HABERLER
Dini Haber
sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 TESBİTLE İSLAMI TERK



8 TESBİTLE İSLAMI TERK

Giriş: İslamı anlamak ve terk etmek bilinçaltı mantığını çözerek mümkündür. Dini kaynaklarla anlatmak, terk etmek uzun ve zordur. Nedeni kutsal kılıfla üzeri örtülen idolojiyi görmemek, olması gereken süsler, kendi vicdanını din sanmak ve inancın empatiyi basdırmasıdır.

1. İyilik etmek zorla, savaşla olur mu ?
Araplar "türkleri cennet ehli yapalım, gitdiğimiz cenneti herkesle paylaşalım" derdiyle mi ordularla dünyaya savaş açıp kan döktüler ? MAKSAT kutsal kılıflı Cihadın şu getiri kuralları: Ganimet- ülkeyi, devlet malını yağmalamak, Köleler- bedava işçiler toplamak, Cariyeler- cinsellik ve iş amaçlı kadın köleler, Cizye- koruma kılıflı haraca bağlamak. İşte İspanyadan Hindistana kadar olan topraklardan ganimetler, köleler, cariyeler, cizyeler toplayarak hiç çalışmaya, üretmeye gerek olmadan yaşadılar. Bize kanla, korkuyla yutturdukları cenneti kendileri aşağı indirdiler. Cennet vadi araplar için soyguna teşvik, bizim için bu cinayetlere beraatdi. Tüm bu cinayetler, soykırımlar, kadınları cariye ederek tecavüzleri meşru kılan kılıf dini yaymakdı. Klasik arap için arap yarımadasının islamı terk etmesi nankörlükdür. İslamla emperyalizm kurup çölden saraylara geçtiler, cennet hurilerini kadınları cariye yaparak gördüler. Kapitalizm devrindeyse Kabe bitmeyen iyi gelir kaynağıdır.

2. Cennet ve Cehennem iyiler ve kötüler için mi ?
İslamda cennet yalnız müslümanlar içindir, Cehennemse sonda yalnız bu dine inanmayanlar için. Yaratdığını iyi kötü demeden sadece şu dine inanmadı diye ebedi zulm yapan tanrı olamaz. İnsanları dinine göre imtahanın mantığı olmaz. İyilik dolu Tanrının şeytanı, izn verdiği şerri, cehennemi olmaz.

3. İslam tebliğle mi yayıldı ?
Eger islam tebliğle geçmişde kitlesel yayılmış da son yarım asrda her türlü iletişim, ulaşım çağında insanların en az yarısı islama girmesi gerekmez mi ? Allahın tebliğ dini yollayışından 14 asr geçse de dünya 80% inanmıyor. Bu kadar insanı da şu dine inanmıyor diye yakmayı planlamış. İslam asrlar süren savaşlar, harac, baskıyla yayılmış ve bu güne şeriat rejimlerin idam korkusu, tehdit, taklitle gelmişdir.

4. Ahlak neyle bilinir ?
Diyorlar ki dinsiz ahlakı temellendirin. Peki dinler ne kadar ahlaklı nasıl biliriz ? Demek ki akıl ve vicdan seçicidir. Dinde söylenmiş iyi şeylerin gereken süs olduğu delili bunlardır: İslam zina etme diyor ama cinsel köle cariyelik var (Nisa 24-25; Nur 33), misyar nigahı var. İnsan hakkları diyor ama kölelik var (Nahl 75-76). Çalma diyor ama ganimet var (Enfal 1, 41, 69 / Feth 19, 20). Zülm etme diyor ama cihat, zorla dayatma ve cizye haracı var (Tevbe 29). Kadına değerden bahs ediyor ama dövmeyi önermiş (Nisa 34), tek şahitliyini kabul etmez (Bakara 282), mirasda yarım pay verir (Nisa 11). Süssüz din olmaz, süssüz din yaşamaz.

5. İslam ırzı nasıl korur ?
İslamda zina yapan ve tecavüz edene ceza için 4 şahid talep ediliyor (Nur 4, Nisa 15). Şahidli zina grup ilişkilerde olur. Tecavüzü ise kim 4 şahid yanında yapar ? Tecavüze uğramış kadın şahidi olmadan şeriat mahkemesine gitse iftira suçundan sopayı yer. 4 şahid gibi mantık dışı talebin altında amacı kadını sosyal alandan çıkarmak için güvenliğini kaldırmak. Zaten kadını cinsel obje, eşya gören islam-arap kültüründe kadınları kendi toplumunda korumak gerekli.

6. Gerçek islam nerde ?
Şeriatı uygulamış ilk müslümanlar asrı seadet dönemi yaşamışsa sonrası şeriat uygulayanlar neden o dönemi yaşamaz ? Asrı saedet iddiası hem tutarsız hem kaynakların yazdığı gibi karkaşa, savaşlar, cennetle müjdelenmiş ashabın bir birilerini öldürmesi, sömürü dönemidir. 1000, 1400 yıl müslüman olmanın sonucu ne ? Müslümanlar nerde şeriatı uyguluyorsa "gerçek şeriat yok" deyip suçu dışa atmak da boş. Dış güçler ne şeriatı yazmadı, ne toplumun aklına girmiyor. Gerçek şeriat yoktur demek için uygulanan dinin başka din olması gerekir. Laik ülkede kendi vicdanını din sayıp "gerçek şeriat yok" demek kolay ama kökü cihat-dayatma olan dinin şeriatı pratiği gibidir. Kuran kurtarıcıysa dünya devletleri hukuku bırakıp ayetleri izlemesi germez mi ? Dinimiz iyilik getirdi, şeriat kalkınmadır gibi sözler var olan gerçeği değiştirmez.

7. Aynı dine, kitaba inananlar.
Müslüman toplum huzur dolu olmaz. Çünki islam kendinden olmayanlara hükmünü geç, kendinden olup da mühalifet edenleri insan saymadığı için ne ekersin onu biçersin misalı dinin özü kendi tarihine, pratiğine yansımış. Bidat ehli için ayrımcı hadisler ve alimlerin bölücü görüşleri var. Mezhep birliği çağrıları düzen için takiyyedir. Çünki her fırkanın akidesi diğerine göre küfür. Tartışılan çoğu konular kaynaklara göre hem doğru hem yanlış yorumlana biliyor. Çünki orta çağın ihtiyacı olan dinle toplum ve hakimiyyet kurmak için yerel kültürü reform etmiş islam idolojisinin otorite yokluğu ve tartışılan konulara bu yüzden açık kapı bırakması. Peygamberin cenazesine 17 kişi katılması, azhabın bir birini kesmesi, halifelerin öldürülmesi, Harre savaşı, mezhep savaşları ve aynı devam eden günümüz bu gerçeği açıyorki gerek dini, gerek diğer yaşam alanlarında müslüman toplumun kardeşliği aynı mezhepden aynı kişisel düşünceye kadardır. Allahı, dini bir olanların huzurlu toplum olmaması, bir birilerinden kendilerini muhafaza etmesi kendi hataları olamaz. Nedeni arap kültürüne cihad hükümleri koyarak ganimet, köle, cariye, harac için soyguna çıkmış; cihatla imparatorluk kurmuş bu gürüh bölücü, çelişkili, kültür bozan, uygarlık söndüren dine sahipdiler. Bu güruh sıfır empati, vahşet saçan, bize din diye arap kültürünü dayayıp cinayetlerine beraat alan sömürücülerdi. İslam arap medeniyyeti olduğu için örnek şeriat ülkesi olmadığı gibi örnek müslüman toplumu imkansızdır.

8. İslam nedir ?
Bizler laik devletde göz açıp büyüyenler olarak islamı görmedik, yaşamadık. İyi niyetli müslümanlar kendi merhametimizi, laiklik ortamını islam sandık. İslam diğer dinler gibi sadece hikaye ve inanç üzerine kurulu değil. İslam toplumu etkileyen Muhammed şahsiyeti üzerine kuruludur. İnsanları güçle susduran, güçle ünvanlar alan, güçsüzken barışcıl, güçlüyken baskıcı kısaca güç üzerine kurulu şahsiyet. Gelini (Ahzap 37), üvey kızı (Nisa 23), çoçukla evlenmeyi (Talak 4) onaylayan, üç taşla teharet tavsiye eden dinin dünyaya ahlak ve temizlik dersi iddiasında olmasına şaşılmamalı. 10- 14 arsdır müslüman olmaya rağmen islam hiç bir kavmi islah etmemiş. Çünki hayatda kalmak, zenginlik, hükümranlık gibi insani arzulara dayanan gerçek hayata organize için kutsal kılıfla cinayeti seçmiş, hep düşman edinen, doğal olarak içinde de bölünen çetelerin mücadele idolojisidir islam. Dünyada tek din islam aynı mezhebiyle olsa mutlak birşeyler için savaş çıkar ve yeni mezhebler akımı başlardı. Kafa içinde bir şeyler yıkmalı, kesilmeli, kan dökülmeli.

SİZDEN GELENLER | Yazan: A.T.

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

ARİANY'İN DİNİ TERK ETME SÜRECİ



ARİANY DİNİ TERK ETME SÜRECİNİ ANLATIYOR


Merhaba. Takma ismim Ariany. 22 Yaşındayım ve okumayı, hayatı sorgulamayı, insanların hayatlarını dinlemeye ve onlara bilgim kadarıyla fikir vermeyi seven biriyim. Takma ismim ise hayalimde olan karakter. Bu karakter ne tanımlayan ve benliğimi oluşturan bir karakterdir. Onun hayali olduğunu bilsem de ona sımsıkı bağlıyım çünkü onu ben yarattım ve o benim hayatımın bir parçası. Dinden kurtuluşum da bana yardım eden, sevgi dolu bir dost. İlk önce kurtuluş sürecini anlatırsam bu hayalin neden canlandığını da anlamış olacaksınız. Müslüman bir aile ve çevrede doğup büyüdüm. Hayatım bunun üstüne inşa edildi, bunun üstünde emekledim. Gerçeğim her zaman din oldu. 8 Yaşından beri camiler de din dersi alıyor, din dersi alan insanlara bir arada oluyordum. Camiye gitmekte ilk başta oldukça hevesliydim. Hem arkadaşlarım oradaydı, hem de bir şeyler öğrenecektim. Çocukluğumdan bu yana yazmayı, öğrenmeyi seven biriydim. Hayatım felsefe üzerine kuruludur. Neyse efendim, camiye gittiğim her gün Kur'an derslerini Arapça olmak şartıyla alıyordum. Molalarda da oyunlar oynuyor, kahkalar ile muhabbet ediyorduk. İlk başta oldukça güzel geçen bu yaşantı sonradan yerini şiddete bıraktı. Kur'an ve cüz dersi alırken okuyamazsanız, unutursanız, harf şaşırırsanız vay halinize. Kızılcık veya kocaman bir sopa omzunuzda hissediliyordu. Zamanla gitmekten soğusam da ailem "döver de sever de" diyordu. Çocuktum, gittim. Dayak yiyordum. Okumaya çalışıyor ama beceremiyordum. 15 Yaşına kadar her yaz gitmeye devam ettim. Kur'an'ı öğrenmiş, cüzü okuyordum. Tabi Arapça bir dilde. 16 Yaşımda gitmeyi bıraktım. Çünkü bu yaşta dayak yemek sinirlerimi geriyordu. Sesimi çıkarırsam hem hocadan hemde ailemden dayak yiyecek, çevrede "hocaya karşı geldi, bak kâfire!" Diye dedikodum çıkacaktı. En iyisi bir bahane ile kurtulmaktı. Bu yüzden kendi eğitimimi kendim aldım. Kur'an'ı okumayı kendim öğreniyor, kendim okuyordum ki seneye dayak yemek istemiyordum. İnternetten hem Arapça hemde Türkçe okumaya başladım. Mealleri öylesine öfke doluydu ki, öylesine şiddet içindeydi ki korktum. Okurken aklımdan hep "Tanrı bile ne yapıyor ki hoca nasıl dayak atmasın" diyordum. Sene gelip çattığı zaman ailemi oldukça zor olsa da ikna ettim ama bir fener yandı bende. Bunu 1. Olay olarak ayırmak istiyorum.Tabi Camide olan eğitim haricinde lise de din dersi alıyordum. Hocamız öylesine sinirliydi ki bırakın soru sormayı yanlışlıkla hareket bile yapamazdınız. Öğretmenimiz, sürekli İslam'ın yüceliğini anlatırdı. Ama ben pek dersine odaklanmayan biriydim. Çünkü bu anlatılanları zaten biliyor, defalarca okuyordum. Hayatımın bir parçası olan bir şeyi defalarca okumak beni yavaş yavaş bıktırmaya başladı. Arkadaş çevrem de oldukça Müslüman bir hayat sürüyor, kimi kurslara gidiyordu. Orada gördükleri olayları anlatırken "hay hocamı seveyim" diyordum. Benim hocam bir melekmiş yahu... Dayak atmalar, tehdit etmeler, çocuklara işkence uygulamalar ve daha niceleri vardı. Bu bir kurs için değil, birçok kurs için geçerliydi. Arkadaşlarım artık kurslardan kaçmaya çalışıyorlar, yapamadıkları zaman mecbur ya dayak yiyorlar ya da yine aynı şeyleri dinlemek zorunda kalıyorlardı. Ben ilk başta dediğim gibi insanları dinlemeyi seven biri olduğum için, birçok sırrı biliyordum. Bazı kız arkadaşlarımın yaşadıkları kulağıma geliyordu. Kız arkadaşlarım, bunalmış, korkmuş bir vaziyette olsalar da, ailelerine anlatacak güçleri olmuyordu. Şiddet bir yana efendim, gözlerle taciz, fiziksel taciz, tecavüz girişimleri, yoklamalar ve bazı şeyler yaşıyorlardı. Aileleri onları evden çıkarmıyor, onlara "sen kızsın, edebini bil" diyorlardı. Bazılarının telefonlarına el konuluyor, 17 yaşında ki kız aileden dayak yiyor, kemerle vuruluyordu. Çoğu kurtulmak için evlenmek zorunda kalsa da ailesinin seçtiği eşler yüzünden kurtulamıyorlardı. Aile bitiyor eş dayağına geliyordu sıra. Bazıları 16 yaşında evleniyordu. Tabi, bunlar anlatılırken ben artık hayatı sorgulamaya başlamış, dinlerin ne olduğunu, bu insanların ne olduğunu öğrenmeye çalışıyordum. İlk başta klasik bir söz geliyordu "bu Müslümanlık değil" nerede değil tam olarak da o. Ama bu sorgulama aileme dert olmuş, baskı altına girmiştim. Ailem bana "detaya ne gerek var? Allah var etti ve o alacak. Kafanı nasıl karıştırıyorlar senin. Okul işte böyle bir yer" diyorlardı. Çevrem, saçlarıma, sakalıma, giysime, arkadaş hayatıma karışıyorlardı. Saçım uzun olduğu için bana "kız mısın sen?" Diyorlardı. Ne alakası var? Kız arkadaşlarımın durumunu az da olsa anlamaya başlamıştım. Sokağa çıkma yasağı uygulanıyor, okul zamanlarım düzenleniyor, telefonum kontrol ediliyordu. Amaç bu saçmalıkları "sorgulamayı" kesmekti. Bu karakter işte tam bu zaman da ortaya çıktı. Çünkü etrafımda ki insanlar, sorgulamayı bırakın bir kenara konuşamıyorlardı bile. Düşünceleri, bilgileri anlatacak kimsem yoktu. Sorgulamayı kendimle yapıyordum ama cevap alamıyordum. Zarar gören kız arkadaşlarım bile durumdan şikayetçi ama sorgulamaktan da mutsuz gibilerdi. Beni dinlemeyi bir kenara atın, bana bakmamaya başladılar. İnsanlar bana "delirmiş bu." Diyordu. Ailem "Müslümansın sen kendine gel" diye nasihat veriyordu. Ne iş yaptığım, kimle gezdiğim gözetleniyor, söylediklerim yayılıyordu. Bu sayede ailem rahatça beni takip ediyordu. 17 yaşında iken sadece "Dinimiz barışsa bunca savaş neden baba" diye sormuştum. Babam, "Kâfirler çok evladım, onları arındırmak için" demişti. "İyi de baba, bu kanla olmaktansa, bilgiyle ve kanıtla neden olmuyor" dediğimde bana "senin gibiler yüzünden. Müslüman mısın belli değil, burnun havada, tutturmuşsun bir şeyler " demişti. "Ama, onlar sorguladıkları için bu halde olamazlar mı?" Babam sinirlenmişti. "Ne diyorsun sen evlat, Allah'ı sorgulamak kimin haddine. O hepimizi seviyor" demişti. Devam edersem dayak yiyeceğimi bildiğimden içimden "Hadi oradan, bu yüzden kız arkadaşlarım evden çıkamıyor. Sırf kız oldukları için mi koruyor onları yoksa düşkün olduğu için mi" diyordum. Hayali karakterim bu zamanlarda yetişmişti bana. Onu kendim yarattım, kendim büyüttüm. Duyduğum sırlar, dertler alevlendirdi onu. Ona, öğrendiklerimi anlatıyordum o da bana cevap veriyordu. Düşünüyor, doğruyu bulmak istiyordum. Bana sürekli "Hey, deney faresi, nasılsın?" Diyordu. Haklıydı da. Deney faresinden farkım yoktu. Dünya labirentim, Allah beni deneyen, bu İslamcılar da enjekte edilen ilaçlardı. Hangi yöne gideceksin? Aria ile olan yani hayalimle olan bir konuşmam daha açıklayıcı olur sanırım.
"Allah, seni deniyor mu?"
"Öyle diyorlar."
"Peki buna emin misin?"
"Aslında pek değilim"
"Yahu, senin geleceğini bilen, seni çizdiği çembere rağmen yakacak olan biri seni neden denesin. Bunca şeyi yarattıklarını denemek için neden yapsın? Küçük çocukların haberlerini görüyorsun. Sırf birileri iyi olacak mı diye gelecekleri yok olan çocukların suçu ne? Hani, savaşa gitmemişsindir ama yolda giderken bir kurşun omzuna isabet eder ya, buna 'lanet olası kurşun' dersin, bundan ne farkı var bu durumun?" Kafam oldukça karışmıştı. Çünkü sadece Türkiye veya İslam için değil, dünya ve dünya dinleri için aynı şeyi düşünüyordum. Belgeseller de kendini İsa olarak görenler, din için savaş açanlar, küçük çocukları bile kutsayanlar, Tanrı adına köle olmasını isteyenleri görüyordum. Çevrem de olanlar beni öylesine zorluyordu ki. Tüm bunlar tanrı için mi? Her şeyin basit bir Domino taşı olduğunu çözmüştüm. Şeytan taşlamak için taş alırsın ve atarsın. Bu taşa para verirsin ama taş tekrar satılır. Sen gibiler taş attıkça o taşlar yeniden ve yeniden satılır. Eğer şeytan taşlama olmasa satış olmaz. Ekonomik kazanç işte bu. Eğer Amerika'da veya başka bir ülkede bir dinde değilseniz, bir inancınız yoksa takip edilemezsiniz. Çünkü, sizi eğiten kişiler bellidir. Eğer onların eğitimi dışına çıkarsanız sonuçlar ve olasılıklar artar. Bu durumda, size sürülen eşyalar ve satılan diğer şeyler değişir. Eğer bir toplum Müslüman ise Kur'an eğer değilse İncil eğer inançsız bir kesimse ona göre ürünler getirilir ve pazarlanır. Camiler, kiliseler için verilen paralar, dönen ekonomik oyunları göstermektedir. Yani, siz eğer inançsız biriyseniz, hem köle olamaz hemde alacağınız ürünler azalır. Stratejik bir plan.Bunu çözmeyi başardığım zaman dinin ekonomik kazanç olduğunu, tamamen görünmez kameralar ile izlendiğimizi ve korkutularak bazı şeylere engel olunmasını anlamıştım. Kur'an'ı Türkçe okuyunca zaten değişmeye başlayan fikir oldukça güçlenmiş, oldukça büyümüştü. IŞİD gibi, bir ülkenin stratejisi olmak istiyorsanız veya bir kişiyi ortadan kaldırmak istiyorsanız ona sadece kâfir deyin yeter. Çünkü Tanrılar, bir kâfire verdiği o önemsemeyi, bir çocuğa gösterse idi, bir kez ona bakılmasını söylese idi, koskoca Allah veya diğer tanrılar "Çocukları koruyun" deseydi, bugün savaşlarda, kaoslarda ve türlü iğrenç vak'alarda çocuklarımız ölmeyecekti. Asgard, Valhalla, Diğer cennetler umurumda bile değildi artık. Bizim zaten bir cennetimiz vardı ve biz ona sahip çıkamıyorduk. Hayali karakterim Aria, çevremin cesaret edemediği sorgulamayı yapıyor, benim korkularımı yok ediyor ve tüm o anlatım isteğim tamamlanıyordu. Hayali karakterim ve dinden kurtuluş sürecinin oluşumu tamamen bundan ibarettir.

Ey Toprak ana, ey güzel gökyüzü ve narin bulutu.
Nice dert açtık başınıza, nice gürültü ve uğultu.
Bir kere susmadık, bir kere durmadık ve bir kere sizi duymadık.
Toprak ananın evini görmedik. Ne bir aslanı ne suda yüzen kuğuyu.
Güzel gökyüzünü resmetmek yerine onu kirlettik ve kazanç uğruna öldürdük.
Suyumuzu zehir yaptık, gönlümüzü çamur.
Din getirdik, toprak anaya kan döktük.
Kural getirdik, büyükleri köle yaptık, çocukları boğduk.
Bilirim, kötüyüz biz. Ama ne Roma'yız, Ne İsa ne de Hitler.
Biz, bazıları seni seveniz, seni öğreten, seni kollayan çocuk.
Bebekleri öpeniz, kuğuyu neşeyle izleyen.

Teşekkür ederim, iyi ki varsınız.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Ariany

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

CHIRONEX'İN DİNDEN ÇIKIŞ SÜRECİ



DİNDEN KURTULMA SÜRECİM


"Herkese Esenlikler. Her ne kadar otuz yaşında ve iki yıldır ateist olan birisi olsam da, aydınlanma sürecim ortaokul yıllarıma kadara dayanır. Bildiğiniz gibi mitlerden sıyrılmak; akşamdan sabaha oluşabilecek bir "sanrı" değil, tıpkı uzaya fırlatılan bir roketin her bir aşamada gereksiz bir parçasından kurtulması gibi; okudukça, düşündükçe ve analiz ettikçe,  zaman içerisinde ulaşılan somut bir gerçeklik.

Daha küçücük bir çocukken bile okumaya, araştırmaya çok meraklıydım. Bendeki bu "bilgiye açlık" herhangi bir konu üzerinde vuku bulabiliyordu. Bu sebeple daha ergenliğe bile girmeden, okumadığım Meydan Larousse ve Büyük Larousse cildi bırakmamıştım. Bundan dolayıdır ki, daha lise yıllarımda evrim gerçeğini görmüş, idrak ve kabul etmiştim. Arkadaşlarım tarafından dalga konusu yapılmama rağmen benim kafamda zerre kadar bir şüphe yoktu.

Bununla birlikte dindar bir ailede ve muhitte büyüdüğüm için, dinimi de bırakmıyordum. İslamı evrime ve bilime aykırı bir din değil sanıyordum. Aslında bilinçaltımda bu aykırılıkların hepsini de fark ediyordum ama bilirsiniz işte, kendimi kandırıyordum. Güya Adem ile Havva günümüz insanına fiziken benzemeyen primat türleriymiş; günün birinde mutlaka karşılaşacağımız Evren'ın diğer köşelerindeki uygarlıklar, kur'anda, "18 bin alem yarattık" denilerek zaten önceden haber verilmekteymiş; zariyat suresinde Evren'in genişlemesi zaten ortaya konuluyormuş; Dünyamızın düz olduğunu zanneden ayetlerde aslında kastedilen farklıymış; aslında Avustralya aborjinlerine bile peygamber gönderilmiş, kuranda ışık hızı veriliyormuş. Muş muş muş...

Bu kadar çok savunma mekanizması geliştirmemin sebebi, laik bir babaya sahip olmamıza rağmen, annemin ve annemin ailesinin aşırı dindar olması, ve babamın bizim büyümemizde çok etkisi olmamasıydı. Annem bizi öyle yetiştirdi ki, bir vakit namazının değil farzını kılmamak, acelem olduğu için sünnetini kılamadan bitirdiğimde bile, "Peygamber efendimiz bana şefaatçi olmayacak" diye içim içimi yerdi. Özellikle cuma namazlarında evimin yakınındaki camiler dururken, "Allah'ın rızası"nı kazanabilmek için daha uzaktaki camilere saatlerce yürür, kış günlerinde yine "Allah'ın rızası"nı kazanabilmek için buz gibi suyla titreye titreye abdest alırdım. Günler böyle geldi geçti...

İyi bir üniversitede hukuk fakültesine girdim. Artık aileden ayrılık vaktiydi. Babam beni otogardan uğurlarken onu ilk defa gözleri dolu görmüştüm. Dudaklarından şu cümle döküldü: "O kadar âdil bir çocuksun ki, en büyük isteğim hâkim olmandır." Aşırı sorumluluk sahibi bir gençtim. Ailem benden hakim olmamı istemişse iş bitmişti. Üniversite yıllarım da bilim ve dini aynı potada eritme çabalarıyla geçti. Ancak ters giden bir şeyler vardı. Hukuk da bir bilimdi ve ben her geçen gün hukuk nosyonu kazanmaya başladıkça, inandığım dini bir de evrensel hukuk ilkeleriyle mukayese ediyordum. Bu sayede şer'i hukukun, insan aklına ve mantık ilkelerine hakaret niteliğindeki yönlerini daha da net fark etmeye başlamıştım.

Şimdiye kadar inandığı dinin yalnızca doğa bilimleri karşısındaki konumunu fark eden ben, artık sosyal bilimler karşısındaki konumunu da fark etmeye başlamıştım. Geçmişteki binlerce dine olduğu gibi, bu dogmaya da öldürücü darbeyi doğa bilimleri indirecek, bu net. Ancak şu aşamada, zayıf dimağlar için, tefsircilerin danslarına müsait bazı noktalar bulunuyor. Sosyal bilimlerin ise, bu dogma karşısında doğa bilimlerinden bir farkı olduğunu fakülte yıllarımda fark ettim: Dinin doğrudan insan vicdanına aykırılık teşkil etmesi. Örneğin kadına boşanma hakkı tanımıyordu. Biz ise Aile Hukukunda kadın ve erkeğin aynı haklara sahip olduklarını görüyorduk. Örneğin İslam, insanların temel hak ve özgürlüklerine de saygı duymuyordu. Bir kişinin sevgilisiyle sokak ortasında öpüşebilmesi doğal bir özgürlüktü. Ancak İslam bunu hak ve özgürlük olarak görmüyor, diğer insanlara karışamazsınız diyemiyor, tam tersine kadının giyimine, çiftlerin ilişkilerine karışıyordu. Hatta eşlerin yatak odasına, tuvalete hangi ayakla girileceğine dahi karışan bir dindi. Her konuda hukuki düzenleme getirerek, insanları insan olmaktan çıkarıp robotlaştırdığını yavaş yavaş fark etmeye başlamıştım. Bunun gibi kişiler hukukundan tutun da miras-ceza-anayasa hukukuna kadar her hukuk dalında, şer'i hukukla aklın hukuku arasında yüzlerce çelişki vardı. Artık vicdanım çok rahatsızdı. Dini esaslara göre yaşamayı bırakmıştım ama gündelik konuşmalarımdan da Müslüman olduğum anlaşılabiliyordu. İç dünyamda da kendimi Müslüman olarak tanımlamaya devam ediyordum. Ayin olarak, yalnızca cuma namazlarına gider senede bir ay orucumu tutardım.

Türkiye'de hakimlik sınavında derece yaptım. Mülakat yalnızca 2 dakika sürdüğünde çok şaşırmıştım. Soru bile sormadılar. Sonuç açıklanınca hayatımın şokunu yaşadım. Nasıl kabul almazdım? Yabancı dilim anadilim gibiydi. Sıralamam dereceydi. Yüksek lisansım vardı. Serbest avukatlık geçmişim vardı. Peki benim yerime kimleri almışlardı dersiniz: İslami bir terörist yapılanmanın unsurlarını...

Pes etmedim ikinci, üçüncü ve dördüncü kez kazandım. Bu süreçte ülkede darbe girişimi oldu, o İslami terör örgütünün elemanları yargıdan ihraç edildi ve ben "artık benim gibiler herhalde hakkını alır" düşüncesiyle tekrar tekrar denedim. Bu kez de dernek ve vakıf görünümlü radikal İslami yapılanmaların elemanlarının alındığını gördüm. Nedenini üst düzey bir yargı görevlisine sorduğumda bana, "bunu torpil olarak düşünme. içen-sıçan gezici anarşistlerin yerine, oralarda yetişmiş ahlaklı ve dindar gençlerin kürsülere oturması adalet için daha hayırlı" demişti. Hayatımın ikinci şokunu yaşadım. Sorgulamalarım artmıştı.

Sonra şuna karar verdim. Ben neden inandığım doktrinin anayasası olan kuranın Türkçe'sini okumuyordum. Okumaya, araştırmaya bu kadar meraklı olan ben, bu yaşıma kadar bunu neden ertelemiştim. Tefsircilerin kıvırmalarını tahmin ettiğim için orijinal Elmalılı tercümesini buldum. Okudum, bitirdim. Gözlerime, zihnime, dilime, kendime inanamadım. Diyanet eski mealini buldum ve onu da okudum. Bir daha baştan sona okudum. Sonra bir daha. Sonra birkaç kez daha... "Gerçek İslam bu değil" diye diye, İslamın gerçek olmadığını anlamıştım sonunda.

Hayatım boyunca bundan daha kötü bir duygu hissetmemiştim. Bu hissin tarifi bile yoktu. Gençliğim gitmişti. Sonra değil gençlik, binlerce yıldır bütün bir hayatı boşa giden, ve önümüzdeki yıllarda da boşa gidecek olan milyarlarca insanı düşündüm. Dinin ne denli büyük bir senaryo olduğunu idrak etmem karşısında, tarifi yapılamaz derecede şiddetli bir dehşete düştüm. Kıldığım o binlerce rekat namaz, aç kaldığım yüzlerce saat... Hepsi koca birer yalandı. Buna adım kadar emindim artık. Daha fazla direnmenin ve kendimi kandırmaya devam etmenin hiçbir anlamı yoktu. Puzzle'ın parçaları yerli yerine oturuyordu. Dinden çıktıktan sonra okuduğum kitaplar ve yaptığım araştırmalar dolayısıyla, mantığıma en çok Ateizm yatmıştı.

Aklıma yıllar önce agnostik olduğu için terk ettiğim sevdiğim geldi. Onunla yarım kalan hikayemiz. Yaşanmamışlıklar... Şu yaştan sonra gençliğimi yaşamaya başladım. Kaçan giden hayatımı... Hukukçu değil, müzisyen olmak istemişimdir hep. Konservatuvar okumayı çok isterdim ancak benim ailemde böyle bir şey söz konusu dahi olamazdı. Hiçbir şey için geç değil. Küçüklüğümden beri klasik rock ve blues müziğini çok severim. Müzik haramdı benim dinimde. Artık bizzat icra ediyorum. Güzel bir davul seti aldım. Bunu öğrenince de bass gitara başlayacağım. Sırtıma kocaman bir Led Zeppelin dövmesi yaptırdım. Annem çok üzülüyor. Babam zaten bir buçuk yıl önce vefat etti. Ana oğul yaşıyoruz. Hayattaki tek dayanağı benim. Evlenmeyeceğimi de anladı. Cinsel yönden bir sorunum olduğunu bile zannediyor. Artık çeyiz dizmeyi falan bıraktı. Ama tüm bunların sebebini anlayamıyor. Ona söyleyemiyorum çünkü bu din insanları yalnızca şahısları özelinden değil, evlatları üzerinden de tehdit ediyor. Şu haliyle cennet diye bir yere gideceğine inanıyor. Benim ateist olduğumu bilmesini ve benim yüzümden yanacağını düşünmesini istemiyorum.

Ben geleceğin aydınlık olacağına adım kadar eminim. Çünkü şunu fark ettim: Bizimle onların arasında temel bir farklılık var. Onlar inanıyor. Biz ise inanmıyoruz, biliyoruz. Adımız kadar eminiz. Yani ışığa dokunan birisi artık bir daha karanlıklara yenilmiyor. Çağlar ilerledikçe, hep o cepheden bu cepheye kaymalar olacak. Ama bu cepheden o cepheye asla. Bütün dinlerin günün birinde birer mit olacağı aslında sadece bir zaman meselesi.

Kendimi rüzgardaki bir kuş tüyü kadar hafif hissediyorum. Vicdanım o kadar rahatladı ki. Kendimi yalnızca "insan" sıfatıyla tanımlayabilmenin kıvancını yaşıyorum. Bu geçtiğim süreçlerden geçmekte olan insanlara şunu söylemek istiyorum. Korkmayın! Hayata bir kez geliyoruz. "İnanırsam bir şey kaybetmem" demeyin. Özgürlüğünüz kaybediyorsunuz. Sevdiğim bir özlü sözle hikayemi bitirmek istiyorum: "Korku kapıyı çaldı. Cesaret açtı. Kapıda kimse yoktu..." Stefano D'Anna

SİZDEN GELENLER | Yazan: Chironex

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

ESKİ CEMAATÇİNİN DİNDEN ÇIKIŞ SÜRECİ



ESKİ CEMAATÇİNİN DİNDEN ÇIKIŞ SÜRECİ


Merhaba öncelikle tüm arkadaşlara. Ben şu an üniversite okuyan bir arkadaşınızım. Kendimden bahsetmeye başlarsam klişe olacak ama çok dindar bi ailede yaşıyorum. 7 yaşındaydım bütün namaz surelerini ezberlediğimde, Ayetel Kürsi'yi ezberlediğimde, sular seller gibi kuran okumaya başladığımda. Bizim aile Adıyaman cemaatine bağlı tamamen İslam üzerine yaşayan bir aile. 11 yaşındaydım bu cemaate bağlı bir kursa yazıldığımda.

Okul sonrası oraya giderdik derslerimize yardım ederlerdi namaz kılardık sohbet ederlerdi bize. Gördüğüm tek şey İslam yaşantısıydı, babamla evde cemaat olarak namaz kılar, ona müezzinlik yapardım. Sabah namazlarına kadar kıldırırdı babam bana. Bu cemaatin dergahına giderdik babamla orada arkadaşlarının çocuklarıyla falan da yaramazlık yapıyoruz tabi keyifler yerinde benim için. Hatme diye bir şey vardı mesela gözlerimizi kapatıp yuvarlak oluşturuyoruz ve elimizdeki taş kadar sure okuyoruz. O an oraya melekler, peygamber, cemaatin lideri olacak zatın ruhu falan alayı inermiş gözlerimizi açarsak oraya inen rahmeti göreceğimiz için kör olurmuşuz hatta bu 3-5 kişinin başına gelmiş bunu bize anlatıp gözümüzü korkuturlardı bizde aynen uygulardık. O saçma ritüeller o kadar küçük yaştan beri bize dayatılmıştı ki hepsi çok çok normaldi. Buraya gelen insanlar genelde önceden kötü işlere bulaşmış, birileri vasıtasıyla buralara yönlendirilmiş ve burada duyduğu kerametlere hayran kalıp buradan ayrılmayan kişiler ve şeyhlerinin tek lafıyla yapmayacak şeyleri olmayan kişiler maalesef.

Ben büyüdükçe buradan uzaklaşmaya başladım. Babamın her akşam buraya gitmesi ilk başta beni buraya sonra da genel olarak İslama karşı tavırlı yapmıştı tabii istemsizce. Çünkü o farkında değildi belki ama evimizde muhabbeti geçen tek konu neredeyse buydu onun dışında ne yapsak babam bizi kötülüyordu. Ama hala koyu bir din savunucusuydum. Babam benim 5 karış suratımı görse de namaz çok önemli diyerek kıldırıyor, Kılmasam evde kıyametleri koparıyor hatta benle günlerce konuşmuyordu. Bense artık pes etmiştim lise çağıma geldiğimde tarikatların sahtekarlıklarını düşündüğümde zaten canlı olarak gördüğüm için (Adıyaman'a 5-6 kez gitmiştim) fark etmem çok kolay oldu. Bundan babama hiç bahsetmedim beni evlatlıktan reddederdi o sinirle. 1-2 ay öncesine kadar ise hala sorgulamadan tam takır inanırdım ibadetimin zerresi kalmamış tabi orası ayrı.

Bu aralar boş vaktim fazla, Youtube'de karşıma cemaatlerle ilgili yaptıkları yolsuzlukları anlatan bir videoyu izledim ve kanalın diğer videolarını da izleyince ateist olduğunu anladım. Bir kaç videosunu daha izleyince küçüklükten beri doğru kabul ettiğim bazı şeylerin ne kadar saçma olduğu kafama adeta dank etti. Mesela o dergahta bir gün biz gençleri toplayıp şunu dedikleri an aklıma çakıldı. Oraya yıllardır gelen bir adam bize tam olarak dedi ki "Şeyhimiz Allah ile görüştü ve Allah şeyhimize bu dünyanın artık küfürden geçilmediğini ve kıyameti koparacağını söyleyince şeyhimiz mürşitlerinin bu durumu düzelteceğini biraz daha zaman istediğini söylemiş yani bu durumu kurtaracak gençler bizmişiz dünya bizim son çabamız için ayaktaymış."

O zaman bu cümleyi hiç birimiz sorgulamadık, bu tarz saçmalıklar Efe Aydal, Celal Şengör gibi kişileri dinledikçe aklıma düşüyordu. Henüz ne olduğumu kararlaştırmayacak kadar taze bu durumlar ama dinlere hiç bir şekilde inanmadığımı rahatça söyleyebilirim artık. Ne kadar zamanında inanmış olsam da diğer arkadaşlar gibi hayat felsefem din üzerine olmadığı için çokta büyük boşluğa düşmedim önemli olan hayatınızı, ideallerinizi kendi benliğinize adamanız bence. Dikkat çekmek istediğim konu ise cemaatler tabii ki. İnsanımız doymuyor bir şeyleri yüceltip hiç sorgulamadan hayatını bu şeylere köle etmeye halbuki babam bu konu dışında zekiliğini takdir ettiğim ince düşünebilen birisidir ama gençliğinde boşa yaşadığını düşündüğü zaman burayı bulunca burayı her şeyden öne çıkardı. İşini, ailesini, attığı adımı bu adamların dediği gibi düzenledi. Bense önce bu cemaat safsatasından ardından dinden sıyrıldığım için mutluyum.

Kendinizi benim yerime koyun ailesi, sülalesi bu kadar bağlı insanların içinden düzgün bir psikoloji ile sıyrıldım. İlerisi için araştırmalarım durmadan devam ediyor çünkü 2 ayda üstü kapatılacak konular değil ve insanlığın geçmişten günümüze ki hali gerçekten ilgi çekici. Araştırmaya, aklımızı kullanmaya devam arkadaşlar. Hepinize bol sabır, çünkü çok lazım olacak..

SİZDEN GELENLER | Yazan: Eski Cemaatçi

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

3 TAKİPÇİMİN DİNDEN KURTULMA HİKAYESİ



POYRAZ
Öncelikle hepinize merhaba din ve mitoloji takipçileri. Benim adım Poyraz Ali Kalyoncu  (soyadımı  paylaşmanızda bir sakınca yok) 14 yaşındayım ve yaklaşık 1 senedir deistim. Neredeyse hepimiz gibi Müslüman bir ailede doğdum. Annem ve babam ikisi de Müslümanlar. Annem babama göre daha az muhafazakar olsa da yinede dini bana bir noktaya kadar öğreten oydu. Ailem ayrı olduğundan annemle büyüdüm. Zaten küçük yaşlarda sorgulamaya başlamıştım, aklımda bazı sorular vardı. Hayvanları neden kurban ediyoruz veya Allah neden bizi önemsiyor gibi şeylerdi bunlar. 8,9 yaşından beri oruç tutuyordum ve aynı zamanda Kur'an kursuna gidiyordum. Babam söz vermişti, eğer Kur'an okumayı öğrenirsem beni bir daha o yere göndermeyecekti. Ben bir yaz boyunca kafamı Kur'an'dan neredeyse hiç kaldırmadım, okuduklarım ise hep Arapçaydı. Dolayısı ile okuduklarımdan hiçbir şey anlamıyordum. Yaz bitti, okullar açıldı derken bir sene daha geçti. Tekrar yaz geldiğinde babam bana Kur'an kursuna gideceksin dediği zaman çok sinirlendim. Babama da dine de ilk defa o gün karşı çıktım. O andan itibaren biraz çocuksu bir şekilde araştırmaya başladım, araştırma sürecim yaklaşık 2,5 yıl sürdü. Bu süreçte ilk önce Evrim Ağacı tarzı bilimsel kanalları ve sonrasında ise din ve mitolojiyi buldum. Aslında bu buluş sürecim benim için bir dönüm noktasıydı çünkü artık kendime deist diyebiliyordum. Aklımda bir soru kalmamıştı. Din ve mitolojien bulduğum ayet ve hadislerle kendimi savunabiliyordum. Savunduğum kişi ise din öğretmenimdi.
Açıkcası anlatığı şeye kendisinin de inanamadığını söyleyebilirim. Derste konu geldikçe sorular sorup dersin ilk 10 dakikasından son dakikasına kadar dersi tıkıyordum. Adam resmen cevap vermek için çırpıyor ama veremiyordu çünkü cevabı yok. Yok işte kardeşim ne zorluyorsun bu kadar.
İnandığı dini bilmeyen o kadar çok insan var ki eminim bu yaşıma rağmen dinlerini çoğu Müslümandan daha iyi biliyorumdur.
Araştırmak insanın doğasında olan bir şeydir ve eğer yaratılış gerçek ise bu özelliği bize Allah kendisi vermiştir. Bu yüzden cezasının olması kadar saçma ve çelişik bir şey yoktur.
Bilimle kalın abilerim, ablalarım ve dostlarım.

SRABYA
Merhaba, ben Srabya. Aşırı sağcı bir babanın oğlu olarak doğdum. Küçükken bana empoze edilen Allah ve sağcılığı benimsedim. Her çocuk gibi bende kuran kursuna gittim fakat çocuk olduğum için aklım hiç bir zaman kuranda olmamıştı oradan öğrendiğim tek şey bir varlık var ve bizi istediği gibi yönetebilir. Eğer onu kızdırırsak cezalanırız gibi şeyler. Kuran kursuna yine gittiğim bir gün namaza girdik namaz sonunda hoca sinirli bir ses tonu ile '' yarın herkes fatihayı ezberleyip geliyor. Yoksa ceza var'' dedi. O güne kadar ben ailemden bile ceza görmemişken başka birinin beni böyle korkutmasın gerçekten soğuttu beni ve bir daha asla kuran kursuna gitmedim. Yaşım 8 9 civarındaydı. Fakat 9 yıl boyunca bana empoze edilen dini 6. Sınıfa kadar yaşadım. Namazlar gittim sürekli günah işliyorum diye korkup namaz kılıp sürekli tövbe ediyordum. Sürekli Allaha sığınıp dualar ediyordum ve bu dualar genellikle ailem sağlıklı olsun dedem hastalığından kurtulsun gibi istekler oluyordu. Sürekli ateist olanları aptal görür kendimi '' muhteşem Bi kitap kuran nası inanmıyorlar? '' diye avuturdum. Dinden kopmamın ilk nedeni abim oldu. Benden 14 yaş büyük bir abim ve 7 yaş büyük Bi abim daha var. Büyük abim ateistti ve açık açık söylüyordu. Küçük abimle de ben abimi yarım aklımızla yanıldığını falan ispat etmeye çalışıyorduk falan. Bir ara 7. Sınıfta 12 li yaşlarımda kafama dank etti ve ibadet işleri gerçekten neden var diye düşünmeye başladım. Din öğretmenlerine soru sorarken çekiniyordum çünkü bulunduğum bölge dolayısıyla herkes dindardı ve soru sorduğumda salak mısın bunlar nası sorular gibi söylemlerle karşı karşıya kalıyordum. İlk dinden çıkma sebeplerim cehennem, imtihan ve bazı çelişkilerdi. Bir tanrı neden bizi cehenneme yollar? Neden imtihan oluyoruz Allah'ın buna ihtiyacı mı var?  Ve bazı çelişkilerdi beni arada bırakan.

Bir süre geçti ve gerçekten arada kalmıştım. Çünkü ön yargılı kırıp dine Müslüman olmayan biri gibi baktığımda bunun insan doğasına aykırı olduğunu görmüştüm.
Zorlamalar şiddet savaş en çok bu dinde vardı. Dinden çıkan hemen hemen herkesin yaşadığı gibi arada kaldıktan sonra kendimi Kur'an'la kandırdım. Kur'an mucizeleri denen olaylara inanmaya başladım ve ateistlikten tekrar dine döndüm, hatta döndüğüm ilk gün namaz kıldım ve psikolojik olarak rahatladım.

Fakat artık araştırmayı öğrenmiştim elimde İnternet vardı. Yine bir tarafsız araştırma yaptım ve mucize diye bir şeyin olmadığını, hepsinin uydurma olduğunu açık açık gördüm. Kandırılmış hissettim ve dün tapındığıma o gün düşman olmuştum, çok zor zamanlardı.
Ardından evrim teorisini keşfedince semavi dinlerin gerçek olmadığına tamamen inanmıştım. Kur'an okumaya karar verdim ve inanır mısınız Bakarayı bitirip bıraktım. Buna inanan insanlar var diye halimize acıdım resmen.

Şuanda inancımı merak eden olursa agnostik ateistim. Dinden çıkarken hayat boşa mı? Din yoksa neden yaşıyorum? Her şey boşa mı? diye düşünüyordum. Zaten birçok Müslümanı dine bağlayan kilit nokta da budur. Fakat çeşitli zorluklardan sıyrılıp gerçekten dinden kurtulursanız mutlu oluyorsunuz. Elbet anlattıklarımı dindar arkadaşlar izleyecektir. Arkadaşlar Kur'an mucizesi diye bir şey yok kandırmayın kendinizi araştırmalar yapın, korkmayın. Dinlerin alayı yalan dolandır. Evrim teorisine bakın, araştırın. Evet Müslümanken bende maymundan nasıl geliriz diye gülüyordum fakat işler öyle değil, lütfen ön yargınızı kırın. Sevgilerimle.

ENKİ
Merhabalar benim adım Enki (tabi ki gerçek ismim değil)
Benim dinden çıkma hikayemi size anlatmak istiyorum. Ben çok dindar bir ailede doğdum annem babam 1960'ların sonunda Almanya'ya geldiler bende Almanya'da doğdum büyüdüm. Çok küçük yaşlarda namaza başladım, camilerde yatılı olarak kaldım.14-15 yaşlarında ilk defa kafamda sorular oluştu ve hocalara sorular sormaya başladım. Bunlar ilk başta çok basit sorulardı.Mesela yılbaşında havai fişek patlatmak neden günahtır gibi.

Aldığım cevaplar hiçbir zaman tatmin edici olmadı.Arada bir soru sorduğum için Tokat bile yediğim olmuştur.28 yaşıma kadar namazımı kılıyor orucumu tutuyordum, hatta imanım o kadar kuvvetliydi ki müzik yerine Kur'an dinlemeyi tercih ediyordum.Arabada sürekli büyük bir hayranlıkla Abdul Samet'i dinlerdim.Yani anlayacağınız iyi bir Müslüman olmaya gayret ediyordum. Peki ne oldu da ben bu İslam dinini terk ettim? Şöyle söyleyeyim ben araştırmayı soru sormayı çok seven biriyim. Bir gün cuma namazından sonra her zaman olduğu gibi yine para toplanıyordu.Bu sefer Somali'ye. O an düşündüğüm şey neden sadece Müslüman olan ülkelere ve ya kişilere yardım ediliyordu? Cemaat camiden çıktıktan sonra bunu hocaya sordum. Hocanın verdiği cevap beni çok düşündürdü. Bana dediği onlar gavur onlar gayri Müslim oldukları için onlara yardım edilmez. Peki ama Müslümanlar gayri Müslimlerden her türlü yardımı alıyorlardı, hatta Tafel, Caritas gibi Hristiyan organizasyonlar olan kuruluşlardan bile. Bir gün kendi kendime şöyle bi düşündüm dedim ki ben niye Müslümanım? Annem babam Müslüman olmasalardı bende şu an Müslüman olmayacaktım. Annem babam Japon olsalardı belki ben bugün Japonya'da yaşayan bir vatandaş olacaktım. Kafam iyice karışmıştı. O güne kadar kendimi dindar bir Müslüman olarak görüyordum ama Kur'an'ı sadece Arapça olarak okuyordum, yani Türkçe mealini hiç bir zaman okumamıştım. Kur'an'ın mealini okumaya karar verdim. Üç defa Almanca olarak okudum ve daha sonra iki defa Türkçe mealini. Ve ne diyeyim ilk defa mealini okuduğum kitap beni şoka uğrattı. İnsanları aşağılayıcı, ayırıcı,nefret ve şiddet dolu bir dil vardı. İlk o zaman şüphelendim bu kitap gerçekten bir Tanrı tarafından mı yoksa bu bir insan ürünü mü diye sordum kendime? Ve inanın dinden çıkmak öyle kolay değil 36 yaşıma kadar eskisi gibi olmasa da kendimi hala Müslüman olarak görüyordum evet şüphelerim vardı hatta bazı şeyleri inkar ediyordum mesela bazı hadisleri. Ama içimde çocukluktan aşılanmış bir korku vardı bunu bir türlü yenemiyordum. Annesi babası Cemalettin kaplancı olan biri olarak ben kendimi Caner Taslaman'cı olarak görüyordum. Ama bu da fazla sürmedi. Internette bir gün bir video gördüm birisi çıkmış Allah'a Muhammed'e küfür ediyordu ama aynı anda kurandan ayetler gösteriyordu. Bu kişinin Gigtv diye bir Kanalı vardı bende bir kaç videosunu seyrettikten sonra inanın hıçkıra hıçkıra ağladım, "bu şerefsiz insan nasıl böyle küfür edebilir" diye.
Aradan aylar geçti ve dedim ki ben bu adamın verdiği ayetleri araştıracağım. Evet Kur'an'ı okumuştum bir yandan adamın aslında haklı olduğunu biliyordum belki ama bunu kabullenmek istemiyordum. Muhammedin ayı ikiye yarması veya Muhammed'in Allah ile pazarlık yapması gibi şeyleri artık kabul edemiyordum.Daha sonra kendimi daha fazla kandıramayacağımı düşündüm ve İslam'ı terk ettim. Ve düşünün bu öyle zor bir süreç ki hala ailem benim dinden çıktığımı bilmiyor. Bir gün söyleyeyim diyorum ama hep başka zaman söylerim şimdi olmaz diye diye yaşım oldu 40. Ne zaman söyleyeceğim bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey var o da dinlerin insanlar tarafından uydurulmuş olması. Hristiyanlığı araştırdım eski Ahit'i de okudum ama dinler artık bana çok mantıksız geliyordu. Gerçi Muhammed ile karşılaştırdığımda İsa ya büyük sempati duymuştum ama sadece o kadar. İslam'ı terk ettiğim günden itibaren içimde inanılmaz bir rahatlık var. İnsanları hayvanları doğayı çok farklı algılıyorum. İçimde daha önce olmayan bir sevgi ve mutluluk var.

Herkese teşekkür ediyorum ve herkese tavsiyem körü körüne bir şeylere inanmayın araştırın sorgulayın. Iyi günler dilerim kalın sağlıcakla sevgiler saygılar Enki.

SİZDEN GELENLER | Yazanlar: Poyraz Ali, Srabya, Enki

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

CEMAAT YURTLARINDAN AGNOSTİSİZM'E



AGNOSTİSİZM'E YOLCULUĞUM (Ali)


Bir cemaat yurdunda buldum kendimi aklım ermeye başladığı ilk zamanlarda. 10 yaşındaydım henüz ailemin beni okumam için cemaat yurduna gönderdiğinde. Kişiliğim bile oluşmaya başlamamışken başladı dinle ilişkim. Yurtta her gün sabah namazına kalkıyor, 5 vakit namaz kılıyor, haftada 2 gün ihlas hatimleri yapıyor, uzun ve sıkıcı sohbetler dinliyorduk dinle ilgili.

Namaza gelmemek suçtu bizim için. Her an azar işitebilir, dayak yiyebilirdik geç kaldığımız için. Her gün istisnasız 2 saatlik Arapça, ilmihal, Osmanlıca gördüğümüz, lise bile okumamış hocaların anlattığı kıssaları dinlediğimiz dini dersler hayattaki en önemli şeylerdi söylediklerine göre. Günah ve fesat içindeki ümmeti Muhammedi kurtuluşa erdirmek gibi bi vizyon aşılıyorlardı biz 11 yaşındaki ortaokul öğrencilerine. Rasyonel düşünmek bir yana, bağnaz düşüncenin ve İslami kafa yapısının güzellemeleri yapılıyordu yurtta.

Kızlarla ilişkilerimize karışılıyor, kadınların şeytan gibi oldukları, kendimizi korumazsak bizi günaha sürükleyecekleri telkin ediliyordu sürekli. Hatta kadınların bekareti mektup zarfına benzetiliyor, kaç zarf açarsan sana da o kadar açılmış biri gelir gibi hasta cümleler kuruluyordu dersliklerde. Cinsel dürtülerimizi baskılamaktan geceleri hamamcı olduğumuzda bile kötü hissetmemize neden oluyordu anlattıkları.

Derslerimize çalıştırıyorlardı, hatta beklentilerinin altında kalırsak lise bitirmemiş egolarıyla dayağa da başvurmaktan çekinmiyorlardı ama her zaman ön planda din eğitimi vardı. İzin verirken dini dersleri asla aksatmıyorlar, o yaşta taassubun aslında ne kadar temiz bir şey olduğunu, düşünmeye kafa yormaya başladığı zaman insanların şeytandan bile aşağılara düşebileceğini anlatıyorlardı.

Rabıta diye bir ibadet öğretmişlerdi bize: bir törenle veriliyor, kişiye resmi gösterildikten sonra gözlerini kapatıp boynunu bükerek onu düşünmesi söyleniyordu. Yapamayanların, yani düşünemeyenlerin yada aklına başka şeyler gelenlerin yeterince inanmadıkları söyleniyordu, yeterince inanırsak kalbimiz huzura kavuşacaktı. Her gün yapılması gerekiyordu yoksa kalbi mühürlenirdi insanın, tekrar göremezdi üstadı. Saçma gelebilir ama çok uğraştım bunun için. Destur ya hazreti üstad diyip onu düşünerek zaman geçiriyordum. Çünkü herkes yapıyordu, ağlayanlar bile olmuştu yaparken ben neden göremiyordum.

Sonra liseye geçtik hala aynı cemaatin yurtlarındaydım, namaz kaçırmıyor her hafta hatimleri yapıyor haftada bir tesbih namazı kılıyorduk. Daha da yükselmişti gerilim. Bize kızmalarına alışıktık ama tesbih namazı kılmayanları kafir ilan etmeye başlamışlardı. Sabah namazlarına bağırış çağırış kaldırılıyor, kenarda köşede uyuya kalırsak tekmelenerek uyanmayı göze almış oluyorduk. Karşı çıkanlara, farz bile olmayan namazı kılmak zorunda olmalarını sorgulayanlara süfli deniyor, kötülük odağı oluyor adeta aforoz ediliyorlardı...

O zamana kadar aklıma gelmemiş olan, geldiğinde de günaha girmeye, dinden çıkmaya olan korkumdan düşünememiş olduğum sorgulama fikri işte o dönem oluşmaya başladı. Sorgulamaktan korkmak kadar korkunç çok az şey olduğunu anladım sonradan. Lisede sıra arkadaşım deist inanca sahipti. Bize sürekli "nasıl bu kadar eminsiniz Kur'an'ın değişmediğinden, bir din diğerini nasıl fesheder, Kur'an'la bilim çeliştiği halde nasıl inanabiliyorsunuz" gibi sorular sorardı... Tabii biz inanan çoğunluk olarak araştırılmamış, kulaktan dolma bilgilerimizle onu kendimizce sustururduk. Halifeler zamanından mushaflar var al işte bak değişmedi çünkü Kur'an'da yazıyor gibi absürd cümlelerle din öğretmenimizin desteğini de alarak konuşturmazdık onu.

Hristiyanlıkta sonradan Hristiyanlar doğru yoldan saptığı için feshedilmişti ama İslam, Kur'an bozulamazdı çünkü Kur'an'da yazıyordu, son din, son peygamberdi... Daha sonraları Kur'an'da var diye bildiğimiz çoğu şeyin doğruluğunu asla öğrenemeyeceğimiz rivayetlerden geldiğini öğrendim. Çünkü hala korkuyordum cehennemden, azabın büyüklüğü o kadar çok anlatılmıştı ki, aykırı olmaya çalışan ergen beynim korkuyla kaplıydı dinden çıkma konusunda.

Hukuk fakültesini kazandığımda bu her şeyi Allah kitap adına yaptığını söyleyen iki yüzlü kötü insanlarla bağımı koparmayı kafama koymuştum. Ama yine aile baskısı, maddi durumumun kötülüğü ve kyk yurdunun çıkmayışından aynı cemaatin üniversite yurduna gittim. Yine başlamıştı bitmeyen yobaz telkinleri... ama artık eski ben yoktum, o kadar saçma hikayeler anlatıyorlardı ki dediklerinin hiçbirine inanmamaya başlamıştım.
Devlet yurdu çıktığında düşünmeden topladım pılımı pırtımı. Din konusunda hala korkaktım ama özgürdüm artık. Sadece kafa yormamaya çalışıyordum bu konulara. Uzun bir süre böyle gitti bu. Sonra bir gün youtubeda dolaşırken ateist genci imana getirdik başlıklı bir video çıktı karşıma. Birkaç defa izledim arka arkaya, konular ilgimi çekmemişti ama "neden bu konularda benim bir fikrim yok" dedim. Müslümanım ama bilmiyorum, biri bana bu abiler gibi sorduğunda cevap verebilmeliyim diyerek araştırmaya başladım. Nasıl olsa sıyrılmıştım körlükten.
Gerçek İslamı öğrenip onların yaptıklarının İslama zarar verdiğini kanıtlayacaktım kendime... Evdeki 10 ciltlik Elmalılı tefsirini ve bir Kur'an meali alıp başladım okumaya. Anlamadığım yerler olabilirdi çünkü onlardan daha çok bilmeliydim dinimi... İkinci sayfaya geçtiğimde dehşete kapıldım.

Neden daha başından bu kadar nefret doluydu kuranı kerim. Hani onların dini onlara bizim dinimiz bizeydi, o güne kadar hep İslamın iyilikten başka bir şey emretmediğine inanmıştım... Devam ettim bitirmezsem vicdan azabı çekerdim çünkü. Tefsirden okuduklarım tarihsel süreçte ayetlerle ilgili fikir sahibi olmamı sağlıyordu. Bu da o günkü koşullarda bu nefretin  neden var olduğunu açıklıyordu. Bir takım çelişkilerle karşılaştım not alıp devam ettim. Tevbe suresine geldiğimde gözlerime inanamadım. 72000 evreni yaratan Allah'ın neden kendi yarattığı insanlara karşı bu denli acımasız olduğunu anlamadım. Kalanını okumadım, bunun yerine birilerine sormaya başladım.

Sonsuz bilgi sahibi Allah nasıl bilmezdi dağların depremi engellemediğini.. Bu konuda Caner Taslaman, Mustafa Öztürk gibi hocaların anlattıklarını dinliyordum. Bir süre sonra bunlar beni tatmin etmemeye başladı , hep konuyu farklı yerlere çekiyorlar ve deist argümanlarını monoteizmin kanıtıymışcasına insanlara sunuyorlardı resmen...

Apaçık bir dille indirdik denilen kuranda mecazi anlatımlar olabilir miydi. Tarihte gerçekleşmiş olaylar ilahi bi bakış açısıyla böyle mi anlatılırdı. Nuh tufanı gerçek miydi yoksa Allah tarafından abartılmış mıydı?. Hayır, galiba, dediğim zaman bir rahatlama geldi içime :) Çünkü en ufak bir yanlışlık yıkardı din gökdelenini. Yanlış içerme şansı yoktu ilahi bir dinin. Rasyonel bir bakış açısıyla diğer semavi dinlere de ufak bir göz attım, saçmalıktan ibarettiler sadece.

Burası "o zaman doğrusu ne" demeye başladığım andı. Tanrı var mıdır? Varsa nerededir? Bizden bir şey ister mi? Yoksa nasıl ortaya çıkabilir böyle bir tartışma? Yine youtubadan bu tür videolar izleyerek fikir edindim çeşitli görüşler hakkında. Celal Şengör, Örsan Öymen, Hasan Aydın, Sevan Nişanyan gibi bilgili insanların dediklerini süzdüm kendimce. Dawkins'in kitaplarını aldım Hume okudum. En son en rasyonel düşüncenin agnostisizm olduğuna karar verdim kendimce.

Tanrı kanıtlanamaz bir olguydu, varlığı da yokluğu da kanıtlanamazdı. Dinler insanlar tarafından yaratılmıştı. Tanrı algılayışının değişmesinin başka açıklaması olamazdı çünkü; başta güneş, toprak, ağaç olan tanrı, Zeus'a, Poseidon'a dönmüştü yani çok olan tanrılar insanların ihtiyaçların karşısında tek tanrıya dönüşmüştü. Bu süreçte hepsi birbirinden etkilenmişti. (Muazzez ilmiye çığın kuran Tevrat ve İncil'in Sümer'deki kökeni kitabı önemli bir bilgi kaynağıdır bu konuda.)

Taşlar yerine oturmuştu ama bu aydınlanma yeni sorunlar doğurdu. İslamın verdiği belki de en önemli şey olan yaşama amacı, yani Allah'a iyi bir kul olup cenneti kazanmak fikri artık yoktu. Ne için yaşıyorduk o zaman? Şans eseri beyni bilinç yaratacak şekilde evrimleşmiş basit biyolojik varlıklar olmamız fikrini kabullenme aşamasındayım şu sıralar... Aklıma gelmeyen, atladığım kısımlar olsa da bu benim hikayem dinlediğiniz için teşekkürler din ve mitoloji takipçileri. Mutlulukla kalın...

SİZDEN GELENLER | Yazan: Ali

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

TAKİPÇİM MR.X'İN ATEİST OLMA HİKAYESİ



ATEİST OLMA HİKAYEM (Mr. X)
(KENDİ KENDİMİ CAHİLLİĞE SÜRÜKLEMEM)


Başlık sizi yanıltmasın kendimi cahilliğe sürüklemem. Yazıyı okuyunca cahillikten kastım nedir anlayacaksınız. (kelime yada harf düşmeleri varsa kusuruma bakmayın)
Ta küçük yaşlardan beridir ilime, bilime ve teknolojiye hep özel bir ilgi duymuşumdur. En çokta doğa bilimine. Ailem ve etrafımdaki herkes oturup televizyonun karşısında spor, magazin, siyaset abuk sabuk Türk filmlerini büyük bir beğeniyle izlerken ben hep bunlardan sıkılır odadan çıkar yalnız bırakırdım kendimi. Evde yalnız kaldığım esnalarda ben sadece belgeseller izler, çevremdeki insanlar bir araya geldiğinde dedikodular yaparken ben arkadaşlarımla bir araya geldiğimde bilim sohbetleri eder ve çok severdim.  Televizyonda günler öncesinden bir yabancı film fragmanı verildiğinde o günün ve saatin gelmesini iple çeker görebileceğim yerlere not yazardım. Tabi film ilgi alanımsa. İlgi alanım o dönemde bilim kurgu fantastik ve korku filmleri idi. Bilimle ne alaka derseniz, filmlerin içindeki görsel efektler hikayeler pc yapımı materyaller çok ilgimi çekerdi. (bu ileriki dönemde bilgisayar uzmanlığımın temellerini atmış oldu çok ağır dev şirketlerin kullandığı her türlü ağır programları öğrendim) her şeyi ailemden gördüm. Alevi kültürüne sahip, namaz arada oruç arada ibadetler arada yapılan bir aile ortamı. Kendileri bile Alevilik kültürünü tam anlamıyla yaşamayan bir aile. Alevilik mezhebi Sünnilik mezhebiyle, Sünnilik ise Alevilikle sürekli çatışıyor, birbirini çekemiyordu. O yaşlarda (11-12) aslında her iki mezhebinde Müslüman olduğunu görüyor lakin bu çatışmalara anlam veremiyordum.  13-14 yaşlarında (bir farklı konu daha var ona en son gelicem (1-a)) sevdiğim bir filmden bir karakterin o sahnede bir cümlesi kafama öyle takılmıştı ki bende büyük bir gerilim yaratmıştı. Söz; ‘din insanları böler, inanç ise birleştiricidir’. Artık bir şeylerin yolunda olmadığı fikri aklıma düşmüş beni ele geçiriyordu yavaş yavaş emin adımlarla. Bu söz bana o kadar etki etmişti ki sorgucu tarafımın zincirlerini kırıp serbest bırakmıştı. Yıllar boyu artık kendi çapımda sorguluyor mantıklı ikna edici cevaplar aramaya başlamıştım. Kafama takılan yüzlerce soruya aptal, salak durumuna düşerim korkusuyla büyüklerime yada hocalarıma soramıyor araştırmalarımı kendi çapımda yapıyordum.  Zaman su gibi akıp geçti askere gidip geldim. Kendime öz güvenim artmış artık cesurca sorular sorup cevaplar bulmaya çalışıyordum.

(CAHİLİYE DÖNEMİM)
Bir yandan da aşırı korkuyordum. Sorguladıkça imanım ben farkına varmadan zayıflıyordu. Bu korku beni birkaç yıl boyunca  imanıma sıkı sıkı sarılmaya zorladı. Çünkü imanım zayıflarsa içimde çok kötü bir cehennem korkusu barınıyordu. Çaresiz kitaba (kurana) yöneldim. İmanımı güçlendirmeye çalışırken aslında hiç farkına varmadan zayıfladığını sonradan fark ettim. Kitap beni bu maddesel evrende bir türlü tatmin edemiyor, somut hiçbir şey sunamıyordu. Sonra diğer kitaplara yöneldim (İncil, Tevrat, Zebur). Ben imanımı güçlendirmeye çalışırken imanım giderek daha fazla zayıflıyordu. Bu dört kitap birbirini yalanlıyor tutarsız haller sergiliyordu. Şu soru ise beni tam bir çıkmaza soktu. Ya diğer kitaplardan biri doğru bizimki yalansa. Ya aslında kafir olan ve cehenneme düşecek olan bizsek?... yine içime korkunç bir cehennem korkusu egemen oldu. Bu çaresizlik içinde gerçeğin peşinde koşmaya başladım. Önce mezhepleri araştırdım ve mezheplerin yalan olduğunu keşfettim. Artık birileri bana sorduğunda mezhep tutmadığımı söylüyordum. Bilime ve sorgulamaya olan tutkum beni kafirliğe imansızlığa sürüklüyor korkusu ile, uzun bir süre kendimi bilime kapattım. İçimdeki cehennem korkusuyla bir türlü baş edemiyordum. Birkaç yıl sonra kendimi zelil bir halde buldum. Girdiğim ortamlarda artık bilim teknoloji ile ilgili konuşmalar yapamıyordum. Normal şartlar altında genel kültürüm eskiden her türlü sohbete ayak uydurup konuşabilecek durumdayken artık kendimi 10 adım geride bıraktırdım. Bu durum beni çok fazla yaraladı. Bilimin çok gerisinde kalmıştım, teknoloji artık bana çok yabancıydı. ‘bu ben miydim’. Kendimi çok büyük bir cehalet içinde buldum. Sonra etrafıma baktım, dinine İslama bağlı olan herkese, yetmedi tarihe baktım. Hep geride kaldıklarını gördüm. Büyük kanlı savaşların hep din yüzünden olduklarını gördüm. Dünyada o kadar fazla din vardı ki insanlar paramparça olmuş buda yetmezmiş gibi dinlerinde mezhepler yüzünden kendi içlerinde parçalanmış olduğunu gördüm. İslam devletlerinin batılı ülkeleri hep 10-20 yıl geriden takip ettiklerini gördüm. Savaşlara baktım. En ünlü lafları ‘göğsümüzdeki imanla kazandık’ oluyordu. Şimdiye baktım. ’Hangi Müslüman ülke acaba göğsü imanla dolsun Amerika Rusya, Çin, İsrail v.s ile savaşabilir. Yani bu durumda onların göğsü dahamı fazla imanla dolu oluyor’ dedim kendi kendime. Kitaplara tekrar yöneldim ama bu defa pür dikkat. Kitap bana yoktan var olmak diyor bilim tam aksine büyük patlama diyor ispatlar gösteriyordu. Kitap ademden ilk insandan bahsediyor, bilim insanlar evrilmiştir deyip ispatlar sunuyordu. Bunun gibi daha bir çok örnek. Kitap ne derse desin bu evrende somut deliller gösteremiyordu. Artık daha cesur araştırmalar yapıp korkmuyordum.

(AYDINLANMA DÖNEMİM)
Youtube de cesur videolar izlemeye başladım benzeri sitelerde yapılan araştırmaları okumaya başladım. Bilim net cevaplar verip tatmin ediyor din hep geride kalıyordu. Bir ara; abone olduğum birkaç kanalın, bunların içerisinde ‘din ve mitoloji’ kanalı da var, bu kanal ve insanların gizli örgütlerce yönetilen, kişi yada kişiler mi düşüncesine bile kapılmıştım. İnsanları yolundan saptıran Deccal'in kollarımı diye salakça bir düşünceye bile kapıldım. Lakin araştırmalar sürdükçe din bu araştırmaları çürütemiyor üstesinden gelemiyordu. Beni en çok yaralayan mesele ise ben kendimi nasıl oldu da bu kadar kaptırdım ki kuranı okurken benim hiç dikkatimi çekmemişti (kölelik, cariyelik, özel hayatlar, evlilikler v.s). uzun yıllar boyunca içimi öyle bir cehennem korkusu sarmış ki, sorgulamaktan bile hep korkmuşum. Kendimi bilimden soyutlamış, yıllar boyu cahil düşüncelere kapılmışım. Hep geride bırakmışım kendimi. Öyle bir hale gelmişim ki ateistlere, kafir diye nitelendirilen insanlara hep düşman gözüyle bakmışım.hele ki çoğu zaman göz yaşlarına boğularak yaptığım dualar. O kadar körleşmişim ki dönüp kendime bakmamışım, ‘ya dualar kabul olmuyor hemde hiçbiri hala görmüyor musun’. Öyle ki dualar kabul olmuyor ‘kabul olmuyorsa Allah'ın bir bildiği vardır’ demişim. Başıma nüsubetler geliyor ‘bunda da bir hayır vardır’ demişim.  (konuya en son değineceğim demiştim(1-a)) Ergenlik çağında bana cennetten bahsedilince o kadar mutlu olmuştum ki anlatamam. Cennette huriler var, çokta güzeller ve bir tane değil çok, göğüslerinden bile bahsediliyor. Ergenim ya, tabi bu durumda hormonlar zirve yapıyor :). Buna çok sevinmiştim. Şimdi kendime bakıyorum da ancak benim gibi bir salak ergen yaşlarda hurilere, sekse aldanıp dinine sımsıkı sarılır. (af buyurun sonuçta bütün ergenler öyle değil mi zaten) hayvanlarda da aynı dürtüler vardır bunu çok geç anladım. Doğadaki 2 temel husus; yemek ve çiftleşmek. O zamanlarda nasıl olmuşta fark edememişim, benim bu dürtülerle hayvandan ne farkım varmış. Peki ya şu sonsuz cehennem korkusu. Beni yıllardır bu korku esir alıp sorgulamayı bile bende yasak hale getirmedi mi? Boynuma bileklerime ayaklarıma zincirler takıp beni yıllardır korku kölesi yapmadı mı?...

SİZDEN GELENLER | Yazan: Mr. X

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

BENİM HİKAYEM (HARUN K.)

Artık dine inanmayanlar, Din baskısı, Dinden çıkış, Dinden çıkış hikayesi, Dinden kurtulmak, İslamı terk etme nedenleri, İslamiyetten ayrılan kişilerin hikayeleri, sizden gelenler,

BENİM HİKAYEM (HARUN K.)


Benim adım Harun, ateist olma sürecim yıllar önce başladı. Dindarlığı taklit etmekten öteye gidemeyen bir ailede yetişmiştim. Küçüklükten beri hiçbir yazı boş geçirmemem için ya şu mavi ceketli badem bıyıklı abilere, ya da imam hatipli komşularımızın evlerinde din öğrenmeye gönderilirdim. Daha aklım başımda olmadığı için elimden geleni yapıyor, ‘’ Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem keşke miraçta biraz daha pazarlık yapsaydı, belki 3 vakit namaz kılardık, o zaman çok daha rahat olurdu’’ diyordum.

Her yaz 5 vakit namaza başlamaya çalışıyor fakat yine de şikayet edip duruyordum. Her abdestte aklıma zorla ezberletilen kurallar geliyor, ıslak çorabımın kuruyana kadar ayaklarımı hissetmediğim zamanları düşünüyordum. Tuvalete sol ayakla girmeli şu dua okunmalı, sağ ayakla çıkılıp abdest alana kadar bu kadar adım atmalı, kırat kıyam rüku secde, namaz sureleri, ilmihaller, kütubu sitte derken hafızlık.

Bir an önce eve gidip kendi uydurduğum dünya Haritasında kafir ülkelere savaş açıp tüm dünyayı İslam sancağında birleştirmeliydim. Keşke dinimi de daha iyi öğrenebilsem aileme de yardımcı olabilirdim diye düşünürdüm. Ama çok zordu anasını satayım. Şeytan izin vermiyor ki. Ortaokulun son yıllarında babam bir iş kazasında yoğun bakıma girip 6 aylık bir süreçten sonra vefat edinceye kadar tek dayanağım onu zaten tekrar göreceğimdi, hemde o zaman acı da çekmeyecekti. Ne de olsa şuan midesi delindiği için çektiği acı, onun günahlarının vebalini dünyada görmesiydi. Bu bir nevi lütuftu belki de. Kadere olan inancımdan ötürü babam için ağladığım da pek söylenemezdi. O zaten hiç namaz kılmasa da cennetlikti.

Neyse liseyi mahallemden uzak ama daha açık görüşlü bir muhitte okudum. Her gün küpeli, alkol alan arkadaşlara nutuklar çekiyor, münazaralarda boy gösteriyordum. Kafamdaki savaş cepheleri nereye gidersem peşimi bırakmıyordu. Okulun iki sokak yanındaki sahilde millet bira içiyor diye gitmez, burada da ezanın sesini mi kısıyorlar ne, "bilmem ne belediyesi ne olacak" diyordum. "Ne kadar çok dinsiz varmış memlekette, bizim daha çook işimiz var. Ama daha kendimiz doğru dürüst yaşayamıyoruz ki" diye düşünüyordum.

Eve gitsem yine annem açmış bilmem ne hoca efendinin kanalında içinde Muhammed peygamberin hala uzayan (!)  sakalı olan tespihi öpmek için sıraya giriliyor, titrek ve tiz sesli bir adam çiçek ve manzara eşliğinde ilahiler söylüyordu. Televizyonu kapadıktan sonra ise akrabaları arayıp dedikodu yapmakta ve milleti birbirine düşürmede ise hiçbir sakınca görmüyordu. İlginçtir kimi hocalar ise matematik bilmeyen halkı şevklendirmek için ‘’kadir gecesinde kılınan namaz bin geceden hayırlıdır’’ diyordu.
Kendimi tutamadan ‘’Öyle olsaydı sadece kadir gecesinde 5 vakit namaz kılar, 3 yıllık farzdan muaf olurum’’ diyordum şark kurnazlığıyla. Bu kurnazlık tüm halkta olacak ki Ramazanda memlekete gittiğimiz de herkesin oruç tutmamak için bahaneler uydurduğunu, şehir merkezindeki akrabalarımın seferi olup oruç tutmamak için taa 2-3 saatlik mesafelere çalışmaya gittiğini görüyordum. Burada bir yanlış vardı. İlk önce kendim bu dini adam akıllı öğrenecek, sonra da çevremdekileri doğru yola iletecektim.

2-3 yıl boyunca maşallahcı hocamızdan, evrimci hocalara, oradan ondokuzculara dinlemediğim hoca kalmadı. Hepsine aklıma yatan bir noktada bağlanıyor, sonra sapıttıkları noktada soğuyordum. İslamı hurafelerden ve yalandan ayıklamayı görev edinmişken hayatımı adayacağım dinim kendi ellerimde eriyor gözümden düşüyordu. Fatih dergahlarından çıkmayan abim şöyle derdi: ‘’ilk önce imanlı, sonra mümin olunur, eğer başta kanıt ararsan şeytan seni saptırır’’.

Neden onu dinlemeyip sorgulamaya başlamıştım ki, ama o bile sözünü tutamıyor azıcık sıkışsa kredi çekip faiz batağına batıyordu. Kısacası herkes asıl İslamı bildiğini iddia ediyor fakat uygulamaya ise yanaşmıyordu. Ayrıca ben de hadisleri bile sorgulayacak hale gelmiş bir günahkardım artık. Doğruyu bulmak benim neyimeydi. Hem ben kim oluyordum onca ulema, cilt cilt kitap varken de insanları doğruya iletmeyi kendime görev biliyordum. Yok efendim neymiş deve sidiğiymiş, yok Endülüs camilerinin kıblesi Mekke'ye değilde Petra'ya bakıyormuş. Bunlar zaten tüm dünyanın bizi dinimizden soğutmak için çıkardığı safsatalardı.

Belki çok da dindar olmayan ailelerden gelen arkadaşlar için bu süreç daha az zorlayıcı olabilir ama insanın tüm hayatının bir yalan olduğunu hissettiğinde neler yapabileceğini bilemezsiniz. Tüm dünyam gün be gün yıkılıyordu. Hem de kendim tarafından! Bir süre araştırmama ve sorgulamama kararı almış, bir nevi şeytanla masaya oturmuştum güya. Elimde dinin verdiği huzurdan ve aidiyetten başka bir şey kalmamıştı çünkü. Belki de sadece bu bile yeterliydi. Kendimi daha "Müslüman değilim" demeye hazır hissetmiyordum. Bir etiket takmak zorunda olmadığım bu sürede fark ettim ki çoğu zaman zaten başkalarının benim adıma düşündüklerini tekrarlıyor, sloganlarla konuşuyor, taklit ederek yaşıyordum. Bu kafa karışıklığının sebebi ise artık düşünce bisikletimi kimse tutamadığı ya da frenleyemediği için kendi başıma gitmeye çalışmanın acemiliğiydi sadece. Bir nevi kadınların başörtüsünü açması gibi bende düşüncelerimi saran örtülerden kurtulamaya çalışıyordum. Artık eskisi gibi olamazdım zaten. Ok yaydan çıkmıştı bir kere. Ama yine de içlerde bu sancılı sürecin sonunda belki de doğru yolu bulabilir, imanımı yeniden kazanabilirim diye de düşünmüyor değildim. Ama kabuğunu kıran bir kuş gibi kendi ön yargılarımdan kurtulmuş ve safsata batağımda debelenmeye biraz ara vermiştim. Artık araştırmalarım cübbeli değil diplomalı hocalara kaymıştı.

Zaten Anadolu lisesinden bağnaz kafayla da olsa aldığım doğa bilimlerinin üzerine yaptığım eklemeler, jeoloji, evrimsel biyoloji, dinler tarihi, kozmoloji, felsefe idi. Kur'an kurslarında ve vaazların aksine bu konularda derine inmeme kimse engel olmuyor, kırmızı çizgiler, tövbe haşalar olmadan ilerleyebiliyordum. Bu süreci fark eden arkadaşlarım bir bir yerini yenilerine bırakıyor, nasıl bir uzay aracı yüksek irtifaya çıktıkça ayrılan yakıt kapsülleri gibi beni ikna edemedikleri için benden ayrılıyorlar, onların kırmızı çizgileri oluveriyor ve günahkarlar kategorisine giriyordum.

Artık emindim ki dinlerin yapısı ve dualizmi ilkel insanın dürtülerinin ve anlam arayışının bir parçasıydı. Modern insan birkaç bin yıl öncesinin fikirleriyle hayatını şekillendiremezdi. Fakat bir süre sonra kaybettiğim inancımın yerine bazı dogmalar koyma alışkanlığımı bırakmam biraz zamanımı aldı. Bilinmezliğin duru boşluğuna kendimi bırakabilmenin üzerine özgürce düşünebilmenin keyfini yaşıyorum.  İkinci hayatın avuntusuyla nefsime çile çektirmek yerine hayatıma anlam katabilmek adına yeni şeyler deneyebiliyorum.

Ailede "Alevi çalgısı" diye yaftalanan bağlamayı öğreniyorum mesela. Onun dışında teknik bir üniversitede ağır bir mühendislik eğitimi aldığım için zamanımı daha çok kariyerime ve akademik gelişimime harcıyorum. Ama hiçbir zaman içinde yaşadığım toplumun kalıplarından tamamen kopmam mümkün olmayacak. Hala çevremdekilerin kimi bağnaz düşüncelerini görmezden gelmek, onları kırmadan yontmaya çalışmaya çabaladığım oluyor. Yıllar önce başladığım anlam arayışında yöntemim değişse de hala aynı şevkle devam ediyorum, bir sonuca ulaşma amacı olmadan. Sadece merakla...

SİZDEN GELENLER | Yazan: Harun K.

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

BİR İMAM HATİPLİNİN DEİST OLUŞ SÜRECİ



TARKAN'IN DİNDEN KURTULMA SÜRECİ


Öncelikle şunu belirteyim. Tanımadığım insanların fikrini değiştirmek için ya da onlara başka bir fikri empoze etmek için kolumu bir saniyeliğine dahi kaldırmayacağımı bildirmek isterim. Yaratılış itibariyle sakin ve kendisiyle barışık olan, iç huzuru yakalamış, koyduğu hedeflere başarıyla ulaşabilen 33 yaşında bir erkeğim. Çevremde alışılagelmişin dışında fikirler üreten, çok daha ince ve detaylı düşünen bir insan olduğum bilinir.

5 yaşındayken bazı özel sebepler nedeniyle Türkiye'nin kuzeyinde bir köyde annem, anneannem ve dedemle yaşamaya başladım. Okula gitmeyi çok istediğimden dolayı Kasım ayında ve henüz 6 yaşındayken öğretmenin yardımıyla okula başladım. Çünkü kaydım olmadığı halde sivil kıyafetlerim ile sabah okula gidip öğrencilerin arasına karışıp sıra oluyor, andımızı okuyor ve herkes okula girince de evime geri dönüyordum. Müthiş ezber yeteneğimle ilerleyen süreçte önce 1. Sınıftakileri solladım, daha sonra da öğlen aralarında boş vakitlerimde bir üst sınıfın Türkçe ders kitaplarında okuma parçalarını okudum. Bu sistemim 5 senelik ilkokul boyunca her yeni sene aynen bu şekilde devam etmişti.

3. Sınıftayken çok okuduğum için öğretmen beni kütüphane sorumlusu yaptı. Bazılarının tahmin edebileceği gibi ilk işim oradaki bütün kitapları okumak oldu. Geçen yıllarda dini görevlerimi de ihmal etmiyor, bazı namazları kılıyor, tekne orucumu tutuyor, hem kış, hem yaz tatilinde de camideki kuran kurslarına kaydolup bütün sureleri ezberliyordum. Geçenlerde videosu paylaşılan Emir isimli arkadaşın bahsettiği Türkçe sıkıntısının aksine bizim kurstaki kitabımızda her surenin Türkçe tercümesi de vardı. O günlerde ailemin aşırı dindar olduğunu söyleyemem. Sadece yapılabildiği kadar dini görevlerini yerine getiren insanlardı. 9 yaşındayken artık zirveye çıkmıştım. Hem okuldaki en başarılı öğrenciydim,  hem de artık kuranı Arapça okumaya başlamıştım.

11 yaşındayken ortaokul için ileride iyi bir meslek sahibi olmak, vatana, millete hayırlı bir evlat olmak için şehirdeki imam hatip okuluna yatılı olarak gönderildim. Küçük yaşta 10 kişi ile aynı odada kalıyor, artık 5 vakit namaz kılıyor, sabah 8 den akşam 5 e kadar ders görüyor, akşam yemeğinden sonra 7 ile 9 arası da tekrar okuldaki sınıflarda etüte giriyordum. Bilmeyenler için Etüt'ün anlamı; yatılı da kalanlar sınıf olarak okula gidiyorlar ve 2 saat boyunca ödev yapıyorlar veya ders çalışıyorlar. Başımızda ise öğretmen yerine lise son sınıflardan öğrenciler olurdu. Yatılıda zor konulardan birisi de bu üst sınıfların alt sınıfları istediği gibi yönetmesine müsaade edilmesiydi. Bazıları bize karşı örnek bir insan gibi davranırken,  bazı kötü niyetlileri ise bizi yola getirmek için istedikleri gibi tokatlayıp tekmelerlerdi. Ne de olsa bir atasözü vardı,  dayak cennetten çıkmaydı. 3 senelik bu maceramı bitirirdiğimde artık iki kez kuranı Arapça olarak baştan sonra okuyarak hatim etmiştim ve bunu da hocalarımın istediği gibi mübarek 3 aylar içinde gerçekleştirmiştim.  Öğrencilik başarısı olarak ise elimde; matematiği mantığımın anlayamaması nedeniyle istikrarlı bir şekilde her dönem teşekkür belgesi almak kalmıştı.

1998 yılındaki 28 Şubat kargaşası nedeniyle ülkedeki tüm dindarlar fişleme nedeniyle biliniyordu ve yaşlarına bakılmaksızın devlet görevlerinden atılarak işsiz bırakılıyordu. İmam hatip okulları kapatılma riskiyle karşı karşıya geliyor, geleceği belirsiz hale getiriliyor ve üniversite sınavına girerken de meslek lisesi özelliğini kapsadığından öğrencilerin başka bölümlere yönelmesinin önü öss puanlarının bir kısmının silinerek imkansız hale getirilmesine olanak sağlıyordu. Bu hengamede anneannem bana şehirdeki diğer popüler okul olan aşçılık meslek Lisesini uygun görmüştü. Ne de olsa başarılı bir öğrenciydim ve bu zor milli eğitim sınavını geçebilirdim. Burada şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Fethullah Gülen'i ilk duyduğumda yıl 2008 idi ve 22 yaşındaydım. Yani bu dindar diye namı salınan kişinin imam hatiplerde hiç lafı bile geçmezdi, bu yüzden kendisi ayrı bir tez konusunu hak ediyor.

Yıllar yılları kovalarken, Dünyada bir şekilde tutunmaya çalışıyor, iyi bir insan olmaya gayret ediyor, kimseye kötülük yapmayı dahi düşünmüyor ve istediğim mesleği yapmak için elimden gelen çabayı gösteriyorum. Hayata ilk atıldığımda imam hatipte bize öğretilen eşitliğin dışarıda olmadığını gördüğümde hayal kırıklığına uğradım. Dışarıda zengin her zaman daha üstündü ve iş yerlerinde birileri emir veriyordu diğerleri onun kölesi gibi çalışıyordu. Bunlar bize öğretilenleri desteklemiyordu. Bu sistemsel sıkıntılar nedeniyle Dünya'ya uyum sağlamakta çok ama çok zorlandım. Hiçbir zamanda kendisini sevemedim ve bir an önce hep ayrılmak istedim. Bu süre içinde bazen namaz kılıyor, bazen kılmıyor, bazen oruç tutuyor, bazen tutmuyordum. Kendimi bildim bileli hiçbir zaman hurafeler bana mantıklı gelmemişti. Ailemin söylediği “gece tırnak kesilmez çünkü peygamber efendimiz tırnağı kırıldığı halde kesmemiş, bağlayıp yatmış” gibi onlarca çeşit inançları hiç bir zaman dinlemeyip hep başına buyruk hareket etmiştim. Kuranın Türkçe'sini de 20 li yaşlarımda kendimi yormadan yavaş yavaş okuyarak öğrendim. Aileme de yine aynı yaşlarda kuranı okumaları gerektiği, kimin ne sebeple yazdığı belli olmayan hadisleri bir kenara bırakıp öncelikle Allah’ın dediği şeyleri yapmaları ve diğer insanların söylediği görevleri yerine getirerek boşuna hayatlarını zorlaştırdıklarından bahsederek bazı tavsiyelerde bulunmuştum fakat bir netice alamadım. Kendi hayatımda ise bazı zamanlarda peygamber efendimizin yaptığı şeylere sünnet deniyor fakat biz Allah’ın dediği şeyleri yani farzı yerine getirmek ile mükellef olduğumuzu düşünerekten namazların sadece farz kısımlarını kılıyordum. Lakin ben bunları yaparken Cuma günleri cuma namazını kılmak için camiye gittiğimde her defasında içimden içeriye girme arzusu eksiliyor ve 1-2 ay gibi kısa bir sürede artık Cuma namazı için camiye giremeyecek hale gelince kendi kendime oturup bir düşündüm ve ''galiba Allah benim sünnet namazlarını kılmadığım için camiye girmemi istemiyor'' diye düşünerekten tekrardan sünnet namazları kılmaya başlamıştım. Nedense büyüklerimizin yaptığı bazı dini davranışlar bana mantıklı gelmiyordu ve en doğrusu için ya kurana başvuruyor ya da kendime özgü davranışlar icat ediyordum.

Hayatım boyunca bir çok sırlı olay yaşadım ve bunların sebebini hep Allah’a bağladım. Rüya konusunda ise; zaten nadiren rüya görürüm ve anlamı araştırılacak haberci bir rüya gördüğüm zaman ise rüya tabirine bakarım, sonradan olacak olayların işaretini önceden alırım. Bu ve bunun gibi bir sürü şey benim nezdimde hala araştırmaya muhtaç ve ben henüz taze bir deistim. Önceliğim Tanrı’nın kim olduğunu bulabilmek. Kanal sahibi arkadaşımız tanrının evren olabileceğine inandığını söylemişti. İlk başta pek ilgimi çekmese de biraz düşününce galaksilerin tümünün tanrının vücudu olduğunu ve kendi bünyesinde de Dünya’nın olduğunu ve içinde de bizim yaşadığımız sonucu çıkarılabilir. Eşimin hamileliği ve doğum sürecini birebir yakından görme şansına sahip olaraktan şöyle bir kanıya vardığımı söyleyebilirim. Ortada bir kurulu sistemin olduğu su götürmez bir gerçek ve bu sistem tamamen zamana bağlı çalışıyor. Bir insanın anne karnında oluşması, uzuvlarının, organlarının ortaya çıkması, derisinin oluşması, doğması, düşünmesi, hissetmesi, nefes alması vb. gibi sayısız olayı derinlemesine düşündüğümde bir yaratıcı olduğuna eminim.

Gelelim dinden kopuş hikayesine. Burada çoğu insanın bahsettiği gibi kuranı Türkçe okuduktan sonra kopuş bende gerçekleşmedi. Çünkü biz insanoğlu kısıtlı bir varlıktık ve Allah’ı sorgulamak asla bizim işimiz olamazdı ve bunu aklımıza bile asla getirmezdik. Eğer Allah böyle uygun gördüyse öyle olmalıydı, bizim bilmediklerimizi, asla bilemeyeceklerimizi ve her şartta en doğrusunu O bilirdi.

Herkese ve her inanışa her ne kadar saygı duysam da ateistlere hiç sıcak bakamadım. Hatta nasıl dindar insanların yüzleri diğerlerinden ayırt ediliyorsa, ateistlerin yüzlerini de ben ayırt edebiliyor ve tiplerine iğrenerek bakıyordum. Cuma namazına giderken parkta oturan bir amca gördüğümde '' ateiste bak hele, namaz vakti burada oturuyor'' diye içimden söyleniyordum. Bu şekilde yaşarken bile hiç bir zaman çarşaf, başörtüsü gibi geleneksel kıyafetleri benimsemedim ama giyenlere de kızmadım, kovmadım. Elbise konusunda ne çok açık ne de çok kapalı giyime yeşil ışık yakmadım. Her zaman yenilikçi olmaya gayret ettim.

Gel zaman git zaman bir gün iş yerinde müdürümüz değişti ve yanında getirdiği personellerden bir tanesi kendisinin gazetesiydi, ajanıydı. Böyle gizli şeylere hep meraklı olduğumdan bunu hemen başlangıçta çözmüştüm. Ajanın görevi, bölümde çalışan tüm kişiler hakkında bilgi toplamaktı. Kim kiminle ne konuşuyor, kimin mal varlığı ne kadar, kaç kez mola yapıyor, yemeğe kiminle gidiyor, dışarıda nerede geziyor, fikirleri nedir vs. vs. Kendilerine bir oyun oynamayı düşündüm. Oyunumda kendimi ateist gibi lanse ederek onların ezberlerini bozacaktım ve kendi karakterimi saklamış olacaktım. Sonunda da aslında öyle biri olmadığımı müdüre gösterecek ve ajanının yanlış bilgiler taşıdığını göstererek onu değersizleştirecektim. Değişiklik olsun diye hayatımın belli zamanlarında farklı karakterleri kopyalar, bir müddet onlar gibi yaşardım. Bu seferde bir ateist gibi davranacak ve yaşayacaktım. Oyunumu layıkıyla yerine getirirken aradan 1 ay geçmişti ki eşim artık evde böyle davranmamam gerektiğini ve bundan sıkıldığını dile getirmeye başlamıştı. Fakat karakter çok hoşuma gittiğinden evde eski halime dönmem biraz zaman aldı.

Bu arada ben uyumadan önce aşırı derecede yorgun değilsem uykuya çabucak dalmak için internetten herhangi bir konuşma programını indirip  açar, onlar konuşurlarken rahatça uykuya dalardım. Video ise ayarladığım sürenin sonunda otomatik olarak kapanırdı. Bir keresinde ise Youtube’a ateizm yazarak oradaki konuşmaları dinleyerek uyumayı denemiştim. Her nasılsa Din ve Mitoloji kanalına da denk gelmişim. Bahsi geçen konulardan biraz şüphelendim ve kendim araştırmaya karar verdim, önce Sümerlileri, ardından Annunakileri ve en sonunda Hz.Muhammed’in hayatının gün gün detaylarına kadar indim. Ardından Emevileri, Abbasileri, Selçuklu Devletini derken Osmanlı kuruluşuna kadar gittim. Osmanlı itibariyle tarihi zaten bildiğim için burada araştırmalarıma son verdim. Bana merhamet dini, şefkat dini, güzellik dini diye öğretilen İslamın temelinde savaşı ve ölümü gördüm. Dönemin şartlarını göz önünde bulundurarak her ne kadar iyi niyetle de yaklaşsam 620 li yıllardaki cizye konusunu, 650 li yıllardaki peygamberin eşi Hz. Ayşe'nin ve damadı Hz. Ali'nin on binlerce askerlik ordularıyla birbiriyle savaşıp binlerce askerin birbirini öldürmesine sebebiyet vermeleri ya da 680 li yıllardaki Kerbela hadisesi gibi sıra dışı olaylar beni sorgulamaya itti. Bana öğretilen Müslümanlıkta olmayan ve Müslümanlıkla asla bağdaşmayan bu ilginç olaylar nedeniyle düşünce kabuğumu kırdım ve dinlerin birer masal olduğuna kanaat getirdim. Zaten iki de bir İsrail'in özellikle Ramazan ve Kurban Bayramında Filistin'de yaşayan bir avuç insanı bombalaması beni Allah'a karşı neden bir koruma yok diye sorduruyor, cevabı da kendime şöyle veriyordum. Müslümanlar birleşemediği için güçsüz kalıyorlar ve işte ceremesini de çekiyorlar.

Hatta bir tık ileri gidersek, her ne kadar ABD’nin kurduğu ve kontrol ettiği bir örgüt de olsa şimdi ki Işid’in de pek farklı bir şey yapmadığını gördüm. Önceden başlarına istedikleri halifeyi getirmek için birbirlerini öldüren Müslümanlar şimdilerde ise başlarında bir halife olmasa da pek farklı bir şey yapmıyorlardı. Elektriğin Abd de icat edilmesi sonucu ortaya çıkan teknolojik fark nedeniyle ve bu İslam bölgelerine elektrik gelene kadar Abd de artık mühendisler elektrikle çalışan cihazlar üretmeyi başarmıştı ki, bir anda 50 yıl ileri gitmişlerdi. Ardından petrolün icadı ile bu topraklardaki devletlerin gelişmesini engelleyerek sömürge düzeni oluşturmuşlar, buradaki insanların bir şey üretmesine mani olmuşlar ve ucube gibi kalmalarına gayret etmişlerdi. Bunun sonucunda da Müslümanları iyiden iyiye kılıksız hala getirmişlerdi. Maalesef birbirlerini öldürmede çok başarılı olan bu Müslüman arkadaşlar söz konusu kafirlere geldiğinde ise 20. ve 21. yüzyılda bir türlü başarıyı yakalayamadılar. Yine de Dünya’nın diğer bölgelerinde kıyametler koparken buradaki insanlar İslam ile yönetilen Osmanlı sayesinde yüzyıllarca daha rahat ve mutlu bir yaşam sürdüler.

Gelelim Hz. Muhammed’e. Belki kendince iyi bir şey yapmaya çalışıyordu, etrafındaki insanların birbirlerine yardım etmesini, iyilik yapmasını, kötülükten uzak durmasını vb. gibi davranışları benimseyen bir sistem kurmuştu. Mecburen de bu sistemin sağlamlaşması için çemberi genişleterek Mekke ve Medine bölgesini daha emin ve kuvvetli bir hale getirmeliydi. Lakin maalesef kurduğu sistem daha O ölür ölmez halifelik kavgalarına tutuşacak ve sonu gelmeyecek savaşların yolunu açacaktı. Hatta daha başlangıçta Müslümanlara Kerbela olayını yaşatacak, onları ikiye ayıracaktı ve 1400 senedir hala unutulmayacak bir acı hatıra olarak hep akıllarda kalacaktı.

Mesela bu komünizm fikrini ilk ortaya atan kişi kendisine Komünka tanısından vahiy geldiğini söyleseydi ve O bize eşitliği, adaleti, kimsenin kimseden üstün olmadığını, herkesin eşit şartlar altında, eşit gelirle çalışması gerektiğini, torpil sisteminin olmamasını dilediğini söylüyor deseydi ne olurdu ki. Şu anda bile milyonlarca insan komünist dinine inanıyor olurdu ve çocuklarını Komünka tanrısının dilediği gibi yetiştirmeyi denerlerdi.

Şimdilerde her ne kadar Deist olsam da diğer Müslüman arkadaşlara saygım aynı şekilde devam ediyor. Bazı insanlar gibi onlara gıcık ya da düşman olmuyor, onları küçük görmüyor ve hakaret etmeye de bir sebep ya da ihtiyaç görmüyorum. Her zamanki gibi de bu konularda aşırıya kaçan kim olursa olsun hepsini yadırgıyorum. 

Sağlam dindar arkadaşıma ben ateist oldum dediğimde “önceki hayatın ile şimdiki hayatın arasında ne fark oluştu” diye sordu. Şöyle bir düşündüm, aslına bakarsan hayatımda hiç değişiklik olmadığını söyleyebilirim” dedim. O da bana “sen Allah’a inan gerisini boşver’’ dedi. Gerçekten de hayatımda pek de bir değişiklik olmamıştı. Etrafımdaki diğer arkadaşlara ‘’ben ateist oldum’’ dediğimde ise tepkilerinden aslında onların da ateist olduklarını ve sadece bunu dile getirmediklerini anladım ve oldukça şaşırdım.

Son olarak üzerimdeki sorumluluk kalktığı için az buçuk bi hafifleme var. Lakin ben yine aynı ben. Geçenlerde kasaya 100 dolar sahte para girmiş. Bana ''bu parayı müşterilerden birisine kakala'' dedi müdür. Kendisine şöyle cevap verdim: ''maalesef kimseye bu kötülüğü yapmak istemiyorum, buna içim el vermez, kusura bakmayın''.

Hoşça ve sevgiyle kalın...

SİZDEN GELENLER | Yazan: Tarkan

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

BAHAR'IN SORGULAMA SÜRECİ

Artık dine inanmayanlar, Dinden çıkış, Dinden çıkış hikayesi, İslamı terk etme nedenleri, İslamiyetten ayrılan kişilerin hikayeleri, sizden gelenler, Dinden kurtulmak, Din baskısı,

BAHAR'IN SORGULAMA SÜRECİ


Merhabalar Din ve Mitoloji :)
Merhaba ben Bahar,25 yaşındayım Sünni Hanefi bir ailede doğdum. Ailem halihazırda her türlü tarikat ve cemaati barındıran bir yapıda,onların mantığına göre sırat-ı müstakîm yani doğru yol gökteki yıldızlar kadar çok ve bir şeyhin varsa asla doğru yoldan çıkmazsın.
Kendimi bildim bileli din ile iç içe yetiştirildim." Erkeğe benzeyen kadına,kadına benzeyen erkeğe lanet edilir" hadisine binaen bu yaşıma kadar sadece bir kere pantolon giydim. Onu da 5 yaşındayken bir dini bayramda ortanca amcamın hediye olarak aldığı pantolonu giydim ve bunun ardından küçük amcamdan pantolon giydim diye dayak yemiştim.
Öyle yobaz bir ailede büyüdüm ki ,8 yaşındayken amcamın kızı ile bulmaca çözdüğümüz için fahişe olacağımız gerekçesiyle dedemden dayak yemiştik.

Henüz 10 yaşında iken başımı kapatıp pardösü giymem gerektiğini söylendi. Tanrının emri olduğu için itiraz etmeden giydim. Giymeye başladığım ilk aylarda birden bire kocaman kadın gibi hissetmek beni çok utandırıyordu. Yaz tatilinin ardından medreseye verildim böylece 1,5 ayda bir, 2 günlüğüne evime gelebildiğim şiddetin her türlüsünü "Sen Yunus Emre gibi olacaksın!"düsturunun beynime işlenmesiyle gönüllü olarak o eziyetleri çekmem gerektiğine inandığım imam hatip ve medrese yıllarım başladı.
10 yaşımdan 17 yaşıma kadar medresede kaldım. 5 yıl sona erdiğinde tam manası ile IŞİD kırması belime bomba sarsalar ve" Git! Din kardeşlerin için kendini patlat!"deseler seve seve kendimi patlatacak kafadaydım.

Tarikat yurtlarında beyin yıkama ilk günden başladı. Istiklâl Marşı ve saygı duruşunda kımıldamazsam imanımın gideceği öğretildi. Laik sistemin,hilafetin olmamasının ve Atatürk'ün İslam için ne kadar zararlı olduğu empoze edildi. 15 yaşında tarih ve bilim kitaplarını okumaya merak salıncağa dek Cihatci kafadaydım.

Tarih kitaplarını okudukça zamanla konu Birinci Dünya Harbine ardından Istiklâl Harbimize geldiği vakit Atatürk'ü tanıdım bir yılın sonunda Atatürk'ü gizlice seven bir muhafazakardım.
17 yaşına gelip kitaplarla gecen ikinci yıl bittiğinde hem medrese eğitimim bitmiş hoca olmuş ,hem de Atatürk'e olan sevgimi artık gizlemiyordum .
O dönemde inançlı olmama rağmen " rahmetli Atatürk" dedim diye annem " o kefereyi nasıl seversin?" deyip beni dövmüş, benim de onunla cehennemde olacağımı söylemişti.
Üniversite yıllarımda hala İslam'ı sorgulamıyor hatta Muhammed'i devrimci olarak görüyordum. İslamdaki her şeye bir açıklamam vardı, kısaca modernist İslamcı kafasıdaydım.

İslamı sorgulamasam da sorguladığım başka şeyler vardı. Açlık,hastalık, tecavüz, cinayet ve savaşlar. Gece gündüz bunları sona erdirmesi için secdelerde tanrıya dua ediyorum. Yine de çocuk tecavüzleri bir son bulmuyor açlıktan ölen çocuklar artarak devam ediyordu. Ben ki 10 yaşından 23 yaşına kadar 13 yılda 3 vakit namazımı kazaya bırakmayacak,hatta günde beş vakit namaz dışında 3 vakit nafile namaz kılan, secde etmeye doyamayıp, geceleri Secde Ayetlerini okuyup sabahlara kadar Tilavet Secdelerinde sadece bu kötülüğü durdurması için dua eder kendim için bir şey istemezdim.

Tanrının rızasını kazanmak benim için cennetten daha mühimdi. Asla cennet arzusu ile ibadet etmedim. Öyle ki 21 yaşına dek, olur da kalbim meyil eder, bir kalpte hem Allah ,hem de bir faninin sevgisi barınmaz diye karşı cinsin gözlerine direkt bakmamıştım.

Günler aylar böyle devam ederken üniversite bitti aradan iki yıl geçti.23 yaşındayken bir gece yine ezilenler ve tecavüzler için gözyaşları ile dualar ederken secdeden doğrulup öfkeyle haykırdım.
Neredesin? Bu kadar zalim misin? Hani sen Rahman'din,bu mu rahmetin? Hani sen Rahim'din minicik bir çocuğu koruyamıyorsan sen kimi koruyorsun? 26 erkek o annesiz çocuğa ayni gün tecavüz ederken niye birinin canını almadın? Yaprak kımıldamazdı hani sen izin vermezsen? Neler neler kımıldamış utanmıyor musun? Musa'nın kavmine 40 sene gökten helva ve et yağdıran sen neden açlıktan öldürüyorsun, onlar senin kulların değil mi?Koca isteyen kızların, karı isteyen adamların-
parasına bereket isteyenlerin isteklerini duyan sen, açlıktan ağlayan masumu, tecavüz edilen zavallı bebekleri duyamıyor musun? Beni hemen burada yak! Ben artık sana secde etmeyeceğim ,sen bir zalimsin ve belki de yoksun!
Yoksun dediğim an zihnimde bir şeyler belirdi. Gözlerimdeki yaşları sildim öylece donup kaldım. O zamana kadar mitoloji diye okuduğum şeyler zihnimde belirdi Gılgamış Destanı ,Sümerler,Yunan mitolojisi ya Allah da onlar gibi bir masalsa?

Kuran'ı bir kere de tarafsız gözle değerlendirmek için tekrar okudum. Evvelinde kölelik ve cariyelik olgusunun olmaması gerektiği zaten aklımda soru işareti iken artık tüm tezatlıkları ile dinin saçmalığı gözümün önünde belirdi ve dinsiz oldum.
Simdi agnostiğim, tanrı var veya yok umurumda değil. Benim için bunu kabul etmek zordu. Koskoca yıllarımı ,uykumu ve zamanımı bir hiç uğruna harcadığımı görmek tam anlamıyla bir yıkımdı.
Yine de içim rahat ,artık bir masal kahramanına inanıp, ondan yardim beklemiyorum.

Okul bitti biteli evdeyim. Babama göre sokakta bir kız çocuğunun dinen işi yok!
Zaten işim home-office, ne işim var sokakta?
Seçimler olmasa, arada bir hastalanmasam,sokak hayvanlarına da bakmasam, sokağa çıkacağım yok.( Böyle düşününce bayağı geziyorum 5 yılda 7 secim yaşadık az değil.)

Babam beni evden çıkmıyor biliyor ama işin aslı öyle değil. Belki bedenen evde olabilirim ama,zihnen fink atıyorum.
Kim bir başkasının hayallerine gem vurabilir? Ki vuramadı da...

Bazı geceler karanlık odamda müzik dinlerken ; zihnimde annesi fasulye toplarken ,küçücük sığ derede oynayan Bahar oluyorum. Onlarca kurbağa iri başını avuçlarımda tuttum,onlarla oynadım ama annemin bundan haberi yok sakın söylemeyin. Şşşttt!!!..

Bazen bir ak leylek olur Afrika'dan buralara kadar uçarım. Hem bakalım bizim erkek leylek yuvayı güzel hazırlamış mı? Manzarası nasıl? Laf aramızda yuvayı 40 yıldır aynı bacaya yapıyor kırılmasın diye her seferinde şaşırmış gibi yapıyorum...

Bazen bir kuş olurum,minicik bir serçe... Etrafta ne varsa çöp,yaprak,tüy, koyun yünü, tüm bunlarla yuva yaparım bir iğde ağacına. İğde ağacı da mis kokar çiçek açınca... Ardından bir yağmur başlar ,su birikintisinde diğer kuşlarla kanat çırpar neşeyle yıkanırım. Güneşte kuruturum tüylerimi...

Bazen bir bulut olurum gezerim tüm dünyayı...
Bazen bir su damlası ,okyanuslardan bulutlara,bulutlardan ağaçlara,meyveden toprağa karışacakken bir tavşan yer beni , yavrusuna karanlık yuvasında süt olurum...

Bazen kesmez beni koca dünya, gökyüzü ve hatta mars bile... Soluğu bambaşka galaksilerde alırım. Laf aramızda kozmosta kime sorsanız tanır beni, çevrem geniştir...

Bazen bir aslan balığı olurum istila ederim tüm denizleri... Hint okyanusu bana dar gelir, Süveyş Kanalı'ndan sızarım Akdeniz'e,oradan Ege'ye, ardından soluğu Marmara'da alırım. Hangi çılgın bana engel olacakmış şaşarım?!

Babam beni evde biliyor ,boş verin öyle bilsin. Ben bir koşu ,bu gece kurt olup sürümle birlikte gezeceğim ormanın en kuytu yerlerinde...

Bu şarkı ile koca dünyayı gezdim,hatta evrenin en uç yerlerini...
Düşünün sincap yuvasından, ayı inine kadar. An oldu zebralarla zebra olup koştum kırlarda, an oldu flamingolarla birlikte sazlıklarda uçtum.
Büyük Bariyer Resifi'nde kaplumbağa bile oldum.
Kusura bakma ama insanoğlu, olmadığın ve elinin değmediği her yer cennetti.

Bir şekilde bu esarete dayanacağım ,asla pes etmeden yoluma devam edeceğim. Saçlarım güneş görmeden kırlarda papatyalardan taç takmadan ölmeyeceğim.

Siz de pes etmeyin, bir yaratıcı var olsa bile saçlarınızı güneşten kıskanmaz emin olun, sevgilerimle.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Bahar

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)