SON YAYINLAR
latest

728x90

DİNLERİN KİTAPLARI

KK
sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

DİNDEN ÇIKIŞ HİKAYESİ

sizden gelenler, din, Gerçek hayat hikayeleri, Dinden çıkış hikayesi, Bir kadının dinden ayrılma hikayesi, Evrim, bilim ve din, Dinden ayrılma hikayesi, Yok olma fikri, islamiyet,
Merhaba, kimliğimi gizli tutmam gerektiğinden adım için Ayşe diyeceğim. Taşralı bir ailenin en küçük ve tek kız çocuğu olarak tipik bir Anadolu şehrinin küçük bir köyünde dünyaya geldim. Ailem muhafazakardı, köyde etkin bir cemaatinde etkisiyle din hakkında oldukça donanımlı sayılırdım.Tabi din bilgim ritüeller, ibadetler veya emir ve yasaklardan ibaretti. Okul hayatım oldukça çetrefilli geçti (buda ayrı bir başlık konusu, bu ülkede kadın olmak size roman gibi bir hayat yaşatıyor :)) üniversite hayatımın 3. sınıfına kadar tabiri caizse inek bir öğrenci oldum, tek derdim okul ve derslerdi, o yaşa kadar ne hayatımı ne inançlarımı ne değerlerimi hiç sorgulamamıştım çünkü neden sorgulayacaktım ki? Her şey olması gerektiği gibiydi zaten, Allah’a şükür ki Müslüman bir ailede dini bütün bir Müslüman olarak yetişmiştim çok şanslıydım. Tesettürlüydüm hatta pardösü giyiyordum, günah diye kaşlarımı almıyordum, erkeklerle tokalaşmıyordum, Ramazan orucu dışında da oruçlar tutuyordum, namazlarımı da çoğunlukla kılmıştım arada kılmayınca da uykularım kaçıyordu suçlu hissediyordum. Ama en kısa zamanda kazalarımı yapma fikri aklımdaydı. Din konusunda sorgulamaya yönelik sorular geldiğinde hemen müdahale edip arkadaşlarımı susturuyordum çünkü din dogmatikti ve
tartışmaya kapalıydı bunu seve seve ve gururla kabul ediyordum.

Derken 3. Sınıfın ilk döneminin sonunda hep içimde dert olan İngilizce pratik yapamama sorunumdan dolayı bir adım attım ve yabancı bir penpal sitesinde bir üyelik aldım. Bu benim kendi çevrem dışında insanların nasıl hayatlar yaşadığına dair ilk kez ipuçları edindiğim zamandı. İnsanlar dünyayı geziyordu, bir değil iki hatta üç, dört dil konuşuyorlardı, sofistike müzikler dinleyip spor yapıyorlardı, inançları konusunda da gayet esnektiler hatta çoğu inanmıyordu bile. Bir süre sonra bir İngiliz arkadaş edindim. İngilizceyi çoğunun yaptığı gibi sokak diliyle değil, yazı diliyle mükemmel yazıyordu ,eğitimliydi, genel kültürü çok iyi bir düzeydeydi. Çok şanslıydım ki ona rastlamıştım. Tabi tipik bir Kezban olarak ben onu imana getiririm hayalleri kurmaya başlamıştım bile, çünkü o, ne kadar iyi olursa olsun sonunda yanacaktı. Gönlüm buna razı gelmezdi :) Din hakkındaki sohbetlerimiz saatlerce sürüyordu, sadece din değil bilimde konuşuyorduk. Mesela ondan önce evrim teorisini duymuştum belki ama tipik ‘yea şimdi biz maymundan mı geldik?’ salaklığındaydı bilgi düzeyim. Bir gün kalkıp o klişe ultra gerizekalı soruyu bile sordum ona "e maymundan geldiysek neden şimdi maymunlar var?" Evet dostlar gülmeyin çok zor günler geçirdim, cehalet zor :) Tabi bu uzun sohbetler beni şıp diye değiştirmedi hatta hiç değiştirmedi. Dinlerle, yaradılışla veya Evrim’le ilgili anlattığı her şey gayet mantıklı gelse bile bu konuları içselleştirmemiştim. İngilizce pratik yapıyorum yea diye seviniyordum sadece. Birde aslında her şeyin dinimizde mutlaka bir açıklaması vardır şu an ona cevap veremiyorum çünkü yeterli bilgim yok, ayrıca dilim de bu konuları tartışacak düzeyde değil diye düşünüyordum ve tartıştığımız daha doğrusu mat olduğum her konuyu üzerinde düşünmeden rafa kaldırıyordum. Aslında bu dönemler sorgulama olayının normal olduğu fikrinin bilinç altıma yerleştiği dönemlermiş bunu ancak şimdi anlayabiliyorum. Aradan yıllar geçti, mezun oldum, bir Avrupa ülkesinde 9 ay asistan olarak çalıştım, Katolik dindar bir toplumdu, Kiliseye gittim, ayinlerine katıldım. İnsanlar çok sıcak kanlı ve sevecendiler, tabi birde Müslüman’ım diye benim için üzülüyorlardı çünkü ne kadar iyi olursam olayım nihayetinde Cesus Kıris beni yakacaktı :) Hak din onlarınkiydi çünkü. İçten içe güldüm, te Allam ya! Aslında doğru olan benim dinimdi ve bu zavallı iyi insanlar öbür dünyada yanacaktılar. Ülkeme dönüp iş hayatına atıldım, birkaç yıl daha geçti aradan. Bu arada İngiliz arkadaşımla hep konuşuyoruz. Bu mevzular bir şekilde sıcaklığını koruyordu.

Bundan yaklaşık iki yıl öncesinde tam olarak nasıl tetiklendiğini hatırlayamadığım ve zamanını da tam olarak bilemiyorum evrim konusunu araştırmaya başladım. Ama bu kez daha aklım başımdaydı, ön yargısız ve bir şeyleri kanıtlamak için değil sadece ve sadece gerçeği öğrenmek için araştırıyordum, belgeseller, makaleler , bloglar, tartışma grupları, zamanında zaplayıp Burun kıvırdığım tartışma programlarının tekrarlarını YouTube'dan tekrar tekrar izlemeye başladım.İyice mala bağlamıştım, tek ilgilendiğim şey evrimdi, işten eve gelir gelmez hemen YouTube ‘da bir şeyler izlemeye başlıyordum, yemek yaparken, bulaşık yıkarken bile hep dinleme halindeydim. Uykumdan fedakârlık edip gece yarılarına kadar okuyordum veya bir şeyler izliyordum, konu derindi ve öğrenilmesi gereken çok şey vardı. Tabi zamanla belli bir bilgi birikimi düzeyine ulaştım. Bu araştırmaların sonunda gördüm ki; evrim buz gibi bir gerçekti ve bilim dünyasında bu konu artık tartışma konusu bile değildi. Ama ben bir Müslüman’dım şimdi yaradılışla ilgili kuran ayetleri ne olacaktı? Bir iki new age modern takılan müslüman din adamı, felsefeci ve bilim adamı dışında evrim din adamlarının karşı çıktığı bir konuydu. Bende bir süre sığ sularda yüzdüm tabi ki, din-bilim çelişmez diyen felsefeci, ilim, bilim adamlarını (takip edenler bilir kimlerden bahsettiğimi :) dinleyip oh be İslam ‘la Evrim çelişmezmiş diye içimi rahatlattım. Aslında o ayetler mecazmış, benzetmeymiş, kuran aslında Evrim’e atıfta bulunuyormuş.(ne hikmetse Darwin bu teoriyi ortaya atıp, bilim adamları binlerce kanıtı ortaya koyduktan sonra, artık teori inkar edilemez bir hale gelince ‘Aaa kuran da aslında buna atıf var!!!’ Bu vakte kadar hiç kimse bu ayetleri öyle anlamıyordu oysaki. Bildiğin insan Adem’den geldi diyorlardı. ) Ama o içim çokta rahat değildi, Evrim’i anladıkça insan ve dünya merkezli hayat algım sarsılmıştı, yani kâinat insanın emrine falan sunulmamıştı, bizler eşref-i mahlûkat değildik, beyni gelişmiş bir primattık sadece. Biz düşünen tek hayvan da değildik üstelik, sadece daha karmaşık düşünebiliyorduk, ama uçamıyorduk mesela, bir balık kadar iyi yüzüp, suda iyi göremiyorduk yâda bir çita kadar hızlı koşamıyorduk.

Her canlı hayata tutunmak için farklı özellikler geliştirmişti. Bizimki beyindi, ortak hareket edebilen sosyal canlılardık, tek başımıza doğada hayatta kalabilecek fiziksel yetilerimiz yoktu, alet yaptık, sosyal topluluklar kurduk, beslenme tarzımız beynimizi geliştirdi ve daha akıllı bireyler bu vahşi hayatta kalma savaşında doğal seçilim sayesinde hayatta kaldılar. Her nesil bilgi birikimini bir sonraki nesle aktardı, insanlık bilgiyi biriktirdi ve zamanla bu günkü haline geldi, ayrıca hayatta kalabilen tek homo türüydük. Diğerleri bu vahşi ölüm kalım savaşını kaybetmişti. Yok olmuş insan türleri de yok değildi hani! Peki, cidden özel miydik? İnsanı o her şeyin merkezinde olma konumundan indirince, bende gerçek anlamda sorgulama süreci başlamıştı.  Sırada evren vardı, evreni öğrenmek o muazzam büyüklüğünü keşfetmek de bu insan merkezli anlayışımın ne kadar mantıksız olduğunu gösterdi. Evren için biz bir hiçtik, bu muazzam büyüklük bu kaotik ortam, sonsuz olasılıklı evrende bir türün bu kadar gelişmesi anlaşılamayacak ve açıklanamayacak bir şey değildi.
Biz var olalım diye değildi dünya ve hassas değerleri, bu değerler var diye, biz var olmuştuk. Gelsin makaleler, bloglar, belgeseller, yine eskiden varlığından haberdar olmadığım insanları keşfettim, Celal Şengörler, Ergi Deniz Özsoylar, Kerem Can Koçak’lar , Ahmet Arslanlar, Richard Dawkinsler, Carl Saganlar, Richard Feynmanlar, Hawkingler, Einsteinlar .....Biyoloji, astrofizik, felsefe, jeofizik, sosyoloji, ortaya karışık ne bulsam atlıyordum üzerine, öğrendikçe aslında ne kadar az şey bildiğimin farkına varıyordum, uzay muazzamdı, büyülendim, çok güzeldi ve ama çokta ürkütücüydü, acımasızdı, aslında Evren’de bildiğimiz kadarıyla yalnızdık, ve neden buradayız esasında hiçbir fikrimiz yoktu ve dinler insanlık tarihi kadar eski olan bu soruya "ben neden buradayım?" sorusuna cevap vermişti, her şeyi yaratan bir Tanrı vardı, ona inanmamızı ve tapmamızı istiyordu işte buydu amacımız ve insanlar için bu cevap huzur vericiydi, bilinmezlik dehlizinden çekip çıkarmıştı insanoğlunu ve tabi ki canlıların en temel içgüdüsü hayatta kalma; ölüm gerçeğini fark eden Saphiens, bu korkuyla da inancıyla baş etmişti, aslında ölmeyecektik asla, ( bir tarantulanın niye öbür dünya hakkı yoktu bunu aklımıza dahi getirmezdik çünkü bu dünya bizim için yaratılmıştı ve diğer tüm canlılar dekordu) ölünce sadece dünyamız değişecekti ve akıllılık edip doğru Tanrı’ya inandıysak ve emirlerine itaat ettiysek ohh gelsin, şaraplar, gitsin huriler :) hep yaşayacaktık, hep ama hep, hiç ölmek yoktu bize. Çünkü yok olmak fikriyle baş edemiyorduk. Bu yeni farkındalık hali bilinç altımda geziniyordu ama itiraf etmeyi gözüm kesmedi bir süre.Ya ben düşünen bir Müslüman’ım diye teselli ediyordum kendimi.

Derken İslam üzerine okumalar araştırmalar yapmaya başladım, İslam tarihi, peygamberin hayatı, peygamberliği ve tabi ki Kur-an ve Hadisler. Size dürüst olacağım Kuran’da son derece insani ve adil emirler mevcut pek çok hadiste de öyle, pek çok emir indirildiği tarih için devrim niteliğinde de olabilir. Ama Kainatın yaratıcısının mutlak gerçeğini ve emirlerini bize ilettiği gibi bir iddia varsa, ki bu olağan üstü bir iddiadır, bu metinlerin hiçbirisinde en ufak bir çelişki bir yanlışlık olmaması beklenir, bir tek çelişki bile yeterlidir bu iddiayı çürütmeye. (Not: Bir kitapta hiç çelişki olmaması onun ilahi olduğunun kanıtı da değildir ayrıca, bir insanda çelişkisiz bir kitap yazabilir, buda ayrı bir konu) Kurandaki çelişkileri tek tek bulsan ayıklasan ortada Kuran kalmaz.
Kaldı ki Kuran evrensel olma, mutlak doğru olma, her zaman ve mekan için geçerli olma iddiasını hiçbir şekilde yerine getirememiştir ve hatta bu sebeple tarihselciler diye bir anlayış hasıl olup bu durumu izah etmeye çalışır bakınız Mustafa Öztürk. Sen kalk bu muazzam kâinatı yarat (cidden büyüleyici) bu kadar beceriklisin ama emirlerinin tek muhatabı o kadar tür içinde ve insan türünden de bir tek Homo Saphiens, ona da habire peygamber gönderiyorsun ellerine bir kitap, onu da her millete göndermiyorsun, sahi nerde bu Anglo- Saksonlar’ın peygamberleri? Ne hikmetse Ortadoğu din fabrikası gibi, habire bi kitaplar, bi Tanrılar bi kurallar birde yeni gelen eskileri eleştiyor, yasakları değiştiriyor yok eskisi tahrip oldu diyor falan tam bir kakafoni. Yani dinlerin mesajını acaba kim gerçekten doğru algılıyor o bile belli değil, hayır tek bir dinde bile tam bir mutabakat yok ki, ortalık mezhepten, akımlardan, farklı yorumlardan geçilmiyor, her mezhep ayrı telden çalıyor, aynı ekolden iki hoca bile aynı metni farklı yorumluyor.
Düşün tek bir kitap ama bu kitap Işid’e El Kaide’ye de kaynak olabiliyor İhsan Eliaçık’a da, çek nereye çekebilirsen. Ee bu zavallı mümin kime inansın? Ya yanlış yaparsa? Yani altı üstü varlığından haberdar edip yasaklarını ileteceksin bu kadar curcunaya ne gerek vardı? Allah’ım Kabul et mesajını iletme şeklin başarısız oldu,dostlar bu konu çook su götürür.
Bakalım İslam toplumlarına şimdi, durum ortada anlatmaya gerek yok görüyorsunuz :) şimdilerde moda bir söylem var "kusur İslam’da değil Müslüman’da diye" ee bu İslam’ın başarısızlığı değil de nedir o zaman? İslam coğrafyasının fecaat halinin suçunu herhalde Buda’nın öğretilerine atamayız.
Sen yaratıcısın, her şeye gücün yetecek ama insanlara lafını sözünü geçiremeyeceksin, dinler göndereceksin, insanlar habire tahrip edecekler, içini hurafelerle dolduracaklar, herkes kafasına göre yorum yapacak, e sen bunun böyle olacağını mutlak ilminle biliyordun zaten, yani başka bir yöntemle ve kimsenin kuşku duymayacağı, kafasında soru işaretleri oluşturmayacak bir yolla yapamaz mıydın? Yani dinlerin başarısızlığı, ve yarattığı kafa karışıklığı, insanlığa, huzur adalet ve sevgi getirememesi, mutlak iyi ve sonsuz kudret Sahibi yaratıcının din gönderdiği iddiasının boş olduğuna açık bir delildir.

Bu tarifteki bir yaratıcı İSTESEYDİ, YAPARDI! Birde bu kadar gizem neden? Hep düşünmüşümdür. Yani kendini ölesiye gizliyorsun insanlardan, varlığına dair en ufak, zerre kadar bile bir kanıt yok ortada, ara sıra işte 4 milyar 500 milyon gibi bir dünya tarihinde yalnızca son (yaklaşık olarak) 3000 yıldır varlığından haberdar ediyorsun, bundan önce zavallı insancıklar senden bihaber binlerce yıl dağa taşa, aya güneşe,buldukları her şeye taptılar. Peki bu insanlar neydi? Film öncesi fragman mı oldular? Sadece Ortadoğu’dan seçtiğin erkek Elçilerle muhatap oluyorsun, ve onlarla konuşurken bu duruma kimse ama kimse şahit olmuyor, onları muhatap alıp konuşuyorsun, ya biz? Bu bize haksızlık değil mi? Bizimle de konuş. Her şey bu kadar uyduruk görünüyorken neden varlığına ve dine inanmak imtihan olsun ki? Kartları açık oynasan da bizde emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınsak. Gönderdiğin dinler şiddeti körüklüyor, savaşlara neden oluyor, insanları ayrıştırıyor, kafa karıştırıyor, cinsiyetçi ve zamanın ruhuna asla hitap etmiyor. Sonra verdiğin aklımı kullanıp ya acaba bu dinleri insanlar uydurmuş olmasın diye düşününce, vay sen küfre düştün, cayır cayır yanacaksın diye tehdit ediyorsun! Şüphe etmek neden küfür olsun ki? Neden yani? Zamanın birinde bir adam ben Tanrı’yla konuştum dedi diye buna inanmak zorunda mıyım? Bir şeye sadece inanmadım diye neden kötü oluyorum? Bir kadın olarak beni aşağılayan, erkeğe kul köle ilan eden, beni cariye olarak hiçbir haktan yararlanamayacağım bir hayata mahkûm eden, çok eşliliğe izin veren, mirastan eşit hak vermeyen, şahitliğime güvenmeyen beni toplumda bir tehdit, bir ahlak objesi olarak yaftalayıp haklarımı kısıtlayan bir din! Bunu sorgulamak en doğal hakkım. Okuyan araştıran dostlar iyi bilir.  Peygamberin hayatı da son derece ibretliktir. Eşleri ve çocuk eşleri, ölümü ve şair bir kadını nasıl öldürttüğü diyorum ve susuyorum, sizde bir zahmet okuyun :) insan öğrendikçe, ya koskoca tanrısın bunumu buldun elçi diyesi geliyor insanın. Lokal bir din, siyasi bir doktrin zamanla semavi bir din olarak evirilmiş, savaşla, şiddetle yayılmış. Kimse bilmez aslında Türkler nasıl müslüman oldu. Öğrendiğimde çok üzülmüştüm. :( Atatürk ‘e ithaf edilen bir söz; "İslam milletimizin ayağına vurulmuş bir prangadır" öyle haklı ki! Bizzat kendi hayatımda yaşadım gördüm. Müslüman olmak zaten başlı başına bir mesele birde mümine iseniz vay halinize.

Evet gayet açık olduğu üzere İslam benim dinim değil artık. Bu noktaya tam olarak hangi aşamada geldim bilmiyorum, ama öğrenmek sanki bir bulmacayı çözmek gibiydi, her bir detay aydınlandıkça, şaşırdım önce, hayretim geçtikçe kafamda bazı konular teker teker çözüldü, neden sonuç ilişkileri kurabildim ve evet artık dinin insan ürünü olduğunu biliyorum. Ama öğrenme asla bitmez, bu bir yolculuk ve daha öğrenilecek çok şey var. Bu arada ya ben oldum deyip kenara çekilmedim, hala okuyorum, Kuran’ı baştan sona henüz bitirmedim ve sahih hadis kitaplarını da. Ateizm’e cevap, yok deizm'e cevap gibi her türlü anti din eleştirisini de yakinen takip ediyorum ki, bu kez de din karşıtı bir yobaz olmayayım diye. Doğrularım değişti ve yine değişmeyeceğinin garantisi yok. Hayat ne getirir bilinmez dostlar. Tabi bu minvalde diğer dinlerinde uyduruk olduğunu düşünüyorum ama onları araştıracak vaktim ve motivasyonum açıkçası olmadı. Ama diğer dinler hakkında da araştırma yapmak hedefim. Zaten İslam’ı araştırırken Tevrat ve İncil hakkında da az biraz bilgim oldu ve evet onlarda gayet uydurukça. Ortadoğu halklarının yaşam tarzları, gelenek görenek ve kültürlerinin sentezi olarak dinlerde gerekli işlevi yerine getirmişler zamanında.

Ama bu gün bu gemi su alıyor dostlar. Artık bu masallarla insanları uyutmak çok güç, zaten o yüzden dünyada okumuş aklı başında kesim olayın farkında ve elini eteğini bu boş işlerden çekmiş. Ülkemizde ise bu bir bilgi değil ama izlenimimdir. Dinsizlik hala sıra dışı bir duruş, dinin emirlerine uymaktan sıkılan ergen tipler yada marjinal hayat tarzı olanlar dini inkar ediyor. Gerçekten araştırmış okumuş bu konuya mesai harcamış insanlarda bir hayli fazla şüphesiz. Dediğim gibi bu bir bilgi değil sadece izlenimimdir naçizane yanılıyor olabilirim. Her farklı fikir başta marjinaldir bir zamanlar dünya yuvarlaktır diyenler engizisyonda yargılanıyordu. Zaman kimin haklı olduğunu gösterecek elbette. Görebilmeyi isterdim :) bana yetişmicek gibi duruyor. Tanrı konusunda ise agnostik bir duruşum var sanırım. Madde için bir ilk neden gerekli midir sorusu burada kilit nokta, cevabını henüz bilmiyoruz mantıksal olarak olmalı diyebilirim ve tabi fizik kanunları her şeyin nedeni, insan şüphe ediyor tabi ki bunun arkasında ne var diye, bende merak ediyorum açıkçası bunu bilmeyi çok ama çok isterdim. Ama tanrının eğer varsa dünyaya müdahale ettiğini düşünmüyorum, iyiliği veya kötülüğü hakkında da bir ipucu göremiyoruz. Bu konuda bilinmez. Ya işte dini sorgulamanın sonu; her şeyin cevabını biliyor iken birden hoop bilinmezlik uçurumundan düşüverirsin öyle, cehalet mutlulukmuş bilemedim kıymetini :) şaka bir yana ben gayet mutluyum şu an, hayatım oldukça karmaşık bir hale geldi evet, hala muhafazakâr bir ailenin dışarıdan bakıldığında muhafazakâr ( başörtülü) bir kızıyım. Sosyal hayatta bu konuları konuşabileceğim insan hiç yok. Bir iki yakın arkadaşımla arada sırada konuşuyorum ama dini eleştirip antipatik görünmek istemediğim için kendimi frenliyorum ama takdir edersiniz ki bu cidden zor.

‘Passangers’ filmini izleyenler bilirler yüzlerce, uyutulmuş vaziyette insan, insan ömrünün yetmeyeceği bir zaman diliminde seyahat etmeleri için bir uzay aracına bindiriliyor, uyandıklarında hala uyudukları yaşta ve uzayda olacaklar, ama bir adam uzay aracında bir arıza sonucu aniden uyanıyor ve bir daha uyuyamadığı için yalnız kalıyor, herkesin uyanmasını ve yalnızlıktan kurtulmak istiyor, bazen bende onun gibi hissediyorum ,tutup insanların yakasından yahu biraz okusanıza ya, azıcık merak etsenize diye çığlık atasım geliyor uyanın hadi uyanın!!! Hep derim farkındalık oktan çıkmış yay gibi, bir daha asla geriye dönemiyorsun, hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapamıyorsun.

Son olarak, neydim de ne oldum diye sorarsanız, esasında dini öğrenmeden önce çok tutarsızmışım da haberim yokmuş, tıpkı ülkemizde kendine Müslüman diyen ama İslam’dan bihaber çoğunluk gibi. Ahlak normlarımı İslam’dan mı alıyordum? Hayır, mesela ben kadın ve erkeğin sosyal haklarında, mirasta, şahitlikte, yöneticilikte eşit haklara sahip olmasından yanaydım. Pedofiliye, köleliğe, cariyeliğe, recme, yağmaya, baskıya anti-demokrat uygulamalara karşıydım. Bana göre Müslüman bir kadın gayri-Müslim bir adamla evlenebilirdi. Faiz en büyük günah değildi mesela, başörtüsü bir ahlak göstergesi değildi, olmasa da olurdu. Bir insan Oruç tutmuyorsa, alkol kullanıyorsa o onun bileceği bir işti, bunun için yanmasına gerek yoktu.Tüm canlılar yaşamayı hak ederdi, siyah renkli köpekler bile. Benim kişiliğim, değer yargılarım içinde bulunduğum yüzyılın evrensel değerleriydi aslında, ben insanların diline, dinine ,rengine bakmaksızın eşit olduğuna ve tek kriterin iyi olmak olduğuna inanıyordum. Demokrattım, fikir özgürlüğü olmalıydı, sanat önemliydi, müzik ruhun gıdasıydı. Ben insan öldürmenin, hırsızlığın, rüşvetin kötü olduğunu biliyordum zaten. Bunları keşfetmem için dine ihtiyacım olmamıştı hiç. Din benim benimsediğim değerleri affedilemez günahlar olarak tanımlıyordu, iyi ve kötü kavramları din merkezliydi, ne kadar inanıyorsan o kadar iyiydin, keramet takvadaydı, imanın yoksa, ne olduğun nasıl bir insan olduğun ne kadar iyilik yaptığın önemsizdi, sonsuza kadar cehennemde yanacaktın. Dinimi öğrenmek tam anlamıyla bir aydınlanma oldu, dinimle çelişik değer yargılarımı, doğrularımı yanlışlarımı keşfettim. Aslında ben hiçbir zaman Müslüman olmamıştım, hani şimdi o modern Müslümanlarında çok eleştirdiği, arada söyledikleriyle olay olan hoca efendiler var ya, ben artık onlara kızmıyorum, en azından tutarlılar, söyledikleri her şey İslam’da var gerçekten, en azından ya aslında o öyle demek değil, bu şöyle demek değil, yok tarihsel bağlamda inceleyelim gibi ayak oyunlarına girmiyorlar,’gerçek İslam bu değil klişesi’ne düşmeden gayet netler, olması gerektiği gibi.

Evet dostlar çok uzattım konuyu, dolmuşum kusura bakmayın :) Benim hikayemin şimdiye kadar olan kısmı böyleydi. Daha nasıl aşamalardan geçeceğim, neler öğrenip neye evirileceğim. Bekleyelim ve görelim. Kalın Sağlıcakla.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Ayşe E.

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

DİN, SORGULAMA VE DÜŞÜNME

sizden gelenler, din,Dinler beyne kelepçe vurur,Din ve akıl,Din ve sorgulama,Dinler düşünmeye izin vermez,Dinler akla engeldir,Şüphe duymayan insan,Kuran soru sormaya izin vermez,Kuran ve korku, islamiyet,
Güya Allah vahiy yolluyor ve bir kitap yazılıyor.
Tam 1400 yıldır bütün sivri akıllılar bu kitabı tercüme ediyor ve anlatıyor. En mükemmel ve en akıllı insanın müslüman olduğunu dile getiriyor. Ama ne hikmetse tüm müslüman ülkeler akılsızlıktan, cehaletten, sefalatten, yolsuzluktan, pislikten, ahlaksızlıktan, kaostan geçilmiyor. 57 İslam ülkesi bir b-k üretemiyor. Yalan, dedikodu ve kaostan başka.

Bu sivri akıllılar mı Kuran`ı yanlış tercüme ediyor?
Yoksa müslümanlar yeteri kadar akıllı olmadıklarından bu sivri akıllıların söylediklerini bir türlü anlayamıyorlar mı?
Kuran`da her şey var ise bu tercüme eden sivri akıllılar bir araya gelip neden bir buluş yapmıyor?
Neden buluşları hep gavur ve dinsiz dedikleri kişiler yapıyor?
Çünkü bu sivri akıllılar sürekli yalan söylüyor.
Sorgulamayanlar da bu sivri akıllılara sonsuz inanıyor ve güveniyor.
Müslümanlar bu soruları neden sormuyor?
Çünkü müslüman ne şüphe ediyor, ne soru sormasını biliyor.

Müslüman düşünmüyor, o sadece söylenen kutsal yalanlara olduğu gibi inanıyor. Müslüman şüphe etse, sorgulasa, soru sorsa zaten müslüman olamaz. Yani müslüman düşünmeyen ve hipnoz edilmiş olan kişidir.

Bakara suresi 147: "-O hak, Rabbindendir. Artık şüpheye düşenlerden olma sakın!"
Maide 102: "Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kafir oldu."

Nedir kafir olmak?
Şüphe, merak, sorgulamak, okumak, öğrenmek, rasyonel bilgiyi edinmek, realist olmak, düşünmek, akıl yürütmek, imanın, korkunun ve eğitimsizliğin panzehiridir.

Müslüman Kuran`ı neden okumaz?
Şüphe etmeyen beyin sorgulamaz,
sorgulamayan beyin düşünemez,
düşünmeyen beyin uyuşur,
uyuşan beyin okumaz,
okumayan beyin öğrenmez,
öğrenmeyen beyin bilemez,
bilmeyen beyin göremez,
görmeyen beyin çalışmaz,
çalışmayan beyin hastadır,
hasta beyin korkar.

"Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir." (Hucurat Suresi, 12)

Korku beyni felce ugratir. İlerleme cesaretten doğar. Korku inanır, cesaret ise şüphe eder. Korku yere düşer ve dua eder. Cesaret ayakta durur ve düşünür. Korku kaçar, cesaret ilerler. Korku barbarlıktır, cesaret uygarlık. Korku tanrılara, şeytanlara, ruhlara inanır. İnsan bilmediğine inanır, anlamlandıramadığına tapar!!! Korku dindir. Cesaret ise bilim!!!

Korkak beyin köleleşir,
köleleşmiş beyin kandırılır,
kandırılan beyin insanlıktan uzaklaşır,
insani nitelikleri edinemez,
insanlıktan uzaklaşan da vicdan olmaz,
vicdan olmayan insan canileşir,
canileşen beyin sevgisizdir,
sevgisiz bir beyin birey değil, kul-köledir.

İnsanı "insan" yapan bilincidir. Bilinç "sevgi"nin diğer adıdır.
Bilinçlenemeyen insanlaşamaz.
İnsanı doğru eyleme sevk eden korku değil sevgidir.

Bu ayette bahsettiği insan tipi inanan müslüman olan mıdır? Yoksa inanmayan müslüman olmayan mıdır?:
BAKARA 171 : "İnkar edenleri imana çağıran (peygamber) ile inkar edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar."

Peki neden sorgulama deniyor?
Çünkü kişi yaşamda var olan olumsuzluklar karşısında acı ve korku duymaktadır. Bu korku ve acıyı yenmek için araştırmaya sorgulamaya yönelmekte ve yaşamını böyle sürdürmektedir. Burada en önemli nokta kişi kendisinden çok başkaların acısını ve kaygısını duymakta ve sorgulamaya en çok da bu nedenden dolayı yönelmektedir.

Sorgulayan birey bir süre sonra bilgilenmeye yönelir. Bilgi, beyni çalıştıran bir yakıttır. Eğer bilgi ne denli duru ve pak ise motor o denli iyi çalışır. Yalan dolu bilgiler motorun çalışmasını engellediği gibi, var olan temiz yakıtı da kirletmektedir.
Saf ve duru bilgi edinmek isteyen birey bunu kitaplarda aramaktadır. En nitelikli kitapları arayıp, en saf ve duru bilgiye ulaşmaya çalışır. Yakıt dediğimiz bilgi doğanın/bilimin bütün alanlarını (fizik, kimya, biyoloji, felsefe, sosyoloji, din, tarih vb.) içine alacak biçimde kişi ile buluşuyorsa o an kişi düşünmeye yönelmiştir diyebiliriz. Eğer bu bilimlerden uzaklaşıyorsa ve sadece dine inanarak yaşıyorsa kişi, bilinci oluşmayacak demektir.

Bilinç, motorun kendisidir. Eğer motor yetersiz ise ne denli bilgi, yani yakıt koyarsanız koyun çalışmasına olanak yoktur.

Şüphe eden beyin sorgular,
sorgulayan beyin düşünür,
düşünen beyin çalışır,
çalışan beyin okur,
okuyan beyin öğrenir,
öğrenen beyin bilir,
bilen beyin görür,
gören beyin sağlıklıdır,
sağlıklı beyin korkmaz,
korkmayan beyin kandırılamaz,
kandırılamayan beyin insanlaşır,
insanlaşan kişi özgürleşir,
özgür insan sever,
seven insan birey olur,
herkesle tüm güzellikleri paylaşır.

Din sorgulamayıp düşünmeyen, doğrudan itaat eden insanların aklıdır, kişi inancını aklı yerine koyar, akılsız insana akılsız olduğunu anlattığınızda anlaması için akla ihtiyacı vardır bu akla sahip olmadığından sizi anlayamayacaktır. Tüm Dinler insanlığın tümünü akılsızlığa, düşünmemeye sürüklüyor, sorgulamaya izin vermiyor, şüpheye izin vermiyor, insanların zeki olmalarına izin vermiyor, ve bir şeyin yanlış olduğunu hisettiği zaman şüphelenme, sorgulama, hayır deme yeteneği olmayan bir insan, gerçekten bir insan mıdır? İnsanların düşünmekten daha çok korktukları hiç bir şey yoktur. Ne afetten, hatta ne de ölümden bile bu kadar çok korkmazlar. Düşünce, yıkıcı ve devrimcidir, tahrip edici ve korkutucudur. Düşünce özgürdür, dünyanın ışığı ve insanın görkemi, pırıltısıdır.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Soraya Yıldız

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

İSLAMI NEDEN TERK ETTİM ?

din, sizden gelenler, Dinden nasıl çıktım, Nasıl dinden çıktım?, Dini terk ediş hikayem, Dini neden terk ettim, Din yerine bilim, Dinsizlik, İslam çelişkileri, İslamı neden terk ettim?
Herkes gibi eskiden bende dindardım ta ki dinin iç yüzünü öğrenene ve Allah denilen Tanrı'yı tanıyana kadar. Müslümandım ama ailem Müslüman olsa da dindar değildi. Kalbimiz temiz ibadet etmesem de olur, iyilik yapsak yeter derlerdi. Ama bir türlü onlara "Allah size ibadet etmeyi buyuruyor başka yolla cennete gidemezsiniz, 5 vakit namaz kılın oruç tutun, İslam'ın şartlarını yerine getirin diyemezdim. İslami bilgileri en yakın arkadaşımdan alıyordum ve kendim de araştırıyordum. Bazen Kur'an bile okuyordum. İnancım ve Allah'a sevgimin büyüklüğünü kimseye anlatamazdım. O kadar güzel bir histi ki, namaz kılmak bile istiyordum. Ama ailem izin vermiyordu. Sen iyilik yap, iyi insan ol derlerdi. Çok üstlerine gidince (arkadaşım çok dindardı, İslam'ın her şartını sonuna kadar yapan biriydi ve günah işlememek için çok titiz davranırdı.) o seni Vahabi yapacak, İşid ve diğer dini terör örgütlerine yönlendirecek diyor ve çocuğumuz Vahabi oluyor diye söyleniyorlardı. Hatta işin büyüklüğü akrabalarıma kadar uzamıştı. Tarafımı tutan yoktu, boş işler bunlar derlerdi. Ama çocuk ehl-i sünnetti, hiç öyle şeylerle alakası yoktu fakat sert fikirleri vardı. Ben karşı çıkınca Kur'an'da var derdi ve bende o yüzden susardım. Taki bu dinin ve tanrının insanlara yaptığını öğrendikten sonra.

Geleceği görebilen bir tanrının yarattığı peygamberi oğluyla sınaması, cariyelik denilen köle kavramının kabul edilmesi, hırsızın elinin kesilerek cezalandırılabilmesi ve sırf iyilik olsun diye kurban bayramında hayvan kesip millete dağıtma kuralı, "hacca gittiğimde herkes bana hacı diyecek, güzel insan diyecek" diye oraya gidenler, peygamber o taşı öptü bizde öpmeliyiz diye Arabistan'a gidip Arapları paraya boğmalar, şeytan taşlamalar, eski mısırda diğerlerden farklı olmak için fahişelerin (tapınak rahibeleri) giydiği çarçafı günümüz insanlarının ve Türklerin giyinip simsiyah gezmesi, dinde zorlama yok dedikten sonra dinsiz veya o dinden olmayanları hoş karşılamamak ve adeta onlara düşman kesilmek gibi olaylar çok mantıksızca ve gerici geliyordu. Şu anda bile Arap dini olan İslam 7.yüzyıldan kalma bir din olduğunu, çağa uymadığını bile bile ayetleri eğip büküp o sert kanunları yumuşatıp sevimli bir hale getirmeleri beni İslamdan uzaklaştırmaya başladı.

Kur'an'da kadına değer verilmemesi, aşağılanması, "kadınlar sizin tarlanızdır istediğiniz gibi girin denmesi", çok eşli evlilikler, faizin haram olması, sırf peygamber sakal uzattı diye bütün Müslümanların sakal uzatması ve sakalı olamayanlara erkek gözüyle bakılmaması ve "kendilerini kadına benzetiyorlar" sözleri, oruçlu olan birinin oruç tutmayan birini çevresinde yerken görünce "git o tarafta ye, burada içme, şurada yapma" diyerek kendilerini rahatlatırken diğerlerini kısıtlamaları beni adeta çileden çıkartmıştı.

Cübbeli gibi hocaların Mahmut'u neredeyse ilahlaştırması, söylediği sözler; "Mars'da ne var parayı bana verin söyleyeyim" o haram, bu haram ve diğer hocaların buna benzer akıl almaz fetvaları tırnak içinde "bizi iyi yola getireceklerini söylerken ülkeyi ve insanları cehalete sürükleyip yobazlaştırmaları" ve daha sonra bize saygı duyun demeleri beni dinden tiksindirdi.

İslamda mantıksız şeyleri görünce ve bu dinin insanları köle edip beyinlerini yıkamasına üzülüyordum. Orucun mahiyeti nedir? denince "açların halini anlamak için" diyorlardı. O zaman em-pati ve vicdan nereye kayboldu? Em-pati kurabiliyorsam demek ki oruç tutmadan da insanlara yardım edebilirim, bunun için özel bir gün olması gerekmez. İnsan insana her zaman yardım etmelidir. Fakirin halinden anlamak için fakir, zenginin halinden anlamak için zengin, hastanın halinden anlamak için hasta olmak mı gerekiyor?! Tabi ki hayır

Tarikatlar, mezhepler fikir ayrılıkları, mezhep düşmanlığı, din üzerinden kazanılan paralar, dini teröre alet etme ve insanların o terör örgütlerinde Allah için barınmaları ve kendilerini patlatıp yüzlerce insanı katletmeleri, bombalı saldırıda can veren veya yaralanan insanların "Allah'ım yardım et" diye ettiği ve karşılık bulmayan boş duaları, "ben sizi sınıyorum, bu bir imtihan" diyen tanrının 3 yaşındaki çocuğun tecavüze uğramasına göz yumması ve "imtihanı kazanırsan sana cennet vereceğim ne kadar ömrün varsa geçir, rezil yaşa bu hayatı" demesi... Bunları görünce "Tanrı yok, sadist bir varlık" demek geliyordu içimden.

Dinlerde barış vardır deyip Hristiyan ve Yahudilerle kafirlere dost olmayın, onlar gazaba uğramışlardandır denmesi kulağa hiç barışçıl gelmiyordu. Yoksa tanrı bu ayetle Yahudileri, Hristiyanları, Budistleri ve diğer şirke bulaşanları yoluna döndüreceğini mi sanıyordu? Yoksa gelecekte tüm bunların bu şekilde olmayacağını bilmiyor yada göremiyor muydu?! Bence böyle bir tanrı kavramı olamaz. Bu benim tanrım olamaz. Hele hele koskoca bir evrende, o sonsuzlukta sinek pisliği kadar yer kaplayan insan toplumunu tanrı neden sınasın ki? Birde Tanrı'nın Arap yarımadasına peygamber görevlendirip "ey peygamber dinimi yay, bu helal, domuz haram" demesi. Tanrı'nın işi gücü bitti de içkiye domuza mı karışıyor?  Koskoca Tanrısın, bizi sınıyorsun, cennet ve cehenneme göndermek için yarattığın yer küresinde berbat bir hal geçirerek özgürlüğümüzü kısıtlamamızı istemen, kısıtlamayanları da cehenneme gönderip orada orada yanacaklarını söylemen hiçte senin varlığını bana yansıtmıyordu.

Küçücük insanlarız bizim ibadetimize neden ihtiyacın var ki? Neden uzlaşmak istiyorsun bizimle? Yoksa bazı şeylere gücün mü yetmiyor?

Allah'ın  124,000 peygamberi her kavime gönderip onları görevlendirip bu insanları "bana tapın" demekle görevlendirmesi ve daha sonra insanların bu peygamberlere inanmaması ve puta tapması neden Allah'ın varlığına kanıt olsun ki? Kaldı ki 124,000 peygamberin varlığına dair sağlam bir kanıt dahi olmaması, dinin yayılması için yapılan savaşlar, katliamlar, Talas savaşı, Haçlı seferleri, hiç bir şey bilmeyen küçük çocuğun mecburen sünnet edilmesi dinlerin nasıl yayıldığını ve ortaya neler yaydıklarını açıkça gösteriyordu.

Meryem'in bakire olarak İsa'yı dünyaya getirmesinin, İsa'nın ölüleri diriltmesinin, 2 kişi olan Adem ve Havva'dan tüm insanların dünyaya gelmesinin bilimle baya çeliştiğine, hatta masal olduklarına kanaat getirdim.

Biraz mitoloji okudum Sümerleri araştırdım ve bunlarla neredeyse birebir aynı eşleşen hikayeleri gördüm. Enki, Marduk ve diğer eski mezopotomya tanrılarını araştırdım. Allah'ın 99 isminin bile çalıntı olduğunu öğrendiğimde tamamen her şey açıklığa kavuşuyordu. Kur'an ve ibrahimi dinlerin hepsinin kökeni Sümer'den geliyordu maalesef. İnançların nasıl ortaya çıkışını da araştırdım, Allah'ın ay tanrısı olduğunu ve eskiden put diye ona tapıldığını, Uzza, Lat, Menat'ı öğrendim. Günümüzde bile kullandığımız bazı kelimelerin eski Tanrı adları olduğunu fark ettim. Allah sözünün kökenine kadar indim ve düzmece bir tanrı karşıma çıktı.

Hatta mescitlerin neden hepsinin kıbleye baktığını daha sonra kıble yönünün değiştiğini araştırdım. Bu yolda bilgimin artmasına Muazzez İlmiye Çığ'ın, Tanrı'nın 4.000 yıllık tarihi kitabının ve Turan Dursun'un büyük faydaları oldu.

Salem güneş tanrısının kardeşi var ki, onun adı Seher'dir. Seher veya Sahar da denir. Allah'ın oğludur ve çıkmakta olan güneş tanrısıdır. Seher, Salem'in üvey kardeşidir ve annesinin ismi Anat'tır. Sama  hem güneş hem gök yüzü tanrısıdır ve biz buna sema diyoruz. Samas güneş tanrısıdır ve Kur'an'da da güneş şems olarak geçer. Peki neden Kur'an'da bir put adı kullanıyor? Dediğim gibi gündelik hayatımızda bile bu adları kullanıyoruz

İslamda ve ibrahimi dinlerde olan ve mucize denen şeylerin bin yıl öncede bilindiğini gördüm. Daha sonra evrim teorisini araştırdım ve çok mantıklı geldi. Darwin'in "Türlerin Kökeni" kitabını okudum ve burada yazan teoriler dinle çelişiyordu. İnsanın evrimleşerek şimdiki haline geldiğini ve giderek  evrimleştiğini dile getiriyordu. Bulunan fosiller, canlıların fosil kalıntıları meseleyi gün yüzüne çıkarmakta ısrarcıydı. Ben bilimi tercih ettim, okudum, araştırdım, gördüm ve dinden çıktım. Bu benim hikayem, seçim sizin...

SİZDEN GELENLER | Yazan: Zaur Hetemov

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

ATEİST OLMA HİKAYEM

sizden gelenler, din, Ateist olma hikayem, Neden Ateist oldum?, Nasıl Ateist oldum?, Allah var mı?, Vicdan ve akıl, ateizm,
20 yıl dini bütün bir ailede yaşadım. Her kuralın mantığını sorgularım bu yüzden kuranı da hocaların tefsirlerine göre yorumlayarak anlamlandırmıştım. 2009 yılında hac vazifem sırasında alışveriş yaptığımız kabenin arka sokaklarında 1 adam karısını ve yaklaşık 2 yaşlarındaki çocuğunu tekme tokat eve sokmaya çalışıyordu.

Kilometrelerce uzaktan biz bu kabeye hiza durup namaz kılıyorken adam kabenin arkasında zulüm ediyor?? 2 yaşındaki bebenin imtihanı ne olabilir? Üstelik kimse kimsenin günahını yüklenmez diye ayet varken...?

Üniversitemdeki ilahiyat bölümü doçentinin konuşmalarından dinden uzak olduğunu anladım. O yıllarda hala var olan ablaların arasına karışıp sohbetlere gittik ve bende yeni yeni oluşmaya başlayan soru işaretlerini hocaya sordum.Yüzündeki gülümsemeyi unutamıyorum.Bana sorgulamaya devam et dedi.

Üni. kütüphanesinden bulduğum dinler tarihi, tevrat, incil, kuran hadis kitaplarını....Tarih ve arkeoloji bölümünden bulduğum sümer tarihi,sümer tabletleri,gılgamış,mezapotamya ve eski mısır uygarlıkları,fen bölümünden bulduğum kozmoloji ve astrofizik yayınları ,deneyler....felsefeden görüşler....kısacası sorularım cevaplarını sadece kuranda değil her yerde aradım....Ama bulduğum tek şey şuydu...İnanmak istediğim için inanıyordum ve korkuyordum...O korkuyu küçüklükten sokmuşlar içimize ya yanacağız çünkü....:/

Kuranı sübyan okulunda ezberlemeye başlamıştım...30 yaşına kadarda bir çok mevlütte ve gecelerde...Perşembe kuranlarında onlarca kez hatmettim.

Teker teker ayetleri okuyup genel durumla bağlantı kurmaya çalışınca o bağın aslında hiç olmadığını fark edip dinden çıktım...Dinler tarihindeki tüm dinler insanların kendi istekleri doğrultusunda uydurup yaydığı inanç zincirlerinden başka bir şey değildi....Dinden çıkacak mıyım korkusuyla ayetleri telaşla değiştirmeye çalışan bir sürü insan türemişti...Bir ayetin anlamını 10 farklı çeşit söylüyorlarda hangisi doğruydu? Çelişkiler dalga dalga yayıldı...Kimse ne söyleyeceğini bilemez durumdaydı...

Ve düşündüm...Peki allah? O var mı?

Burada devreye vicdanım girdi...Bana öğretilen allah sonsuz kudret sahibi,sonsuz merhametli,affedici,hoşgörülü...Esmai Hüsnanın bütün sıfatlarına uygundu...Ama olamazdı...

Dünyadaki sınav adı altındaki gidişatta allahın görevi hiç yoktu...Hiç müdahale yoktu...Ama kuranda savaşlara müdahale etmişti...yardımcı olmuştu...

Bunda bir terslik olduğu apaçık ortadaydı...Bir yaratıcının var olamayacağı gerçeği her gün gelen tecavüz taciz haberleriyle yüzüme tokat gibi çarptı...Şeytanla pazarlık yapması...Yakacağını bildiği insanları yaratması....ve bir çok neden bu gerçekle yüzleşmem gerektiğini bana kanıtladı...

Dinden çıkmamak için çok çaba sarfettim çünkü 20 yılımın tamamen bir yalandan ibaret geçtiğini bilmek beni üzmüştü...

Yaşayacak zamanım kaldıysa bunu sonuna kadar değerlendireceğime kendime söz verdim...Çalışıyorum çabalıyorum baş etmeye çalışıyorum ama allah demiyorum çünkü allah diyip el açtığım zamanlarda zaten beni hiç duymamıştı...
Gerçeklerle yüzleşmeniz dileğiyle.....

SİZDEN GELENLER | Yazan: Ozberk Kas

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

MUHAFAZAKARLIĞIN ÇELİŞKİSİ

Diyanet işleri başkanlığı yediği haltı temizlemek için Cuma namazlarında hutbe okutmuş... Ancak hutbede bir özür duyan var mı?? Yoook; biz bir halt ettik, özür dileriz bir daha yapmayacağız demek yerine "çocukları evlendirmeyin, küçük yaştaki çocukları evlendirmek günahtır" diyor... Ulen zaten 9 yaşını geçeni büyük kabul ediyorsun ya!? 9 yaşında bluğa erdi deyince zaten onun çocuk vasfını kendi zihniyetine göre kaldırmış oluyorsun!!

Neyse bunu geçelim; aslında bu olay muhafazakar kesimin kendi içindeki bir çelişkiyi de ortaya çıkardı... Hz. Aişe'nin ağzından olduğu ileri sürülen bir hadise göre ve başka bir grup hadise göre peygamberin Aişe ile 6 yaşında iken evlendiği ve 9 yaşında da birlikte olduğu söyleniyor. Bu aslında hatalı ama işte sorgu olmayınca öyle kabul edip küçük kızların haysiyetiyle oynuyorlar...

Muhafazakar kesim, aslında bu çelişkiyi yaşıyor. Bir yanda İran'da laiklik çağrılarını duyuyor. Bir yanda yurtlarda, cemaatlerde tacizlerin yaygınlaştığını görüyor, bir yandan artık yolsuzluğa arsızlığa eyvallah deyip savunuyor ama kendi içinde bunların yanlış olduğunun farkında ve bu durumda söylenen ilk söz şu oluyor: "Ülkede kanunlar var ve yaş sınırı bellidir." Yani Medeni kanuna ve anayasaya sığınılıyor, sözde elbette...

İşte muhafazakar kesimin hatası bu; 21. yüzyılda 14 yüzyıl öncesini bugüne aktarmaya çalışınca, dinin zaman içinde içine yerleşmiş hurafeler, her türlü yalan dolan, pislik de aynı şekilde ortaya çıkıyor. Herşey mükemmel olacak zannederken, her yer güllük gülistanlık olacak zennederken bir b-k çukurunun ortasında buldular kendilerini...

SİZDEN GELENLER | Yazan: S. Başgöz

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

KUR'AN'DA MİRAS PAYLAŞIMI ÇELİŞKİSİ

sizden gelenler, islamiyet, din,Kur'an'da miras paylaşımı,Kur'an'ın matematiksel hataları,Kur'an'ın hatalı miras hesabı, Kur'an çelişkileri,
Bir tanrı düşünün : Sonsuz güç ve kudret sahibi. Bir "ol" demesiyle herşey oluyor. Olacak herşeyi önceden görüp biliyor. Hatasız ve kusursuz. En ufak ama en en ufak bir biçimde hata yapmıyor. Mükemmel ötesi bir varlık.

Bu hatasız, kusursuz ve kudretli tanrı yarattığı sonsuz evrende yer alan dünya adlı bir gezegendeki, yine yarattığı insanlarla iletişime geçmek istiyor. Kendini göstermiyor ve insanlar arasından seçtiği bir elçi aracılığı ile onlara şöyle 2 ayet gönderiyor :

Nisa Suresi 11. Ayet : "Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (çocuklar) İKİDEN FAZLA KADIN İSELER, ÖLÜNÜN BIRAKTIĞININ ÜÇTE İKİSİ ONLARINDIR. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. ÖLENİN ÇOCUĞU VARSA, ANA-BABASINDAN HER BİRİNİN MİRASTAN ALTIDA BİR HİSSESİ VARDIR. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona varis olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir düşer."

Nisa Suresi 12. Ayet : "Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). ÇOCUĞUNUZ VARSA, BIRAKTIĞINIZIN SEKİZDE BİRİ ONLARINDIR (ZEVCELERİNİZİNDİR). Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelale şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar."

Yani bu hatasız ve kusursuz varlık; bu iki ayet ile insanların ölümlerinden sonra miraslarının nasıl paylaşılacağını söylüyor. "Bakın mirasınızı benim söylediğim bu şekilde paylaşacaksınız" diyor.

Şimdi yukarıdaki ayetlere dayanarak bir adamın öldüğünü; geride 3 kız evlat, ana-babasını ve karısını bıraktığını düşünelim. Bu durumda büyük harflerle yazdığım yerdeki durum ve hisseler geçerli olacaktır. Şimdi bu hatasız ve kusursuz tanrının söylediği paylaşımı yapalım :

Üç kız evlada mirasın 2/3'ü
Ana ve babanın her birine 1/6
Karısına 1/8 kalacaktır.

Matematiksel olarak paylaşımı yapalım :
(2/3) + (1/6) + (1/6) + (1/8) = 27/24 Yani 1,125 bulunur. Oysaki bu oranın 24/24 yani 1 (bir) çıkması lazımdı. Yani miras fazla vermiş, ortada bulunan mirastan fazla paylaşım yapılmış oluyor. Konuyu daha iyi anlamak için somut örnekle açıklayalım :

Adam ölsün ve geride 96 Lira bıraksın. Bu 96 liranın :
2/3 ü yani 64 lirası üç kız evladın
1/6 sı yani 16 lirası annenin
1/6 sı yani 16 lirası babanın
1/8 i yani 12 lirası eşinin

Şimdi bölüşülen miras paralarını topladığımız zaman ana miras miktarını yani 96 lirayı vermesi lazım değil mi ? Toplayalım :

64+16+16+12 = 108
(hadi buyrun bakalım)

Miras 96 liraydı ama paylaşılan miktarları toplayınca 108 lira çıkıyor. Yani kusursuz, hatasız ve mükemmel tanrının verdiği oranlarla miras paylaşımı yapılamıyor. İmkansız oluyor. Bu nasıl hatasız tanrı ? Bu tanrı matematiği bilmiyor mu ? Sen kalk sonsuz evreni, trilyonlarca yıldızı, galaksiyi, gezegeni yarat, insanı yarat ama en basit toplama-bölme olayını dahi bilemeyip çuvalla ? Olacak iş mi bu ?

Elbette gerçekten mükemmel ve hatasız bir tanrı böyle bir hata yapmayacağına göre, miras paylaşımını anlatan bu ayetleri, Muhammet'in Allah'tan geldi diyerek uydurduğu ama eline yüzüne bulaştırdığı çok açıktır. Aydınlanmanız ve gerçekleri görüp anlamanız dileğiyle...

SİZDEN GELENLER

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

TEK TANRILI DİNLERİN KÖKENİ

sizden gelenler, Tek tanrılı dinlerin kökeni, Tek tanrının kökeni, mitoloji, Mitoloji ve tek tanrılı dinler,
Klasik mitolojide altın çağ, tam bir mutluluk çağı olarak tasvir edilir. O zaman ne zulüm, ne kavga vardı. Sümer edebi tabletlerinin birinde de insanlığın ilk altın çağı anlatılıyor. Altın çağa ait Sümer görüşü " Enmerkar ve Aratta Beyi" isimli destanda bulunuyor. ( sümerlerde bilinen 9 kahramanlık hikayesi mevcut, 5 tanesi gılgamış, 2 tanesi enmerkar, 2 tanesi lugalbanda )

Bu destan içindeki 21 satırda bir zamanlar barış ve güvenlik içinde bulunan bir ülke anlatılıyor ve bölüm bu mutluluğun bittiğini belirterek son buluyor.

Bu bölüm şöyle:
Bir zamanlar ne yılan vardı, ne akrep vardı,
Ne sırtlan vardı, ne arslan vardı,
Ne vahşi köpek vardı, ne kurt.
Ne korku vardı, ne işkence,
Adamın rakibi yoktu.
Bir zamanlar Şubur ve Hamazi ülkeleri,
Çok ('?) - dilli Sumer, prensliğin büyük ülkesi, tanrısal kanunlar.
Uri, bütün bu gerekenlerle donatılmış ülke,
Marttı ülkesi, emniyette duran,
Bütün evren, birlik (?) içinde olan insanlar,
Enlil'i tek dilde öğdüler.
(Fakat) sonra baba-bey, baba-prens, baba-kral,
E nki baba-bey, baba-prens. baba kral
Kızgın ('! ) baba-bey, kızgın eı baha-prens, kızgın el baba-kral
. . . . . . . . . . bolluk . . . . . . . . . .
. . . . . . . . . . (5 satır kırık)
. . . . . . . . . . insan . . . . . . . . . .
Çok iyi durumda olan ilk on bir satır, insanın kuşkusuz, rakipsiz olarak barış ve bolluk içinde yaşadığı dünyadaki " 'o eski" mutlu günlerini anlatıyor. O zamanlarda evrenin bütün insanları aynı tanrıya, Enlil'e taparlardı.

Hakikaten eğer bu ifadeyi düşündüğümüz gibi "tek bir kalple" değilde tam çevrisi ''bir dilde" olarak kabul edecek olursak . Daha sonra gelen İsrail'liler gibi, Sümer'lerin de diller karışmadan önce evrende, tek bir dil kullanıldığına İnandıklarını söyleyebiliriz.

Bölümün daha sonra gelen on satırı çok kırıklı olduğundan ana kapsamını tahmin edebiliyoruz . Görünüşe göre tanrı Enki. Enlil'in üstünlüğünü kabul etmek istemiyor veya kıskanıyor ve onu bozmak için bazı işlemler yapıyor, insanlar arasına bozuşmayı ve savaşı getirerek onların
altın çağlarına son veriyor.

Belki ( 10 ve 11 nci satırların kelimesi kelimesini çevirirsek). Enki çeşitli diller koyarak İnsanların anlaşmasını önlüyor.

Eğer öyle ise, Tevrat'daki ( yaradılış 11 : 1-9) ' "Babil Kulesi'' hikayesinin Sumer' lerdeki paralelini görüyoruz, demektir. Yalnız sümer'ler İnsanın düşüşünü tanrılar arasındaki kıskançlık yüzünden, İbraniler ise Elohim'in insanlara. tanrı gibi hareket ettikleri için, kıskanması sonucu olduğuna inanıyorlar.

Altın çağa ait bölüm "Enki'nin sözleri" olarak belirlenmiş. Enki'nin sevdiği şehir olan Uruk'un beyi Enmerkar, maden yönünden zengin olan Aratta'yı kendine bağlamak istiyor, diye hikaye devam ediyor.

Bunun için O, Aratta'ya bir haberci göndererek. halkının değerli madenler ve taşlar getirerek, Enki'nin mabedi Abzu 'yu yapmazlar ve içini süslemezlerse Aratta'yı eline geçireceğini bildiriyor. Aratta beyine göz dağı vermek için haberciye, Enki'nin, Enlil ve halkının dünya üzerindeki nufüzuna
nasıl son verdiğini bildiren " Enki'nin sözünü " tekrarlamasını
söylüyor.

6-9 ncu satırlardan çıkarılan bilgiye göre, evren 4 ana bölümden oluşuyor. Sümer'lerin oturduğu yer bunların güney bölümü. Bu bölüm kabaca tahmine göre Dicle ile Fırat arasındaki 44 ncü paralelden aşağı Basra körfezine kadar olan kısım,

Sümer'in hemen kuzeyi uri . Burası Dicle ve Fırat arasının 33 ncü paralelden yukarı olan kısımı. Daha sonra Akkad ve Asur olan yerler de bunun içinde.

Sümer ve Uri'nin doğusunda, Kuşkusuz İran'ın batısını da kapsayan Şubur ve Hamazi vardı.

Sümer'in batısı ve güney batısında Fırat ile Akdeniz arasında Martu ve Arabistan bulunuyor. Kısacası Sumer şiirinde, evren kuzeyde Ermenistan'dan Basra körfezine, doğudan İran topraklarından Akdenize kadar uzanıyor.

Kramerden alınan bu bilgiyi doğru yorumlayabilmek için ek olarak genel çerçeveyi bilmemiz gerektiğini düşüyorum. Verilen metinde sümerlere göre altın bir çağ yaşandığından bahsediyor. Bu dönemde tek tanrıya tapıldığını ancak daha sonra düzenin bozulduğundan söz ediyor. Ancak bu konu üzerinde yorum yapabilmek için şu ayrımı bilmemiz gerektiği açık.
Sümerler çok tanrılı bir dine sahiptir..

İlk tanrıları AN yani göktür, baba tanrı figürüne sahiptir
Ki yani yerdir, ana tanrı olarak betimlenir.
Bu iki gücü karıştırın güç MUMMU'dur.
İçindeki yaşamı sağlayan ve yerle göğü ayıran tanrı yani ENLİL.dir. ayrıca enlil, erkek bir tanrıyı ifade eder.
Bu dört tanrıdan sonra bir tanrı daha gelir. yeryüzünü yöneten tanrının ismi ENKİdir. erkek figürü vardır..
Bunların dışında herşey için küçük tanrılardan bahsedilir.

Bu bilgiler ışığında metni yorumlayalım ve tek tanrı inancının nereye dayandığını sorgulayalım.. ancak şunu da belirtmem lazım ki, burada verdiğim bilgiler hap niyetine bilgiler, afrika ve mısıra dayanan kökler mevcut. ancak bütün inanışları buraya yazmam imkansız.

Metne göre, altın çağda tapınılan tek tanrı, yeri ve göğü yaratan ENLİLdir. ( ALLAH - BABA - YAHVE ) ancak buradaki ayrım sümerlerin bakışı ile yapılmalıdır. sümerlerde tek tanrı sıfatı, yaratma ve yönetme değil, EN GÜÇLÜ olmak sıfatıdır.

Sümer tanrıları arasındaki çekilme hiç bir zaman yaratma üzerinden çıkmaz, güç ve yönetme üzerinde yoğunlaşır ve hikayelerinde sürekli olarak bu olgu yer değiştirir.
Ancak altınçağ için bu güç, ENLİL deymiş gibi gözüküyor.

Hikayeden anlaşıldığına göre, ENLİLE, ENKİ isyan ediyor.
burada şunu da eklemem lazım. bir çok kaynakta, ENKİYE, dünyayı yönetme görevini ENLİL verir.

Okuduğumuz bu hikayeden çıkan sonuç tek tanrı inancı değil, tapınılması istenen tek tanrı inancı manasında olması gerikir, bu hikayenin özdeşlerini yahve de, hem allahta görüyoruz.
sürekli olarak kendinden başka bir şeye tapınılmamasını öğüt verirler.

Bu durum ilerleyen dönemlerde mitolojik olarak da yer alır.
lugalbanda hikayesinde de bu durum İNANNA ve UTU arasında geçmekteydi.

Bir diğer önemli konu, sümer inanışıyla, tevhit dinleri arasındaki, en dikkat çekici nokta olan dillerin ayrılması ile ilgili kısımdır. dillerin ayrılması konusu hem tevratta hem kuranda ifade edilir. ( bu aktarımın nasıl olduğu konusu çok uzundur. umarım başka zaman anlatma imkanım olur )

Sümerlere göre de tek tapınılan tanrı inancı var sonucunu çıkartmak mümkün ve bu dönemde diller aynı, ancak biliyoruz ki, dünya da insanlık başladığından beri tek dil gibi bir durum yok. bu inanış sümerlere ait bir inanış sadece, ayrıca görüleceği üzere sümerler evrenden bahsederken, sınırlı bir toprak parçasından ve dünyadaki bazı yerlerden bahsediyor. merkez uruk olmak üzere, güney, kuzey, batı, doğu şeklinde verilmiş...

Peki sümerlerin kökeni nereye dayanır. bu bilgi temele ulaşabilmek için çok önemlidir. bir kaynak türklere dayandığını söyler ( türkler böyle düşünmekten sevinç duyarlar ), ama asıl kanıtlı bilgi, iran ve samilerin oluşturduğu, OBEYD kültürüdür.

İlk yerleşin irandan ve samilerin yaşadığı bölgelerden gelen, göçebe kökenli olan ailelerin uruk şehrine yerleşmesi ile başlar.

Yani bu tek tanrılı altınçağ dönemi, ya sümerler zamanında ( mö 3400 den sonra ) ya da obeyd dönemi ve öncesine gitmek durumunda ( mö 5900 - 3400 )

Obeyd dönemi hakkında çok fazla bir şey bilmediğimiz için bu iz sürmeyi, başka bir yönden yapmak gerekiyor. madem obeyd kültürünü iranlılar ve samiler oluşturuyorsa, burdan yol almak ne mantıklısı olacaktır..

Bu iz sürmeyi bir sonra ki postum da vereceğim...
Konumuz, hintlilere ve mısırlılara ulaşacak gibi gözüküyor...
Saygılarımla...

SİZDEN GELENLER | Yazan: Ural Haşim

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

ALLAH İÇİN ÖNEMLİ BİR SORUN

din,sizden gelenler, Allah'ın Muhammed'in cinsel hayatı ile ilgilenmesi,Muhammed'in cinsel hayatı,Allah için önemli bir sorun,Allah'ın derdi,Ahzap 51, islamiyet, Eşleriyle sevişme sırası
Allah'ın canı bir olaya çok sıkılıyordu. Kafayı bir konuya takmıştı. Trilyonlarca yıldızı, Galaksiyi, gezegenleri ve sonsuz evreni yaratan Allah bu konuyu çözmeliydi.

Dünyada 600 lü yıllardı. Allah Arap çöllerinde yaşayan Muhammet isminde birini kendisine elçi yapmıştı. Elçisi Muhammet'in 10 dan fazla, 15 e yakın karısı vardı.

Muhammet bu karıları ile hergün sırayla sevişiyordu. Ancak bazen mesela karısı Aişe ile seviştikten sonra ertesi günde Aişe ile tekrar birlikte olmak istiyordu. Veya Aişe'den sonraki sıra mesela Sevde de iken onun canı Zeynep ile sevişmek istiyordu. Buna da diğer karıları itiraz ediyordu.

"Ya Muhammet lütfen bizimle sıra ile seviş. Biz sıramızı vermek istemiyoruz" diye kazan kaldırıyorlardı.

Muhammet gerçekten çok zor durumdaydı. Canının istediği karısı ile birlikte olamıyordu. Ne kadar da zor bir durumdu bu. Nasıl çözülecekti bu iş ?

İşte Allah'ın da canı bu duruma çok sıkılıyordu. Bu konuyu kesinlikle çözmeliydi. O sırada dünyada savaşlarda insanlar ölüyordu. Çocuklar, kadınlar kılıçtan geçiriliyordu. Hastalıklardan binlerce insan kırılıp ölüyordu. Doğal afetlerden depremden, selden binlerce insan ölüyordu. Ama bunlar Allah için önemsiz konulardı. Ölen ölsündü. Önemli olan Muhammet'in canının istediği karısı ile sevişememe sorunuydu.

Sonunda Allah çözümü buldu ve Muhammet canının istediği karısı ile sevişebilsin diye hemen bir ayet yolladı.

Ahzap Suresi 51. Ayet : "Onlardan (karılarından) dilediğinin beraberliğini erteler, dilediğini yanına alırsın. Uzaklaştırdıklarından birini tekrar istemende senin için bir sakınca yoktur. Bu hüküm onların mutlu olmaları, üzülmemeleri ve hepsinin senin verdiğine razı olmaları için en uygun olanıdır. Allah gönüllerinizdekini bilir, Allah ilim ve hilim sahibidir."

Allah böylece bu ayetle sorunu çözmüştü. O sırada dünyanın başka yerlerinde insanlar ölüyormuş. Ölürse ölsün ne olacak.. Muhammet'in sevişme sorunu çözülmüştü ya önemli olan buydu. Artık elçisi Muhammet bu ayet sayesinde karıları ile belli sıraya tabii olmadan istediği gibi birlikte olabilecekti.

Sevişme sırası istediği gibi olan Muhammet artık elçilik görevini rahatça yerine getirebilecekti.
Önemli olan da buydu....


Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

NASIL AGNOSTİK OLDUM?

Selam, ben de neredeyse herkes gibi, Müslüman bir ailede büyüdüm. Kendileri tam bir (tabiri caizse) “Tatlı Su Müslümanı” dır. Ben de 1 seneye kadar onlar gibiydim. Babam hep, “Kızım biz, Muhafazakâr Atatürkçüyüz” derdi. Pek anlam veremezdim, hala da verebilmiş değilim.

Dini sorgulama sürecim, Facebook’taki Ateist sayfalara göz gezdirerek başladı. Agnostik olmadan önce de dinime aşırı bağlı değildim. Dünyadaki Müslümanların hallerini görerek, “Gerçek İslam bu değil” derdim. Ateist sayfalarında dolaşırken paylaşılan bazı gönderilere çok hak veriyordum, sıra Muhammed peygambere gelince gözlerime inanamıyordum.

Yıllarca Gül kokulu Muhammed Mustafa olarak tanımlanan dünyanın en mükemmel insanı hakkında neler neler yazılıyordu. Başlarda kendi kendime “Bakma şu sitelere, dinden çıkacaksın.” Derdim. Ama bakmaktan kendimi hiç alamadım. Yazılan ayetleri gördükçe önceden; “yanlış anlaşılmıştır, farklı anlamı vardır” derken Kur'an meali okudukça gördüklerime inanamıyordum. Sonunda Kuranı tamamen okumaya karar verdim. Sorgulamadan taptığım kitabı trajikomik şekilde ilk kez okuyacaktım. Okuduktan sonra Nisa 3, Nisa 24, Nisa 176, Ali İmran 14 ve daha nice aklımda kalan ayetleri araştırdım, sorguladım, okuldaki din öğretmenlerime sordum fakat hiçbir şekilde tatmin olamadım dinlediklerimden. İnanmak istiyordum fakat inanamıyordum. “Ya Allahın kalplerini mühürlediklerinden olduysam ben de ?” Diyor, dinden feci şekilde soğumaya başlıyordum. Gel gelelim inanmıyordum. Fakat bunu kendime itiraf edemiyordum. Kitaptaki mantık hataları, Evrim gerçeğiyle çelişmesi, herşey artık tamamen uydurma geliyordu. 2017 Kasım gibi kendi kendime itiraf ettim. Artık Müslüman değildim.

Peki ya şimdi, neydim ? Bilmiyordum. Tamam, İslam tanrısına inanmıyordum. Peki ya neye inanıyordum ? Belli bir süre hiçbir şeye inanmamaya devam ettim. 2018 şubat gibi farklı dinleri araştırmaya koyuldum. İslamdan ayrılmanın ne kadar isabetli bir karar olduğunu o zaman daha iyi anlamıştım. Çünkü diğer mitlerden hiçbir farkı yoktu İslamın. Sadece ben farkında değildim. Tabi bütün bunlar olurken ailem beni hala Müslüman biliyordu.

Araştırdım, öğrendim. Sonunda bir tanrının varlığının ya da yokluğunun kesin bir şekilde ispatlanamayacağı kanısına vardım ve Agnostik oldum.

İnsanı iyi yapan şeyin din değil, vicdan olduğunu anladım sorgularken. Kötülük yapmamaya iten şey yanma korkusu olmamalıydı. Kurban kesip, etini fakire dağıtırken asıl amaç Allah rızası kazanmak değil, insanları mutlu etmek olmalıydı.

Bugün hala ailem bilmez Agnostik olduğumu. Söylemiyorum. Benim için korkmalarını ve üzülmelerini istemiyorum. Benim umrumda değil fakat, onları “el aleme rezil etmek” istemiyorum.
İşte böyle. Sorgulama kuyusuna mantıkla giren biri asla Müslüman olarak çıkamaz zaten.
Esen kalmanız dileğimle...

SİZDEN GELENLER | Yazan: Zeynep Martell

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

ÇELİŞKİLERİN ÜZERİNİ ÖRTME ÇABASI

Dünyada; gerçekler karşısında olayları kıvırma, gerçeklerin üstünü örtbas etmek için çeşitli bahaneler uydurma yarışması düzenlense açık ara Müslümanlar birinci olur.

Bu konuda gerçekten başarılı olduklarını itiraf etmeliyim. İslam'daki, Kuran'daki, Hadislerdeki çelişkileri, yanlışlıkları, açıkları o kadar güzel sıvayıp gizlemeye çalışıyorlar ki, aslında çoğu kendi bulduğu bahanelere kendilerinin bile inandığını zannetmiyorum. Muhtemelen kendileri bile "Ulen ne saçma sapan bahane buldum, ne güzel kıvırttım ama olsun tam oturdu valla" demektedirler.

Doğrunun ne olduğuna testten önce karar verirler. Ondan sonra da kalkıp dinin ne bilgilerinin, ne de yönteminin bilimle çelişmediğini söylerler.

Kuran'a göre evren 6 günde yaratılmıştır dersin. Oradaki gün bizim bildiğimiz gün değil derler. Allah yeryüzünü yaygı gibi yayıp uzatmış, dağları da destek olsun diye direk gibi dikmiş kurana göre dersin. Bunlar mecazi anlatımlar, öyle değil o iş derler.

Yakın göğü insanlar gece yön bulabilsinler diye yıldızlarla kandil gibi süslemiş ve bu gök boşluğunda kuşlar uçar kurana göre dersin. Yıldızlar için, yeryüzünden bakan insanin bakış acısından bir anlatım bu derler. Mantıksız bir yön bulmazlar, kuşların uçtuğu gökten ise uzayın değil, yakın atmosferin kastedildiği yorumunu yapıp, yine kendilerini rahatlatırlar.

Üstelik sizin kurduğunuz cümlenin nereden geldiğine, kaynağına göre bile 50 çeşit bahane üretebilmektedirler. Hadisse uydurma der geçerler, ayetse "cımbızlamışsın, yanlış meal, başını sonu da oku, orada öyle demek istemiyor, mecaz var, vs vs" gibi bahaneleri art arda sıralarlar..

Örneğin "Ay beyaz peynirden yapılmıştır" şeklinde bir cümle kursanız, hemen bu cümlenin kaynağının ne olduğuna göre kıvırtma ve bahane bulma işlemlerini gerçekleştirmeye başlarlar :

"Ay beyaz peynirden yapılmıştır" cümlesi bir çocuk masalında geçiyor deseniz ; doğaldır masal sonuçta saçma zaten deyip geçecek,

Bu cümle bir insanın iddiası deseniz ; bu kişinin bilgisizliğinden ve anti-bilimselliğinden dem vuracak,

Bu cümlenin İncil'de geçtiğini söylerseniz; doğaldır, zaten tahrif edilmiş kitap. biz yıllardır bunu söylüyoruz. incil tahrif edilip, değiştirilmiştir diyecek,

Bu cümle Kuran'da geçiyor derseniz ; Acaba bu cümlede ne demiş olabilir?, Bu cümleyi nasıl anlamalıyım ki bilimle çelişmesin diyecek. Ona göre de yorumlar yapacak. "Efendim, burada Ay'ın rengi ile ilgili sembolik bir anlatım yapılmakta, vs" tarzında yorumlama yoluna gidecektir.

Dediğim gibi bu konuda gerçekten başarılılar. Ancak bu başarı sadece kendilerini kandırma üzeredirler. Bir süre daha böyle devam edeceklerdir. Ancak bilim, teknoloji, internet, sosyal medya yayıldıkça bu kandırmacaları nereye kadar sürecek gerçekten merak ediyorum.


Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

DİNDEN ÇIKIŞ HİKAYEM

sizden gelenler, din, dinden çıkış hikayem, Dini neden terk ettim, Dinden neden çıktım, Dinden nasıl çıktım, Dinleri terk edişim, İslamı terk etme nedenleri, islamiyet, İslam çelişkileri,
Müslüman bir ailem var, beni de müslüman yetiştirdiler. Din dersi en sevdiğim derslerdendi. Konuşan karıncalar, yılana dönüşen asa falan..

Her Ramazan oruç tutar, arada namaz kılar, sık sık dua ederdim. Çünkü henüz Kuran'ı okuyup kafamı karıştırmamıştım.

Bi aralar bilime merak sardım (Bir müslüman için en tehlikeli şey). Kendi kendime şunu sordum:

Evren ne kadar büyük?

Evrenin ne kadar büyük olduğu bir türlü aklıma yatmadı. Çünkü kafamda dünya, herşeyin merkezindeydi ve herşey insan için yaratılmıştı.

Gökyüzünde gördüğümüz tüm yıldızların Samanyolu'nun sadece minicik bir bölümü olduğunu anladığımda çok şaşırmıştım.
(Bkz. Evrende Yolculuk Filmi)

Uzay görüntülerinde uçsuz bucaksız galaksi cümbüşünü gördüm. Dünya sınav yeriyse yüz milyarlarca galaksiye ne gerek vardı?

Kafam o kadar karışmıştı ki mutlaka bir sonuca varmalıydım. Gezegenlerin atmosferlerinden tutun da, kara deliklere kadar araştırdım. (Bkz. Kozmos Belgeseli)

Evrende o kadar fazla aktivite var ki.. Pulsar yıldızları, nebulalar, süpernovalar, göktaşları, galaksi çarpışmaları, karanlık madde, vs..
Bütün hepsini araştırmak çok zevkliydi. Kendi kendime birşeyler öğreniyordum. Bilime duyduğum ilgi artıyordu. Artık dünyamızı inceliyecektim.

Dünya nasıl oluştu diye merak ettim. Bunu öğrenirken geçmişten günümüze geçen süreçte karşıma EVRİM çıktı. (Bkz. Dünyanın Oluşumu Filmi)

Haydaa ben evrime inanmıyordum ki..
Tamam inan-mı-yordum ama neden inan-ma-dığımı da bilmiyordum.
Sadece toplumsal refleksti belki.
Müslüman evrime inanmaz diye işlenmişti kafama.

Evrim konusunu anlamaya çalışırken o kadar önyargılıydım ki..
Charles Darwin'in hayatını okumaya karar verdim. Bu iblise hayatta güven olmaz diye :)

Darwin'in hayatını ve bize neyi anlatmaya çalıştığını gördüğümde çok duygulanmıştım. Yaşamın ne olduğunu anladım.

Şimdi gerçeği mi merak etmeliydim, yoksa kendimi mi kandırmalıydım? İşte bu benim dönüm noktam oldu. Ben gerçeği seçtim.
Koyu Hıristiyan bir aileden gelen ve eşi Emma ile sonsuza kadar cennette yaşamayı hayal eden Darwin bile bulduğu gerçeğin peşinden gitmişti.

Benim dinimle bir sorunum yoktu. İnançlıydım ve ibadet de ediyordum. Fakat gerçekler ve masallar arasındaki çizgiyi görmüştüm artık.

Evrim karşıtı yazılmış bilimsel makale yok. Evrim yerçekimi gibi, dünyanın güneş etrafında dönmesi gibi bir gerçek. Tüm kanıtlar ortada.
Bunu öğrenmek hiç hoşuma gitmemişti.

Hemen Kuran'a sarıldım. Allah'ım nolur bu gerçek olmasın diye bir umutla Kuran okumaya başladım.

İlk kez Kuran'ı Türkçe okuyordum.
Yıllarca arapça okuduğum ve kayıtsız şartsız inandığım dinimin temel kaynağını daha ilk kez açıp anlamıyla okuyordum.

Ne garip değil mi?
Kuran da okuyorum ama tam 2 yıldır durmadan kitaplar, belgeseller, makaleler, vs. kafa zehir gibi bilim dolu.
Temeli sağlamlaştırmışım. ;)

Kuran'ı okurken fark ettim ki bu kitap bilimin günümüzde bildiği şeyleri bilmiyor ve hatta yanlış yorumluyor. Dünyayı düz sanıyor mesela.

Spermin testislerden değil, kaburgadan geldiğini anlatıyor.

Önce dünya sonra evren yaratıldı diyor. Gökyüzünü Allah tutmasa düşer diyor.

Sürekli batıya yürürsen dünyanın sonuna ulaşırsın, orda güneş kara bir balçığa batar diyor. Allah'ım aklıma muhafaza ol, bunu sen mi yazdın? Dedim defalarca.

Kuran'ı okudukça şaşkına döndüm. "Bu ne ya? Buna annem de inanıyor, başbakan da, öğretmenim de, arkadaşlarım da. Ama bu kitap yanlış.. İlkel ve çelişki dolu. Nasıl olur?
Hani evrenseldi?

En son hatırladığım Ahzab 53 ayetini okumuştum..
Okuduktan sonra da sokakta "Muhammed bizi kandırmış" diye bağırmak istedim.
Gerçi Kuran'da çok daha utandıran ayetler de var.
Mesela Muhammed'in hanımlarıyla hangi sırayla yatacağını belirten Ahzab 51 gibi..
Ben haksızlığı hiç gelemem.

Kandırıldığımı anladığım an dünyam karardı. Cennete gitme (hurilerle zevku sefa vs) hayalleri kurarken dinin sadece bir siyaset malzemesi olduğunu çözdüm.

Birkaç ay kendimi dış dünyadan izole edip yaşadım. Çünkü öğrendiklerimi kimselere anlatamazdım.
En başta da aileme.

Kafamda hep şu soru vardı:
"Neden Muhammed, neden bunu yaptın?"
Senin dinine 1.6 milyar insan inanıyor ama sen hepimizi kandırmışsın; Neden?
Bu noktadan sonra idolüm, yol göstericim Turan Dursun oldu. Kendisi ilahiyat mezunu, müftülük yapmış bir İslam araştırmacısı. Kureyş Arapçasını en iyi bilen biriydi. Yazdığı "Din Bu" kitapları yüzünden, Müslümanlar tarafından katledildi.

Her neyse
Kuran'ı anlamak için ayetlerin hangi kronolojide ve ne sebeple yazıldığını anlamalıydım. Ben de böyle yaptım. Her ayetin sebebini araştırdım.

Uzun uzun ayetleri yazmayacağım ama özetle Mekke'deyken barışçıl, Medine'deyken saldırgan bir psikoloji izlemiş, çok sevgili Peygamberimiz..
Gençliğinde fakir ve aşksız büyümüş. İki kez kız isteyip reddedilmiş. Kureyşliler altın, kumaş, cariye, herşeye sahipken o bekar ve fakir..
Hırs yapmış, bilenmiş. Önce tüccar ve varlıklı ama yaşı geçmiş bir kadınla (Hatice ile) evlenmiş. Parayı bulunca da tıkır tıkır planını uygulamış.

Dinlerin tarihini inceledim.
Tanrı'nın ve Şeytan'ın tarihte nasıl ortaya atıldığını ve nasıl değiştiğini inceledim.
Herşey ortadaydı..
Yahudi krallarının Tevrat'da uydurduğu dini hükümler İncil'e ve Kuran'a kopyalanmış.
O krallara da Muhammed "peygamber" diye atıfta bulunmuş.
Muhammed şahsi çıkarları için ortaya attığı dini ilk başta Mekke ve civarı için düşünmüş. (Bkz. En'am:92. ayet)
Medinelilerin Mekkelilere olan husumetini kullanarak da gücüne güç katıp ilerleyen yıllarda "evrensel" bir kitap (Kur'an-ı Kerim) iddiasını ortaya atmış.

Dinlerin yalan olduğunu anladığım an kendimi dev bir açık hava tımarhanesinde hissetmiştim. Herkes kandırılmış ama uyaramıyorsun!
İnsanların yakasına yapışıp aptal olmayın, nolur okuyun diyesim vardı ama "kardeşim bizi çok fena kandırmışlar" diye anlatsan dahi dayak yersin.

Çocuk gelinler, kafası kesilen kâfirler, idam edilen eşcinseller, kuma getirilenler, cariye olarak alınıp satılanlar hep bu yalanın sonucu..
Göstermelik namaz kılanlar, dinle insanların parasını çalanlar, Allah Muhammed diye diye oyları kapanlar hep bu bozuk düzenin sonucu..

En kötüsü de çocuk yaşta kız çocuklarının sırf Muhammed'in sünneti diye evlendirilmesi ve bunun meşrulaştırılması..
Bütün bunları görüp de isyan etmemek mümkün mü? Sessiz kalıp "bana ne başlarının çaresine baksınlar" demek mümkün mü?

Müslümanken mümkündü.
Çünkü Allah var, ahirette cezalarını çekerler derdim. Zaten Kuran'dan habersizdim. Onlar gerçek müslüman değil derdim.

Dini sorguladıktan sonra ise durum değişti. Eğer Allah yoksa bu insanlar asla cezasını çekmeyecek. Tüm yaptıkları yanlarına kâr kalacaktı. O halde bir şey yapmalı dedim.
Hani kolunu kaybetmiş birine bir müslüman bakıp haline şükredip geçer ya.. Ama dinsiz biri şükredemez. Protez kol yapması gerekir.

Nasıl ki Müslüman her işlediği suçta "Şeytana uydum tövbe ettim" diyip sıyrılır ya.. Dinsiz biri diyemez, ölene kadar vicdanına hesap verir.

Dinden çıkmış olmak bu yüzden zor.
Çünkü hayali arkadaşlarınız yoktur.
Artık vicdanınızla başbaşasınızdır.
Haksızlığa çözüm bulmaya zorlanırsınız.

Ben her gün insanların güneş tanrısına tapınma ibadetleri yapıp, Mısırlı ay tanrısı Al-ilah'a taptığı Türkiye'de yaşıyorum.

Ben ibranice adı "Gehinnom" olan Kudüs'teki ölülerin yakıldığı vadiye öldükten sonra gideceğini düşünen insanlarla yaşıyorum.
(Bkz. Gehinnom cehennem vadisinin adıdır)

Ben Mısır tanrısı "Amon"a tapanların yakarışından kopya edilen, her duaya "âmin" diyen insanlarla yaşıyorum.

Ben orjinali ibranice olan "şalom aleküm" kelimesini tanrının selamı sanıp "Selamın Aleyküm" diyen insanlarla yaşıyorum..

Ben 5 vakit ezanla, Ramazan gecesi davulla, ekranlarda dinî masallarla, ödediğim vergiler diyanete harcanarak yaşıyorum.

Bütün bu haksızlığa vicdanım razı gelmediği için İslam'ın ve insanlığa zarar veren tüm inanışların karşısındayım.


Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

DİNSİZLİK İNSANI ÖZGÜRLEŞTİRİR Mİ?

14 yaşında deist oluş hikayesi, Çocuklar dinlerden sıyrılıyor, Çocuklar sorguluyor, deist, din, Dinsizlik insanı özgürleştirir mi?, Nasıl deist oldum?, sizden gelenler,Gençler ve dinler
1. Aşama-Fark Etmek:
Dürüst olmak gerekirse din olgusu benim için asla sorgulanamaz olamamıştı.Çocukluğumda birkaç kere gittiğim Kur'an kursundaki kızların büyüyünce kapanmak istediklerini duyar, onlar gibi yapmayacağım için oraya ait olmadığımı hissederdim. Kurban  bayramlarını ise sevmezdim. Allah'ı,cenneti,cehennemi hayal ettiğimde annemin "Bunu yapma,günah."demesi tuhafıma gitmişti.Ben sadece hayal gücü fazla gelişmiş ufak bir çocuktum değil mi?Bunun ne zararı olabilirdi?Sahiden Allah bana bunun için günah mı yazardı?

2. Aşama-Kaçmaya Çalışmak:
Yıllar geçtikçe sorularım benimle birlikte büyüdü. Farklı inançlar ve fikir akımları olduğunu keşfettiğimde ise meraklanmıştım ama araştırmadım. İşin doğrusu, muhtemelen değişimden korktum ve bunu yapmadım.

Sorgulamalarımı susturmaya uğraştım ama boşunaydı.En sevmediğim derslerden birinin din dersi oluşuna şahit oluyordum ve bu benim içimde nedenini bilmediğim çok,çok büyük bir suçluluk duygusu oluşturuyordu.

3. Aşama-Gerçeklerle Yüzleşmek:
Bu hastalıklı düşüncelerle geçen birkaç yılın ardından nihayet araştıracak cesareti  bulabilmiştim.Bana en çok cesaret veren şeylerden biri de çok değer verdiğim bir arkadaşım olmuştu.Dinlere inanmadığı için bana araştırmamı söylerdi.Düşüncelerimin yalnız kalacak kadar kötü olmadığını fark ettikçe içimdeki korku azalıyordu.
Pek çok dini araştırdım. Kutsal kitaplarının bir kısmını okudum.Forumlarında gezdim.İnanan kişileriyle konuşup  dinler hakkında yazılar okudum. Öğrendiklerimle kafam fena halde karışmıştı. Fazla dindar olmasa da her gece yatmadan önce sure okuyup gün içinde dualar,besmeleler kullanan biri artık bunları hiç yapmıyordu. Ve bu kesinlikle bir şeylerin değişeceğine işaretti.

4. Aşama-Özgürlük:
Şuanki beni soracak olursanız öncekinden daha iyiyim.Korkmayı ya da vicdan azabı duymayı bırakalı da çok oldu.Din derslerini bile seviyorum.Ortam o kadar saçma oluyor ki; bize öğretilenler kocaman bir komedi gibi geliyor,bu yüzden seviyorum.Din konularına ise fazlaca merak sardığımdan öğretmen İslam dışındaki dinleri anlattığında ya da okul kitabına baktığımda  yanlış anlatılanları çok net fark edebiliyorum.Bu sinir bozucu olsa da esasen onlar gibi düşünce tarzım olmadığı için şanslı hissediyorum.

Hatta gerçekten şanslı ve özgür hissediyorum.Özgürüm çünkü artık günah ve sevaplara göre düşünmeyeceğim.Artık sadece kendim iyi ve kötüyü ayırt edip dilediğimi yapmalıyım.Özgürüm çünkü,din yasakları olmadan kendi doğrularımı keşfedebileceğim. Özgürüm çünkü diktatörü andıran tanrılar düşleyip onların mutlak iyiliğine inanmayacak kadar gerçekçiyim. Özgürüm çünkü,teorileri reddetme ya da kabul etme zorunluluğum yok.Özgürüm çünkü on dört yaşında bir deistim. Ve şuan muhtemel hayatımın yarısını bile bitirdiğimi sanmıyorum.Yine de tüm bunları yazdım diye bana güvenmeyin dostlar;kimbilir belki yarın agnostik olurum,öteki gün ateist,bir başka gün nihilist... Yeni fikirleri kucaklamak ve düşüncelerimi geliştirmek için çok zamanım var. Sonuçta ben sadece 14 yaşında bir deistim.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Okyanus D.

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

CEHENNEMİN DOYURULMASI | KUR'AN VE TALMUD

sizden gelenler, din, islamiyet, yahudilik, Cehennemin doldurulması, Cehenneme soru soran, Cehennemin konuşması, Kur'an ve Talmud, Talmud'dan esinlenip Kur'an'a eklenenler, Kaf 30,Şabat104a
Kuran'ın 50. suresi olan Kaf  Suresi 30. ayetinde bu tür bir homiletik/vaazsal/ midraşik/ ders verici ifadeye rastlarız. Bu ifadeyi birebir almamalıyız çünkü Kuran'ın yazıldığı dönemde oluşan gelenek bunu birebir almamayı gerektiriyor.

Kuran burda muhattabına cehennemin dehşetini yine cehennemin ağzından kişileştirerek aktarıyor ve diyor ki:

Kaf Suresi 30: "O gün Cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “daha var mı?” der."

Burda Kuran'ın Tanrısı'nın cehennemi ''insanlar ve cinlerle dolduracağını söylediği'' (örneğin Hud Suresi 119) unutulmamalı. Aslında cehennem bizzat Allah'ın izniyle ve vaadiyle doluyor.

Peki burda şu soruyu sormalıyız: Tek Tanrılı inançların peygamber anlayışından yoksun olan Araplar cehennemin konuşacağına dair bu bilgiyi nasıl edinebilir? Yani gelişmiş bir tek tanrılı teolojileri olmayan Araplar bu denli girift, kompleks bir vaazsal kişileştirmeyi nasıl yapabilirler? Elbette daha önce söylenmemişse yapamazlar !

Babil Talmud'u Şabat Risalesi/Bölümü'ne 104a numaralı pasaja bakarsanız. (Görseli aşağıda mevcuttur) Kuran'ı yazanların Kaf Suresi 30'da zihinlerinde hangi geleneğin izinin olduğunu görebilirsiniz.

Not: Yahudilik'te (en azından Talmud'da) de tıpkı Kuran'daki gibi cehennemi kontrol eden bir cehennem meleği olduğuna inanılır (Kuran'da bu Zuhruf Suresi 77'de geçer.) :

''(Cehennemin prensi/meleği Tanrı'ya diyor ki) : Her şeyi benim denizime koy, beni Şit'in soyuyla besle.Açım...'' fakat Tanrı bu isteği redderek cehennemin prensine oraya sadece ''inançsızları'' almasını söyler. (Babil Talmud'u -Şabat 104a)

Not 2: Şit Adem'in Kabil ve Habil dışındaki 3. oğludur. Kabil kötü bir kimse olduğu için Tevrat'a göre Adem'in dürüst soyu, Şit'ten devam etmiştir.

Babil Talmud'u Shabbat 104a'nın son 2 paragrafına aşağıdan bakabilirsiniz.

sizden gelenler, din, islamiyet, yahudilik, Cehennemin doldurulması, Cehenneme soru soran, Cehennemin konuşması, Kur'an ve Talmud, Talmud'dan esinlenip Kur'an'a eklenenler, Kaf 30,Şabat104a
sizden gelenler, din, islamiyet, yahudilik, Cehennemin doldurulması, Cehenneme soru soran, Cehennemin konuşması, Kur'an ve Talmud, Talmud'dan esinlenip Kur'an'a eklenenler, Kaf 30,Şabat104a

SİZDEN GELENLER | Yazan: A-gnostik

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

MELEKLERİN İNSANIN YARATILIŞINA İTİRAZI VE TALMUD'DAKİ KÖKENİ

Meleklerin insanın yaratılışına itirazı, Tanrı insanı yaratmak isteyince melekler, Bakara 30, Meleklerin isyanı, TaNah Mezmurlar 8:4, sizden gelenler, din, islamiyet, HC,
Bakara 30: "Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım." demişti. (Melekler): "A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz." dediler. (Rabb'in): "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi."

Aşağıdaki fotoğraflarda Talmud Sanhedrin 38b'de Tanrı insanoğlunu yaratmaya karar verdiğinde ilk ve ikinci melek grubunun insanların yapacağını öğrendikten sonra ( doğasını, kötü doğasını) insanın yaratılışına itiraz edip Tanrı tarafından yok edildiğini 3.grubun ise buna itiraz etmeyerek boğun eğdiğini görüyorsunuz.

Meleklerin insanın yaratılışına itirazı, Tanrı insanı yaratmak isteyince melekler, Bakara 30, Meleklerin isyanı, TaNah Mezmurlar 8:4, sizden gelenler, din, islamiyet, HC,

Ayrıca Talmud bu itirazı Mezmurlar 8:4'le temellendiriyor onu meleklerin ağzına yerleştiriyor.

TaNaH Mezmurlar 8:4
 Soruyorum kendi kendime: 
“İnsan ne ki, onu anasın, 
Ya da insanoğlu ne ki, ona ilgi gösteresin.

Özetle Kur'an Yahudi-Hristiyan geleneğinin doğal bir uzantısıdır  (ağırlıklı Hristiyan temellidir) bunu bu örnekte bir kez daha görüyoruz ona karşıt veya ters değildir. Onun Geç Antik Çag' a ait vaazsal-ders verici yeni ve şiirsel  bir yorumudur.

SİZDEN GELENLER | Yazan: A-gnostik

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)