HABERLER
Dini Haber
sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

CEMAAT YURTLARINDAN AGNOSTİSİZM'E



AGNOSTİSİZM'E YOLCULUĞUM (Ali)


Bir cemaat yurdunda buldum kendimi aklım ermeye başladığı ilk zamanlarda. 10 yaşındaydım henüz ailemin beni okumam için cemaat yurduna gönderdiğinde. Kişiliğim bile oluşmaya başlamamışken başladı dinle ilişkim. Yurtta her gün sabah namazına kalkıyor, 5 vakit namaz kılıyor, haftada 2 gün ihlas hatimleri yapıyor, uzun ve sıkıcı sohbetler dinliyorduk dinle ilgili.

Namaza gelmemek suçtu bizim için. Her an azar işitebilir, dayak yiyebilirdik geç kaldığımız için. Her gün istisnasız 2 saatlik Arapça, ilmihal, Osmanlıca gördüğümüz, lise bile okumamış hocaların anlattığı kıssaları dinlediğimiz dini dersler hayattaki en önemli şeylerdi söylediklerine göre. Günah ve fesat içindeki ümmeti Muhammedi kurtuluşa erdirmek gibi bi vizyon aşılıyorlardı biz 11 yaşındaki ortaokul öğrencilerine. Rasyonel düşünmek bir yana, bağnaz düşüncenin ve İslami kafa yapısının güzellemeleri yapılıyordu yurtta.

Kızlarla ilişkilerimize karışılıyor, kadınların şeytan gibi oldukları, kendimizi korumazsak bizi günaha sürükleyecekleri telkin ediliyordu sürekli. Hatta kadınların bekareti mektup zarfına benzetiliyor, kaç zarf açarsan sana da o kadar açılmış biri gelir gibi hasta cümleler kuruluyordu dersliklerde. Cinsel dürtülerimizi baskılamaktan geceleri hamamcı olduğumuzda bile kötü hissetmemize neden oluyordu anlattıkları.

Derslerimize çalıştırıyorlardı, hatta beklentilerinin altında kalırsak lise bitirmemiş egolarıyla dayağa da başvurmaktan çekinmiyorlardı ama her zaman ön planda din eğitimi vardı. İzin verirken dini dersleri asla aksatmıyorlar, o yaşta taassubun aslında ne kadar temiz bir şey olduğunu, düşünmeye kafa yormaya başladığı zaman insanların şeytandan bile aşağılara düşebileceğini anlatıyorlardı.

Rabıta diye bir ibadet öğretmişlerdi bize: bir törenle veriliyor, kişiye resmi gösterildikten sonra gözlerini kapatıp boynunu bükerek onu düşünmesi söyleniyordu. Yapamayanların, yani düşünemeyenlerin yada aklına başka şeyler gelenlerin yeterince inanmadıkları söyleniyordu, yeterince inanırsak kalbimiz huzura kavuşacaktı. Her gün yapılması gerekiyordu yoksa kalbi mühürlenirdi insanın, tekrar göremezdi üstadı. Saçma gelebilir ama çok uğraştım bunun için. Destur ya hazreti üstad diyip onu düşünerek zaman geçiriyordum. Çünkü herkes yapıyordu, ağlayanlar bile olmuştu yaparken ben neden göremiyordum.

Sonra liseye geçtik hala aynı cemaatin yurtlarındaydım, namaz kaçırmıyor her hafta hatimleri yapıyor haftada bir tesbih namazı kılıyorduk. Daha da yükselmişti gerilim. Bize kızmalarına alışıktık ama tesbih namazı kılmayanları kafir ilan etmeye başlamışlardı. Sabah namazlarına bağırış çağırış kaldırılıyor, kenarda köşede uyuya kalırsak tekmelenerek uyanmayı göze almış oluyorduk. Karşı çıkanlara, farz bile olmayan namazı kılmak zorunda olmalarını sorgulayanlara süfli deniyor, kötülük odağı oluyor adeta aforoz ediliyorlardı...

O zamana kadar aklıma gelmemiş olan, geldiğinde de günaha girmeye, dinden çıkmaya olan korkumdan düşünememiş olduğum sorgulama fikri işte o dönem oluşmaya başladı. Sorgulamaktan korkmak kadar korkunç çok az şey olduğunu anladım sonradan. Lisede sıra arkadaşım deist inanca sahipti. Bize sürekli "nasıl bu kadar eminsiniz Kur'an'ın değişmediğinden, bir din diğerini nasıl fesheder, Kur'an'la bilim çeliştiği halde nasıl inanabiliyorsunuz" gibi sorular sorardı... Tabii biz inanan çoğunluk olarak araştırılmamış, kulaktan dolma bilgilerimizle onu kendimizce sustururduk. Halifeler zamanından mushaflar var al işte bak değişmedi çünkü Kur'an'da yazıyor gibi absürd cümlelerle din öğretmenimizin desteğini de alarak konuşturmazdık onu.

Hristiyanlıkta sonradan Hristiyanlar doğru yoldan saptığı için feshedilmişti ama İslam, Kur'an bozulamazdı çünkü Kur'an'da yazıyordu, son din, son peygamberdi... Daha sonraları Kur'an'da var diye bildiğimiz çoğu şeyin doğruluğunu asla öğrenemeyeceğimiz rivayetlerden geldiğini öğrendim. Çünkü hala korkuyordum cehennemden, azabın büyüklüğü o kadar çok anlatılmıştı ki, aykırı olmaya çalışan ergen beynim korkuyla kaplıydı dinden çıkma konusunda.

Hukuk fakültesini kazandığımda bu her şeyi Allah kitap adına yaptığını söyleyen iki yüzlü kötü insanlarla bağımı koparmayı kafama koymuştum. Ama yine aile baskısı, maddi durumumun kötülüğü ve kyk yurdunun çıkmayışından aynı cemaatin üniversite yurduna gittim. Yine başlamıştı bitmeyen yobaz telkinleri... ama artık eski ben yoktum, o kadar saçma hikayeler anlatıyorlardı ki dediklerinin hiçbirine inanmamaya başlamıştım.
Devlet yurdu çıktığında düşünmeden topladım pılımı pırtımı. Din konusunda hala korkaktım ama özgürdüm artık. Sadece kafa yormamaya çalışıyordum bu konulara. Uzun bir süre böyle gitti bu. Sonra bir gün youtubeda dolaşırken ateist genci imana getirdik başlıklı bir video çıktı karşıma. Birkaç defa izledim arka arkaya, konular ilgimi çekmemişti ama "neden bu konularda benim bir fikrim yok" dedim. Müslümanım ama bilmiyorum, biri bana bu abiler gibi sorduğunda cevap verebilmeliyim diyerek araştırmaya başladım. Nasıl olsa sıyrılmıştım körlükten.
Gerçek İslamı öğrenip onların yaptıklarının İslama zarar verdiğini kanıtlayacaktım kendime... Evdeki 10 ciltlik Elmalılı tefsirini ve bir Kur'an meali alıp başladım okumaya. Anlamadığım yerler olabilirdi çünkü onlardan daha çok bilmeliydim dinimi... İkinci sayfaya geçtiğimde dehşete kapıldım.

Neden daha başından bu kadar nefret doluydu kuranı kerim. Hani onların dini onlara bizim dinimiz bizeydi, o güne kadar hep İslamın iyilikten başka bir şey emretmediğine inanmıştım... Devam ettim bitirmezsem vicdan azabı çekerdim çünkü. Tefsirden okuduklarım tarihsel süreçte ayetlerle ilgili fikir sahibi olmamı sağlıyordu. Bu da o günkü koşullarda bu nefretin  neden var olduğunu açıklıyordu. Bir takım çelişkilerle karşılaştım not alıp devam ettim. Tevbe suresine geldiğimde gözlerime inanamadım. 72000 evreni yaratan Allah'ın neden kendi yarattığı insanlara karşı bu denli acımasız olduğunu anlamadım. Kalanını okumadım, bunun yerine birilerine sormaya başladım.

Sonsuz bilgi sahibi Allah nasıl bilmezdi dağların depremi engellemediğini.. Bu konuda Caner Taslaman, Mustafa Öztürk gibi hocaların anlattıklarını dinliyordum. Bir süre sonra bunlar beni tatmin etmemeye başladı , hep konuyu farklı yerlere çekiyorlar ve deist argümanlarını monoteizmin kanıtıymışcasına insanlara sunuyorlardı resmen...

Apaçık bir dille indirdik denilen kuranda mecazi anlatımlar olabilir miydi. Tarihte gerçekleşmiş olaylar ilahi bi bakış açısıyla böyle mi anlatılırdı. Nuh tufanı gerçek miydi yoksa Allah tarafından abartılmış mıydı?. Hayır, galiba, dediğim zaman bir rahatlama geldi içime :) Çünkü en ufak bir yanlışlık yıkardı din gökdelenini. Yanlış içerme şansı yoktu ilahi bir dinin. Rasyonel bir bakış açısıyla diğer semavi dinlere de ufak bir göz attım, saçmalıktan ibarettiler sadece.

Burası "o zaman doğrusu ne" demeye başladığım andı. Tanrı var mıdır? Varsa nerededir? Bizden bir şey ister mi? Yoksa nasıl ortaya çıkabilir böyle bir tartışma? Yine youtubadan bu tür videolar izleyerek fikir edindim çeşitli görüşler hakkında. Celal Şengör, Örsan Öymen, Hasan Aydın, Sevan Nişanyan gibi bilgili insanların dediklerini süzdüm kendimce. Dawkins'in kitaplarını aldım Hume okudum. En son en rasyonel düşüncenin agnostisizm olduğuna karar verdim kendimce.

Tanrı kanıtlanamaz bir olguydu, varlığı da yokluğu da kanıtlanamazdı. Dinler insanlar tarafından yaratılmıştı. Tanrı algılayışının değişmesinin başka açıklaması olamazdı çünkü; başta güneş, toprak, ağaç olan tanrı, Zeus'a, Poseidon'a dönmüştü yani çok olan tanrılar insanların ihtiyaçların karşısında tek tanrıya dönüşmüştü. Bu süreçte hepsi birbirinden etkilenmişti. (Muazzez ilmiye çığın kuran Tevrat ve İncil'in Sümer'deki kökeni kitabı önemli bir bilgi kaynağıdır bu konuda.)

Taşlar yerine oturmuştu ama bu aydınlanma yeni sorunlar doğurdu. İslamın verdiği belki de en önemli şey olan yaşama amacı, yani Allah'a iyi bir kul olup cenneti kazanmak fikri artık yoktu. Ne için yaşıyorduk o zaman? Şans eseri beyni bilinç yaratacak şekilde evrimleşmiş basit biyolojik varlıklar olmamız fikrini kabullenme aşamasındayım şu sıralar... Aklıma gelmeyen, atladığım kısımlar olsa da bu benim hikayem dinlediğiniz için teşekkürler din ve mitoloji takipçileri. Mutlulukla kalın...

SİZDEN GELENLER | Yazan: Ali

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

TAKİPÇİM MR.X'İN ATEİST OLMA HİKAYESİ



ATEİST OLMA HİKAYEM (Mr. X)
(KENDİ KENDİMİ CAHİLLİĞE SÜRÜKLEMEM)


Başlık sizi yanıltmasın kendimi cahilliğe sürüklemem. Yazıyı okuyunca cahillikten kastım nedir anlayacaksınız. (kelime yada harf düşmeleri varsa kusuruma bakmayın)
Ta küçük yaşlardan beridir ilime, bilime ve teknolojiye hep özel bir ilgi duymuşumdur. En çokta doğa bilimine. Ailem ve etrafımdaki herkes oturup televizyonun karşısında spor, magazin, siyaset abuk sabuk Türk filmlerini büyük bir beğeniyle izlerken ben hep bunlardan sıkılır odadan çıkar yalnız bırakırdım kendimi. Evde yalnız kaldığım esnalarda ben sadece belgeseller izler, çevremdeki insanlar bir araya geldiğinde dedikodular yaparken ben arkadaşlarımla bir araya geldiğimde bilim sohbetleri eder ve çok severdim.  Televizyonda günler öncesinden bir yabancı film fragmanı verildiğinde o günün ve saatin gelmesini iple çeker görebileceğim yerlere not yazardım. Tabi film ilgi alanımsa. İlgi alanım o dönemde bilim kurgu fantastik ve korku filmleri idi. Bilimle ne alaka derseniz, filmlerin içindeki görsel efektler hikayeler pc yapımı materyaller çok ilgimi çekerdi. (bu ileriki dönemde bilgisayar uzmanlığımın temellerini atmış oldu çok ağır dev şirketlerin kullandığı her türlü ağır programları öğrendim) her şeyi ailemden gördüm. Alevi kültürüne sahip, namaz arada oruç arada ibadetler arada yapılan bir aile ortamı. Kendileri bile Alevilik kültürünü tam anlamıyla yaşamayan bir aile. Alevilik mezhebi Sünnilik mezhebiyle, Sünnilik ise Alevilikle sürekli çatışıyor, birbirini çekemiyordu. O yaşlarda (11-12) aslında her iki mezhebinde Müslüman olduğunu görüyor lakin bu çatışmalara anlam veremiyordum.  13-14 yaşlarında (bir farklı konu daha var ona en son gelicem (1-a)) sevdiğim bir filmden bir karakterin o sahnede bir cümlesi kafama öyle takılmıştı ki bende büyük bir gerilim yaratmıştı. Söz; ‘din insanları böler, inanç ise birleştiricidir’. Artık bir şeylerin yolunda olmadığı fikri aklıma düşmüş beni ele geçiriyordu yavaş yavaş emin adımlarla. Bu söz bana o kadar etki etmişti ki sorgucu tarafımın zincirlerini kırıp serbest bırakmıştı. Yıllar boyu artık kendi çapımda sorguluyor mantıklı ikna edici cevaplar aramaya başlamıştım. Kafama takılan yüzlerce soruya aptal, salak durumuna düşerim korkusuyla büyüklerime yada hocalarıma soramıyor araştırmalarımı kendi çapımda yapıyordum.  Zaman su gibi akıp geçti askere gidip geldim. Kendime öz güvenim artmış artık cesurca sorular sorup cevaplar bulmaya çalışıyordum.

(CAHİLİYE DÖNEMİM)
Bir yandan da aşırı korkuyordum. Sorguladıkça imanım ben farkına varmadan zayıflıyordu. Bu korku beni birkaç yıl boyunca  imanıma sıkı sıkı sarılmaya zorladı. Çünkü imanım zayıflarsa içimde çok kötü bir cehennem korkusu barınıyordu. Çaresiz kitaba (kurana) yöneldim. İmanımı güçlendirmeye çalışırken aslında hiç farkına varmadan zayıfladığını sonradan fark ettim. Kitap beni bu maddesel evrende bir türlü tatmin edemiyor, somut hiçbir şey sunamıyordu. Sonra diğer kitaplara yöneldim (İncil, Tevrat, Zebur). Ben imanımı güçlendirmeye çalışırken imanım giderek daha fazla zayıflıyordu. Bu dört kitap birbirini yalanlıyor tutarsız haller sergiliyordu. Şu soru ise beni tam bir çıkmaza soktu. Ya diğer kitaplardan biri doğru bizimki yalansa. Ya aslında kafir olan ve cehenneme düşecek olan bizsek?... yine içime korkunç bir cehennem korkusu egemen oldu. Bu çaresizlik içinde gerçeğin peşinde koşmaya başladım. Önce mezhepleri araştırdım ve mezheplerin yalan olduğunu keşfettim. Artık birileri bana sorduğunda mezhep tutmadığımı söylüyordum. Bilime ve sorgulamaya olan tutkum beni kafirliğe imansızlığa sürüklüyor korkusu ile, uzun bir süre kendimi bilime kapattım. İçimdeki cehennem korkusuyla bir türlü baş edemiyordum. Birkaç yıl sonra kendimi zelil bir halde buldum. Girdiğim ortamlarda artık bilim teknoloji ile ilgili konuşmalar yapamıyordum. Normal şartlar altında genel kültürüm eskiden her türlü sohbete ayak uydurup konuşabilecek durumdayken artık kendimi 10 adım geride bıraktırdım. Bu durum beni çok fazla yaraladı. Bilimin çok gerisinde kalmıştım, teknoloji artık bana çok yabancıydı. ‘bu ben miydim’. Kendimi çok büyük bir cehalet içinde buldum. Sonra etrafıma baktım, dinine İslama bağlı olan herkese, yetmedi tarihe baktım. Hep geride kaldıklarını gördüm. Büyük kanlı savaşların hep din yüzünden olduklarını gördüm. Dünyada o kadar fazla din vardı ki insanlar paramparça olmuş buda yetmezmiş gibi dinlerinde mezhepler yüzünden kendi içlerinde parçalanmış olduğunu gördüm. İslam devletlerinin batılı ülkeleri hep 10-20 yıl geriden takip ettiklerini gördüm. Savaşlara baktım. En ünlü lafları ‘göğsümüzdeki imanla kazandık’ oluyordu. Şimdiye baktım. ’Hangi Müslüman ülke acaba göğsü imanla dolsun Amerika Rusya, Çin, İsrail v.s ile savaşabilir. Yani bu durumda onların göğsü dahamı fazla imanla dolu oluyor’ dedim kendi kendime. Kitaplara tekrar yöneldim ama bu defa pür dikkat. Kitap bana yoktan var olmak diyor bilim tam aksine büyük patlama diyor ispatlar gösteriyordu. Kitap ademden ilk insandan bahsediyor, bilim insanlar evrilmiştir deyip ispatlar sunuyordu. Bunun gibi daha bir çok örnek. Kitap ne derse desin bu evrende somut deliller gösteremiyordu. Artık daha cesur araştırmalar yapıp korkmuyordum.

(AYDINLANMA DÖNEMİM)
Youtube de cesur videolar izlemeye başladım benzeri sitelerde yapılan araştırmaları okumaya başladım. Bilim net cevaplar verip tatmin ediyor din hep geride kalıyordu. Bir ara; abone olduğum birkaç kanalın, bunların içerisinde ‘din ve mitoloji’ kanalı da var, bu kanal ve insanların gizli örgütlerce yönetilen, kişi yada kişiler mi düşüncesine bile kapılmıştım. İnsanları yolundan saptıran Deccal'in kollarımı diye salakça bir düşünceye bile kapıldım. Lakin araştırmalar sürdükçe din bu araştırmaları çürütemiyor üstesinden gelemiyordu. Beni en çok yaralayan mesele ise ben kendimi nasıl oldu da bu kadar kaptırdım ki kuranı okurken benim hiç dikkatimi çekmemişti (kölelik, cariyelik, özel hayatlar, evlilikler v.s). uzun yıllar boyunca içimi öyle bir cehennem korkusu sarmış ki, sorgulamaktan bile hep korkmuşum. Kendimi bilimden soyutlamış, yıllar boyu cahil düşüncelere kapılmışım. Hep geride bırakmışım kendimi. Öyle bir hale gelmişim ki ateistlere, kafir diye nitelendirilen insanlara hep düşman gözüyle bakmışım.hele ki çoğu zaman göz yaşlarına boğularak yaptığım dualar. O kadar körleşmişim ki dönüp kendime bakmamışım, ‘ya dualar kabul olmuyor hemde hiçbiri hala görmüyor musun’. Öyle ki dualar kabul olmuyor ‘kabul olmuyorsa Allah'ın bir bildiği vardır’ demişim. Başıma nüsubetler geliyor ‘bunda da bir hayır vardır’ demişim.  (konuya en son değineceğim demiştim(1-a)) Ergenlik çağında bana cennetten bahsedilince o kadar mutlu olmuştum ki anlatamam. Cennette huriler var, çokta güzeller ve bir tane değil çok, göğüslerinden bile bahsediliyor. Ergenim ya, tabi bu durumda hormonlar zirve yapıyor :). Buna çok sevinmiştim. Şimdi kendime bakıyorum da ancak benim gibi bir salak ergen yaşlarda hurilere, sekse aldanıp dinine sımsıkı sarılır. (af buyurun sonuçta bütün ergenler öyle değil mi zaten) hayvanlarda da aynı dürtüler vardır bunu çok geç anladım. Doğadaki 2 temel husus; yemek ve çiftleşmek. O zamanlarda nasıl olmuşta fark edememişim, benim bu dürtülerle hayvandan ne farkım varmış. Peki ya şu sonsuz cehennem korkusu. Beni yıllardır bu korku esir alıp sorgulamayı bile bende yasak hale getirmedi mi? Boynuma bileklerime ayaklarıma zincirler takıp beni yıllardır korku kölesi yapmadı mı?...

SİZDEN GELENLER | Yazan: Mr. X

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

BENİM HİKAYEM (HARUN K.)

Artık dine inanmayanlar, Din baskısı, Dinden çıkış, Dinden çıkış hikayesi, Dinden kurtulmak, İslamı terk etme nedenleri, İslamiyetten ayrılan kişilerin hikayeleri, sizden gelenler,

BENİM HİKAYEM (HARUN K.)


Benim adım Harun, ateist olma sürecim yıllar önce başladı. Dindarlığı taklit etmekten öteye gidemeyen bir ailede yetişmiştim. Küçüklükten beri hiçbir yazı boş geçirmemem için ya şu mavi ceketli badem bıyıklı abilere, ya da imam hatipli komşularımızın evlerinde din öğrenmeye gönderilirdim. Daha aklım başımda olmadığı için elimden geleni yapıyor, ‘’ Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem keşke miraçta biraz daha pazarlık yapsaydı, belki 3 vakit namaz kılardık, o zaman çok daha rahat olurdu’’ diyordum.

Her yaz 5 vakit namaza başlamaya çalışıyor fakat yine de şikayet edip duruyordum. Her abdestte aklıma zorla ezberletilen kurallar geliyor, ıslak çorabımın kuruyana kadar ayaklarımı hissetmediğim zamanları düşünüyordum. Tuvalete sol ayakla girmeli şu dua okunmalı, sağ ayakla çıkılıp abdest alana kadar bu kadar adım atmalı, kırat kıyam rüku secde, namaz sureleri, ilmihaller, kütubu sitte derken hafızlık.

Bir an önce eve gidip kendi uydurduğum dünya Haritasında kafir ülkelere savaş açıp tüm dünyayı İslam sancağında birleştirmeliydim. Keşke dinimi de daha iyi öğrenebilsem aileme de yardımcı olabilirdim diye düşünürdüm. Ama çok zordu anasını satayım. Şeytan izin vermiyor ki. Ortaokulun son yıllarında babam bir iş kazasında yoğun bakıma girip 6 aylık bir süreçten sonra vefat edinceye kadar tek dayanağım onu zaten tekrar göreceğimdi, hemde o zaman acı da çekmeyecekti. Ne de olsa şuan midesi delindiği için çektiği acı, onun günahlarının vebalini dünyada görmesiydi. Bu bir nevi lütuftu belki de. Kadere olan inancımdan ötürü babam için ağladığım da pek söylenemezdi. O zaten hiç namaz kılmasa da cennetlikti.

Neyse liseyi mahallemden uzak ama daha açık görüşlü bir muhitte okudum. Her gün küpeli, alkol alan arkadaşlara nutuklar çekiyor, münazaralarda boy gösteriyordum. Kafamdaki savaş cepheleri nereye gidersem peşimi bırakmıyordu. Okulun iki sokak yanındaki sahilde millet bira içiyor diye gitmez, burada da ezanın sesini mi kısıyorlar ne, "bilmem ne belediyesi ne olacak" diyordum. "Ne kadar çok dinsiz varmış memlekette, bizim daha çook işimiz var. Ama daha kendimiz doğru dürüst yaşayamıyoruz ki" diye düşünüyordum.

Eve gitsem yine annem açmış bilmem ne hoca efendinin kanalında içinde Muhammed peygamberin hala uzayan (!)  sakalı olan tespihi öpmek için sıraya giriliyor, titrek ve tiz sesli bir adam çiçek ve manzara eşliğinde ilahiler söylüyordu. Televizyonu kapadıktan sonra ise akrabaları arayıp dedikodu yapmakta ve milleti birbirine düşürmede ise hiçbir sakınca görmüyordu. İlginçtir kimi hocalar ise matematik bilmeyen halkı şevklendirmek için ‘’kadir gecesinde kılınan namaz bin geceden hayırlıdır’’ diyordu.
Kendimi tutamadan ‘’Öyle olsaydı sadece kadir gecesinde 5 vakit namaz kılar, 3 yıllık farzdan muaf olurum’’ diyordum şark kurnazlığıyla. Bu kurnazlık tüm halkta olacak ki Ramazanda memlekete gittiğimiz de herkesin oruç tutmamak için bahaneler uydurduğunu, şehir merkezindeki akrabalarımın seferi olup oruç tutmamak için taa 2-3 saatlik mesafelere çalışmaya gittiğini görüyordum. Burada bir yanlış vardı. İlk önce kendim bu dini adam akıllı öğrenecek, sonra da çevremdekileri doğru yola iletecektim.

2-3 yıl boyunca maşallahcı hocamızdan, evrimci hocalara, oradan ondokuzculara dinlemediğim hoca kalmadı. Hepsine aklıma yatan bir noktada bağlanıyor, sonra sapıttıkları noktada soğuyordum. İslamı hurafelerden ve yalandan ayıklamayı görev edinmişken hayatımı adayacağım dinim kendi ellerimde eriyor gözümden düşüyordu. Fatih dergahlarından çıkmayan abim şöyle derdi: ‘’ilk önce imanlı, sonra mümin olunur, eğer başta kanıt ararsan şeytan seni saptırır’’.

Neden onu dinlemeyip sorgulamaya başlamıştım ki, ama o bile sözünü tutamıyor azıcık sıkışsa kredi çekip faiz batağına batıyordu. Kısacası herkes asıl İslamı bildiğini iddia ediyor fakat uygulamaya ise yanaşmıyordu. Ayrıca ben de hadisleri bile sorgulayacak hale gelmiş bir günahkardım artık. Doğruyu bulmak benim neyimeydi. Hem ben kim oluyordum onca ulema, cilt cilt kitap varken de insanları doğruya iletmeyi kendime görev biliyordum. Yok efendim neymiş deve sidiğiymiş, yok Endülüs camilerinin kıblesi Mekke'ye değilde Petra'ya bakıyormuş. Bunlar zaten tüm dünyanın bizi dinimizden soğutmak için çıkardığı safsatalardı.

Belki çok da dindar olmayan ailelerden gelen arkadaşlar için bu süreç daha az zorlayıcı olabilir ama insanın tüm hayatının bir yalan olduğunu hissettiğinde neler yapabileceğini bilemezsiniz. Tüm dünyam gün be gün yıkılıyordu. Hem de kendim tarafından! Bir süre araştırmama ve sorgulamama kararı almış, bir nevi şeytanla masaya oturmuştum güya. Elimde dinin verdiği huzurdan ve aidiyetten başka bir şey kalmamıştı çünkü. Belki de sadece bu bile yeterliydi. Kendimi daha "Müslüman değilim" demeye hazır hissetmiyordum. Bir etiket takmak zorunda olmadığım bu sürede fark ettim ki çoğu zaman zaten başkalarının benim adıma düşündüklerini tekrarlıyor, sloganlarla konuşuyor, taklit ederek yaşıyordum. Bu kafa karışıklığının sebebi ise artık düşünce bisikletimi kimse tutamadığı ya da frenleyemediği için kendi başıma gitmeye çalışmanın acemiliğiydi sadece. Bir nevi kadınların başörtüsünü açması gibi bende düşüncelerimi saran örtülerden kurtulamaya çalışıyordum. Artık eskisi gibi olamazdım zaten. Ok yaydan çıkmıştı bir kere. Ama yine de içlerde bu sancılı sürecin sonunda belki de doğru yolu bulabilir, imanımı yeniden kazanabilirim diye de düşünmüyor değildim. Ama kabuğunu kıran bir kuş gibi kendi ön yargılarımdan kurtulmuş ve safsata batağımda debelenmeye biraz ara vermiştim. Artık araştırmalarım cübbeli değil diplomalı hocalara kaymıştı.

Zaten Anadolu lisesinden bağnaz kafayla da olsa aldığım doğa bilimlerinin üzerine yaptığım eklemeler, jeoloji, evrimsel biyoloji, dinler tarihi, kozmoloji, felsefe idi. Kur'an kurslarında ve vaazların aksine bu konularda derine inmeme kimse engel olmuyor, kırmızı çizgiler, tövbe haşalar olmadan ilerleyebiliyordum. Bu süreci fark eden arkadaşlarım bir bir yerini yenilerine bırakıyor, nasıl bir uzay aracı yüksek irtifaya çıktıkça ayrılan yakıt kapsülleri gibi beni ikna edemedikleri için benden ayrılıyorlar, onların kırmızı çizgileri oluveriyor ve günahkarlar kategorisine giriyordum.

Artık emindim ki dinlerin yapısı ve dualizmi ilkel insanın dürtülerinin ve anlam arayışının bir parçasıydı. Modern insan birkaç bin yıl öncesinin fikirleriyle hayatını şekillendiremezdi. Fakat bir süre sonra kaybettiğim inancımın yerine bazı dogmalar koyma alışkanlığımı bırakmam biraz zamanımı aldı. Bilinmezliğin duru boşluğuna kendimi bırakabilmenin üzerine özgürce düşünebilmenin keyfini yaşıyorum.  İkinci hayatın avuntusuyla nefsime çile çektirmek yerine hayatıma anlam katabilmek adına yeni şeyler deneyebiliyorum.

Ailede "Alevi çalgısı" diye yaftalanan bağlamayı öğreniyorum mesela. Onun dışında teknik bir üniversitede ağır bir mühendislik eğitimi aldığım için zamanımı daha çok kariyerime ve akademik gelişimime harcıyorum. Ama hiçbir zaman içinde yaşadığım toplumun kalıplarından tamamen kopmam mümkün olmayacak. Hala çevremdekilerin kimi bağnaz düşüncelerini görmezden gelmek, onları kırmadan yontmaya çalışmaya çabaladığım oluyor. Yıllar önce başladığım anlam arayışında yöntemim değişse de hala aynı şevkle devam ediyorum, bir sonuca ulaşma amacı olmadan. Sadece merakla...

SİZDEN GELENLER | Yazan: Harun K.

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

BİR İMAM HATİPLİNİN DEİST OLUŞ SÜRECİ



TARKAN'IN DİNDEN KURTULMA SÜRECİ


Öncelikle şunu belirteyim. Tanımadığım insanların fikrini değiştirmek için ya da onlara başka bir fikri empoze etmek için kolumu bir saniyeliğine dahi kaldırmayacağımı bildirmek isterim. Yaratılış itibariyle sakin ve kendisiyle barışık olan, iç huzuru yakalamış, koyduğu hedeflere başarıyla ulaşabilen 33 yaşında bir erkeğim. Çevremde alışılagelmişin dışında fikirler üreten, çok daha ince ve detaylı düşünen bir insan olduğum bilinir.

5 yaşındayken bazı özel sebepler nedeniyle Türkiye'nin kuzeyinde bir köyde annem, anneannem ve dedemle yaşamaya başladım. Okula gitmeyi çok istediğimden dolayı Kasım ayında ve henüz 6 yaşındayken öğretmenin yardımıyla okula başladım. Çünkü kaydım olmadığı halde sivil kıyafetlerim ile sabah okula gidip öğrencilerin arasına karışıp sıra oluyor, andımızı okuyor ve herkes okula girince de evime geri dönüyordum. Müthiş ezber yeteneğimle ilerleyen süreçte önce 1. Sınıftakileri solladım, daha sonra da öğlen aralarında boş vakitlerimde bir üst sınıfın Türkçe ders kitaplarında okuma parçalarını okudum. Bu sistemim 5 senelik ilkokul boyunca her yeni sene aynen bu şekilde devam etmişti.

3. Sınıftayken çok okuduğum için öğretmen beni kütüphane sorumlusu yaptı. Bazılarının tahmin edebileceği gibi ilk işim oradaki bütün kitapları okumak oldu. Geçen yıllarda dini görevlerimi de ihmal etmiyor, bazı namazları kılıyor, tekne orucumu tutuyor, hem kış, hem yaz tatilinde de camideki kuran kurslarına kaydolup bütün sureleri ezberliyordum. Geçenlerde videosu paylaşılan Emir isimli arkadaşın bahsettiği Türkçe sıkıntısının aksine bizim kurstaki kitabımızda her surenin Türkçe tercümesi de vardı. O günlerde ailemin aşırı dindar olduğunu söyleyemem. Sadece yapılabildiği kadar dini görevlerini yerine getiren insanlardı. 9 yaşındayken artık zirveye çıkmıştım. Hem okuldaki en başarılı öğrenciydim,  hem de artık kuranı Arapça okumaya başlamıştım.

11 yaşındayken ortaokul için ileride iyi bir meslek sahibi olmak, vatana, millete hayırlı bir evlat olmak için şehirdeki imam hatip okuluna yatılı olarak gönderildim. Küçük yaşta 10 kişi ile aynı odada kalıyor, artık 5 vakit namaz kılıyor, sabah 8 den akşam 5 e kadar ders görüyor, akşam yemeğinden sonra 7 ile 9 arası da tekrar okuldaki sınıflarda etüte giriyordum. Bilmeyenler için Etüt'ün anlamı; yatılı da kalanlar sınıf olarak okula gidiyorlar ve 2 saat boyunca ödev yapıyorlar veya ders çalışıyorlar. Başımızda ise öğretmen yerine lise son sınıflardan öğrenciler olurdu. Yatılıda zor konulardan birisi de bu üst sınıfların alt sınıfları istediği gibi yönetmesine müsaade edilmesiydi. Bazıları bize karşı örnek bir insan gibi davranırken,  bazı kötü niyetlileri ise bizi yola getirmek için istedikleri gibi tokatlayıp tekmelerlerdi. Ne de olsa bir atasözü vardı,  dayak cennetten çıkmaydı. 3 senelik bu maceramı bitirirdiğimde artık iki kez kuranı Arapça olarak baştan sonra okuyarak hatim etmiştim ve bunu da hocalarımın istediği gibi mübarek 3 aylar içinde gerçekleştirmiştim.  Öğrencilik başarısı olarak ise elimde; matematiği mantığımın anlayamaması nedeniyle istikrarlı bir şekilde her dönem teşekkür belgesi almak kalmıştı.

1998 yılındaki 28 Şubat kargaşası nedeniyle ülkedeki tüm dindarlar fişleme nedeniyle biliniyordu ve yaşlarına bakılmaksızın devlet görevlerinden atılarak işsiz bırakılıyordu. İmam hatip okulları kapatılma riskiyle karşı karşıya geliyor, geleceği belirsiz hale getiriliyor ve üniversite sınavına girerken de meslek lisesi özelliğini kapsadığından öğrencilerin başka bölümlere yönelmesinin önü öss puanlarının bir kısmının silinerek imkansız hale getirilmesine olanak sağlıyordu. Bu hengamede anneannem bana şehirdeki diğer popüler okul olan aşçılık meslek Lisesini uygun görmüştü. Ne de olsa başarılı bir öğrenciydim ve bu zor milli eğitim sınavını geçebilirdim. Burada şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Fethullah Gülen'i ilk duyduğumda yıl 2008 idi ve 22 yaşındaydım. Yani bu dindar diye namı salınan kişinin imam hatiplerde hiç lafı bile geçmezdi, bu yüzden kendisi ayrı bir tez konusunu hak ediyor.

Yıllar yılları kovalarken, Dünyada bir şekilde tutunmaya çalışıyor, iyi bir insan olmaya gayret ediyor, kimseye kötülük yapmayı dahi düşünmüyor ve istediğim mesleği yapmak için elimden gelen çabayı gösteriyorum. Hayata ilk atıldığımda imam hatipte bize öğretilen eşitliğin dışarıda olmadığını gördüğümde hayal kırıklığına uğradım. Dışarıda zengin her zaman daha üstündü ve iş yerlerinde birileri emir veriyordu diğerleri onun kölesi gibi çalışıyordu. Bunlar bize öğretilenleri desteklemiyordu. Bu sistemsel sıkıntılar nedeniyle Dünya'ya uyum sağlamakta çok ama çok zorlandım. Hiçbir zamanda kendisini sevemedim ve bir an önce hep ayrılmak istedim. Bu süre içinde bazen namaz kılıyor, bazen kılmıyor, bazen oruç tutuyor, bazen tutmuyordum. Kendimi bildim bileli hiçbir zaman hurafeler bana mantıklı gelmemişti. Ailemin söylediği “gece tırnak kesilmez çünkü peygamber efendimiz tırnağı kırıldığı halde kesmemiş, bağlayıp yatmış” gibi onlarca çeşit inançları hiç bir zaman dinlemeyip hep başına buyruk hareket etmiştim. Kuranın Türkçe'sini de 20 li yaşlarımda kendimi yormadan yavaş yavaş okuyarak öğrendim. Aileme de yine aynı yaşlarda kuranı okumaları gerektiği, kimin ne sebeple yazdığı belli olmayan hadisleri bir kenara bırakıp öncelikle Allah’ın dediği şeyleri yapmaları ve diğer insanların söylediği görevleri yerine getirerek boşuna hayatlarını zorlaştırdıklarından bahsederek bazı tavsiyelerde bulunmuştum fakat bir netice alamadım. Kendi hayatımda ise bazı zamanlarda peygamber efendimizin yaptığı şeylere sünnet deniyor fakat biz Allah’ın dediği şeyleri yani farzı yerine getirmek ile mükellef olduğumuzu düşünerekten namazların sadece farz kısımlarını kılıyordum. Lakin ben bunları yaparken Cuma günleri cuma namazını kılmak için camiye gittiğimde her defasında içimden içeriye girme arzusu eksiliyor ve 1-2 ay gibi kısa bir sürede artık Cuma namazı için camiye giremeyecek hale gelince kendi kendime oturup bir düşündüm ve ''galiba Allah benim sünnet namazlarını kılmadığım için camiye girmemi istemiyor'' diye düşünerekten tekrardan sünnet namazları kılmaya başlamıştım. Nedense büyüklerimizin yaptığı bazı dini davranışlar bana mantıklı gelmiyordu ve en doğrusu için ya kurana başvuruyor ya da kendime özgü davranışlar icat ediyordum.

Hayatım boyunca bir çok sırlı olay yaşadım ve bunların sebebini hep Allah’a bağladım. Rüya konusunda ise; zaten nadiren rüya görürüm ve anlamı araştırılacak haberci bir rüya gördüğüm zaman ise rüya tabirine bakarım, sonradan olacak olayların işaretini önceden alırım. Bu ve bunun gibi bir sürü şey benim nezdimde hala araştırmaya muhtaç ve ben henüz taze bir deistim. Önceliğim Tanrı’nın kim olduğunu bulabilmek. Kanal sahibi arkadaşımız tanrının evren olabileceğine inandığını söylemişti. İlk başta pek ilgimi çekmese de biraz düşününce galaksilerin tümünün tanrının vücudu olduğunu ve kendi bünyesinde de Dünya’nın olduğunu ve içinde de bizim yaşadığımız sonucu çıkarılabilir. Eşimin hamileliği ve doğum sürecini birebir yakından görme şansına sahip olaraktan şöyle bir kanıya vardığımı söyleyebilirim. Ortada bir kurulu sistemin olduğu su götürmez bir gerçek ve bu sistem tamamen zamana bağlı çalışıyor. Bir insanın anne karnında oluşması, uzuvlarının, organlarının ortaya çıkması, derisinin oluşması, doğması, düşünmesi, hissetmesi, nefes alması vb. gibi sayısız olayı derinlemesine düşündüğümde bir yaratıcı olduğuna eminim.

Gelelim dinden kopuş hikayesine. Burada çoğu insanın bahsettiği gibi kuranı Türkçe okuduktan sonra kopuş bende gerçekleşmedi. Çünkü biz insanoğlu kısıtlı bir varlıktık ve Allah’ı sorgulamak asla bizim işimiz olamazdı ve bunu aklımıza bile asla getirmezdik. Eğer Allah böyle uygun gördüyse öyle olmalıydı, bizim bilmediklerimizi, asla bilemeyeceklerimizi ve her şartta en doğrusunu O bilirdi.

Herkese ve her inanışa her ne kadar saygı duysam da ateistlere hiç sıcak bakamadım. Hatta nasıl dindar insanların yüzleri diğerlerinden ayırt ediliyorsa, ateistlerin yüzlerini de ben ayırt edebiliyor ve tiplerine iğrenerek bakıyordum. Cuma namazına giderken parkta oturan bir amca gördüğümde '' ateiste bak hele, namaz vakti burada oturuyor'' diye içimden söyleniyordum. Bu şekilde yaşarken bile hiç bir zaman çarşaf, başörtüsü gibi geleneksel kıyafetleri benimsemedim ama giyenlere de kızmadım, kovmadım. Elbise konusunda ne çok açık ne de çok kapalı giyime yeşil ışık yakmadım. Her zaman yenilikçi olmaya gayret ettim.

Gel zaman git zaman bir gün iş yerinde müdürümüz değişti ve yanında getirdiği personellerden bir tanesi kendisinin gazetesiydi, ajanıydı. Böyle gizli şeylere hep meraklı olduğumdan bunu hemen başlangıçta çözmüştüm. Ajanın görevi, bölümde çalışan tüm kişiler hakkında bilgi toplamaktı. Kim kiminle ne konuşuyor, kimin mal varlığı ne kadar, kaç kez mola yapıyor, yemeğe kiminle gidiyor, dışarıda nerede geziyor, fikirleri nedir vs. vs. Kendilerine bir oyun oynamayı düşündüm. Oyunumda kendimi ateist gibi lanse ederek onların ezberlerini bozacaktım ve kendi karakterimi saklamış olacaktım. Sonunda da aslında öyle biri olmadığımı müdüre gösterecek ve ajanının yanlış bilgiler taşıdığını göstererek onu değersizleştirecektim. Değişiklik olsun diye hayatımın belli zamanlarında farklı karakterleri kopyalar, bir müddet onlar gibi yaşardım. Bu seferde bir ateist gibi davranacak ve yaşayacaktım. Oyunumu layıkıyla yerine getirirken aradan 1 ay geçmişti ki eşim artık evde böyle davranmamam gerektiğini ve bundan sıkıldığını dile getirmeye başlamıştı. Fakat karakter çok hoşuma gittiğinden evde eski halime dönmem biraz zaman aldı.

Bu arada ben uyumadan önce aşırı derecede yorgun değilsem uykuya çabucak dalmak için internetten herhangi bir konuşma programını indirip  açar, onlar konuşurlarken rahatça uykuya dalardım. Video ise ayarladığım sürenin sonunda otomatik olarak kapanırdı. Bir keresinde ise Youtube’a ateizm yazarak oradaki konuşmaları dinleyerek uyumayı denemiştim. Her nasılsa Din ve Mitoloji kanalına da denk gelmişim. Bahsi geçen konulardan biraz şüphelendim ve kendim araştırmaya karar verdim, önce Sümerlileri, ardından Annunakileri ve en sonunda Hz.Muhammed’in hayatının gün gün detaylarına kadar indim. Ardından Emevileri, Abbasileri, Selçuklu Devletini derken Osmanlı kuruluşuna kadar gittim. Osmanlı itibariyle tarihi zaten bildiğim için burada araştırmalarıma son verdim. Bana merhamet dini, şefkat dini, güzellik dini diye öğretilen İslamın temelinde savaşı ve ölümü gördüm. Dönemin şartlarını göz önünde bulundurarak her ne kadar iyi niyetle de yaklaşsam 620 li yıllardaki cizye konusunu, 650 li yıllardaki peygamberin eşi Hz. Ayşe'nin ve damadı Hz. Ali'nin on binlerce askerlik ordularıyla birbiriyle savaşıp binlerce askerin birbirini öldürmesine sebebiyet vermeleri ya da 680 li yıllardaki Kerbela hadisesi gibi sıra dışı olaylar beni sorgulamaya itti. Bana öğretilen Müslümanlıkta olmayan ve Müslümanlıkla asla bağdaşmayan bu ilginç olaylar nedeniyle düşünce kabuğumu kırdım ve dinlerin birer masal olduğuna kanaat getirdim. Zaten iki de bir İsrail'in özellikle Ramazan ve Kurban Bayramında Filistin'de yaşayan bir avuç insanı bombalaması beni Allah'a karşı neden bir koruma yok diye sorduruyor, cevabı da kendime şöyle veriyordum. Müslümanlar birleşemediği için güçsüz kalıyorlar ve işte ceremesini de çekiyorlar.

Hatta bir tık ileri gidersek, her ne kadar ABD’nin kurduğu ve kontrol ettiği bir örgüt de olsa şimdi ki Işid’in de pek farklı bir şey yapmadığını gördüm. Önceden başlarına istedikleri halifeyi getirmek için birbirlerini öldüren Müslümanlar şimdilerde ise başlarında bir halife olmasa da pek farklı bir şey yapmıyorlardı. Elektriğin Abd de icat edilmesi sonucu ortaya çıkan teknolojik fark nedeniyle ve bu İslam bölgelerine elektrik gelene kadar Abd de artık mühendisler elektrikle çalışan cihazlar üretmeyi başarmıştı ki, bir anda 50 yıl ileri gitmişlerdi. Ardından petrolün icadı ile bu topraklardaki devletlerin gelişmesini engelleyerek sömürge düzeni oluşturmuşlar, buradaki insanların bir şey üretmesine mani olmuşlar ve ucube gibi kalmalarına gayret etmişlerdi. Bunun sonucunda da Müslümanları iyiden iyiye kılıksız hala getirmişlerdi. Maalesef birbirlerini öldürmede çok başarılı olan bu Müslüman arkadaşlar söz konusu kafirlere geldiğinde ise 20. ve 21. yüzyılda bir türlü başarıyı yakalayamadılar. Yine de Dünya’nın diğer bölgelerinde kıyametler koparken buradaki insanlar İslam ile yönetilen Osmanlı sayesinde yüzyıllarca daha rahat ve mutlu bir yaşam sürdüler.

Gelelim Hz. Muhammed’e. Belki kendince iyi bir şey yapmaya çalışıyordu, etrafındaki insanların birbirlerine yardım etmesini, iyilik yapmasını, kötülükten uzak durmasını vb. gibi davranışları benimseyen bir sistem kurmuştu. Mecburen de bu sistemin sağlamlaşması için çemberi genişleterek Mekke ve Medine bölgesini daha emin ve kuvvetli bir hale getirmeliydi. Lakin maalesef kurduğu sistem daha O ölür ölmez halifelik kavgalarına tutuşacak ve sonu gelmeyecek savaşların yolunu açacaktı. Hatta daha başlangıçta Müslümanlara Kerbela olayını yaşatacak, onları ikiye ayıracaktı ve 1400 senedir hala unutulmayacak bir acı hatıra olarak hep akıllarda kalacaktı.

Mesela bu komünizm fikrini ilk ortaya atan kişi kendisine Komünka tanısından vahiy geldiğini söyleseydi ve O bize eşitliği, adaleti, kimsenin kimseden üstün olmadığını, herkesin eşit şartlar altında, eşit gelirle çalışması gerektiğini, torpil sisteminin olmamasını dilediğini söylüyor deseydi ne olurdu ki. Şu anda bile milyonlarca insan komünist dinine inanıyor olurdu ve çocuklarını Komünka tanrısının dilediği gibi yetiştirmeyi denerlerdi.

Şimdilerde her ne kadar Deist olsam da diğer Müslüman arkadaşlara saygım aynı şekilde devam ediyor. Bazı insanlar gibi onlara gıcık ya da düşman olmuyor, onları küçük görmüyor ve hakaret etmeye de bir sebep ya da ihtiyaç görmüyorum. Her zamanki gibi de bu konularda aşırıya kaçan kim olursa olsun hepsini yadırgıyorum. 

Sağlam dindar arkadaşıma ben ateist oldum dediğimde “önceki hayatın ile şimdiki hayatın arasında ne fark oluştu” diye sordu. Şöyle bir düşündüm, aslına bakarsan hayatımda hiç değişiklik olmadığını söyleyebilirim” dedim. O da bana “sen Allah’a inan gerisini boşver’’ dedi. Gerçekten de hayatımda pek de bir değişiklik olmamıştı. Etrafımdaki diğer arkadaşlara ‘’ben ateist oldum’’ dediğimde ise tepkilerinden aslında onların da ateist olduklarını ve sadece bunu dile getirmediklerini anladım ve oldukça şaşırdım.

Son olarak üzerimdeki sorumluluk kalktığı için az buçuk bi hafifleme var. Lakin ben yine aynı ben. Geçenlerde kasaya 100 dolar sahte para girmiş. Bana ''bu parayı müşterilerden birisine kakala'' dedi müdür. Kendisine şöyle cevap verdim: ''maalesef kimseye bu kötülüğü yapmak istemiyorum, buna içim el vermez, kusura bakmayın''.

Hoşça ve sevgiyle kalın...

SİZDEN GELENLER | Yazan: Tarkan

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

BAHAR'IN SORGULAMA SÜRECİ

Artık dine inanmayanlar, Dinden çıkış, Dinden çıkış hikayesi, İslamı terk etme nedenleri, İslamiyetten ayrılan kişilerin hikayeleri, sizden gelenler, Dinden kurtulmak, Din baskısı,

BAHAR'IN SORGULAMA SÜRECİ


Merhabalar Din ve Mitoloji :)
Merhaba ben Bahar,25 yaşındayım Sünni Hanefi bir ailede doğdum. Ailem halihazırda her türlü tarikat ve cemaati barındıran bir yapıda,onların mantığına göre sırat-ı müstakîm yani doğru yol gökteki yıldızlar kadar çok ve bir şeyhin varsa asla doğru yoldan çıkmazsın.
Kendimi bildim bileli din ile iç içe yetiştirildim." Erkeğe benzeyen kadına,kadına benzeyen erkeğe lanet edilir" hadisine binaen bu yaşıma kadar sadece bir kere pantolon giydim. Onu da 5 yaşındayken bir dini bayramda ortanca amcamın hediye olarak aldığı pantolonu giydim ve bunun ardından küçük amcamdan pantolon giydim diye dayak yemiştim.
Öyle yobaz bir ailede büyüdüm ki ,8 yaşındayken amcamın kızı ile bulmaca çözdüğümüz için fahişe olacağımız gerekçesiyle dedemden dayak yemiştik.

Henüz 10 yaşında iken başımı kapatıp pardösü giymem gerektiğini söylendi. Tanrının emri olduğu için itiraz etmeden giydim. Giymeye başladığım ilk aylarda birden bire kocaman kadın gibi hissetmek beni çok utandırıyordu. Yaz tatilinin ardından medreseye verildim böylece 1,5 ayda bir, 2 günlüğüne evime gelebildiğim şiddetin her türlüsünü "Sen Yunus Emre gibi olacaksın!"düsturunun beynime işlenmesiyle gönüllü olarak o eziyetleri çekmem gerektiğine inandığım imam hatip ve medrese yıllarım başladı.
10 yaşımdan 17 yaşıma kadar medresede kaldım. 5 yıl sona erdiğinde tam manası ile IŞİD kırması belime bomba sarsalar ve" Git! Din kardeşlerin için kendini patlat!"deseler seve seve kendimi patlatacak kafadaydım.

Tarikat yurtlarında beyin yıkama ilk günden başladı. Istiklâl Marşı ve saygı duruşunda kımıldamazsam imanımın gideceği öğretildi. Laik sistemin,hilafetin olmamasının ve Atatürk'ün İslam için ne kadar zararlı olduğu empoze edildi. 15 yaşında tarih ve bilim kitaplarını okumaya merak salıncağa dek Cihatci kafadaydım.

Tarih kitaplarını okudukça zamanla konu Birinci Dünya Harbine ardından Istiklâl Harbimize geldiği vakit Atatürk'ü tanıdım bir yılın sonunda Atatürk'ü gizlice seven bir muhafazakardım.
17 yaşına gelip kitaplarla gecen ikinci yıl bittiğinde hem medrese eğitimim bitmiş hoca olmuş ,hem de Atatürk'e olan sevgimi artık gizlemiyordum .
O dönemde inançlı olmama rağmen " rahmetli Atatürk" dedim diye annem " o kefereyi nasıl seversin?" deyip beni dövmüş, benim de onunla cehennemde olacağımı söylemişti.
Üniversite yıllarımda hala İslam'ı sorgulamıyor hatta Muhammed'i devrimci olarak görüyordum. İslamdaki her şeye bir açıklamam vardı, kısaca modernist İslamcı kafasıdaydım.

İslamı sorgulamasam da sorguladığım başka şeyler vardı. Açlık,hastalık, tecavüz, cinayet ve savaşlar. Gece gündüz bunları sona erdirmesi için secdelerde tanrıya dua ediyorum. Yine de çocuk tecavüzleri bir son bulmuyor açlıktan ölen çocuklar artarak devam ediyordu. Ben ki 10 yaşından 23 yaşına kadar 13 yılda 3 vakit namazımı kazaya bırakmayacak,hatta günde beş vakit namaz dışında 3 vakit nafile namaz kılan, secde etmeye doyamayıp, geceleri Secde Ayetlerini okuyup sabahlara kadar Tilavet Secdelerinde sadece bu kötülüğü durdurması için dua eder kendim için bir şey istemezdim.

Tanrının rızasını kazanmak benim için cennetten daha mühimdi. Asla cennet arzusu ile ibadet etmedim. Öyle ki 21 yaşına dek, olur da kalbim meyil eder, bir kalpte hem Allah ,hem de bir faninin sevgisi barınmaz diye karşı cinsin gözlerine direkt bakmamıştım.

Günler aylar böyle devam ederken üniversite bitti aradan iki yıl geçti.23 yaşındayken bir gece yine ezilenler ve tecavüzler için gözyaşları ile dualar ederken secdeden doğrulup öfkeyle haykırdım.
Neredesin? Bu kadar zalim misin? Hani sen Rahman'din,bu mu rahmetin? Hani sen Rahim'din minicik bir çocuğu koruyamıyorsan sen kimi koruyorsun? 26 erkek o annesiz çocuğa ayni gün tecavüz ederken niye birinin canını almadın? Yaprak kımıldamazdı hani sen izin vermezsen? Neler neler kımıldamış utanmıyor musun? Musa'nın kavmine 40 sene gökten helva ve et yağdıran sen neden açlıktan öldürüyorsun, onlar senin kulların değil mi?Koca isteyen kızların, karı isteyen adamların-
parasına bereket isteyenlerin isteklerini duyan sen, açlıktan ağlayan masumu, tecavüz edilen zavallı bebekleri duyamıyor musun? Beni hemen burada yak! Ben artık sana secde etmeyeceğim ,sen bir zalimsin ve belki de yoksun!
Yoksun dediğim an zihnimde bir şeyler belirdi. Gözlerimdeki yaşları sildim öylece donup kaldım. O zamana kadar mitoloji diye okuduğum şeyler zihnimde belirdi Gılgamış Destanı ,Sümerler,Yunan mitolojisi ya Allah da onlar gibi bir masalsa?

Kuran'ı bir kere de tarafsız gözle değerlendirmek için tekrar okudum. Evvelinde kölelik ve cariyelik olgusunun olmaması gerektiği zaten aklımda soru işareti iken artık tüm tezatlıkları ile dinin saçmalığı gözümün önünde belirdi ve dinsiz oldum.
Simdi agnostiğim, tanrı var veya yok umurumda değil. Benim için bunu kabul etmek zordu. Koskoca yıllarımı ,uykumu ve zamanımı bir hiç uğruna harcadığımı görmek tam anlamıyla bir yıkımdı.
Yine de içim rahat ,artık bir masal kahramanına inanıp, ondan yardim beklemiyorum.

Okul bitti biteli evdeyim. Babama göre sokakta bir kız çocuğunun dinen işi yok!
Zaten işim home-office, ne işim var sokakta?
Seçimler olmasa, arada bir hastalanmasam,sokak hayvanlarına da bakmasam, sokağa çıkacağım yok.( Böyle düşününce bayağı geziyorum 5 yılda 7 secim yaşadık az değil.)

Babam beni evden çıkmıyor biliyor ama işin aslı öyle değil. Belki bedenen evde olabilirim ama,zihnen fink atıyorum.
Kim bir başkasının hayallerine gem vurabilir? Ki vuramadı da...

Bazı geceler karanlık odamda müzik dinlerken ; zihnimde annesi fasulye toplarken ,küçücük sığ derede oynayan Bahar oluyorum. Onlarca kurbağa iri başını avuçlarımda tuttum,onlarla oynadım ama annemin bundan haberi yok sakın söylemeyin. Şşşttt!!!..

Bazen bir ak leylek olur Afrika'dan buralara kadar uçarım. Hem bakalım bizim erkek leylek yuvayı güzel hazırlamış mı? Manzarası nasıl? Laf aramızda yuvayı 40 yıldır aynı bacaya yapıyor kırılmasın diye her seferinde şaşırmış gibi yapıyorum...

Bazen bir kuş olurum,minicik bir serçe... Etrafta ne varsa çöp,yaprak,tüy, koyun yünü, tüm bunlarla yuva yaparım bir iğde ağacına. İğde ağacı da mis kokar çiçek açınca... Ardından bir yağmur başlar ,su birikintisinde diğer kuşlarla kanat çırpar neşeyle yıkanırım. Güneşte kuruturum tüylerimi...

Bazen bir bulut olurum gezerim tüm dünyayı...
Bazen bir su damlası ,okyanuslardan bulutlara,bulutlardan ağaçlara,meyveden toprağa karışacakken bir tavşan yer beni , yavrusuna karanlık yuvasında süt olurum...

Bazen kesmez beni koca dünya, gökyüzü ve hatta mars bile... Soluğu bambaşka galaksilerde alırım. Laf aramızda kozmosta kime sorsanız tanır beni, çevrem geniştir...

Bazen bir aslan balığı olurum istila ederim tüm denizleri... Hint okyanusu bana dar gelir, Süveyş Kanalı'ndan sızarım Akdeniz'e,oradan Ege'ye, ardından soluğu Marmara'da alırım. Hangi çılgın bana engel olacakmış şaşarım?!

Babam beni evde biliyor ,boş verin öyle bilsin. Ben bir koşu ,bu gece kurt olup sürümle birlikte gezeceğim ormanın en kuytu yerlerinde...

Bu şarkı ile koca dünyayı gezdim,hatta evrenin en uç yerlerini...
Düşünün sincap yuvasından, ayı inine kadar. An oldu zebralarla zebra olup koştum kırlarda, an oldu flamingolarla birlikte sazlıklarda uçtum.
Büyük Bariyer Resifi'nde kaplumbağa bile oldum.
Kusura bakma ama insanoğlu, olmadığın ve elinin değmediği her yer cennetti.

Bir şekilde bu esarete dayanacağım ,asla pes etmeden yoluma devam edeceğim. Saçlarım güneş görmeden kırlarda papatyalardan taç takmadan ölmeyeceğim.

Siz de pes etmeyin, bir yaratıcı var olsa bile saçlarınızı güneşten kıskanmaz emin olun, sevgilerimle.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Bahar

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

DİNDEN ÇIKIŞ HİKAYESİ (DİYARBAKIRLI)



DİNDEN ÇIKIŞ HİKAYESİ
['Diyarbakırlı' takma adlı takipçimin hikayesi]


Sayfanızda sürekli yayınlanan itiraflardan veya hayat hikayelerinden sonra bende bir şeyler paylaşmak istedim. Dinlerdiklerim, anlatacaklarıma çok benziyor. Belki asıl paylaşma isteğimin sebebi de bu. Yakın hissetmem.

93'lüyüm. Diyarbakırlıyım. Evet kürdüm. Kürtlük ne alaka derseniz; sebebi meselenin kültürler ile alakalı olmadığı. Şaka şaka. Aslında tüm mesele kültürle; doğduğun yerle, ailenle, çevrenle alakalı. İnternet denen şey olmasa bugünkü ben olamazdım.

Neyse diğer hikayelere benzer hikayeme başlayayım ve en sonunda asıl önemli olan görüşlerime geçeyim. Din ile ilk  ve en önemli  hikayem 6.sınıfta yıllık ödev ile alakalı. Din hocamız bize sureleri ezberletirdi. Ezberim aşırı zayıf olduğundan hep düşük alırdım sözlü ve sınavlardan. Karnemde tüm derslerim 5 iken din dersim 2 gelmişti. Bu sebeple yıllık ödev aldım dinden, notumu yükseltmek için. Babamda epey fırça atmıştı bu yüzden. Neyse hoca ödev olarak peygamberin hayatını verdi. Gerçekten bu ödevle alakalı çok çalışmıştım. İki farklı ansiklopediden ve birkaç kitaptan okuyup toparlayarak ödevi yapmıştım. Yaklaşık 30 sayfayı elle yazmıştım. Tabi çocukluk aklı din beni çok etkilemişti. Aile zoru olmadan namaza başlamış ve dahada araştırmaya öğrenmeye başlamıştım.
Liseyi şehir dışında okudum. ''Bu arada çok asosyal bir kişilik olduğumda il dışında yurtta okumak başta benim için bir kabustu.'' Neyse yurt ortamı farklı fikirler, düşünceler yani yepyeni bir dünya. Hayatımda en çok okuduğum araştırdığım dönemdir lise dönemim. Ama yine dinimde oldukça tutucu ve muhafazakardım. Hafta sonları cemaat evlerine gider, hafta içi de bol bol dini kitaplar okurdum. O zamanlar internet bugün kadar kolay ulaşılabilen bir şey değildi. Liseden memlekete geldiğimde babamla saatlerce yeni öğrendiğim şeyler hakkında tartışırdım. Hatta ilk kez Kürt olduğumu bu tartışmalardan öğrendim. Özellikle dini tartışmalarımız çok alevli geçerdi. Şimdi bu yazıyı yazarken o anlar aklıma geldi. Babam birçok konuda çok haklıymış. Neyse bir gün bu tartışma o kadar kızıştı ki babama 'sen inanmıyor musun diye sordum.' cevabı çok net 'İnanmıyorum.' olmuştu. Sonra susmuştuk. O gece Yatarken ağlamıştım Nasıl olur da inanmaz diye. Ama bu tartışmalar sorgulamanın, değişimin önemli mihenk taşlarından biri.

Bu tartışmaların birinde bana 'tanrıların arabaları' kitabından bahsetmişti. O kitabı okuduğumda beni çok etkilemişti. Gerçi kitaptaki çoğu şeyin yalan olduğunu bugün bilsem de yinede o kitaba saygım sonsuz. Bir kıvılcım çakmıştı.

Mekatronik müh. Elazığ'ı kazandım. Elazığ dönemi kıvılcımın yangına ve küle dönüşme dönemi diyebiliriz.  Hatta din dahil tüm sistemleri tüm hayatı sorguladığım dönem. Evet benim sorgulamam biraz geç oldu. Şu anda sorgulamam devam ediyor olsa da siyasi görüşlerim artık yok. Çünkü sorguladıklarımın Kürtlükle alakası yok. Elazığ ilk dönemler sabah namazını kaçırdığım için ağladığım dönemler iken 4. sınıfta ikin artık namaz kılmayan ve yıkılmak üzere olan bir enkaz gibi zayıf bir inanandım. Sebebi okumak.

Yaklaşık 2 yıl önce açıktan okuduğum adalet ile kpss ön lisanstan atandım ve memur olarak çalışıyorum. Bir memur ne kadar yoğun olsa da boş vakti oluyor. Masa başı iş, internet ve boş vakit... Üç zehir. Bol bol youtube ve dinden kopuş.

Size 'Celal Şengörü' , 'Karmati Armanı' , 'Kütüphane Görevlisini' , 'Denizin Ötesindeki Sesleri' vb. sayfaları ve kişileri anlatmayacağım. Kur'an'daki mantık hataları, adaletsizlik ve kana susamışlığı veya İslam tarihindeki vahşilikleri anlatmayacağım. Kendi öz fikrim olduğunu düşündüğüm bir yapıdan bahsetmeye çalışacağım.

Bence kuran çağına göre müthiş ve ilerici bir kitap. İslam öncesinden gelen inançların bir ticaret toplumunda harmanlanarak çöl kültürüne göre yorumlanması. İçerisinde iyiliğe, toplumsal eşitliğe, paylaşmaya, sadakat ve sevgiye ...vb. dair bir sürü hikayenin, geleneğin anlatıldığı bir kitap. Yukarıdaki erdemleri teşviki 'ödül ve ceza sistemi(cennet-cehennem)' üzerine bina edilen, sözlü ahlakın yazıya döküldüğü bir kitap. Günümüz bakışıyla çok canice, çıkarcı, yanlış görünse de bu bakış açısı yanlıştır. Birazcık tarihi araştıran, geçmiş dönem devletleri ve toplumlarını anlayan ve mantığını kavrayan kişi nasıl ve ne uğruna savaşların yapıldığı ne kadar çok insanların katledildiği, ne kadar çok haksızlık ve zalimliğin yapıldığını bilir. Bence çağına kıyasla İslam barışçıl bir din.
İlk olarak Kurana bakarken harfi harfine bakmak yanlıştır. Örneğin hırsızın eli kesilmeli. Canice fakat o zamanın şartlarında normal bir ceza. Bu duruma ceza sistemi olarak bakılmalı. El kesmek bugün uygulanamaz fakat hırsızda cezasını çekmeli. Ve bu ceza güzellikle olmasa da zorla bazı toplumsal kurallara uyulması gerektiğini topluma hatırlatmalıdır. Çıkarılması gereken bu.
İkincisi kurana bakarken kronolojiye ve o anki yaşanılan olaylara da bakılmalı. O ayetin nedenini çok daha iyi anlarsınız.

Üçüncüsü hadisler. Hadislerin hangi ortamlarda kimlerin, kimlerden etkilenerek yazdığı, nasıl korunduğu ... vs çok önemli. Çünkü asıl İslam anlayışının Emeviler ve Abbasiler döneminde yok edildiği fikrindeyim.

Yani sonuca gelirsek bence kuran müthiş bir kitap. Yazarı Muhammed'inde akıllı, güçlü karakterli ve çok iyi bir yazar yada çok iyi konuşan çevresini ikna eden biri olarak görüyorum.
Yani tüm sürece insani olarak bakıyorum. Tanrının bu işle alakası olduğunu düşünmüyorum. Zaten günümüz tarihi buluntuları, Arap kültürü, ticaret yolları, o zamanki tarihsel durum hakkında birçok kaynak olduğundan oluşan dini, içeriğini nereden aldığını, nasıl bu kadar hızlı yayıldığını anlayabiliyoruz.

Benin asıl beğenmediğim ve reddettiğim anlayış ödül ceza sistemi. Bugünkü modern toplumun ve tüm insanlığın en temel dayanaklarından olan ve çocukluktan aşılanarak gelen ödül ceza sistemi. Bir kişi iyiliği karşılık bekleyerek yapıyorsa (bu beklendi, cennet, toplumsal statü ve bakış, maddi kazanç...vb) bunun adına ben iyilik demiyorum. Bu ticarettir. İyilik sadece içsel huzur (bu bile bir tür çıkar sayılabilir cinsel haz gibi) için yapılabilir.

Sonsuzluk ve sonsuz hayat veya ateş anlayışı. Biz zavallı ilkel insanlar bile işkenceyle adam öldürmeyi, idamı, el ayak kesmeyi yasakladı. Ama sonsuz güçlü, erdemli tanrı insanı sonsuz ateşle korkutması komik.  Allah'ın tanımı, ne olduğu. Tanrı neden bu şekilde iletişime geçtiği... gibi içeriğe hiç girmeden de dinlerin insan ürünü olduğunu düşünenlerdenim.

Kadere inanırım. Fakat İslamın bahsettiği şekilde değil. İnsanın karakterini ve kişiliğini kapsamlı genetik araştırmalar ve aile toplum anlayışı, yapısını anlayarak anlayabiliriz. Son zamanlarda internet denen kavram girse de yinede kaderler tahmin edilebilir. Hiç kimsenin özgür iradeye sahip olduğunu düşünmüyorum. Biz sadece bize çizilen kaderi yaşıyoruz. Bize sunulan dinlerin bazılarına inanıyoruz bazılarını reddediyoruz. Bize anlatılan hikayelerin bazılarına inanıyoruz bazılarını reddediyoruz. Mesele sadece şu. Acaba benim dinim ne...

Güzel bir sayfa. Başarılarınızın devamını dilerim.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Diyarbakırlı

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

2 TAKİPÇİMİN İSLAM'I TERK SÜRECİ

2 TAKİPÇİMİN İSLAM'I TERK SÜRECİ

2 TAKİPÇİMİN İSLAM'I TERK SÜRECİ


TAKİPÇİMİZİN (HÜLAGÜ HAN) DİNDEN ÇIKIŞ SÜRECİ
Merhaba, takma ismim Hülagü Han, dindar ve tutucu bir şehirde doğdum ve büyüdüm, şuan 43 yaşındayım ve işim icabı yine başka bir dindar şehirde yaşıyorum. Ailem ve akrabalarımız hep inançlı insanlar, ben de ortaokul yıllarında yatılı kuran kursunda kaldım, kuran okumayı ve namaz kılmayı biliyorum, hatta ortaokula giderken camide Allah rızası için müezzinlik bile yaptım. Lise ve üniversite yıllarımda ise ibadet yapmak bana zor gelmeye başlamıştı, biraz zorlansam da oruçlarımı tutmaya çalışıyordum ama teravih, bayram ve cuma namazları hariç, beş vakit namaz kılmayı bırakmıştım, içimde ortaokul yıllarındaki o ibadet isteği, heyecanı kalmamıştı. Bu şekilde biraz namaz, biraz oruç derken 26 yaşına kadar geldim ve evlendim.

Evlendikten sonra üzerimden dini konulardaki anne baba baskısı kalkmıştı ve artık ayrı, bağımsız bir evim vardı, zorla oruç tutmama ve namaz kılmama gerek yoktu, zaten bu konuda eşimde ılımlıydı. Hiçbir ibadet yapmadan yaklaşık olarak 35-36 yaşlarına kadar din konusunda özgür bir şekilde yaşadım. Ancak 36 yaşından sonra tekrar bi namaz kılma isteğim geldi, kendimi bir boşlukta hissettim, boş geçirdiğim yıllara pişmanlık duymuştum, hemen beş vakit namaza başladım ancak sağlık durumumdan dolayı oruç tutamıyordum, bu şekilde birkaç sene namazlarımı kıldım, bu sırada bir insan nasıl dinsiz olur, aklım bin türlü almıyor diye düşünmeye başladım, ateistleri merak ediyordum.

Youtube'de bazı ateist kanallara abone oldum çünkü amacım oradaki inançsız insanları dine ve inanmaya ikna etmekti. Ben o dinsiz insanların cahil olduklarını, bilgisiz olduklarını, bu yüzden inanmadıklarını düşünüyordum. Onlarla tartışmalara başladım, din hakkında onları ikna edebilecek, onları inandırabilecek bazı argümanlar öne sürdüm ancak onlar da bana Muhammedin hayatından, dinlerin kökeninden, dinlerdeki saçmalık ve mantıksızlıklardan ama en önemlisi de kurandan ve ayetlerden bahsettiler. İspatlı ve mantıklı cevaplar vermeye başladılar.

Ben önceleri ateist arkadaşların söylediklerini kabullenemedim, çok zoruma gitmişti, iftira atıyorlar, işlerine geldiği gibi uyduruyorlar diye düşünüyordum. Ancak bana söyledikleri ayetlerin Türkçe meallerini tek tek internetten ve bizzat kuranın kendisinden bulup inceledim, okudum, araştırdım, sorgulamaya başladım ve gördüm ki bu inançsız arkadaşların dediklerinin hepsi de doğru. Halbuki kuranın Türkçesini daha önceden defalarca okumuştum ama nasıl olur da bu sapır saçma ayetlerin farkına varamamıştım, çok ilginç bir durumdu ve bu benim için büyük bir şok olmuştu.

Bundan sonra kuran hakkında şüphelenmeye başlamıştım, acaba Muhammed bilmeyerek, farkında olmadan kendisine gelen vahiyleri yanlış mı aktarmıştı ya da gelen bu vahiyler kurana yazılırken yanlışlık mı olmuştu? Çünkü artık kurandan şüpheleniyordum ama Muhammedin peygamberliğinden henüz kuşku duymuyordum, peygamberlik diye bir şeyin olmadığına, onun bir yalancı, sahtekar ya da akıl hastası birisi olduğuna inanamıyordum.

Ancak zamanla sorguladıkça ve cesaretle dini konuların üzerine gittikçe artık tüm gerçekler birer birer ortaya çıkmaya başlamıştı. Tabi bu benim birkaç yılımı aldı ve 40 yaşında tamamen dinsiz birisi olmuştum. Dinler, peygamberler, kutsal kitaplar, imtihan, sorgu sual, mahşer, ahiret, cennet cehennem bunlar hepsi birer insan uydurması masaldan ibaretti, hiç şüphem kalmamıştı artık. Ancak şöyle bir evrenin, kainatın muazzam ihtişamına, büyüklüğüne ve doğadaki hareketliliğe baktığım zaman, mutlaka bir güç olmalı diye düşünüyorum ancak bu güç, dindarların inandığı şekilde tanrı diye bir varlık değil, bu güç kainatın bizzat kendisi, yani doğanın kanunu da diyebiliriz buna.

Dolayısı ile bu güç, bizleri imtihan edecek, sorgu sualden geçirecek, cennet ya da cehennemle son bulacak bilinçli bir güç değil, biliyorum bunu anlatması ve anlaşılması çok zor bir durum.

Şöyle örnek vereyim, mesela doğanın kanunlarından birisi olan yer çekimi kanunu, bu da dediğim gibi doğanın bir gücü, dolayısı ile yer çekimi kanunu sizi imtihan etmez, sorgu suale çekmez ya da cennet cehenneme atmaz, bunun böyle bir amacı, bilinci yoktur, bu sadece doğanın bir kanunudur, öyle olması gerekiyordur, o kadar. Özetlemek gerekirse dinler ve dine dair ne varsa hepsi de koca bir yalandan ibaret, tanrı konusuna gelince, tanrı diye evrenden ayrı bir varlık yok, sadece kainatta muazzam bir güç var, dolayısı ile tanrının kainatın bizzat kendisi olduğunu düşünüyor ve inanıyorum, buna pandeizm diyoruz ve ben de artık bir pandeistim. Yaptığım iyiliklerin sevap ya da ahiret gibi bir karşılığı olmadığını biliyorum ve bu iyiliklerimi karşılıksız, isteyerek canı gönülden yapıyorum, buna menfaatsiz ve samimi iyilik diyorum, bu şekilde yaptığım iyiliklerden daha çok haz alıyor ve daha çok mutlu oluyorum. Evet arkadaşlar, kısaca, vicdan tanrımızdır bizim, iyilik, sevgi, hoşgörü ise dinimiz...
Bitirirken DİPNOT: Müslümanım diye geçinip kapağını bile açmaya zahmet etmeyenlerin aksine Kur'an, biz dinsizlerin başucu kitabıdır.
Saygı ve sevgilerimle.

OKSİMORON TAKMA ADLI TAKİPÇİMİZİN DİNDEN ÇIKIŞ HİKAYESİ
Merhaba ben oksimoron.
Maddi durumumuz iyi olduğundan hayatta pek sıkıntı çekmiyordum. Lâkin ailem epey muhafazakâr ve küçüklükten itibaren hep bir dayatma ile büyüdüm. Bu dayatma liseye kadar sürdü. Lise için Üsküdar'a taşındık. Ve özel bir liseye kaydoldum.

Alkolle ve aileme göre günahla ilk lise de tanıştım. Babam sürekli benim hafız olmamı isterdi. Hafız olursam çevresine hava atacak ve göğsü kabaracaktı.

Bir Ramazan günü evin oradaki caminin avlusundan geçerken bir ses işittim. Ve ne olduğunu sordum. Hafız Kur'an okuyor dediler. Hafız ne demek dedim. Kur'an-ı hıfz eden yani muhafaza eden anlaşılır bir dil ile ezberleyen kişi demektir dediler. Çok şaşırdım o yaşta. Nasıl yani hiç şaşırmadan koca kitabı ezberliyorlar mi ?

Saşkınlığım bir müddet sürdü. Daha sonra babama hafız olmak istediğimi onlar bunu yapıyorsa ben de yapabilirim dedim.
Tabii babamın canına minnet. Derhal beni bir Kur'an Kursuna yazdırdı ve liseye açıktan devam ettim.

6 ay yüzüne eğitimi aldım. Yüzüne demek. Tecvid, mahreç, makam ve Kur'an'ı yüzüne bakarak hadr usulü yani hızlı bir şekilde okumak demek.

Kurstaki ortamı epey sevdim. Kız falan yoktu ama kızlı ortamlardan daha çok goygoy ve muhabbet dönüyordu. Her gün kaçıp pes atardık. Neyse devam edeyim.

6 ay yüzüne eğitimi gördükten sonra iş zor kısma geldi. Ezber yapmaya. Ezbere başlamadan önce epey korkuyordum. (Lakin işin içine girince o kadar da zor olmadığını anladım.)

Mütevazı olmaktan nefret ediyorum. Biraz kafam olacak ki günde 3 sayfa ezber veriyordum. Ezber dersimizi alan hocanın işi çıkınca beni kendi oturduğu yere oturtur dersi benim almamı söylerdi. Ve evet kursta epey iltimas sahibi bir kişiydim.

Gel zaman git zaman hafızlıkta 18 ile gitmeye başladım. Hemen bunu da açıklayayım hem bilmeyen arkadaşlar için bilgi olur. Hafızlığa başlarken tersten başlanır. Örnek olarak şöyle. Sizin ezberleyeceğiniz ilk sayfa 1. cüzün son sayfasıdır. Yani 20. Sayfası. Orayı ezberler ve yarın hocaya orayı ders olarak verirsiniz. Bu sayfayı verdikten sonra sıra 2. Cüzün son sayfasına gelir. Yani 2. Cüzün 20. Sayfası. Orayı da ezberler ders olarak verir ve bu böyle 3. Cüz 4. Cüz diye diye devam eder...

(Bu arada çoğu kurs hafızlığa başlatmadan önce 30. Cüzü ezberletir. Ve siz 30. Cüze geldiğinizde k cüzü komple verirsiniz yani 20 sayfayı.)

18 ile gitmekte her cüzden 18 sayfa ezbere biliyorsunuz demek.

Ben de 18 ile giderken o zamanlar Facebook epey popülerdi, face'de takılırdım. Liseden beri karikatür yapmaya epey ilgim var. Ben de önce karikatür sayfası sanıp Karikateist sayfasını takip etmeye başladım :) Hahaha hayatımda verdiğim en doğru kararın bir yanlış anlaşılma ile olacağını nereden bilebilirdim ?

Tabii o zamanlar içki içiyorum zina yapıyorum falan ama fasık yani günahkârım, bu yüzden de dinime laf söyletmiyorum.

Karikateist sürekli kitap tavsiye ediyor ara ara din ile hiciv ediyor ve ben kuduruyordum :) hahaha

Birkaç kez takipten çıktım sonra yine takibe aldım. Sonra dedim ki bunlarla böyle baş edemem bunların dedikleri kitapları bi okuyayım

Tabii ilk tavsiye ettikleri kitap bakınız bu hiç şaşmaz Kur'an'ı Kerim'in meali :)

Eyvallah dedim başladım kursta geceleri meali okumaya, nasıl denir bilmiyorum ama ben din ile ilgili hiçbir şey bilmiyormuşum o güne kadar. Hocaya Arapçasını okuduğum yerlerin Türkçesi cidden akla mantığa uymayan türdendi.

İlk okuyuştaki izlenimim bir nefret diline sahip olmasıydı. Özellikle Yahudilere karşı. Sürekli hakaret, kan, savaş ve üstünlük kurma çabasını anlayamamış ve bunun bir çeşit siyaset olduğunu düşünmüştüm.

Sonrasında hafızlık bitti diploma alındı ve dedim ki kendime senin üniversite okuman lazım oğlum bilgili ve donanımlı bir birey olmalısın.

Benim zamanımda YGS ve LYS vardı. İlk sınav YGS ikincisi LYS idi. Ygs'ye tam 8 ay kala çalışmaya başladım.

Çalışmaya büyük bir hırs ile başlamış olmadan ötürü daha rasyonel sayı yapamıyorken 60 bin ile üniversiteli oldum. Ve bu benim için gerçek bir başarı idi. Tabii bu süre zarfında dini de ret ettim.

Dinden çıkma süreci ciddi mana da acılı ve ağrılıdır. Ve bir an da bırakılamaz. Doğru insan bir anda boşluğa düşüyor ama o boşluğu gerçekler ile doldurunca daha da mutlu ve realist oluyor.

Şu an üniversitede son sınıfım. Ve teoloji sertifikası da aldım. En büyük mutluluğum Müslümanlardan daha iyi İslami bilmem bu bana epey mutluluk veriyor.

Sağlıcakla kalın. Kendinize iyi bakın.

SİZDEN GELENLER | Yazanlar: Hülagü Han & Oksimoron

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

3 TAKİPÇİMİN DİNDEN ÇIKIŞ SÜRECİ

sizden gelenler, Dinden çıkış, Dinden çıkış hikayesi, İslamı terk etme nedenleri, İslamiyetten ayrılan kişilerin hikayeleri, Artık dine inanmayanlar,

3 TAKİPÇİMİN DİNDEN ÇIKIŞ SÜRECİ


SALİH'İN ATEİST OLMA SÜRECİ
Benim adım Salih ve Ateist olma hikayemi anlatacağım iyi dinlemeler.
Ben Alevi ailede büyüyen birisiyim ve ailemin dini inancı olsa da dindar değildi, ailemde namaz kılan da oruç tutan da yoktu. 15 yaşıma kadar hiç sorgulamadım ama oruç ta tutmadım namaz da kılmadım. Yinede inancıma dair bir şüphem yoktu.
Fakat bir gün aklıma bir soru geldi, ben ve çevremde ki çoğu kişi sorgulamıyordu, yani biz Hristiyan bir ailede büyüseydik Hristiyan olacaktık. Bunu din hocasına sorduğumda "araştırıp, Müslüman olup cennete girmeyi hak edebilirler" dedi. Ben de peki ya bizimkisi yanlış fakat Hristiyanlık doğruysa" dedim. Hocam da bana gerçek olanın Müslümanlık ve İslam olduğunu söyledi. Cevaptan tatmin olmadığım için araştırmaya başladım ve bilim adamlarının yüzde 93 ünün ateist 97 sinin bir dine mensup olmadığı rakamına eriştiğim de şaşırmıştım. Yine de inanıyordum, cehenneme gitmek de istemiyordum.
Sonra dedim ki bu iş böyle olmayacak, işin özünü kendim bulayım. Kur'an'ın  mealini okudum, bitirdiğimde şaşkınlığa uğradım ve bulduğum hataları deftere yazdım. Bu hataları din hocama sorduğumda "her meal doğru değildir, hatalı olabilir" dedi. Ben de "siz Kur'an okudunuz mu?" diye sorunca "evet, biraz okudum" dedi. Arapça olarak mı okudunuz diye sorduğumda ise "hayır" cevabını verdi. "Peki ya sizin okuduğunuz mealler hatalıysa?" dediğimde ise demişti, hayır, mealler doğru deyip konuyu kapattı. Ben de yavaş yavaş dinden çıkmak üzereydim, İncil'i okudum, o da inanabileceğim bir kitap değildi. En basit örnekle koskoca varlık bu kadar gezegen ve galaksi yaratıp, bu galakside toz tanesi kadar olmayan bizlerin dişisinin kapalı olmasını, örtünmesini istemesi. Bu ve benzeri mantıksızlıklar çığ gibi biriktiğinde artık dinden çıkmıştım. Peki ben neydim ? Deist mi? ,agnostik mi?, ateist mi?
Evrimi araştırdım, evrim teorisi ile alakalı belgeseller izledim, tanrı yanılgısını okudum, big bang i araştırdım, çeşitli kitaplar okudum ve benim düşünce şeklime en yakın felsefi görüş ateizmdi, böylece ateist olmuştum.
Üzücü olan şey ise okullarımız da ateistleri sadece tesadüfe inanan kişiler diye üstü kapalı işekilde anlatılıyorlar. Din ve ahlak kültürü deyip, din olarak yüzde 95'i Müslüman ülkede size İslamı anlatıyorlar. Araştırın, araştırmadıkça gerçeği göremezsiniz.
İyi günler dilerim.

F.O.A'NIN ATEİST OLMA HİKAYESİ
Liseden bu yana inançsız insanlarla bu konuyu konuşmaktaydım aslında. Ama bu konuda son derece bilgisiz, mantık yürütmeyen biriydim. Tepkiseldim, her inançlı kimse gibi. İsmini veremeyeceğim yakın bir dostumla yine benzer münazarımızın sonunda bana bir soru yöneltti:"Hiç Kur'anı okudun mu?" şaşırmıştım. Çünkü evet, daha okumamıştım bile. Bir daha şu şekilde sordu:"Oku ayetiyle indirildiğine inandığın kitabı hiç okudun mu?" diye. Kendimi çok kötü hissederek okumaya başladım. Okuyunca anlıyor insan, nasıl bizleri kandırdıklarını. Başka kimselerden de nasıl dinden çıktıklarını dinliyorum. Çoğu kimsenin kitabı okuması ile bu oluyor. Meşhur bakara suresi, Nisa suresi... İlk 5 sureyi bitirdikten sonra sarsılmıştım ve imamlara, hocalara, nurculara, müftülere soru yağdırmaya başlamıştım. O günden beri ilk aklıma gelen şu soruya hala daha tatmin edici bir yanıt da alamamışımdır:"Tanrı bizi neden imtihan ediyor?"

Daha sonra bu tatmin edici cevabı olmayan sorular artmaya başladı. O sıralarda da üniversitede yurtta kalıyordum. Osman isimli bir biyokimya mühendisliği öğrencisi bana kuyruk sokumunun evriminden bahsetti. Son derece şaşırtıcı bulmuş ve o zamana kadar 'saçmalık' deyip hiçbir bilgim olmayan evrimi araştırmaya başladım. Yurt odasında "yok artık" diye bağırarak şaşkınlık içerisinde öğreniyordum bu yeni bilgileri. Kur'an'ın mantıksal çelişkileri ve evrimsel biyoloji zihnimde bir bütünlük ve anlam oluşturmaya başladı. Bir yandan Kur'an'ı ilk kez okurken ve okumaya devam etme cesareti gösterirken diğer yandan şu sorunun cevabına bakıyordum:"Ya yanılıyorsam? Ya bizi kandırdılarsa ve yok olup gideceksem?"

Kur'an'ı farklı meallerden 3 kere bitirip evrimsel biyoloji ile ilgili onlarca makaleden aldığım bilgileri topladıktan sonra diğer dinlere sardım. Bunlar başlıca:"Hristiyanlık, Yahudilik, Zerdüştlük, Sihizm, Hinduizm, Budizm, Mormonizm..." liste uzayıp gidiyor. Mitolojiler-özellikle Sümer mitolojisi ve Gılgamış destanı-ile ilgili yaptığım okumalar ve karşılaştırmalar da düşünce sistemimin üzerine tereyağı gibi sürüldü. Araştırdıkça bizleri nasıl aldatıyorlar diye düşündüm. Bir ara bu düşüncelerle sınıfta ders dinler iken gizlice sohbet ettiğim bir arkadaşım bana şu soruyu sordu:"Nasıl konuşuyorsun? Yoksa sen ateist misin?" diye. O güne kadar bunun üzerine düşünmemiştim bile. Ama:"Evet" dedim. Beni Müslüman sanan arkadaşım tekrar sordu:"Nasıl ya bu mümkün olamaz." cevabım netti:"Gayet de mümkün, ben ateistim." dedim. Aslında ne olduğumu ben de bilmiyorum. Sorguluyor, araştırıyorum. Bilimsel çalışmalara önem veriyor ve ben de psikoloji alanında bilimsel çalışmalar yapmak istiyorum. Ama bir kere ateistim dedim. Sorarlarsa öyle söylüyorum.

Bence kategorize etme konusunda insanların atladığı şey ise şu: Gerçekte iki kategori var. İnançlılar ve inançsızlar. Bütün mesele, kültürünüzün içine sinmiş bu kokuşmuş algıyla kandırılıp kandırılmamanızla ilgili. Öğrenmek isteyen kimseyle münazaraya girmesin. Okusun, araştırsın. Aydınlanma, öğrenmekle olur. Bilimin ortaya çıktığı çağa bu yüzden 'Aydınlanma Çağı' dendiğini daha iyi anlıyorum.
Sevgiler Din ve Mitoloji takipçileri. Bugünün dini yarının mitolojisi!

MEHMET'İN SERÜVENİ
Öncelikle ben şuanda 15 yaşındayım ve Deist'im. Dindar bir ailenin çocuğuyum. Kur'an kursuna gidiyordum ve 7 yaşımdan beri oruç tutuyordum. Geleneksel bir Müslüman olarak yetişiyordum yani. O zamanlarda bildiğim bir kaç din vardı bunlar; Hristiyanlık ,Yahudilik , Müslümanlıktı. Bir de Ateizm diye bir şey duymuştum. İslam dini ne kadar yasak olduğunu belirtse de "ben Ateistim" diyen insanların annesine ve ailesine küfür ediyordum. Çünkü bunun yanlış bir şey olduğunu düşünüyordum.

4. sınıfa kadar uslu bir çocuktum ancak orta okula geçtiğim zaman aniden bir evrim geçirmiştim sanki. Daha önce ateistlerin ağzından duyduğum küfürleri şimdi bende ediyordum her ne kadar Müslüman olsam da. Ailem namaz kıl dediği zaman ben abdest alır, sonrasında sadece farzını kılar ve bilgisayar oynardım.

12 yaşıma kadar yatağıma yattığımda aklıma "acaba Allah yok mu?" gibi sorular geliyordu. Bu gibi sorular geldiği zaman tövbe tövbe deyip yorganımın altına saklanıyordum. 12 yaşımdan sonra ise kafamda "neden oruç tutuyoruz, neden hayvanları Allah'a kurban veriyoruz, neden ibadet ediyoruz" gibi sorular oluşmaya başladı. Fakat araştıramadım çünkü Allah'a şirk koşarım, onun işine karışırım diye korkuyordum. Çünkü bana böyle öğretilmişti. Ancak 14 yaşıma girdiğimde artık araştırmaya başladım. Evrim gerçek mi ? , Allah gerçekten var mı ? ,İslam'ın ibadetleri çalıntı mı ? gibi bir çok soruyla karşı karşıya buldum kendimi, bilim ve mantığa dayalı cevaplar aradım ancak bulduğum cevaplar beni tatmin etmiyordu. En çokta beni Kur'an da ki Hz. Muhammed'in cinsel hayatını içeren ayetler etkiliyordu. Bir de hep kendime sordum "nasıl bir yaratıcı yarattığı canlılara bilinç verip kendine itaat etmesi için yönlendirip, itaat etmeyenleri sonsuz azap içinde cehenneme atabilir?" Atsa bile bu yaratıcı nasıl bağışlayıcı olabilirdi? Bu gibi sorulara cevap ararken Youtube'de Din ve Mitoloji adlı bu kanalı buldum ve videolarını izledikten sonra adeta büyülendim. Çünkü aradığım soruların cevaplarını peşin peşin alıyordum. Ve bu cevaplar da beni Deizm'e inanmaya yöneltti. Çünkü yıllardır yalanladığım evrim aslında gözle görülür bir gerçekti ve bunu ben daha önce görememiştim. Şu anda, bir yaratıcının olduğuna ve bu yaratıcının evreni yaratıp kendi haline bıraktığına ve asla insanlarla iletişime geçmediğine, yani peygamber veya da kutsal kitap göndermediğine inanıyorum.

SİZDEN GELENLER | Yazanlar: Salih, FOA, Mehmet

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

TAKİPÇİMİZ EMİR'İN DİNDEN KURTULMA HİKAYESİ

sizden gelenler, din,islamiyet, Dinden çıkış, Dinden çıkış hikayesi, İslam'ı neden terk ettim?, İslam'ı terk, Dinleri terk edişim,

EMİR'İN DİNDEN KURTULMA HİKAYESİ


Ben Emir. Küçüklükten aşırı meraklı her şeyi merak eden birisiyim. Bir şey duysam ya da görsem gider araştırır bilgi edinir işime yaramayacak olsa dahi okurum. Büyük uzaktan kumandalı arabaları söküp içine bakardım öyle bir merak vardı. Zaten merak sayesinde bu kadar çok şey biliyorum.  Ortaokul zamanları yaz tatili annemin isteği üzere camide olan Kur'an kursuna gittim. Verdiler elime Arapça Türkçe kitaplar. Ezberle dediler. Alfabeyi ezberlemeye başladım. Sonraki günlerde de hoca sureleri ezberlememi istedi. Ezberliyorum. Ama aklımda şu var. Neden anlamıyorum neden Türkçe değil. Hocaya sordum hocam ben bunu anlamıyorum neden Türkçe okumuyoruz diye. Tek verdiği cevap. Sen bir daha gelme. O gündür gitmedim. O gün başladı zaten düşünce. Neden anlamamızı istemiyor da gelme dedi. Tabi o zamanlar çok üzerine düşmedim okulum öncelikli diye. Uzun bir süre de hiç uğraşmadım. Allah var din var ama namaz kılmıyorum arada sırada cuma namazına giderdim. Bu böyle devam etti.

Lise bitti üniversite başlayacak. Bir arkadaşım sen neden namaz kılmıyorsun dedi. Ben de bilmiyorum dedim. O gün tekrar başladı öğrenme merakı. İnternet'ten diyanet meali okuyordum fakat Kur'an ile sınırlı kalmadım, hadisleri de okuyordum. Bilime de meraklı birisiyim çünkü elektrik elektronik okuduğum için Tesla, Thomas Edison, Einstein gibi bilim insanlarını da araştırıyor okuyorum. Tabi sadece yabancı bilim adamları değil. Celal Şengör de izliyorum. Celal hocanın bir videosuna denk geldim. Dağlar depremden korunsun diye yarattık videosu. Koskoca jeoloji profesörü kitabı yalanlamak için uydurmuş olamaz ya diye düşündüm. Din, bilim, Darwin videosunu gördüm ve onu izlemeye başladım. Ve bir şeyi fark etmeye başladım. Ve böyle videolar izlemeye devam ettim. Bilim ne derse din adamları zaten o kitapta yazıyor deyip bilimin önüne geçme çabası gösteriyordu.

Peygamberin Türkler hakkında dediklerinden tut, eş değiştirme olaylarına kadar. Bize anlatılan cicili hikayeler masallar nerede bunlar nerede. 6 yaşında kızla evlenmesinden tut hakkında şiir yazan kadını öldürmesine kadar her şeyi okudum. O zamanlar kızlar diri diri toprağa gömülüyor öldürülüyordu ama Muhammed kızını omuzlarında gezdiriyordu geldi ve bunun kesin yalan olduğunu anlamış oldum. Daha da merak sardı. Daha da öğrenmek istedim. Facebook'ta İslam ateizm tartışma gruplarından başladım. YouTube'de GİGTV, Din ve Mitoloji, Akıl, Bilim ve Din gibi kanalların videolarını izliyor her gün daha fazla bilgi ediniyor bilgiye doymuyordum. Twitter'dan da böyle Aklın Gözü diye bir site buldum. Gerçekten çok şaşırdım. Zincir halinde paylaşım yapıyor ve okuduklarım inanılmazdı. Mitolojilere de merakım olduğu için İskandinav olsun Mısır Türk Mitolojisi hepsini araştırır okurdum.

Sümerolog İlmiye Çığ kitapları okuyor videoları izliyorum. Bunca yıl neye inandığımı neye iman ettiğimi öğrenmek istiyordum ve çoğu şeyi öğrendim. Oturup düşününce Kur'an tanrı tarafından değil de insan eliyle yazılmış olduğu açık. Kime sorsam orada öyle değildir ya da öyle demek istemedi demesi ve kitapta apaçık şekilde gönderdik demesi arasında kalıyordum.  Yakınımdaki herkese öneriyorum Türkçe okumasını. Çünkü bu kitabı Arapça okuyup ağlayan ama Türkçe okuyup gülünecek şeyler olduğunu gördüm. Hangi tanrı kadını dövmeyi emreder ki (Nisa 34). Dünyadan binlerce kat büyüklükte olan güneşin nasıl balçıkta battığını yazar (Kehf 86) ya da Dünya'nın düz olduğunu iddia eder (Hicr 15, kaf 7 vb). Daha nicesi var. Tin suresinde en güzel şekilde yarattığını söyler ama sakat doğum gibi gerçekler var. Bunu çoğu kişiye sorduğum zaman bana tek verilen cevap Sınav Dünyası olduğuydu. Herkes sınav oluyor madem o halde herkesin eşit olması lazım. Neden aynı kitaptan sorumlu olan herkes eşit ve ayette dediği gibi kusursuz yaratılmıyor. Yoksa Arapın tanrısı sadece Muhammed'e kadın bulmaya mı yarıyor (Ahzab 50), daha böyle nice şey.

Ben hala okumaya devam ediyorum. Şu an neye inanacağım bilmiyorum ama ben Kur'an ya da diğer kitaplara inanmıyorum. Tanrı var mıdır bilemem ama dinler bence yok. Yurdundan kovulurken senin dinin sana benim dinim bana diyen kitabın, din Allah'ın olana kadar savaş demesi bana saçma geliyor. Türkiye'nin de bu dini neden bu denli benimsediğini anlamış değilim. Kime ne söylersem ne sorarsam cevap alamıyorum. Orada onu demek istemedi, İsrailiyat çevirisi o, ateistler çevirdi onu, ayeti cımbızlamışsın gibi dansözlükler yapıyorlar. Apaçık bir kitap değil miydi bu? Bunu Türkçe'ye çeviren kişiler diyanetin profesörleri, yani ilahiyatçılar değil mi? Nasıl oluyor da diyanet çevirisi de ateist çevirisi oluyor. Ayetleri zaten evirip çevirip cevap veren insanlara bir de hadisleri söylediğin zaman onlar yalan demeleri çok hoşuma gidiyor.

Namazı bile hadislere göre kılıp işine gelen hadisi alıp işine gelmeyeni o yalan demeleri çok komik. Dine inanmadığımı yakınlarıma söylediğim zaman bana kötü gözle bakmaları ve benim yanlış düşündüğümü ve böyle yapmamam gerektiğini söylediklerinde ayet hadis söyleyip, hatta kaynağını da verdiğim zaman bana boşver, kafamı karıştırma demeleri acınası bir durum.

Cehennemde yanma korkusu ile dine bu kadar sarılmak saçma bir şey. Korku yüzünden inanmaktan başka bir şey değil. İnanmıyorum deyince direk yanacaksın demeleri de trajikomik. Ben de isterim tabi cennette kadehlerle şarap içip göğüsleri yeni tomurcuklanmış kadınları. Sevgilim kapanmak istediği zaman da ona şakasına sen kapanırsan ben de 3 eş ve sınırsız cariye alırım demiştim. Tepkisi ise benimle olmaz git bunu kabul edecek birini al dedi. Dininde bu var inkâr mı ediyorsun dediğimde ise o 1400 yıl öncesinde kaldı diyor. Tek sıkıntı bu. Güzel kısımlar devamlılığını sürdürür ama işine gelmeyenler 1400 yıl önce kaldı.

Şu an 22 yaşımdayım ve dinden çıkmış birisi olarak içimin rahat oluşu ile öğrenmeye devam ediyorum. Herkese de öneririm. Çünkü o kitap duvarda asılı durmamalı. Okuyun anlayın. Dinden çıktığım için Maide 33e göre öldürülmem gerekiyor ama İslam'a inanan arkadaşlarım nedense bunu yapamıyor ve bu da çok garibime gidiyor. Neye inandığım konusunda en ufak fikrim yok ama deist ya da agnostik arasında gidip geliyorum.

SİZDEN GELENLER | Yazan: EMİR

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

DİNLERİ TERK ETME HİKAYEM

Din yok, Dindarlıktan dinsizliğe, Dinden çıkış hikayesi, dinlere inanmıyorum, Dinsizliğe giden süreç, İslamı neden terk ettim?, sizden gelenler,

DİNLERİ TERK ETME HİKAYEM
(Bir takipçimizin hikayesi)


Hikayemi anlatmadan önce, az da olsa kendimi tanıtmak istiyorum:
Anadolu'nun küçük bir şehrinde bir hastanede dünyaya gelen, sıradan bir kişiyim. Sıradan bir çocuktum, herkes gibi okula gittim, büyüdüm, iş hayatına atıldım. Çocukluğumdan beri kitap okumaya karşı aşırı ilgim vardır. Bende adeta bir tutku olan kitap okuma sevdam Cin Ali serisi ile başladı. Zamanla Milliyet ve Karacan yayınlarının piyasaya sürdüğü minik, mavi kaplı romanlara evrildi. Ian Fleming’in Chitty Chitty Bang Bang’ini (yani uçan otomobil romanı, hatta sonradan filminin çekildiğini de öğrenmiştim), Jules Verne’in Arzın merkezine seyahat, aya yolculuk, denizler altında 20.000 fersah gibi yazıldığı çağın ötesinde romanlarını, yazarını ve kitabın ismini hatırlamadığım, Türkiye’de yaşayan iki küçük çocuğun başka gezegenlere olan yolculuğunun konu edildiği romanı hep bu minik mavi kapaklı kitaplar sayesinde tanıdım. Gülten Dayıoğlu’nun kaleme aldığı “Dünya Çocukların Olsa” romanı o dönemlerde benim için adeta bir baş yapıttı. Ömer Seyfettin, Reşat Nuri Güntekin, Yaşar Kemal vb gibi muhteşem eserler veren yazarları da göz ardı etmedim tabi. Bilim kurguya merakım sebebiyle Erik von Daeniken’in “Tanrıların Arabaları” kitabı, benim romanları bırakıp araştırma kitaplarına yönelmemde büyük etken oldu. Bu kitabı okuduğumda daha ortaokula yeni başlamıştım ve bazı şeyleri sorgulamaya başlamam da o döneme rastlar. Ancak ne yazık ki tüm bu kitaplara olan sevdama rağmen, dinden çıkmam, bazı şeyleri anlayabilmem için hayat yolculuğunun büyük bir kısmını tamamlamam gerekti. Bu arada yaşımı söylemeyi unuttum, yaşım 49.

Büyüyüp hayata atılmam, iş yaşamı, ailevi sorunlar gibi sebeplerle eskisi kadar kitaplara vakit ayıramasam da, fırsat buldukça okuyordum. Bugüne kadar aklınıza gelen her türde kitabı (İngilizce ve Almanca kitaplar da dahil olmak üzere) okudum, okumaya da devam ediyorum.

Bu girizgahtan sonra, gelelim asıl konu olan dinlerden sıyrılma hikayeme.

Bundan bir süre önce bir ameliyat geçirdim. Ameliyattan sonra ne yazık ki iş yaşamım sona erdi ve erken emekli oldum. Bu döneme kadar, herkes kadar Müslümandım, sadece bayramlarda ve arası sıra Cuma günleri namaz kılan, (ki bazen bayram namazı konusunda eşimle kavga etmişliğim, başa çıkamayınca bayram günü evden camiye diye çıkıp kahvehanede çay içerek namazın bitmesini müteakip dini vecibelerini yerine getirmiş mağrur kişi edasıyla eve gidip kahvaltı sofrasına oturmuşluğum da vardır)  Ramazanlarda ilk gün öfleye pöfleye oruç tutup sonrasında kendimce mazeretler uydurarak oruca boş veren, kuranın haram kıldığı içkiyi içip, yine kuranın haram kıldığı domuz etini yemeyen, herhangi bir işe başlarken besmele çeken, başım sıkıştığında anlamını bilmediğim Arapça duaları mırıldanan, çoğu Türk insanı gibi “sözde” Müslüman…

Ameliyattan kısa bir süre önce, “neden işlerim yolunda gitmiyor” hissi ile nasıl daha iyi Müslüman olunur diye düşünerek beş vakit namaz kılmaya, çevremi de buna teşvik etmeye başladım. Namazın vaktini kaçırmamak için uzun yolda arabayı durdurup, arabadaki insanların duygu ve düşüncelerine aldırış etmeden, en yakın camiye koşarak namaz kılmışlığım bile vardır. Dahası İslama karşı olanları acımasızca eleştirir, ancak şeyhlere, şıhlara, hacılara, hocalara, cemaatlere de verir veriştirirdim. Böylesine iki arada bir derede kalmış, acınası bir Türk Müslümanıydım.

İşe gidip gelirken serviste Kuran okuyordum. Arapça bilmiyordum ama bu sorun değildi, ne de olsa Türkçe çevirisi mevcuttu, akıllı telefon sayesinde kuran mealleri adında bir uygulamayı indirmiştim. Amacım “nasıl daha iyi Müslüman olunur” sorusunun cevabını bulmaktı. Allah indirdiği kitaptan sorular soracak, kitabı okuyup okumadığımıza göre bizi değerlendirecekti. Ya da ben öyle sanıyordum… Hatta bir yerde okuduğuma göre (Hep bu okuma sevdası işte:)) kabirdeki melekler, onlar kimse artık, ilk olarak kuran okuyup okumadığımızı soracaktı. Sanki Allah bilmiyordu. Tövbe tövbe… Neyse…

İşte bu duygu ve düşüncelerle, Kuranın yarısına bile gelmeden ameliyat günü geldi çattı. Ameliyat sonrası kendime geldiğimde, artık benim için iş hayatı bitmişti. Ayrıntılara girmek istemediğim için ameliyat sırasında ve sonrasında neler olduğunu burada anlatmayacağım. İş hayatım bitmişti demiştim ya, normalde 3600 prim günü dolduğu için emekliliğe hak kazanmıştım, ancak kanun gereği 56 yaşı beklemem gerekiyordu. Fakat çalışamayacağım için devlet kanun gereği beni erken emekli etti. İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Artık emekliydim, az da olsa bir gelirim ve bolca da vaktim vardı. Bıraktığım işi yani kuran okumayı hızlandırabilir, rahatlıkla “nasıl daha iyi Müslüman olunur” sorusuna cevap bulabilirdim. Bolca namaz kılar, cami cami gezebilirdim. Bir İngiliz “ignorance is bliss” demiş ya, yani cehalet mutluluktur, kuran okudukça, cevap bulmak bir yana sorular katlanarak arttı. Bu arada Kitap okumak bir kanser gibidir, ilerledikçe vücudunuzu sarar, sizi dermansız bırakır, çaresizce kaçınılmaz sonu beklersiniz. Çünkü okudukça beyninizi kemiren sorular çoğalır, cevaplar yerini daha çok soruya bırakır, bir açmazın içine girersiniz. İşte bu sebeple cehalet mutluluktur. Şaka şaka:)) okuyun , bilinçlenin… Neyse, kuranı bitirdiğimde çıkmaz bir sokaktaydım, cevapsız sorular beynimi kemiriyordu. Aşağıda beynimi kemiren sorulardan bazıları :

Bakara Suresi 30. Ayet :
Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamd ederek daima seni tespih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.

Bu ayet Diyanet mealinden ve Ademin yaratılması ile ilgilidir. Allah bir gün (hangi gün olduğunu bilmiyoruz) yeryüzünde bir halife  yaratmak istediğinden bahseder. Melekler Allaha sitem ederler, biz zaten seni yüceltiyoruz diyerek aslında yeryüzünde bir halife yaratmanın ne anlamı var demeye getirirler. Allah kendisini yücelten melekler ile tatmin olmamakta ve illa halife yaratacağım diye tutturmaktadır. Oysa melekler bilmektedir ki, halife yaratmak bozgunculuk çıkarmaya ve kan dökmeye davetiye çıkarmak demektir. Allah daha önce de bir veya daha fazla halife yaratma girişiminde bulunmuş mudur? Bu halife ya da halifeler bozgunculuk yapmış ve kan mı dökmüştür? Hani adem ilk insandı? Allah halife yaratma işinde daha önce başarısız mı olmuştur? Bu sefer kesin olacak diye mi düşünmüştür? Allah sayısız deney yapan fakat nedense başarısız olan bir bilim adamı, melekler de onun yardımcıları mıdır?

Bakara Suresi 62. Ayet :
Şüphesiz iman edenler; Yahudilerden, Hristiyanlardan ve Sabiilerden de Allah'a ve ahiret gününe inanıp salih amel işleyenler için Rableri katında mükafatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir.

Yahudiler ve Hristiyanlar? Hani şu islama geçmemekte ısrar eden Yahudiler ve İsa’yı tanrı olarak kabul eden Hristiyanlar mı? Ya Sabii’lere ne demeli?

Bu sorularla elbette dinden çıkmadım çünkü İslam alimlerinin veya dincilerin bu sorulara verilecek geçerli cevapları vardı. En kötü Bakara 30 da Allah'ın dediğini tekrar ederlerdi : Allah bilir sen bilmezsin…

Kuranı okurken, bir husus dikkatimi çekmişti. Bir çok ayette Kurandan önce İncil ve Tevrat indirildiği yazıyordu fakat ne hikmetse Tevrat ve İncil parantez içinde yazılmıştı. Bir tek ayet hariç :

Ali İmran 48. Ayet :
Veyu’allimuhu-lkitâbe velhikmete ve-ttevrâte vel-incîl(e)
Ve Allah ona kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretecek.

Kurana göre Tevrat, her ne kadar değiştirilmiş olduğu iddia edilse de, Kuran onu tasdik edici olarak indirilmişti. Dolayısıyla Tevrat da her ne kadar değiştirilmiş olsa da hak bir kitaptı. Kaldı ki Semavi dinlerin tamamı bir bütündü ve kaynağı aynı Allah'tı. Bilgi sahibi olabilmek için Tevrat ve hatta İncil de okunmalıydı. Burada şu soru sorulabilir ; madem Tevrat değiştirilmiştir ve aslından sapmıştır, İslam son din, kuran son kitap, Muhammed de son peygamberdir, o halde neden okumaya gerek vardır?

Şu bir gerçektir ki, her ne kadar değiştirildiği iddia edilse de, kuranda geçen bir çok husus tevratta da mevcuttur. Bunu Tevratı bitirdiğimde anladım.

Kuran ve Tevrattaki ortak konuların bazılarını aşağıdaki sitede bulabilirsiniz :
https://www.answering-islam.org/turkce/mukaddes/tevratvei.html

Arzu edenler ve konuya ilgi duyanlar bu siteden bakabilirler. Ancak bunlardan farklı olarak benim tespit ettiğim konular şunlardır :
1- Dünyanın 6 günde yaratılması
2- Adem hikayesi
3- Nuh tufanı (bu konuyu daha sonra Sümer mitlerindeki Gılgamış destanında da rastladım)
4- Her iki kitapta da geçen bilumum peygamberler
5- Ahzab suresi 37. Ayette söz konusu edilen Muhammed'in Zeynep ile olan evliliği ile Tevratta geçen Davud ile bat-şeva ilişkisi

O kadar çok birbirine benziyorlar ki.

Kuranda olmayıp Tevratta olan çok fantastik hikayeler de var. Örneğin nefilimler. Tevratı okudukça bu ve bunun gibi fantastik hikayeler bulabilirsiniz.  Bu noktada benim kafama takılan soru şu oldu ; Tevrat değiştirilmişse bu benzerlikler nereden geliyor? Tam olarak neresi değiştirildi? Bu soruya İslamı savunan hiçbir kimse cevap veremedi. Eğer cevabı biliyorsanız bana da söyleyin.

İncil'den burada söz etmeyeceğim. İncilin İsa’nın öğretilerinden oluştuğu ve havariler tarafından kaleme alındığı incilin başında bizzat belirtilmektedir. Daha da tuhaf olan şudur ki, Hristiyan inancında Tevrat ve İncil kavramı yerine eski ahit ve yeni ahit kavramı vardır. Eski ahitte yaratılış ve İsa'ya kadar olan süreç, yeni ahitte ise İsa'nın öğretileri mevcuttur.

Durum giderek çetrefilleşiyordu. Sorular soruları doğuruyordu. İşte antik tarihle tanışmam bu döneme denk gelir. Antik mısır, antik Sümer, antik yunan, güney Amerika medeniyetleri ve daha birçokları. Daha önce ismen duyduğum fakat din ile bağdaştıramadığım medeniyetlerden özellikle Sümer medeniyeti ile tanışmam, elime geçen  Muazzez İlmiye Çığ’ın “Kuran, İncil ve Tevrat’ın Sümer'deki kökeni isimli” kitabı ile oldu. Çünkü Orta doğulu semavi dinlerin yine Orta doğu medeniyeti olan Sümer kaynaklı olduğunu acı da olsa öğrenecektim.  Sözün özü, birileri bizi çok fena işletiyordu. Antik Sümer ile ilgili pek çok kitap okudum, özellikle de Samuel N. Kramer’in “Tarih Sümer'de başlar” isimli kitabını tavsiye ederim. İlgilenenler için Sümer konusunda söyleyebileceğim tek şey şudur ; Zecharia Sitchin ve Anunnaki meselesi bana göre tamamen palavradır. Bu kişinin kitapları bilim kurgu filmlerine malzeme olmaktan öte gitmez.

Ben,  hiçbir kimsenin desteği olmadan, tamamen kitaplar sayesinde, dinlerin ne denli gereksiz olduğunu öğrendim.  Siz dinden çıkmak üzere olan kardeşlerime acizane tavsiyem ; bol bol kitap okuyun, sevmeseniz bile karşıt fikirleri inceleyin, araştırın, kulaktan dolma bilgiler ile hareket etmeyin. Din konusunda sayfalarca yazı yazılabilir, çok daha derinlere inilebilir, fakat okuyacak kimse olmadıktan sonra ne kadar yazarsanız yazın boştur.  Son olarak söyleyebileceğim şudur; Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “hayatta en hakiki mürşit (yol gösterici) ilimdir fendir”.  Esenlikle kalın…

SİZDEN GELENLER | Yazan: ADEM

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)