimizi fazla dağıtmadan, tek noktaya
nişanlayarak işemeye başladık..İşeyeceğimiz yer seçimi de önemliydi. Cinlerin düğün yapmayacağını
düşündüğümüz taşlık, kayalık, kötü yerleri seçmeye özen gösterirdik. Çimlik çimenlik düz yerler düğün yapmak için idealdi. Bir de zifiri karanlıkta işemek sakıncalıydı. İşediğimiz yeri görmemiz daha güvenliydi.

Aydınlık yer bulamadığımda, çok karanlıkta, yere diz üstü çöker gözlerimi iyice açarak dikkatle işerdim. Gelinle damadın üstüne işemenin sonuçları korkunç olurdu. Eskiden işeme süresi uzadıkça zevk alırdım. Ama şimdi bir an önce bitsin diye kendimi sıkarak daha tazyikli işemeye çalışıyordum. Buna rağmen bir türlü bitmiyor, bu süre uzadıkça uzuyordu.

Tamam, başlarken düğün yoktu ama her an bir düğün konvoyu benim çişimin altına girebilirdi. Bu da
benim oracıkta çarpılmam demekti..Bu yüzden sağa sola da bakıyordum düğün konvoyu geliyor mu diye.
Bir de çiş süresini kısaltabilsem daha iyi olacaktı..
Çarpılmak deyince, elimin, kolumun, bacaklarımın, hatta tüm vücudumun yamuk yumuk olması geliyordu aklıma. Bunlara ek olarak, ağzım yamulacak, gözlerim şaşı olacaktı..
Daha sonra cinci hocanın çocuklarından cinlerin düğünlerde davul zurna da çaldıklarını öğrendik. Bu
yeni bilgiler ışığında işeme yerini kontrol etmeye dinleme de eklendi..
Zamanla, korkarak işemeyi bıraktık. Birlikteyken birbirimizden aldığımız cesaretle normal işemeye
başladık. Belki de ne kadar cesur olduğumuzu birbirimize göstermek için normalleştik. Ama gene de ben yalnızken tedbirimi alıp da işiyordum. Noolur noolmazdı. Eminim onlar da yalnızken tedbirli
davranıyorlardı.
Cinci hoca beni de okuyup üflemişti. O zaman daha da küçüktüm. Belki de cinli miyim diye bakmıştı.

Annemle babam yanımdaydı. Cinci hoca içi su dolu tasa, şimdi hatırlamıyorum, bir şeyler yaptı, sonra suya parmaklarını sokup ıslak elini üzerime silkeledi, sonra sudan bana bir yudum içirdi. Kötü bir tadının olduğunu hatırlıyorum. Midem bulanmıştı. O zaman daha da küçüktüm. Cinci hocanın gözleri masmaviydi. Sakalı yoktu, bıyıklıydı. Şavrolet arabası vardı, ama bizim mahallede oturuyordu..Şimdi anlıyorum ki o arabanın bir kısım parası da babamdan çıkmıştı. Kim bilir kaç para vermişti beni üfletmek için..

Artık uykumdan korkuyla uyanmalar başlamıştı. Eskiden de sıçrayarak uyandığım oluyordu ama şimdi bu daha da çoğalmıştı. Canavar çeşitliliği artmıştı. Koca bir canavar ağzını açıp beni yemek üzereyken uyanıyordum. İnsan olmayan ''şeyler'' sürekli beni kovalıyor, yakaladıklarında da uyanıyordum. Bazen bir gölge üzerime eğiliyor, bir türlü kurtulamıyordum ondan. Korkuyla uyandıktan sonra da evin bir köşesinden bir gölge çok hızlı bir şekilde açık kapıdan yan odaya kaçıyordu. Tekrar uykum geliyor, göz kapaklarım demir gibi ağırlaşıyordu. Ama gözlerimin açık olması gerekiyordu, ya gölge tekrar gelirse?

Zorla gözlerimi tekrar açıp, kapanmadan önce odayı kolaçan ediyordum. Sonunda göz kapaklarımın
ağırlığı üstün geliyor, derin uykuma dönüyordum..
Yaz tatili bitmek üzereydi. Bir ay sonra üçe başlayacaktım. Artık yeterince büyümüştüm. Benim
olmadığım sınır ötesi bir keşif gezisinde arkadaşlar büyük bir inşaat çukurunun suyla dolu olduğunu, tıpkı göl gibi kocaman olduğunu söyleyince oraya gidip yüzmeye karar verdik..Akşama doğru gittik. On kişiden fazlaydık, belki on beş tam hatırlamıyorum. Şimdiki Milli kütüphanenin oralarda bir yer. Apartmanlar uzaktı. Anadan doğma soyunup girdik suya. Tertemiz su çamur gibi oldu, çok eğlendik. İlk defa bu kadar büyük kütleli bir suya giriyorduk. Beş-altı sene sonra Ankara Göl başında gerçek göle girip, su yılanı tutup, mahalledeki kızları korkutacaktık. Şu anda koyu bir ''hayvan sever'' olarak yılanlara çektirdiğimiz eziyet için kendimi affetmedim hala.

Hava kararmaya başladı, sudan çıkıp giyindik.Sonra apartmanların olduğu tarafta on beş-yirmi metre
ötede, belki daha yakın, bembeyaz uzun elbisesi ile, bembeyaz sakallı ve bembeyaz saçlı, altı katlı
apartman yüksekliğinde yaşlı bir adam bize doğru bakarak kahkaha atıyordu. Kahkaha sesi şiddetliydi.
Hah hah hah ha tarzındaydı. Aniden belirmişti orada. Gövdesi bize dönüktü ve gövde genişliği boyunun yüksekliğiyle orantılıydı. Elbisesi boynundan başlayıp ayaklarına kadar inen bir entariydi. Önce kahkahayı duyup, sonra mı gördük, yoksa biz onu gördükten sonra mı kahkaha attı, bundan tam emin değilim. Ama kahkaha atarken her ''hah'' deyişinde kafası yukarı kalkıyordu. Yani bildiğimiz ''Erol Taş'' kahkasıydı..

Bütün çocuklar, hep birlikte, telaşla aksi yönde kaçmaya başladık..Kaçış yönümüz engebeli, yer yer
yüksek tümsekli, kurumuş otlarla doluydu. Düz bir yere varınca durduk. Çocuklardan birinin elinde
ayakkabısı ve elbisesi vardı, ama külotluydu. Çıplak ayakları ne haldeydi bilmiyorum.
Çocuklardan biri ''gördünüz mü?'' dedi. Sonra her kafadan bir ses çıkıyordu. Sonra biri ''beyaz sakalları vardı'' dedi, diğerleri onayladı. Onaylayanlardan biri ''dev gibiydi'' dedi, o da onaylandı. Herkes gördüğü bir şeyi söylüyor diğerleri ''evet evet aynen öyleydi'' diye onaylıyordu. Benim yaptığım tarif de onaylandı.
Kahkahasını duydunuz mu?... Duymayan yoktu.
Şimdi, şu anda, bunları yazarken düşünüyorum da, bunu hala açıklayamıyorum..O adamı gördüğümü
net bir şekilde biliyorum, bundan hiç şüphem yok. Aynen tarif ettiğim gibiydi. Tek başıma olsam, beynim bana oyun oynadı, bana bunu gösterdi diyeceğim ama, diğer çocuklar?. Hep birlikte kaçmayı da açıklayabiliyorum. Ağaçtaki kuş sürüsü misali, bir kuş telaşla havalanınca, anında bütün kuşlar
havalanır. Nitekim bu konuda antremanlıyız. Birinin bahçesine daldığımızda aramızdan biri aniden
kaçarsa, diğerleri tehlikeyi görmesine gerek kalmadan kaçar.

Birinin tarifini, diğerlerinin onaylaması nasıl açıklanacak?. Belki de zaman içinde kendimi bunun böyle olduğuna inandırdım ve beynim bunu gerçek olarak kabul etti. Adamı sadece ben görmüştüm. Ve ben kaçınca herkes kaçmıştı..Ve ben adamı tarif edince biri bu tarifi onaylamış, diğerleri de tasdik ettikten sonra benim tarifimin bir ayrıntısını kendi görmüş gibi ortaya atmış ve bu tarif de onaylanmıştı..Başka bir açıklama aklıma gelmiyor.. Adamı tarif ettiğim şekilde gördüğüme ve kahkaha attığına eminim. Ben görmediysem bile beynim bunu hayal etti... Özellikle atmış olduğu kahkaha ve yüzünün ayrıntıları hala gözümün önünde. Sizin farklı bir yorumunuz var mı?.

Yıllar böyle geçti. Yıllar içinde ateist olma yolunda epeyce mesafe katettim. Tam ''artık ben bir ateistim'' diyecekken, orta okul ikinci sınıfta çok sevdiğim tarih öğretmenim sınıfa hitaben ilk defa duyduğum şu sözleri söyledi. ''Çocuklar, Allah'a inanmak lazım. İnanmazsanız ve Allah varsa neler kaybedeceğinizi düşünün. İnanıyorsunuz ve Allah yok. Bu durumda bir şey kaybetmezsiniz.''

Bana gayet mantıklı geldi bu sözler. Öyle ya!. İnanmanın ne gibi bir kaybı olabilir ki?..Kafam karıştı.
Olmadığından emin olduğum bir şeye inanıyor görünmek kendini kandırmaktan başka bir şey değildi.
Daha da kötüsü kendime olan saygımı zedeleyen bir şeydi bu. Allah'ın olmadığından ne kadar eminim, bundan da emin değildim..Bu sözler ''tam bir ateist'' olmamı en az iki yıl engelledi. Tam kişilik arayışında olduğum bir dönemde Bence ben, kendimi kandırıyordum. Sağa sola ben ''ateistim'' diye hava atıyordum. ama, bazen Allah'a laf sokuşturduktan sonra bismillah bile değil, ''bismillahirrahmanirrahim'' çekerken kendimden utandığımı, sonra utancımı türlü bahanelerle arsızca yendiğimi ve rahatça uyuduğumu kendimden daha ne kadar saklayacaktım.?
İnanılmaz bir şeydi bu. Allah'ın yokluğundan o kadar emindim ki. Ama gene de Allah'la kavga ettiğimde içime bir huzursuzluk çöküyordu..Sanki var olan birine hakaret ettikten sonra ''ayıp etmenin'' pişmanlığını yaşıyordum..

Orta okul yılları Cumhuriyet Lisesinde böyle geçti. Bu arada taşındık. Liseyi Dikmen Lisesinde, siyasi olaylara fazla bulaşmadan bitirdim.
Bu arada dinlerin tarihi ile ilgili çeşitli kitaplar elime geçti, okudum. Mealen, hemen hepsi de dinlerin
''sosyolojik veya ideolojik bir durum'' olduğu konusunda birleşiyorlardı. Yani ''tanrıları insanlar yaratmıştı'' Bunu açıkça yazmıyorlardı ama dinlerin ortaya çıkışını, gelişimini yorumladığımda bu sonuç çıkıyordu..
Artık tam ve kesin olarak ateisttim. Allah'la kavga ettikten sonra bismillah çekmiyordum..Ezan okuyan hocadan başlayıp, ne kadar İslami değerler varsa hepsini rahatça eleştiriyor, hatta hakaret ediyordum.
Bundan dolayı da pişmanlık duymuyordum. Allah falan kesinlikle yoktu, hepsi de eskilerin masallarıydı.
Kuran mealini de okumuştum baştan sona. Bir şey anlamamıştım, sıkıcıydı, ama saçma sapan şeyler
yazıyordu zaten. Okuduğum en sıkıcı romandan daha sıkıcıydı bu kur'anın meali..Yine de bir gariplik
vardı, bir eksiklik, ama neydi?. çözemedim.
Yıl 1980 lise bitti, askeri darbe ve üniversite hayatı başladı. Gazeteler Kur'anın yeni mucizesi haberleriyle dolup taşıyordu. Kur'andaki mucizeler bitmiyor, neredeyse her hafta bir mucize haberi yayımlanıyordu..
Tabi bu haberler benim gibi koyu ateisti etkileyecek şeyler değildi. Hepsi uydurma yalan haberdi..

Ama bir şey vardı, çözemediğim bir şey. O şeyin ne olduğunu bilmiyordum.
Bazı geceler kötü rüyalar görüp, yaratıklar tarafından uyandırılıyordum. Karanlıkta hala ürperiyor, koyu karanlıkta bir canavar çıkma ihtimaline karşı adrenalim yükseliyor, vücudum her an bir şey olma ihtimaline karşı kaçmak ya da karşı koymak için geriliyordu. Vücudumun tepkisi mantıksızdı. Beynimde bitirdiğim Allah'ın ''yan etkileri'', yani cinler, insanüstü yaratıklar bitmemişti. Nasıl olurdu?.. Allah yok olduğuna göre onların da yok olması gerekiyordu. Ama vardılar. Gece rüyalarımdaydılar. Ayda bir-iki defa da olsa beni ziyaret ediyorlardı..
Allah hala ölmemişti. Ağır yaralıydı ve gizlenmişti beynimin alt logosuna. Allah bana şah damarımdan daha yakındı.

Müslümanlar yorumlara sık sık şu sözü yazarlar; ''düşmekte olan bir uçakta ateist kalmaz'' Tam da bu
durumdaydım. Her şey normal iken ateistliğime kimse laf söyleyemezdi. En ateist bendim. Ama
düşmekte olan bir uçakta ateist kalabilecek miydim? Bana kalsa ben kalırdım. Ama beynimin
derinliklerinde gizlenen ''bir asi nöron gurubu'' yere çakılmadan önce iktidarı ele geçirip, şu bildiriyi
okumam için emir verebilirdi; ''Bismillahirrahmanirrahim.'' Bunca yıllık emeklerim bir anda boşa gidecek ve Müslüman olarak ölecektim. Ne acı!..

Uçağa binmemeye karar verdim.
Yıllar geçti, hangi yıl hatırlamıyorum, elime Turan Dursun DİN BU-1 ve DİN BU-2 kitapları geçti.
Turan Dursun, yüzyılların ölümü.. Okudum. İnanılmaz ayrıntı, netlik. Basit ve etkili. Allah'ın aleyhindeki maddi ve manevi deliller çok fazlaydı..Her şey ortadaydı. Maddi delil kur'an kitabındaki kelime ve cümlelerdi. Manevi delil, bunların akıl, vicdan ve mantıkla bağdaşmaması..Bilime aykırı bir sürü laf.
İlk defa bu kadar net bilgiler alıyordum İslam dini hakkında. Daha önce okuyup geçtiğim Kur'an ın nasıl okunacağını Turan Dursun öğretmişti bana..Roman gibi okuyup geçmeyecekmişim meğer.. Arkamdan Müslüman kovalamıyordu..Acelem neydi?
Bu bilgiler ışığında Kur'anın mealini tekrar, yavaş yavaş okudum. Turan Dursun doğru mu söylüyor diye onun yazdıklarıyla karşılaştırdım. Bir yalanını yakalayamadım.
Turan Dursun'dan sonra da yıllar geçti. Evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştım. Bu arada Turan Dursun
kitapları hep yanımdaydı, neredeyse ezberlemiştim.
Ama bir gariplik vardı. Bir şey ama ne? :)) Yeter artık dediğinizi duyar gibiyim. Senin bu ''şey'' lerin de hiç bitmiyor. Tamam söz veriyorum bu son ''şey'' im.
Çok garip diye düşündüm. Ben yıllardır rüyamdan korkuyla uyanmadım..Bunu bir anda fark ettim.
Geçmişimi yokladım. Evet doğruydu.. Korkulu, canavarlı rüyalar bitmişti. Ne zaman diye geriye gittiğimde Turan Dursun'la karşılaştım.. Onu okuduğumdan beri bir kere bile bir canavar tarafından
uyandırılmadım. Hafızamı yokladığımda zifiri karanlıklarda vücudumun alarma geçmediğini hatırladım.
Özellikle yalnızken ve geceleri, evin içinde bir kapı gıcırdasa, perde oynasa, ya da aşırı dengede duran bir obje devrilse, ilk tepkim bir insan ya da hayvan mı var? olurdu. Sırasıyla, rüzgar ve başka nedenler..
Bunlar yoksa ''Acaba bir ruh, bir şeytani varlık mı bunu yapan''. diye aklımdan geçerdi. Sonra
''saçmalama ne ruhu?. Hala kurtulamadın şu ruhlardan'' diye kendimle alay ederdim. Ama kendimle alay etmek ''ruhların'' aklıma gelmiş olması gerçeğini değiştirmiyordu.

Artık perde oynadığı zaman, doğa üstü hiç bir seçenek aklıma bile gelmiyor.
Şu anda, şimdi, karşımda ruhlar, gölgeler ve kuyruklu şeytanlar dans etse, elimle bir yerlere vurarak
tempo tutar, biraz coşup eğlenip, şeytan dişiyse ''göbek at bakayım'' deyip göbek attırdıktan sonra
''hologram teknolojisini çok geliştirmişler helal olsun gavurlara'' derim..
Artık uçağa gönül rahatlığıyla binebilirim. Bilincimin altına gizlenmiş olan ''asi nöronları'' Turan Dursun çoktan parçalayıp yok etmiş de haberim olmamış. Düşmekte olan uçakta, artık bir ateist var.
Bu din öyle bir virüs ki, benim gibi ateist bir ortamda yaşayan ve on iki-on üç yaşından beri kendini ateist olarak tanımlayan birine bile bulaşabiliyor. Bir başkasının yardımı olmadan da tam olarak
temizlenemiyor. Benim doktorum Turan Dursun oldu. Bir cerrah gibi, beynimin içine saklanan, ölü
numarası yapıp en zayıf anımda canlanmayı bekleyen, canlanmak için uçağın düşmesini kollayan
canavarı söktü attı oradan..

Ama sen cinlere perilere ruhlara inanmışsın, Allah'la ilgisi yok diye düşünebilirsiniz. Ben de diyorum ki, bunlar Allah'ın yan ürünleri. Allah'ı yok edince bunların da otomatik olarak yok olması gerekir. Bu yaratıklar rüyalarınızda geziniyorsa ya da kımıldayan perdenin kımıldama sebeplerinden biri olma ihtimali aklınıza geliyorsa, kendi Turan Dursun'unuzu arama vaktiniz gelmiştir derim.
Benim zamanımda Turan Dursun bulmak zordu, tesadüfen karşılaştım zaten kendisiyle. Ama bu internet çağında Turan Dursunlar bir hayli fazla ve onlara ulaşması çok kolay.

Son olarak; Deistlerin, Agnostiklerin, yani herhangi bir yaratıcı fikrini taşıyanların uçağa binerken dikkatli olmalarını rica ediyorum. Beyninizin alt logosunda kılık değiştirmiş, örneğin ''yaratıcı evren'' kılığına girmiş olan ''Bizim Oğlan'', uçak yere çakılırken konuşma merkezinizi ele geçirip size istemediğiniz şeyler söyletebilir.
Herkese saygılarımı sunarım.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Hayırsız Evlat

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)