HABERLER
Dini Haber
sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ALEVİLİKTEN AGNOSTİSİZME YOLCULUK (Ahparig)



ALEVİLİKTEN AGNOSTİSİZME YOLCULUK
Takipçilerimden Ahparig'in Hikayesi

Merhaba. Alevi bir ailede dünyaya geldim. Maraş’tan göç eden ve kolonileşmenin önemini bilen köylülerim sayesinde alevi bir mahallede büyüdüm. Mahallede herkes aleviydi. Bağlama kursuna, cem evine gittim… Sanırım küçük olduğumdan ve bu ritüeller beni zorlamadığından çok fazla üzerine düşünme gereği duymadım. Gerçi babamın dinler ve tanrı için söylediği hicivli sözler ilerde yapacağım sorgulamalar için bilinçaltıma temel oluşturmuştu fark etmeden.

Okul hayatım başladığında yeni insanlarla tanışmamla farklı görüşlerle karşılaştım. Oruç tutan arkadaşlarımı görünce meraktan oruçta tuttum, gusül abdestini söyleyen arkadaşıma hak verdim vs. Lisedeyken bir gün arkadaşım bana bir kitap verdi. Otobüs yolculuğu sırasında yanında oturan ateisti ikna eden bir adamın anlattıklarını anlatıyordu kitap. Sanırım beni arafta gördüğü için öldürücü darbeyi yapmak istiyordu arkadaşım. Ancak adamın argümanları o kadar güçsüzdü ki inançsızlığa giden ilk fitili ateşlemişti. O günden sonra hafiften düşünmeye başlamıştım. Zaten fiziksel olarak büyürken zihinsel olarak da büyüyordum. Ama eleştirilerim kendi çıkardığım varsayımlar üzerinden gidiyordu. İnternetin zor ulaşabilir olmasından dolayı pek fazla araştıramıyordum. Bu şekilde üniversiteye kadar devam ettim.

Üniversitede en yakın arkadaşım ülkücü ve muhafazakâr biriydi. İyi anlaşırdık. Ara sıra din konusu açılınca tartışırdık. Savunmalarım genelde kaynaksız kendi çıkarımlarımdı. Kuran ve din hakkında söylediklerime karşı bir gün ‘Eleştiriyorsun ama hiç okumamışsın. Bir okusan güzelliğini fark edersin’ dedi. Haklıydı. Hiç okumadan eleştirmek yanlıştı. Kuranı okumaya ve araştırmaya karar verdim. Önce internetten genel olarak kurana yöneltilen eleştirilere ve cevaplarına baktım. İlk dikkatimi çeken ayet Nisa 34 oldu. Sonra Kur'an-kadın ilişkisine odaklanmaya karar verdim. Boşanma, miras, şahitlik, cinsel hayat konularında kadının ikinci planda olduğuna karar verdim. Sonra bilimle çelişen ayetlere; dünyanın düz olduğunu ima eden, gökyüzünün görünmeyen kolonlarla tutulduğunu söyleyen, yıldızlara kandil diyen, evrimle çelişen ayetleri gördüm. Git gide netleşmeye başladı fikirlerim. Araştırmaya devam ettikçe kurandaki şiddet dili, peygamberin cinsel hayatının gereksiz detayları ve evlatlığının eşiyle evlenmesi, eşcinsellere karşı tavrını öğrendikten sonra donanımım arttı ve arkadaşımla olan tartışmalarımda artık arkadaşımın cevap veremez olduğunu, benden uzaklaştığını fark ettim.

Kuran hakkında fikirlerimden emindim ama içimde tanrıya karşı sahiplenme duygusu vardı hala. Her şeyin bir ilk nedeni olmalıydı diye düşünüyordum. Deizm kavramı ile tanıştım. Ve tam bana göre dedim.

Şimdiye kadar çoğunlukla teoloji üzerine düşündüğümü bilimin söylediklerini genelde es geçtiğimi fark ettim. Sonra bilimsel araştırmalara ve açıklamalara bakmaya çalıştım. Evrenin başlangıcı ile ilgili teoriler, kuantum vs. Carl Sagan’ın Cosmos belgeseli çok etkileyiciydi. Bu fikirler genel anlamda bir yaratıcıya ihtiyaç olmayacağını söylüyordu. Mantıklı gelmeye başladı. İki tarafında argümanlarına bakmaya başladım. İki tarafta kendince haklıydı ve karşılıklı her şeye cevap veriyorlardı. Sanki iki tarafta haklı iki tarafta haksız gelmeye başladı. Agnostizm kavramıyla bu aşamada tanıştım. ‘Tanrı var mı?’ sorusu insanoğlunun en büyük sorusuydu ve bu konuda iki tarafında bu kadar emin olması mantıklı gelmiyordu bana. Bu kadar zor bir sorunun o derece sağlam cevaplara ihtiyacı vardır. Ve insanoğlu bence bu cevabı daha bulamadı. O yüzden bilmiyorum demek en doğru cevap bence. Belki cevabın bulunduğu bir zaman gelecektir.

“Biz hiçbir şey bilemeyiz. Doğru ancak gerçeğin derinliğinde bulunabilir.”
Democritus

SİZDEN GELENLER | Yazan: Ahparig

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

DİNDEN KURTULMA HİKAYEM (Baran G)



DİNDEN KURTULMA HİKAYEM
Takipçilerimden Baran G'nin Dinden Kurtulma Süreci

Ben Müslüman ve dinine bağlı bir ailede doğdum. Evimin duvarlarından Allah yazıları dolaplarımızda Kur'an'ı Kerim'ler olurdu. Ailem bana çok küçük yaşta dua etme alışkanlığını aşıladı. Her gece yatmadan dua eder öyle uyurdum. İlkokul zamanlarında kuran kursuna gitmeye başladım. Kur'an kursunda her zaman yerinde sayan tek çocuktum sanırsam sadece gırgır şamata ve teneffüslerde yaptığımız tespih savaşı için giderdim.

Arkadaşlarım sayfa sayfa atlarken ben alfabedeydim çünkü o yaşlarda bir çocuk için farklı, ilgi çekici başka şeyler vardı ve Türkçe olmayan,anlamadığım bir alfabeyi öğrenmeye çalışmak ilgimi çekmedi. Zaten sonra gitmeyi bıraktım. Yaşım ilerledikçe varoluşumun gereği sorgulamaya, düşünmeye başladım. 8.sınıf hayatım için dönüm noktalarından biriydi. O sene hem sınava hazırlanıyor hem de Kur'an'ı Türkçe mealiyle okuyordum. Aklıma ilk kuşkuların düştüğü zamanlar işte bu zamanlardı.

Kur'an'ın benim hem etik değerlerime uymayan hem de ahlakıma uymayan bir çok ayeti vardı. Büyüklerimden yardım almaya başladım, ilk önce anneannemlere, hocalarıma sordum soruşturdum. Hepsi bir ayet için farklı yorumlarda bulunuyordu. Din adamlarının konuşmalarını dinlemeye başladım, baktım onlarda farklı yorumlarda bulunuyor. Arkadaş din adamları bile bir ayeti 100 farklı şekilde yorumluyorsa ben nasıl doğru yorumu, doğru yolu bulacaktım.

Bu düşünceler okul hayatımı etkilemişti çünkü sadece buna odaklanmaya başlamıştım. Kur'an'ı okudukça içinde yeri geldiğinde zalimlik, yeri geldiğinde pedofili, yeri geldiğinde ahlaksızlık olabildiğini gördüm. Söylesenize şu an hangi biriniz kadını 2.plana atabilir? Çocuk yaşta evliliği, köleliği savunabilir? Kadınları savaş ganimeti sayabilir? Sırf inandığınız dine inanmıyor diye bir insanın ellerini ayaklarını çapraz bağlayıp kesebilir?

Benim inandığım tanrının gönderdiği kitap bu olmamalıydı. Arkadaş Kur'an'ın tüm ayetleri apaçıktır deniliyor ama din tartışmalarında orasından burasından çekiştirip ''aslında öyle değil böyle demek istiyor'' diye anlatılıyor. Eee nerede bunun apaçıklığı?

Evrenseldir denilen kitap sadece indiği coğrafyaya, indiği zamana göre yazılıyor. Nerede bunun evrenselliği? Bakıyorum, Hz. Muhammed'e tanınan haklar kafamı karıştırıyor. Kur'an'da Hz. Muhammed'e amca kızları, hala kızları helal kılınıyor ama öte yandan hepimiz akraba evliliğinin yapılmaması gerektiğini ve zararlarını biliyoruz. Bir tanrı bunu bilemiyor mu?

Kur'an bana göre inandığımız tanrı kavramını küçük düşüren bir kitaptı. Resmen insan aklıyla alay ediyordu. Liseye geçtikten sonra düşüncelerim daha da derinleşti. Celal Şengör gibi şahsiyetleri örnek almaya başladım. Birçok konuşmasını dinledim. Mitolojiler hakkında bilgi sahibi olmaya başladım. Derinlemesine bunu araştırınca Kur'an'daki bir çok olayın milattan binlerce yıl önceki uygarlıkların mitolojilerinden kopyalanmış olduğunu gördüm. Nuh tufanı, Hz Musa'nın firavunun kızı tarafından kurtarılması, İsa'nın doğumu vs.

Bunlar beni daha da çıkmaza soktu. Yüce, üstün bir varlık bir kitap indiriyor, bunları da binlerce yıl önce yaşamış insanların mitolojilerinden kopyalıyordu. Bunları anlattığım hiçbir insandan yeterli bilgiyi alamadım, kendi inandığı dini bile adam akıllı bilmeyen bir sürü insan gördüm, arkadaşlarımla bunları tartışınca kafir damgası yedim. Sonra Buhari kaynaklarına baktım ve Muhammed'in uygunsuz hayatını gördüm.

Ne zaman güzel bir kadın görse karısıyla cinsel ilişkiye girmesi, küçücük yaşta kızlarla evlenmesi, bir sürü cariyesi-karısı olması ve bunlarla sırayla ilişkiye girmesi. Bunun gibi bir ton saçmalık, Kur'an'daki yetersiz bilgiler, çelişkiler derken artık dur dememin zamanı gelmişti. 10.sınıfta tamamen kendimden emindim. Eğer Kur'an doğruysa bile ben böyle bir dine inanmayı kesinlikle reddettim.

Doğduğumdan beri insanlara dinin buyrukları dinin yükümlülükleri yüklendi. İnsanlar bu kafese hapsedildi. İnsanlar sırf kendi dininden değil diye savaşlar çıkarttı birbirini öldürdü. Bu esaretten kurtulduktan sonra huzura erdim. Ne yapmak istiyorsam özgürce yaptım, hiçbir baskı altında olmadan sanki yıllardır hapishanede olup gün yüzü görmüş bir insan gibiydim. Hiçbir zaman bu kararımdan pişman olmadım. Bizler akıllı varlıklarız, iyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı ayırt edebilecek varlıklarız. Unutmayın hiçbiriniz bir şeye bağlı olmak zorunda değilsiniz. Bir dine bağlı olup olmamak yine sizin tercihinizdir ama ben tercihimi yaptım arkadaşlar.
Esenle kalın.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Baran G

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

NASIL AGNOSTİK OLDUM? (Baphomet)



NASIL AGNOSTİK OLDUM?
Baphomet Mahlaslı Takipçimin Agnostik Olma Süreci

İyi günler, adım Baphomet, hayata modern bir ailede başladım. Annem dinden ve “Allah” tan bahsederdi, babam ise ben daha okumayı bilmiyorken resimli oldukları için Tübitak'ın çok hoşuma giden bilim, evrim vb. konulu çocuk kitaplarını alırlardı bana. Ben de hikaye kitabı okumaktansa babamın bu bilim kitaplarını okumayı tercih ediyordum. Babamın geç geldiği bir gün anneme bana kitap okumasını söyledim, hatırladığım kadarı ile kitabın adı “SEN BEN GEN” idi. Kitapta genel olarak genlerin işleyişinden ve oluşumundan bahsediyordu, bir sayfasında insan evriminden bahsediyordu ve kuyruklu maymundan en sonra elinde mızrak tutan bir insana kadar giden bir çizim vardı. Annem o sayfayı okumadan geçti ben de “anne evrimi anlatıyor neden okumadın?” diye sordum, annem ise bu tarz konular için aklımın ermeyeceğini ve evrimin “sadece bir teori” olduğunu söyledi. Ne demek istediğini o yaşımda anlamamıştım.

Sonra mutlu hayatım yavaş yavaş yerini kavgalı ve huzursuz bir aile yaşamına bıraktı, takip eden birkaç yıl içerisinde de boşandılar. Annem benimle birlikte anne babasının memleketine döndü, orayı normalde hiç sevmezdim çünkü evdeki eşyalar beni korkuturdu ama mecburdum kalmaya. Yeni bulunduğum bu ortam alışık olduğum yaşamdan çok farklıydı, sürekli namaz kılıp kuran okuyan ve akşama kadar dini belgesel izleyen bir dedem vardı. Zamanla uyum sağlayıp onlar gibi olmaya çalıştım, babamla birlikte olamadığım için üzülürken aslında bunların bir sınav olduğunu ve eninde sonunda ödüllendirileceğimi öğrettiler bana. Hoşuma gitmişti, çünkü bu dünyada ne kadar sıkıntı çekersek öldükten sonra o kadar mükafat alıyorduk, sınırlı bir süre için çektiğimiz sıkıntılar sonrasında sonsuza kadar ödüllendirilmek benim çocuk aklıma yatmıştı. Yaz geldiğinde ise babamın yanına gider onunla sürekli din üzerine tartışırdım, aslında babamın ailesi de inançlıydı ama babam herhangi bir tanrıya inanmıyordu, o dönemlerde de din hakkında çekinmeden konuşabileceği tek kişi bendim muhtemelen. Tartışmalarımız genellikle felsefikti, öldükten sonra cennete giden insanların sonsuza kadar mutlu kalamayacağını söylüyordu babam, bilim kıyısına babam da çok hakim olmadığından altını doldurabilecek iddialar yapamıyordu en azından beni tatmin etmiyordu cevapları. Bu şekilde 3-4 yıl geçti, ben okuldaki din öğretmeninin etkisi ile koyu bir Müslüman olup çıkmıştım, öyle ki kıyafet ve harf devrimleri yüzünden “halkın günahkar olmasına” neden olan Atatürk’ten hiç haz etmez hale gelmiştim.

12 yaşıma geldiğimde okulun son haftası hiç ders işlenmemesi nedeniyle çok sıkılıyordum ve yanımda eskiden kalma bilim kitaplarından bir ikisini götürdüm, onların kapağını yıllardır açmamıştım ama okulda öğretmenler kitap okumak dışında hiçbir şeye izin vermiyorlardı ve evde çocuklara yönelik başka kitaplar yoktu. Beni tekrar ateşleyen kitap arkeoloji ile ilgiliydi, kitapta “belemnit adı verilen fosillerin zamanında Zeus’un gönderdiği yıldırımlar olduğuna inanıldığından ve ammonit fosillerinin ise insanlara zarar vermesin diye tanrılar tarafından taşlaştırılmış yılanlar olduğuna inanılıyordu.” gibi bilgilerin verildiği bir yeri okurken eski insanların inançları bana çok saçma gelmişti. Sayfanın devamında ise deniz seviyesinden çok yukarıda, dağlarda bulunan deniz kabukları nedeni ile insanların eski çağlarda suların ta dağlara kadar yükseldiğine inandıklarından, bu inancın sırasıyla Gılgamış ve Nuh’un gemisi mitlerine taşındığından bahsediyordu. Gerçekte olan ise tektonik hareketler nedeni ile bir zamanlar deniz tabanı olan bu yerlerin dağlara dönüşmüş olmasıymış. Bu bilgiler beni derinden sarsmıştı, çünkü ilk defa inancım ile bilimin çeliştiğini fark ettim. Kafamda ilk defa bir şüphe doğmuştu ama aynı zamanda ise bu tarz şeylerden şüphe duymanın günah olduğunu biliyordum ve bu beni korkutuyordu. Kendimi dini bakış açısına tekrar sokma umudu ile okuldaki din öğretmeninin yanına gittim ve kitapta okuduklarımı sordum ama doyurucu bir cevap alamadım. O fosillerin şeytan tarafından bizi dinen çıkarmak için konulduğundan bahsetti ve dinozor fosillerinin ise Nuh’un gemisine yetişemeyen hayvanlar olduklarını anlattı. Öğretmene ısrarla bilim ve dinin bir arada olması gerektiğini savundum, bana göre tanrı hem ilk canlıları yaratmış hem de onların evrimlerini kontrol ederek günümüz canlılarını ortaya çıkarmıştı. O yaşlarda Taslaman’ın seviyesine ulaşmışım…

O yaz canım ilk defa namaz kılmak istemiyordu, inancım sarsılmıştı ve cuma namazına gitmediğim için dedem beni dövmüştü. Bunu fırsat bilip bütün yazı babamın yanında geçirmek istedim, babamla saatlerce tartıştık ve en sonunda mantıklı olanın bilim olduğunu ama sadece korktuğum için tanrıyı inkar edemediğimi fark ettim. Yaz bittikten sonra bir alt sınıfta olan bir çocukla tanıştım, kendisi ateistti ve sırf bu nedenle okul bahçesinde diğer öğrenciler tarafından sıkıştırılmıştı. Araya girip her insanın inancı kendine diye çocuğu savundum en sonunda okul müdürü kalabalığı dağıttı ve kurtulduk. Uzun süre birlikte sohbet ettik ve yakın arkadaş olduk. Okulda birçok ateist olduğunu ama kendi kimliklerini sakladıklarını öğrendim, benim gibi sorgulayan birçok öğrenci vardı. Ben de kendimi ait olduğum bir ortamda bulduğum için çok mutlu olmuştum ancak ben tam olarak ateist olmamama rağmen okulda benim ateist olduğum dedikodusu yayılmıştı, teneffüslerde tüm sınıflar çevreme toplanıp benimle uğraşıyorlardı. Bu durumdan bıkınca okul müdürüne şikayet etmeye gittim, annemi çağırdı ve durumu anlattı. Eve gittiğimizde annem ağlamaya başladı ve “sen küçükken namaz kılardın, nasıl ateist oldun?” benzeri şeyler söyledi, odama girip oyuncaklarımı bi koliye kaldırdı ve “sen bunları hak etmiyorsun, yarın bu oyuncakları hak eden çocuklara vereceğim” dedi. Kafamdaki tanrı imajı ailemin ve okulumdaki çocukların davranışlarını hoş görmezdi, bir süre kafamdaki bu tanrıya Hag adını verdim ve benim hayali arkadaşım oldu. Kendisiyle birlikte 8 farklı tanrı daha vardı ama isimlerini hatırlamıyorum, onlara çeşitli görevler vermiştim. Hep birlikte evrene hükmediyorlardı. Zamanla hayali arkadaşlarımla da konuşmayı bıraktım ve tam olarak ateist oldum, ancak son 3 yıldır bilimin soyut kavramları kanıtlayamadığı gibi çürütemediğini düşündüğüm için agnostiğim.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Baphomet

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

8 TESPİTLE İSLAMI TERK



8 TESPİTLE İSLAMI TERK

Giriş: İslamı anlamak ve terk etmek bilinçaltı mantığını çözerek mümkündür. Dini kaynaklarla anlatmak, terk etmek uzun ve zordur. Nedeni kutsal kılıfla üzeri örtülen idolojiyi görmemek, olması gereken süsler, kendi vicdanını din sanmak ve inancın empatiyi basdırmasıdır.

1. İyilik etmek zorla, savaşla olur mu ?
Araplar "türkleri cennet ehli yapalım, gitdiğimiz cenneti herkesle paylaşalım" derdiyle mi ordularla dünyaya savaş açıp kan döktüler ? MAKSAT kutsal kılıflı Cihadın şu getiri kuralları: Ganimet- ülkeyi, devlet malını yağmalamak, Köleler- bedava işçiler toplamak, Cariyeler- cinsellik ve iş amaçlı kadın köleler, Cizye- koruma kılıflı haraca bağlamak. İşte İspanyadan Hindistana kadar olan topraklardan ganimetler, köleler, cariyeler, cizyeler toplayarak hiç çalışmaya, üretmeye gerek olmadan yaşadılar. Bize kanla, korkuyla yutturdukları cenneti kendileri aşağı indirdiler. Cennet vadi araplar için soyguna teşvik, bizim için bu cinayetlere beraatdi. Tüm bu cinayetler, soykırımlar, kadınları cariye ederek tecavüzleri meşru kılan kılıf dini yaymakdı. Klasik arap için arap yarımadasının islamı terk etmesi nankörlükdür. İslamla emperyalizm kurup çölden saraylara geçtiler, cennet hurilerini kadınları cariye yaparak gördüler. Kapitalizm devrindeyse Kabe bitmeyen iyi gelir kaynağıdır.

2. Cennet ve Cehennem iyiler ve kötüler için mi ?
İslamda cennet yalnız müslümanlar içindir, Cehennemse sonda yalnız bu dine inanmayanlar için. Yaratdığını iyi kötü demeden sadece şu dine inanmadı diye ebedi zulm yapan tanrı olamaz. İnsanları dinine göre imtahanın mantığı olmaz. İyilik dolu Tanrının şeytanı, izn verdiği şerri, cehennemi olmaz.

3. İslam tebliğle mi yayıldı ?
Eger islam tebliğle geçmişde kitlesel yayılmış da son yarım asrda her türlü iletişim, ulaşım çağında insanların en az yarısı islama girmesi gerekmez mi ? Allahın tebliğ dini yollayışından 14 asr geçse de dünya 80% inanmıyor. Bu kadar insanı da şu dine inanmıyor diye yakmayı planlamış. İslam asrlar süren savaşlar, harac, baskıyla yayılmış ve bu güne şeriat rejimlerin idam korkusu, tehdit, taklitle gelmişdir.

4. Ahlak neyle bilinir ?
Diyorlar ki dinsiz ahlakı temellendirin. Peki dinler ne kadar ahlaklı nasıl biliriz ? Demek ki akıl ve vicdan seçicidir. Dinde söylenmiş iyi şeylerin gereken süs olduğu delili bunlardır: İslam zina etme diyor ama cinsel köle cariyelik var (Nisa 24-25; Nur 33), misyar nigahı var. İnsan hakkları diyor ama kölelik var (Nahl 75-76). Çalma diyor ama ganimet var (Enfal 1, 41, 69 / Feth 19, 20). Zülm etme diyor ama cihat, zorla dayatma ve cizye haracı var (Tevbe 29). Kadına değerden bahs ediyor ama dövmeyi önermiş (Nisa 34), tek şahitliyini kabul etmez (Bakara 282), mirasda yarım pay verir (Nisa 11). Süssüz din olmaz, süssüz din yaşamaz.

5. İslam ırzı nasıl korur ?
İslamda zina yapan ve tecavüz edene ceza için 4 şahid talep ediliyor (Nur 4, Nisa 15). Şahidli zina grup ilişkilerde olur. Tecavüzü ise kim 4 şahid yanında yapar ? Tecavüze uğramış kadın şahidi olmadan şeriat mahkemesine gitse iftira suçundan sopayı yer. 4 şahid gibi mantık dışı talebin altında amacı kadını sosyal alandan çıkarmak için güvenliğini kaldırmak. Zaten kadını cinsel obje, eşya gören islam-arap kültüründe kadınları kendi toplumunda korumak gerekli.

6. Gerçek islam nerde ?
Şeriatı uygulamış ilk müslümanlar asrı seadet dönemi yaşamışsa sonrası şeriat uygulayanlar neden o dönemi yaşamaz ? Asrı saedet iddiası hem tutarsız hem kaynakların yazdığı gibi karkaşa, savaşlar, cennetle müjdelenmiş ashabın bir birilerini öldürmesi, sömürü dönemidir. 1000, 1400 yıl müslüman olmanın sonucu ne ? Müslümanlar nerde şeriatı uyguluyorsa "gerçek şeriat yok" deyip suçu dışa atmak da boş. Dış güçler ne şeriatı yazmadı, ne toplumun aklına girmiyor. Gerçek şeriat yoktur demek için uygulanan dinin başka din olması gerekir. Laik ülkede kendi vicdanını din sayıp "gerçek şeriat yok" demek kolay ama kökü cihat-dayatma olan dinin şeriatı pratiği gibidir. Kuran kurtarıcıysa dünya devletleri hukuku bırakıp ayetleri izlemesi germez mi ? Dinimiz iyilik getirdi, şeriat kalkınmadır gibi sözler var olan gerçeği değiştirmez.

7. Aynı dine, kitaba inananlar.
Müslüman toplum huzur dolu olmaz. Çünki islam kendinden olmayanlara hükmünü geç, kendinden olup da mühalifet edenleri insan saymadığı için ne ekersin onu biçersin misalı dinin özü kendi tarihine, pratiğine yansımış. Bidat ehli için ayrımcı hadisler ve alimlerin bölücü görüşleri var. Mezhep birliği çağrıları düzen için takiyyedir. Çünki her fırkanın akidesi diğerine göre küfür. Tartışılan çoğu konular kaynaklara göre hem doğru hem yanlış yorumlana biliyor. Çünki orta çağın ihtiyacı olan dinle toplum ve hakimiyyet kurmak için yerel kültürü reform etmiş islam idolojisinin otorite yokluğu ve tartışılan konulara bu yüzden açık kapı bırakması. Peygamberin cenazesine 17 kişi katılması, azhabın bir birini kesmesi, halifelerin öldürülmesi, Harre savaşı, mezhep savaşları ve aynı devam eden günümüz bu gerçeği açıyorki gerek dini, gerek diğer yaşam alanlarında müslüman toplumun kardeşliği aynı mezhepden aynı kişisel düşünceye kadardır. Allahı, dini bir olanların huzurlu toplum olmaması, bir birilerinden kendilerini muhafaza etmesi kendi hataları olamaz. Nedeni arap kültürüne cihad hükümleri koyarak ganimet, köle, cariye, harac için soyguna çıkmış; cihatla imparatorluk kurmuş bu gürüh bölücü, çelişkili, kültür bozan, uygarlık söndüren dine sahipdiler. Bu güruh sıfır empati, vahşet saçan, bize din diye arap kültürünü dayayıp cinayetlerine beraat alan sömürücülerdi. İslam arap medeniyyeti olduğu için örnek şeriat ülkesi olmadığı gibi örnek müslüman toplumu imkansızdır.

8. İslam nedir ?
Bizler laik devletde göz açıp büyüyenler olarak islamı görmedik, yaşamadık. İyi niyetli müslümanlar kendi merhametimizi, laiklik ortamını islam sandık. İslam diğer dinler gibi sadece hikaye ve inanç üzerine kurulu değil. İslam toplumu etkileyen Muhammed şahsiyeti üzerine kuruludur. İnsanları güçle susduran, güçle ünvanlar alan, güçsüzken barışcıl, güçlüyken baskıcı kısaca güç üzerine kurulu şahsiyet. Gelini (Ahzap 37), üvey kızı (Nisa 23), çoçukla evlenmeyi (Talak 4) onaylayan, üç taşla teharet tavsiye eden dinin dünyaya ahlak ve temizlik dersi iddiasında olmasına şaşılmamalı. 10- 14 arsdır müslüman olmaya rağmen islam hiç bir kavmi islah etmemiş. Çünki hayatda kalmak, zenginlik, hükümranlık gibi insani arzulara dayanan gerçek hayata organize için kutsal kılıfla cinayeti seçmiş, hep düşman edinen, doğal olarak içinde de bölünen çetelerin mücadele idolojisidir islam. Dünyada tek din islam aynı mezhebiyle olsa mutlak birşeyler için savaş çıkar ve yeni mezhebler akımı başlardı. Kafa içinde bir şeyler yıkmalı, kesilmeli, kan dökülmeli.

SİZDEN GELENLER | Yazan: A.T.

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

ARİANY'İN DİNİ TERK ETME SÜRECİ



ARİANY DİNİ TERK ETME SÜRECİNİ ANLATIYOR


Merhaba. Takma ismim Ariany. 22 Yaşındayım ve okumayı, hayatı sorgulamayı, insanların hayatlarını dinlemeye ve onlara bilgim kadarıyla fikir vermeyi seven biriyim. Takma ismim ise hayalimde olan karakter. Bu karakter ne tanımlayan ve benliğimi oluşturan bir karakterdir. Onun hayali olduğunu bilsem de ona sımsıkı bağlıyım çünkü onu ben yarattım ve o benim hayatımın bir parçası. Dinden kurtuluşum da bana yardım eden, sevgi dolu bir dost. İlk önce kurtuluş sürecini anlatırsam bu hayalin neden canlandığını da anlamış olacaksınız. Müslüman bir aile ve çevrede doğup büyüdüm. Hayatım bunun üstüne inşa edildi, bunun üstünde emekledim. Gerçeğim her zaman din oldu. 8 Yaşından beri camiler de din dersi alıyor, din dersi alan insanlara bir arada oluyordum. Camiye gitmekte ilk başta oldukça hevesliydim. Hem arkadaşlarım oradaydı, hem de bir şeyler öğrenecektim. Çocukluğumdan bu yana yazmayı, öğrenmeyi seven biriydim. Hayatım felsefe üzerine kuruludur. Neyse efendim, camiye gittiğim her gün Kur'an derslerini Arapça olmak şartıyla alıyordum. Molalarda da oyunlar oynuyor, kahkalar ile muhabbet ediyorduk. İlk başta oldukça güzel geçen bu yaşantı sonradan yerini şiddete bıraktı. Kur'an ve cüz dersi alırken okuyamazsanız, unutursanız, harf şaşırırsanız vay halinize. Kızılcık veya kocaman bir sopa omzunuzda hissediliyordu. Zamanla gitmekten soğusam da ailem "döver de sever de" diyordu. Çocuktum, gittim. Dayak yiyordum. Okumaya çalışıyor ama beceremiyordum. 15 Yaşına kadar her yaz gitmeye devam ettim. Kur'an'ı öğrenmiş, cüzü okuyordum. Tabi Arapça bir dilde. 16 Yaşımda gitmeyi bıraktım. Çünkü bu yaşta dayak yemek sinirlerimi geriyordu. Sesimi çıkarırsam hem hocadan hemde ailemden dayak yiyecek, çevrede "hocaya karşı geldi, bak kâfire!" Diye dedikodum çıkacaktı. En iyisi bir bahane ile kurtulmaktı. Bu yüzden kendi eğitimimi kendim aldım. Kur'an'ı okumayı kendim öğreniyor, kendim okuyordum ki seneye dayak yemek istemiyordum. İnternetten hem Arapça hemde Türkçe okumaya başladım. Mealleri öylesine öfke doluydu ki, öylesine şiddet içindeydi ki korktum. Okurken aklımdan hep "Tanrı bile ne yapıyor ki hoca nasıl dayak atmasın" diyordum. Sene gelip çattığı zaman ailemi oldukça zor olsa da ikna ettim ama bir fener yandı bende. Bunu 1. Olay olarak ayırmak istiyorum.Tabi Camide olan eğitim haricinde lise de din dersi alıyordum. Hocamız öylesine sinirliydi ki bırakın soru sormayı yanlışlıkla hareket bile yapamazdınız. Öğretmenimiz, sürekli İslam'ın yüceliğini anlatırdı. Ama ben pek dersine odaklanmayan biriydim. Çünkü bu anlatılanları zaten biliyor, defalarca okuyordum. Hayatımın bir parçası olan bir şeyi defalarca okumak beni yavaş yavaş bıktırmaya başladı. Arkadaş çevrem de oldukça Müslüman bir hayat sürüyor, kimi kurslara gidiyordu. Orada gördükleri olayları anlatırken "hay hocamı seveyim" diyordum. Benim hocam bir melekmiş yahu... Dayak atmalar, tehdit etmeler, çocuklara işkence uygulamalar ve daha niceleri vardı. Bu bir kurs için değil, birçok kurs için geçerliydi. Arkadaşlarım artık kurslardan kaçmaya çalışıyorlar, yapamadıkları zaman mecbur ya dayak yiyorlar ya da yine aynı şeyleri dinlemek zorunda kalıyorlardı. Ben ilk başta dediğim gibi insanları dinlemeyi seven biri olduğum için, birçok sırrı biliyordum. Bazı kız arkadaşlarımın yaşadıkları kulağıma geliyordu. Kız arkadaşlarım, bunalmış, korkmuş bir vaziyette olsalar da, ailelerine anlatacak güçleri olmuyordu. Şiddet bir yana efendim, gözlerle taciz, fiziksel taciz, tecavüz girişimleri, yoklamalar ve bazı şeyler yaşıyorlardı. Aileleri onları evden çıkarmıyor, onlara "sen kızsın, edebini bil" diyorlardı. Bazılarının telefonlarına el konuluyor, 17 yaşında ki kız aileden dayak yiyor, kemerle vuruluyordu. Çoğu kurtulmak için evlenmek zorunda kalsa da ailesinin seçtiği eşler yüzünden kurtulamıyorlardı. Aile bitiyor eş dayağına geliyordu sıra. Bazıları 16 yaşında evleniyordu. Tabi, bunlar anlatılırken ben artık hayatı sorgulamaya başlamış, dinlerin ne olduğunu, bu insanların ne olduğunu öğrenmeye çalışıyordum. İlk başta klasik bir söz geliyordu "bu Müslümanlık değil" nerede değil tam olarak da o. Ama bu sorgulama aileme dert olmuş, baskı altına girmiştim. Ailem bana "detaya ne gerek var? Allah var etti ve o alacak. Kafanı nasıl karıştırıyorlar senin. Okul işte böyle bir yer" diyorlardı. Çevrem, saçlarıma, sakalıma, giysime, arkadaş hayatıma karışıyorlardı. Saçım uzun olduğu için bana "kız mısın sen?" Diyorlardı. Ne alakası var? Kız arkadaşlarımın durumunu az da olsa anlamaya başlamıştım. Sokağa çıkma yasağı uygulanıyor, okul zamanlarım düzenleniyor, telefonum kontrol ediliyordu. Amaç bu saçmalıkları "sorgulamayı" kesmekti. Bu karakter işte tam bu zaman da ortaya çıktı. Çünkü etrafımda ki insanlar, sorgulamayı bırakın bir kenara konuşamıyorlardı bile. Düşünceleri, bilgileri anlatacak kimsem yoktu. Sorgulamayı kendimle yapıyordum ama cevap alamıyordum. Zarar gören kız arkadaşlarım bile durumdan şikayetçi ama sorgulamaktan da mutsuz gibilerdi. Beni dinlemeyi bir kenara atın, bana bakmamaya başladılar. İnsanlar bana "delirmiş bu." Diyordu. Ailem "Müslümansın sen kendine gel" diye nasihat veriyordu. Ne iş yaptığım, kimle gezdiğim gözetleniyor, söylediklerim yayılıyordu. Bu sayede ailem rahatça beni takip ediyordu. 17 yaşında iken sadece "Dinimiz barışsa bunca savaş neden baba" diye sormuştum. Babam, "Kâfirler çok evladım, onları arındırmak için" demişti. "İyi de baba, bu kanla olmaktansa, bilgiyle ve kanıtla neden olmuyor" dediğimde bana "senin gibiler yüzünden. Müslüman mısın belli değil, burnun havada, tutturmuşsun bir şeyler " demişti. "Ama, onlar sorguladıkları için bu halde olamazlar mı?" Babam sinirlenmişti. "Ne diyorsun sen evlat, Allah'ı sorgulamak kimin haddine. O hepimizi seviyor" demişti. Devam edersem dayak yiyeceğimi bildiğimden içimden "Hadi oradan, bu yüzden kız arkadaşlarım evden çıkamıyor. Sırf kız oldukları için mi koruyor onları yoksa düşkün olduğu için mi" diyordum. Hayali karakterim bu zamanlarda yetişmişti bana. Onu kendim yarattım, kendim büyüttüm. Duyduğum sırlar, dertler alevlendirdi onu. Ona, öğrendiklerimi anlatıyordum o da bana cevap veriyordu. Düşünüyor, doğruyu bulmak istiyordum. Bana sürekli "Hey, deney faresi, nasılsın?" Diyordu. Haklıydı da. Deney faresinden farkım yoktu. Dünya labirentim, Allah beni deneyen, bu İslamcılar da enjekte edilen ilaçlardı. Hangi yöne gideceksin? Aria ile olan yani hayalimle olan bir konuşmam daha açıklayıcı olur sanırım.
"Allah, seni deniyor mu?"
"Öyle diyorlar."
"Peki buna emin misin?"
"Aslında pek değilim"
"Yahu, senin geleceğini bilen, seni çizdiği çembere rağmen yakacak olan biri seni neden denesin. Bunca şeyi yarattıklarını denemek için neden yapsın? Küçük çocukların haberlerini görüyorsun. Sırf birileri iyi olacak mı diye gelecekleri yok olan çocukların suçu ne? Hani, savaşa gitmemişsindir ama yolda giderken bir kurşun omzuna isabet eder ya, buna 'lanet olası kurşun' dersin, bundan ne farkı var bu durumun?" Kafam oldukça karışmıştı. Çünkü sadece Türkiye veya İslam için değil, dünya ve dünya dinleri için aynı şeyi düşünüyordum. Belgeseller de kendini İsa olarak görenler, din için savaş açanlar, küçük çocukları bile kutsayanlar, Tanrı adına köle olmasını isteyenleri görüyordum. Çevrem de olanlar beni öylesine zorluyordu ki. Tüm bunlar tanrı için mi? Her şeyin basit bir Domino taşı olduğunu çözmüştüm. Şeytan taşlamak için taş alırsın ve atarsın. Bu taşa para verirsin ama taş tekrar satılır. Sen gibiler taş attıkça o taşlar yeniden ve yeniden satılır. Eğer şeytan taşlama olmasa satış olmaz. Ekonomik kazanç işte bu. Eğer Amerika'da veya başka bir ülkede bir dinde değilseniz, bir inancınız yoksa takip edilemezsiniz. Çünkü, sizi eğiten kişiler bellidir. Eğer onların eğitimi dışına çıkarsanız sonuçlar ve olasılıklar artar. Bu durumda, size sürülen eşyalar ve satılan diğer şeyler değişir. Eğer bir toplum Müslüman ise Kur'an eğer değilse İncil eğer inançsız bir kesimse ona göre ürünler getirilir ve pazarlanır. Camiler, kiliseler için verilen paralar, dönen ekonomik oyunları göstermektedir. Yani, siz eğer inançsız biriyseniz, hem köle olamaz hemde alacağınız ürünler azalır. Stratejik bir plan.Bunu çözmeyi başardığım zaman dinin ekonomik kazanç olduğunu, tamamen görünmez kameralar ile izlendiğimizi ve korkutularak bazı şeylere engel olunmasını anlamıştım. Kur'an'ı Türkçe okuyunca zaten değişmeye başlayan fikir oldukça güçlenmiş, oldukça büyümüştü. IŞİD gibi, bir ülkenin stratejisi olmak istiyorsanız veya bir kişiyi ortadan kaldırmak istiyorsanız ona sadece kâfir deyin yeter. Çünkü Tanrılar, bir kâfire verdiği o önemsemeyi, bir çocuğa gösterse idi, bir kez ona bakılmasını söylese idi, koskoca Allah veya diğer tanrılar "Çocukları koruyun" deseydi, bugün savaşlarda, kaoslarda ve türlü iğrenç vak'alarda çocuklarımız ölmeyecekti. Asgard, Valhalla, Diğer cennetler umurumda bile değildi artık. Bizim zaten bir cennetimiz vardı ve biz ona sahip çıkamıyorduk. Hayali karakterim Aria, çevremin cesaret edemediği sorgulamayı yapıyor, benim korkularımı yok ediyor ve tüm o anlatım isteğim tamamlanıyordu. Hayali karakterim ve dinden kurtuluş sürecinin oluşumu tamamen bundan ibarettir.

Ey Toprak ana, ey güzel gökyüzü ve narin bulutu.
Nice dert açtık başınıza, nice gürültü ve uğultu.
Bir kere susmadık, bir kere durmadık ve bir kere sizi duymadık.
Toprak ananın evini görmedik. Ne bir aslanı ne suda yüzen kuğuyu.
Güzel gökyüzünü resmetmek yerine onu kirlettik ve kazanç uğruna öldürdük.
Suyumuzu zehir yaptık, gönlümüzü çamur.
Din getirdik, toprak anaya kan döktük.
Kural getirdik, büyükleri köle yaptık, çocukları boğduk.
Bilirim, kötüyüz biz. Ama ne Roma'yız, Ne İsa ne de Hitler.
Biz, bazıları seni seveniz, seni öğreten, seni kollayan çocuk.
Bebekleri öpeniz, kuğuyu neşeyle izleyen.

Teşekkür ederim, iyi ki varsınız.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Ariany

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

CHIRONEX'İN DİNDEN ÇIKIŞ SÜRECİ



DİNDEN KURTULMA SÜRECİM


"Herkese Esenlikler. Her ne kadar otuz yaşında ve iki yıldır ateist olan birisi olsam da, aydınlanma sürecim ortaokul yıllarıma kadara dayanır. Bildiğiniz gibi mitlerden sıyrılmak; akşamdan sabaha oluşabilecek bir "sanrı" değil, tıpkı uzaya fırlatılan bir roketin her bir aşamada gereksiz bir parçasından kurtulması gibi; okudukça, düşündükçe ve analiz ettikçe,  zaman içerisinde ulaşılan somut bir gerçeklik.

Daha küçücük bir çocukken bile okumaya, araştırmaya çok meraklıydım. Bendeki bu "bilgiye açlık" herhangi bir konu üzerinde vuku bulabiliyordu. Bu sebeple daha ergenliğe bile girmeden, okumadığım Meydan Larousse ve Büyük Larousse cildi bırakmamıştım. Bundan dolayıdır ki, daha lise yıllarımda evrim gerçeğini görmüş, idrak ve kabul etmiştim. Arkadaşlarım tarafından dalga konusu yapılmama rağmen benim kafamda zerre kadar bir şüphe yoktu.

Bununla birlikte dindar bir ailede ve muhitte büyüdüğüm için, dinimi de bırakmıyordum. İslamı evrime ve bilime aykırı bir din değil sanıyordum. Aslında bilinçaltımda bu aykırılıkların hepsini de fark ediyordum ama bilirsiniz işte, kendimi kandırıyordum. Güya Adem ile Havva günümüz insanına fiziken benzemeyen primat türleriymiş; günün birinde mutlaka karşılaşacağımız Evren'ın diğer köşelerindeki uygarlıklar, kur'anda, "18 bin alem yarattık" denilerek zaten önceden haber verilmekteymiş; zariyat suresinde Evren'in genişlemesi zaten ortaya konuluyormuş; Dünyamızın düz olduğunu zanneden ayetlerde aslında kastedilen farklıymış; aslında Avustralya aborjinlerine bile peygamber gönderilmiş, kuranda ışık hızı veriliyormuş. Muş muş muş...

Bu kadar çok savunma mekanizması geliştirmemin sebebi, laik bir babaya sahip olmamıza rağmen, annemin ve annemin ailesinin aşırı dindar olması, ve babamın bizim büyümemizde çok etkisi olmamasıydı. Annem bizi öyle yetiştirdi ki, bir vakit namazının değil farzını kılmamak, acelem olduğu için sünnetini kılamadan bitirdiğimde bile, "Peygamber efendimiz bana şefaatçi olmayacak" diye içim içimi yerdi. Özellikle cuma namazlarında evimin yakınındaki camiler dururken, "Allah'ın rızası"nı kazanabilmek için daha uzaktaki camilere saatlerce yürür, kış günlerinde yine "Allah'ın rızası"nı kazanabilmek için buz gibi suyla titreye titreye abdest alırdım. Günler böyle geldi geçti...

İyi bir üniversitede hukuk fakültesine girdim. Artık aileden ayrılık vaktiydi. Babam beni otogardan uğurlarken onu ilk defa gözleri dolu görmüştüm. Dudaklarından şu cümle döküldü: "O kadar âdil bir çocuksun ki, en büyük isteğim hâkim olmandır." Aşırı sorumluluk sahibi bir gençtim. Ailem benden hakim olmamı istemişse iş bitmişti. Üniversite yıllarım da bilim ve dini aynı potada eritme çabalarıyla geçti. Ancak ters giden bir şeyler vardı. Hukuk da bir bilimdi ve ben her geçen gün hukuk nosyonu kazanmaya başladıkça, inandığım dini bir de evrensel hukuk ilkeleriyle mukayese ediyordum. Bu sayede şer'i hukukun, insan aklına ve mantık ilkelerine hakaret niteliğindeki yönlerini daha da net fark etmeye başlamıştım.

Şimdiye kadar inandığı dinin yalnızca doğa bilimleri karşısındaki konumunu fark eden ben, artık sosyal bilimler karşısındaki konumunu da fark etmeye başlamıştım. Geçmişteki binlerce dine olduğu gibi, bu dogmaya da öldürücü darbeyi doğa bilimleri indirecek, bu net. Ancak şu aşamada, zayıf dimağlar için, tefsircilerin danslarına müsait bazı noktalar bulunuyor. Sosyal bilimlerin ise, bu dogma karşısında doğa bilimlerinden bir farkı olduğunu fakülte yıllarımda fark ettim: Dinin doğrudan insan vicdanına aykırılık teşkil etmesi. Örneğin kadına boşanma hakkı tanımıyordu. Biz ise Aile Hukukunda kadın ve erkeğin aynı haklara sahip olduklarını görüyorduk. Örneğin İslam, insanların temel hak ve özgürlüklerine de saygı duymuyordu. Bir kişinin sevgilisiyle sokak ortasında öpüşebilmesi doğal bir özgürlüktü. Ancak İslam bunu hak ve özgürlük olarak görmüyor, diğer insanlara karışamazsınız diyemiyor, tam tersine kadının giyimine, çiftlerin ilişkilerine karışıyordu. Hatta eşlerin yatak odasına, tuvalete hangi ayakla girileceğine dahi karışan bir dindi. Her konuda hukuki düzenleme getirerek, insanları insan olmaktan çıkarıp robotlaştırdığını yavaş yavaş fark etmeye başlamıştım. Bunun gibi kişiler hukukundan tutun da miras-ceza-anayasa hukukuna kadar her hukuk dalında, şer'i hukukla aklın hukuku arasında yüzlerce çelişki vardı. Artık vicdanım çok rahatsızdı. Dini esaslara göre yaşamayı bırakmıştım ama gündelik konuşmalarımdan da Müslüman olduğum anlaşılabiliyordu. İç dünyamda da kendimi Müslüman olarak tanımlamaya devam ediyordum. Ayin olarak, yalnızca cuma namazlarına gider senede bir ay orucumu tutardım.

Türkiye'de hakimlik sınavında derece yaptım. Mülakat yalnızca 2 dakika sürdüğünde çok şaşırmıştım. Soru bile sormadılar. Sonuç açıklanınca hayatımın şokunu yaşadım. Nasıl kabul almazdım? Yabancı dilim anadilim gibiydi. Sıralamam dereceydi. Yüksek lisansım vardı. Serbest avukatlık geçmişim vardı. Peki benim yerime kimleri almışlardı dersiniz: İslami bir terörist yapılanmanın unsurlarını...

Pes etmedim ikinci, üçüncü ve dördüncü kez kazandım. Bu süreçte ülkede darbe girişimi oldu, o İslami terör örgütünün elemanları yargıdan ihraç edildi ve ben "artık benim gibiler herhalde hakkını alır" düşüncesiyle tekrar tekrar denedim. Bu kez de dernek ve vakıf görünümlü radikal İslami yapılanmaların elemanlarının alındığını gördüm. Nedenini üst düzey bir yargı görevlisine sorduğumda bana, "bunu torpil olarak düşünme. içen-sıçan gezici anarşistlerin yerine, oralarda yetişmiş ahlaklı ve dindar gençlerin kürsülere oturması adalet için daha hayırlı" demişti. Hayatımın ikinci şokunu yaşadım. Sorgulamalarım artmıştı.

Sonra şuna karar verdim. Ben neden inandığım doktrinin anayasası olan kuranın Türkçe'sini okumuyordum. Okumaya, araştırmaya bu kadar meraklı olan ben, bu yaşıma kadar bunu neden ertelemiştim. Tefsircilerin kıvırmalarını tahmin ettiğim için orijinal Elmalılı tercümesini buldum. Okudum, bitirdim. Gözlerime, zihnime, dilime, kendime inanamadım. Diyanet eski mealini buldum ve onu da okudum. Bir daha baştan sona okudum. Sonra bir daha. Sonra birkaç kez daha... "Gerçek İslam bu değil" diye diye, İslamın gerçek olmadığını anlamıştım sonunda.

Hayatım boyunca bundan daha kötü bir duygu hissetmemiştim. Bu hissin tarifi bile yoktu. Gençliğim gitmişti. Sonra değil gençlik, binlerce yıldır bütün bir hayatı boşa giden, ve önümüzdeki yıllarda da boşa gidecek olan milyarlarca insanı düşündüm. Dinin ne denli büyük bir senaryo olduğunu idrak etmem karşısında, tarifi yapılamaz derecede şiddetli bir dehşete düştüm. Kıldığım o binlerce rekat namaz, aç kaldığım yüzlerce saat... Hepsi koca birer yalandı. Buna adım kadar emindim artık. Daha fazla direnmenin ve kendimi kandırmaya devam etmenin hiçbir anlamı yoktu. Puzzle'ın parçaları yerli yerine oturuyordu. Dinden çıktıktan sonra okuduğum kitaplar ve yaptığım araştırmalar dolayısıyla, mantığıma en çok Ateizm yatmıştı.

Aklıma yıllar önce agnostik olduğu için terk ettiğim sevdiğim geldi. Onunla yarım kalan hikayemiz. Yaşanmamışlıklar... Şu yaştan sonra gençliğimi yaşamaya başladım. Kaçan giden hayatımı... Hukukçu değil, müzisyen olmak istemişimdir hep. Konservatuvar okumayı çok isterdim ancak benim ailemde böyle bir şey söz konusu dahi olamazdı. Hiçbir şey için geç değil. Küçüklüğümden beri klasik rock ve blues müziğini çok severim. Müzik haramdı benim dinimde. Artık bizzat icra ediyorum. Güzel bir davul seti aldım. Bunu öğrenince de bass gitara başlayacağım. Sırtıma kocaman bir Led Zeppelin dövmesi yaptırdım. Annem çok üzülüyor. Babam zaten bir buçuk yıl önce vefat etti. Ana oğul yaşıyoruz. Hayattaki tek dayanağı benim. Evlenmeyeceğimi de anladı. Cinsel yönden bir sorunum olduğunu bile zannediyor. Artık çeyiz dizmeyi falan bıraktı. Ama tüm bunların sebebini anlayamıyor. Ona söyleyemiyorum çünkü bu din insanları yalnızca şahısları özelinden değil, evlatları üzerinden de tehdit ediyor. Şu haliyle cennet diye bir yere gideceğine inanıyor. Benim ateist olduğumu bilmesini ve benim yüzümden yanacağını düşünmesini istemiyorum.

Ben geleceğin aydınlık olacağına adım kadar eminim. Çünkü şunu fark ettim: Bizimle onların arasında temel bir farklılık var. Onlar inanıyor. Biz ise inanmıyoruz, biliyoruz. Adımız kadar eminiz. Yani ışığa dokunan birisi artık bir daha karanlıklara yenilmiyor. Çağlar ilerledikçe, hep o cepheden bu cepheye kaymalar olacak. Ama bu cepheden o cepheye asla. Bütün dinlerin günün birinde birer mit olacağı aslında sadece bir zaman meselesi.

Kendimi rüzgardaki bir kuş tüyü kadar hafif hissediyorum. Vicdanım o kadar rahatladı ki. Kendimi yalnızca "insan" sıfatıyla tanımlayabilmenin kıvancını yaşıyorum. Bu geçtiğim süreçlerden geçmekte olan insanlara şunu söylemek istiyorum. Korkmayın! Hayata bir kez geliyoruz. "İnanırsam bir şey kaybetmem" demeyin. Özgürlüğünüz kaybediyorsunuz. Sevdiğim bir özlü sözle hikayemi bitirmek istiyorum: "Korku kapıyı çaldı. Cesaret açtı. Kapıda kimse yoktu..." Stefano D'Anna

SİZDEN GELENLER | Yazan: Chironex

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

ESKİ CEMAATÇİNİN DİNDEN ÇIKIŞ SÜRECİ



ESKİ CEMAATÇİNİN DİNDEN ÇIKIŞ SÜRECİ


Merhaba öncelikle tüm arkadaşlara. Ben şu an üniversite okuyan bir arkadaşınızım. Kendimden bahsetmeye başlarsam klişe olacak ama çok dindar bi ailede yaşıyorum. 7 yaşındaydım bütün namaz surelerini ezberlediğimde, Ayetel Kürsi'yi ezberlediğimde, sular seller gibi kuran okumaya başladığımda. Bizim aile Adıyaman cemaatine bağlı tamamen İslam üzerine yaşayan bir aile. 11 yaşındaydım bu cemaate bağlı bir kursa yazıldığımda.

Okul sonrası oraya giderdik derslerimize yardım ederlerdi namaz kılardık sohbet ederlerdi bize. Gördüğüm tek şey İslam yaşantısıydı, babamla evde cemaat olarak namaz kılar, ona müezzinlik yapardım. Sabah namazlarına kadar kıldırırdı babam bana. Bu cemaatin dergahına giderdik babamla orada arkadaşlarının çocuklarıyla falan da yaramazlık yapıyoruz tabi keyifler yerinde benim için. Hatme diye bir şey vardı mesela gözlerimizi kapatıp yuvarlak oluşturuyoruz ve elimizdeki taş kadar sure okuyoruz. O an oraya melekler, peygamber, cemaatin lideri olacak zatın ruhu falan alayı inermiş gözlerimizi açarsak oraya inen rahmeti göreceğimiz için kör olurmuşuz hatta bu 3-5 kişinin başına gelmiş bunu bize anlatıp gözümüzü korkuturlardı bizde aynen uygulardık. O saçma ritüeller o kadar küçük yaştan beri bize dayatılmıştı ki hepsi çok çok normaldi. Buraya gelen insanlar genelde önceden kötü işlere bulaşmış, birileri vasıtasıyla buralara yönlendirilmiş ve burada duyduğu kerametlere hayran kalıp buradan ayrılmayan kişiler ve şeyhlerinin tek lafıyla yapmayacak şeyleri olmayan kişiler maalesef.

Ben büyüdükçe buradan uzaklaşmaya başladım. Babamın her akşam buraya gitmesi ilk başta beni buraya sonra da genel olarak İslama karşı tavırlı yapmıştı tabii istemsizce. Çünkü o farkında değildi belki ama evimizde muhabbeti geçen tek konu neredeyse buydu onun dışında ne yapsak babam bizi kötülüyordu. Ama hala koyu bir din savunucusuydum. Babam benim 5 karış suratımı görse de namaz çok önemli diyerek kıldırıyor, Kılmasam evde kıyametleri koparıyor hatta benle günlerce konuşmuyordu. Bense artık pes etmiştim lise çağıma geldiğimde tarikatların sahtekarlıklarını düşündüğümde zaten canlı olarak gördüğüm için (Adıyaman'a 5-6 kez gitmiştim) fark etmem çok kolay oldu. Bundan babama hiç bahsetmedim beni evlatlıktan reddederdi o sinirle. 1-2 ay öncesine kadar ise hala sorgulamadan tam takır inanırdım ibadetimin zerresi kalmamış tabi orası ayrı.

Bu aralar boş vaktim fazla, Youtube'de karşıma cemaatlerle ilgili yaptıkları yolsuzlukları anlatan bir videoyu izledim ve kanalın diğer videolarını da izleyince ateist olduğunu anladım. Bir kaç videosunu daha izleyince küçüklükten beri doğru kabul ettiğim bazı şeylerin ne kadar saçma olduğu kafama adeta dank etti. Mesela o dergahta bir gün biz gençleri toplayıp şunu dedikleri an aklıma çakıldı. Oraya yıllardır gelen bir adam bize tam olarak dedi ki "Şeyhimiz Allah ile görüştü ve Allah şeyhimize bu dünyanın artık küfürden geçilmediğini ve kıyameti koparacağını söyleyince şeyhimiz mürşitlerinin bu durumu düzelteceğini biraz daha zaman istediğini söylemiş yani bu durumu kurtaracak gençler bizmişiz dünya bizim son çabamız için ayaktaymış."

O zaman bu cümleyi hiç birimiz sorgulamadık, bu tarz saçmalıklar Efe Aydal, Celal Şengör gibi kişileri dinledikçe aklıma düşüyordu. Henüz ne olduğumu kararlaştırmayacak kadar taze bu durumlar ama dinlere hiç bir şekilde inanmadığımı rahatça söyleyebilirim artık. Ne kadar zamanında inanmış olsam da diğer arkadaşlar gibi hayat felsefem din üzerine olmadığı için çokta büyük boşluğa düşmedim önemli olan hayatınızı, ideallerinizi kendi benliğinize adamanız bence. Dikkat çekmek istediğim konu ise cemaatler tabii ki. İnsanımız doymuyor bir şeyleri yüceltip hiç sorgulamadan hayatını bu şeylere köle etmeye halbuki babam bu konu dışında zekiliğini takdir ettiğim ince düşünebilen birisidir ama gençliğinde boşa yaşadığını düşündüğü zaman burayı bulunca burayı her şeyden öne çıkardı. İşini, ailesini, attığı adımı bu adamların dediği gibi düzenledi. Bense önce bu cemaat safsatasından ardından dinden sıyrıldığım için mutluyum.

Kendinizi benim yerime koyun ailesi, sülalesi bu kadar bağlı insanların içinden düzgün bir psikoloji ile sıyrıldım. İlerisi için araştırmalarım durmadan devam ediyor çünkü 2 ayda üstü kapatılacak konular değil ve insanlığın geçmişten günümüze ki hali gerçekten ilgi çekici. Araştırmaya, aklımızı kullanmaya devam arkadaşlar. Hepinize bol sabır, çünkü çok lazım olacak..

SİZDEN GELENLER | Yazan: Eski Cemaatçi

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

3 TAKİPÇİMİN DİNDEN KURTULMA HİKAYESİ



POYRAZ
Öncelikle hepinize merhaba din ve mitoloji takipçileri. Benim adım Poyraz Ali Kalyoncu  (soyadımı  paylaşmanızda bir sakınca yok) 14 yaşındayım ve yaklaşık 1 senedir deistim. Neredeyse hepimiz gibi Müslüman bir ailede doğdum. Annem ve babam ikisi de Müslümanlar. Annem babama göre daha az muhafazakar olsa da yinede dini bana bir noktaya kadar öğreten oydu. Ailem ayrı olduğundan annemle büyüdüm. Zaten küçük yaşlarda sorgulamaya başlamıştım, aklımda bazı sorular vardı. Hayvanları neden kurban ediyoruz veya Allah neden bizi önemsiyor gibi şeylerdi bunlar. 8,9 yaşından beri oruç tutuyordum ve aynı zamanda Kur'an kursuna gidiyordum. Babam söz vermişti, eğer Kur'an okumayı öğrenirsem beni bir daha o yere göndermeyecekti. Ben bir yaz boyunca kafamı Kur'an'dan neredeyse hiç kaldırmadım, okuduklarım ise hep Arapçaydı. Dolayısı ile okuduklarımdan hiçbir şey anlamıyordum. Yaz bitti, okullar açıldı derken bir sene daha geçti. Tekrar yaz geldiğinde babam bana Kur'an kursuna gideceksin dediği zaman çok sinirlendim. Babama da dine de ilk defa o gün karşı çıktım. O andan itibaren biraz çocuksu bir şekilde araştırmaya başladım, araştırma sürecim yaklaşık 2,5 yıl sürdü. Bu süreçte ilk önce Evrim Ağacı tarzı bilimsel kanalları ve sonrasında ise din ve mitolojiyi buldum. Aslında bu buluş sürecim benim için bir dönüm noktasıydı çünkü artık kendime deist diyebiliyordum. Aklımda bir soru kalmamıştı. Din ve mitolojien bulduğum ayet ve hadislerle kendimi savunabiliyordum. Savunduğum kişi ise din öğretmenimdi.
Açıkcası anlatığı şeye kendisinin de inanamadığını söyleyebilirim. Derste konu geldikçe sorular sorup dersin ilk 10 dakikasından son dakikasına kadar dersi tıkıyordum. Adam resmen cevap vermek için çırpıyor ama veremiyordu çünkü cevabı yok. Yok işte kardeşim ne zorluyorsun bu kadar.
İnandığı dini bilmeyen o kadar çok insan var ki eminim bu yaşıma rağmen dinlerini çoğu Müslümandan daha iyi biliyorumdur.
Araştırmak insanın doğasında olan bir şeydir ve eğer yaratılış gerçek ise bu özelliği bize Allah kendisi vermiştir. Bu yüzden cezasının olması kadar saçma ve çelişik bir şey yoktur.
Bilimle kalın abilerim, ablalarım ve dostlarım.

SRABYA
Merhaba, ben Srabya. Aşırı sağcı bir babanın oğlu olarak doğdum. Küçükken bana empoze edilen Allah ve sağcılığı benimsedim. Her çocuk gibi bende kuran kursuna gittim fakat çocuk olduğum için aklım hiç bir zaman kuranda olmamıştı oradan öğrendiğim tek şey bir varlık var ve bizi istediği gibi yönetebilir. Eğer onu kızdırırsak cezalanırız gibi şeyler. Kuran kursuna yine gittiğim bir gün namaza girdik namaz sonunda hoca sinirli bir ses tonu ile '' yarın herkes fatihayı ezberleyip geliyor. Yoksa ceza var'' dedi. O güne kadar ben ailemden bile ceza görmemişken başka birinin beni böyle korkutmasın gerçekten soğuttu beni ve bir daha asla kuran kursuna gitmedim. Yaşım 8 9 civarındaydı. Fakat 9 yıl boyunca bana empoze edilen dini 6. Sınıfa kadar yaşadım. Namazlar gittim sürekli günah işliyorum diye korkup namaz kılıp sürekli tövbe ediyordum. Sürekli Allaha sığınıp dualar ediyordum ve bu dualar genellikle ailem sağlıklı olsun dedem hastalığından kurtulsun gibi istekler oluyordu. Sürekli ateist olanları aptal görür kendimi '' muhteşem Bi kitap kuran nası inanmıyorlar? '' diye avuturdum. Dinden kopmamın ilk nedeni abim oldu. Benden 14 yaş büyük bir abim ve 7 yaş büyük Bi abim daha var. Büyük abim ateistti ve açık açık söylüyordu. Küçük abimle de ben abimi yarım aklımızla yanıldığını falan ispat etmeye çalışıyorduk falan. Bir ara 7. Sınıfta 12 li yaşlarımda kafama dank etti ve ibadet işleri gerçekten neden var diye düşünmeye başladım. Din öğretmenlerine soru sorarken çekiniyordum çünkü bulunduğum bölge dolayısıyla herkes dindardı ve soru sorduğumda salak mısın bunlar nası sorular gibi söylemlerle karşı karşıya kalıyordum. İlk dinden çıkma sebeplerim cehennem, imtihan ve bazı çelişkilerdi. Bir tanrı neden bizi cehenneme yollar? Neden imtihan oluyoruz Allah'ın buna ihtiyacı mı var?  Ve bazı çelişkilerdi beni arada bırakan.

Bir süre geçti ve gerçekten arada kalmıştım. Çünkü ön yargılı kırıp dine Müslüman olmayan biri gibi baktığımda bunun insan doğasına aykırı olduğunu görmüştüm.
Zorlamalar şiddet savaş en çok bu dinde vardı. Dinden çıkan hemen hemen herkesin yaşadığı gibi arada kaldıktan sonra kendimi Kur'an'la kandırdım. Kur'an mucizeleri denen olaylara inanmaya başladım ve ateistlikten tekrar dine döndüm, hatta döndüğüm ilk gün namaz kıldım ve psikolojik olarak rahatladım.

Fakat artık araştırmayı öğrenmiştim elimde İnternet vardı. Yine bir tarafsız araştırma yaptım ve mucize diye bir şeyin olmadığını, hepsinin uydurma olduğunu açık açık gördüm. Kandırılmış hissettim ve dün tapındığıma o gün düşman olmuştum, çok zor zamanlardı.
Ardından evrim teorisini keşfedince semavi dinlerin gerçek olmadığına tamamen inanmıştım. Kur'an okumaya karar verdim ve inanır mısınız Bakarayı bitirip bıraktım. Buna inanan insanlar var diye halimize acıdım resmen.

Şuanda inancımı merak eden olursa agnostik ateistim. Dinden çıkarken hayat boşa mı? Din yoksa neden yaşıyorum? Her şey boşa mı? diye düşünüyordum. Zaten birçok Müslümanı dine bağlayan kilit nokta da budur. Fakat çeşitli zorluklardan sıyrılıp gerçekten dinden kurtulursanız mutlu oluyorsunuz. Elbet anlattıklarımı dindar arkadaşlar izleyecektir. Arkadaşlar Kur'an mucizesi diye bir şey yok kandırmayın kendinizi araştırmalar yapın, korkmayın. Dinlerin alayı yalan dolandır. Evrim teorisine bakın, araştırın. Evet Müslümanken bende maymundan nasıl geliriz diye gülüyordum fakat işler öyle değil, lütfen ön yargınızı kırın. Sevgilerimle.

ENKİ
Merhabalar benim adım Enki (tabi ki gerçek ismim değil)
Benim dinden çıkma hikayemi size anlatmak istiyorum. Ben çok dindar bir ailede doğdum annem babam 1960'ların sonunda Almanya'ya geldiler bende Almanya'da doğdum büyüdüm. Çok küçük yaşlarda namaza başladım, camilerde yatılı olarak kaldım.14-15 yaşlarında ilk defa kafamda sorular oluştu ve hocalara sorular sormaya başladım. Bunlar ilk başta çok basit sorulardı.Mesela yılbaşında havai fişek patlatmak neden günahtır gibi.

Aldığım cevaplar hiçbir zaman tatmin edici olmadı.Arada bir soru sorduğum için Tokat bile yediğim olmuştur.28 yaşıma kadar namazımı kılıyor orucumu tutuyordum, hatta imanım o kadar kuvvetliydi ki müzik yerine Kur'an dinlemeyi tercih ediyordum.Arabada sürekli büyük bir hayranlıkla Abdul Samet'i dinlerdim.Yani anlayacağınız iyi bir Müslüman olmaya gayret ediyordum. Peki ne oldu da ben bu İslam dinini terk ettim? Şöyle söyleyeyim ben araştırmayı soru sormayı çok seven biriyim. Bir gün cuma namazından sonra her zaman olduğu gibi yine para toplanıyordu.Bu sefer Somali'ye. O an düşündüğüm şey neden sadece Müslüman olan ülkelere ve ya kişilere yardım ediliyordu? Cemaat camiden çıktıktan sonra bunu hocaya sordum. Hocanın verdiği cevap beni çok düşündürdü. Bana dediği onlar gavur onlar gayri Müslim oldukları için onlara yardım edilmez. Peki ama Müslümanlar gayri Müslimlerden her türlü yardımı alıyorlardı, hatta Tafel, Caritas gibi Hristiyan organizasyonlar olan kuruluşlardan bile. Bir gün kendi kendime şöyle bi düşündüm dedim ki ben niye Müslümanım? Annem babam Müslüman olmasalardı bende şu an Müslüman olmayacaktım. Annem babam Japon olsalardı belki ben bugün Japonya'da yaşayan bir vatandaş olacaktım. Kafam iyice karışmıştı. O güne kadar kendimi dindar bir Müslüman olarak görüyordum ama Kur'an'ı sadece Arapça olarak okuyordum, yani Türkçe mealini hiç bir zaman okumamıştım. Kur'an'ın mealini okumaya karar verdim. Üç defa Almanca olarak okudum ve daha sonra iki defa Türkçe mealini. Ve ne diyeyim ilk defa mealini okuduğum kitap beni şoka uğrattı. İnsanları aşağılayıcı, ayırıcı,nefret ve şiddet dolu bir dil vardı. İlk o zaman şüphelendim bu kitap gerçekten bir Tanrı tarafından mı yoksa bu bir insan ürünü mü diye sordum kendime? Ve inanın dinden çıkmak öyle kolay değil 36 yaşıma kadar eskisi gibi olmasa da kendimi hala Müslüman olarak görüyordum evet şüphelerim vardı hatta bazı şeyleri inkar ediyordum mesela bazı hadisleri. Ama içimde çocukluktan aşılanmış bir korku vardı bunu bir türlü yenemiyordum. Annesi babası Cemalettin kaplancı olan biri olarak ben kendimi Caner Taslaman'cı olarak görüyordum. Ama bu da fazla sürmedi. Internette bir gün bir video gördüm birisi çıkmış Allah'a Muhammed'e küfür ediyordu ama aynı anda kurandan ayetler gösteriyordu. Bu kişinin Gigtv diye bir Kanalı vardı bende bir kaç videosunu seyrettikten sonra inanın hıçkıra hıçkıra ağladım, "bu şerefsiz insan nasıl böyle küfür edebilir" diye.
Aradan aylar geçti ve dedim ki ben bu adamın verdiği ayetleri araştıracağım. Evet Kur'an'ı okumuştum bir yandan adamın aslında haklı olduğunu biliyordum belki ama bunu kabullenmek istemiyordum. Muhammedin ayı ikiye yarması veya Muhammed'in Allah ile pazarlık yapması gibi şeyleri artık kabul edemiyordum.Daha sonra kendimi daha fazla kandıramayacağımı düşündüm ve İslam'ı terk ettim. Ve düşünün bu öyle zor bir süreç ki hala ailem benim dinden çıktığımı bilmiyor. Bir gün söyleyeyim diyorum ama hep başka zaman söylerim şimdi olmaz diye diye yaşım oldu 40. Ne zaman söyleyeceğim bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey var o da dinlerin insanlar tarafından uydurulmuş olması. Hristiyanlığı araştırdım eski Ahit'i de okudum ama dinler artık bana çok mantıksız geliyordu. Gerçi Muhammed ile karşılaştırdığımda İsa ya büyük sempati duymuştum ama sadece o kadar. İslam'ı terk ettiğim günden itibaren içimde inanılmaz bir rahatlık var. İnsanları hayvanları doğayı çok farklı algılıyorum. İçimde daha önce olmayan bir sevgi ve mutluluk var.

Herkese teşekkür ediyorum ve herkese tavsiyem körü körüne bir şeylere inanmayın araştırın sorgulayın. Iyi günler dilerim kalın sağlıcakla sevgiler saygılar Enki.

SİZDEN GELENLER | Yazanlar: Poyraz Ali, Srabya, Enki

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

CEMAAT YURTLARINDAN AGNOSTİSİZM'E



AGNOSTİSİZM'E YOLCULUĞUM (Ali)


Bir cemaat yurdunda buldum kendimi aklım ermeye başladığı ilk zamanlarda. 10 yaşındaydım henüz ailemin beni okumam için cemaat yurduna gönderdiğinde. Kişiliğim bile oluşmaya başlamamışken başladı dinle ilişkim. Yurtta her gün sabah namazına kalkıyor, 5 vakit namaz kılıyor, haftada 2 gün ihlas hatimleri yapıyor, uzun ve sıkıcı sohbetler dinliyorduk dinle ilgili.

Namaza gelmemek suçtu bizim için. Her an azar işitebilir, dayak yiyebilirdik geç kaldığımız için. Her gün istisnasız 2 saatlik Arapça, ilmihal, Osmanlıca gördüğümüz, lise bile okumamış hocaların anlattığı kıssaları dinlediğimiz dini dersler hayattaki en önemli şeylerdi söylediklerine göre. Günah ve fesat içindeki ümmeti Muhammedi kurtuluşa erdirmek gibi bi vizyon aşılıyorlardı biz 11 yaşındaki ortaokul öğrencilerine. Rasyonel düşünmek bir yana, bağnaz düşüncenin ve İslami kafa yapısının güzellemeleri yapılıyordu yurtta.

Kızlarla ilişkilerimize karışılıyor, kadınların şeytan gibi oldukları, kendimizi korumazsak bizi günaha sürükleyecekleri telkin ediliyordu sürekli. Hatta kadınların bekareti mektup zarfına benzetiliyor, kaç zarf açarsan sana da o kadar açılmış biri gelir gibi hasta cümleler kuruluyordu dersliklerde. Cinsel dürtülerimizi baskılamaktan geceleri hamamcı olduğumuzda bile kötü hissetmemize neden oluyordu anlattıkları.

Derslerimize çalıştırıyorlardı, hatta beklentilerinin altında kalırsak lise bitirmemiş egolarıyla dayağa da başvurmaktan çekinmiyorlardı ama her zaman ön planda din eğitimi vardı. İzin verirken dini dersleri asla aksatmıyorlar, o yaşta taassubun aslında ne kadar temiz bir şey olduğunu, düşünmeye kafa yormaya başladığı zaman insanların şeytandan bile aşağılara düşebileceğini anlatıyorlardı.

Rabıta diye bir ibadet öğretmişlerdi bize: bir törenle veriliyor, kişiye resmi gösterildikten sonra gözlerini kapatıp boynunu bükerek onu düşünmesi söyleniyordu. Yapamayanların, yani düşünemeyenlerin yada aklına başka şeyler gelenlerin yeterince inanmadıkları söyleniyordu, yeterince inanırsak kalbimiz huzura kavuşacaktı. Her gün yapılması gerekiyordu yoksa kalbi mühürlenirdi insanın, tekrar göremezdi üstadı. Saçma gelebilir ama çok uğraştım bunun için. Destur ya hazreti üstad diyip onu düşünerek zaman geçiriyordum. Çünkü herkes yapıyordu, ağlayanlar bile olmuştu yaparken ben neden göremiyordum.

Sonra liseye geçtik hala aynı cemaatin yurtlarındaydım, namaz kaçırmıyor her hafta hatimleri yapıyor haftada bir tesbih namazı kılıyorduk. Daha da yükselmişti gerilim. Bize kızmalarına alışıktık ama tesbih namazı kılmayanları kafir ilan etmeye başlamışlardı. Sabah namazlarına bağırış çağırış kaldırılıyor, kenarda köşede uyuya kalırsak tekmelenerek uyanmayı göze almış oluyorduk. Karşı çıkanlara, farz bile olmayan namazı kılmak zorunda olmalarını sorgulayanlara süfli deniyor, kötülük odağı oluyor adeta aforoz ediliyorlardı...

O zamana kadar aklıma gelmemiş olan, geldiğinde de günaha girmeye, dinden çıkmaya olan korkumdan düşünememiş olduğum sorgulama fikri işte o dönem oluşmaya başladı. Sorgulamaktan korkmak kadar korkunç çok az şey olduğunu anladım sonradan. Lisede sıra arkadaşım deist inanca sahipti. Bize sürekli "nasıl bu kadar eminsiniz Kur'an'ın değişmediğinden, bir din diğerini nasıl fesheder, Kur'an'la bilim çeliştiği halde nasıl inanabiliyorsunuz" gibi sorular sorardı... Tabii biz inanan çoğunluk olarak araştırılmamış, kulaktan dolma bilgilerimizle onu kendimizce sustururduk. Halifeler zamanından mushaflar var al işte bak değişmedi çünkü Kur'an'da yazıyor gibi absürd cümlelerle din öğretmenimizin desteğini de alarak konuşturmazdık onu.

Hristiyanlıkta sonradan Hristiyanlar doğru yoldan saptığı için feshedilmişti ama İslam, Kur'an bozulamazdı çünkü Kur'an'da yazıyordu, son din, son peygamberdi... Daha sonraları Kur'an'da var diye bildiğimiz çoğu şeyin doğruluğunu asla öğrenemeyeceğimiz rivayetlerden geldiğini öğrendim. Çünkü hala korkuyordum cehennemden, azabın büyüklüğü o kadar çok anlatılmıştı ki, aykırı olmaya çalışan ergen beynim korkuyla kaplıydı dinden çıkma konusunda.

Hukuk fakültesini kazandığımda bu her şeyi Allah kitap adına yaptığını söyleyen iki yüzlü kötü insanlarla bağımı koparmayı kafama koymuştum. Ama yine aile baskısı, maddi durumumun kötülüğü ve kyk yurdunun çıkmayışından aynı cemaatin üniversite yurduna gittim. Yine başlamıştı bitmeyen yobaz telkinleri... ama artık eski ben yoktum, o kadar saçma hikayeler anlatıyorlardı ki dediklerinin hiçbirine inanmamaya başlamıştım.
Devlet yurdu çıktığında düşünmeden topladım pılımı pırtımı. Din konusunda hala korkaktım ama özgürdüm artık. Sadece kafa yormamaya çalışıyordum bu konulara. Uzun bir süre böyle gitti bu. Sonra bir gün youtubeda dolaşırken ateist genci imana getirdik başlıklı bir video çıktı karşıma. Birkaç defa izledim arka arkaya, konular ilgimi çekmemişti ama "neden bu konularda benim bir fikrim yok" dedim. Müslümanım ama bilmiyorum, biri bana bu abiler gibi sorduğunda cevap verebilmeliyim diyerek araştırmaya başladım. Nasıl olsa sıyrılmıştım körlükten.
Gerçek İslamı öğrenip onların yaptıklarının İslama zarar verdiğini kanıtlayacaktım kendime... Evdeki 10 ciltlik Elmalılı tefsirini ve bir Kur'an meali alıp başladım okumaya. Anlamadığım yerler olabilirdi çünkü onlardan daha çok bilmeliydim dinimi... İkinci sayfaya geçtiğimde dehşete kapıldım.

Neden daha başından bu kadar nefret doluydu kuranı kerim. Hani onların dini onlara bizim dinimiz bizeydi, o güne kadar hep İslamın iyilikten başka bir şey emretmediğine inanmıştım... Devam ettim bitirmezsem vicdan azabı çekerdim çünkü. Tefsirden okuduklarım tarihsel süreçte ayetlerle ilgili fikir sahibi olmamı sağlıyordu. Bu da o günkü koşullarda bu nefretin  neden var olduğunu açıklıyordu. Bir takım çelişkilerle karşılaştım not alıp devam ettim. Tevbe suresine geldiğimde gözlerime inanamadım. 72000 evreni yaratan Allah'ın neden kendi yarattığı insanlara karşı bu denli acımasız olduğunu anlamadım. Kalanını okumadım, bunun yerine birilerine sormaya başladım.

Sonsuz bilgi sahibi Allah nasıl bilmezdi dağların depremi engellemediğini.. Bu konuda Caner Taslaman, Mustafa Öztürk gibi hocaların anlattıklarını dinliyordum. Bir süre sonra bunlar beni tatmin etmemeye başladı , hep konuyu farklı yerlere çekiyorlar ve deist argümanlarını monoteizmin kanıtıymışcasına insanlara sunuyorlardı resmen...

Apaçık bir dille indirdik denilen kuranda mecazi anlatımlar olabilir miydi. Tarihte gerçekleşmiş olaylar ilahi bi bakış açısıyla böyle mi anlatılırdı. Nuh tufanı gerçek miydi yoksa Allah tarafından abartılmış mıydı?. Hayır, galiba, dediğim zaman bir rahatlama geldi içime :) Çünkü en ufak bir yanlışlık yıkardı din gökdelenini. Yanlış içerme şansı yoktu ilahi bir dinin. Rasyonel bir bakış açısıyla diğer semavi dinlere de ufak bir göz attım, saçmalıktan ibarettiler sadece.

Burası "o zaman doğrusu ne" demeye başladığım andı. Tanrı var mıdır? Varsa nerededir? Bizden bir şey ister mi? Yoksa nasıl ortaya çıkabilir böyle bir tartışma? Yine youtubadan bu tür videolar izleyerek fikir edindim çeşitli görüşler hakkında. Celal Şengör, Örsan Öymen, Hasan Aydın, Sevan Nişanyan gibi bilgili insanların dediklerini süzdüm kendimce. Dawkins'in kitaplarını aldım Hume okudum. En son en rasyonel düşüncenin agnostisizm olduğuna karar verdim kendimce.

Tanrı kanıtlanamaz bir olguydu, varlığı da yokluğu da kanıtlanamazdı. Dinler insanlar tarafından yaratılmıştı. Tanrı algılayışının değişmesinin başka açıklaması olamazdı çünkü; başta güneş, toprak, ağaç olan tanrı, Zeus'a, Poseidon'a dönmüştü yani çok olan tanrılar insanların ihtiyaçların karşısında tek tanrıya dönüşmüştü. Bu süreçte hepsi birbirinden etkilenmişti. (Muazzez ilmiye çığın kuran Tevrat ve İncil'in Sümer'deki kökeni kitabı önemli bir bilgi kaynağıdır bu konuda.)

Taşlar yerine oturmuştu ama bu aydınlanma yeni sorunlar doğurdu. İslamın verdiği belki de en önemli şey olan yaşama amacı, yani Allah'a iyi bir kul olup cenneti kazanmak fikri artık yoktu. Ne için yaşıyorduk o zaman? Şans eseri beyni bilinç yaratacak şekilde evrimleşmiş basit biyolojik varlıklar olmamız fikrini kabullenme aşamasındayım şu sıralar... Aklıma gelmeyen, atladığım kısımlar olsa da bu benim hikayem dinlediğiniz için teşekkürler din ve mitoloji takipçileri. Mutlulukla kalın...

SİZDEN GELENLER | Yazan: Ali

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

TAKİPÇİM MR.X'İN ATEİST OLMA HİKAYESİ



ATEİST OLMA HİKAYEM (Mr. X)
(KENDİ KENDİMİ CAHİLLİĞE SÜRÜKLEMEM)


Başlık sizi yanıltmasın kendimi cahilliğe sürüklemem. Yazıyı okuyunca cahillikten kastım nedir anlayacaksınız. (kelime yada harf düşmeleri varsa kusuruma bakmayın)
Ta küçük yaşlardan beridir ilime, bilime ve teknolojiye hep özel bir ilgi duymuşumdur. En çokta doğa bilimine. Ailem ve etrafımdaki herkes oturup televizyonun karşısında spor, magazin, siyaset abuk sabuk Türk filmlerini büyük bir beğeniyle izlerken ben hep bunlardan sıkılır odadan çıkar yalnız bırakırdım kendimi. Evde yalnız kaldığım esnalarda ben sadece belgeseller izler, çevremdeki insanlar bir araya geldiğinde dedikodular yaparken ben arkadaşlarımla bir araya geldiğimde bilim sohbetleri eder ve çok severdim.  Televizyonda günler öncesinden bir yabancı film fragmanı verildiğinde o günün ve saatin gelmesini iple çeker görebileceğim yerlere not yazardım. Tabi film ilgi alanımsa. İlgi alanım o dönemde bilim kurgu fantastik ve korku filmleri idi. Bilimle ne alaka derseniz, filmlerin içindeki görsel efektler hikayeler pc yapımı materyaller çok ilgimi çekerdi. (bu ileriki dönemde bilgisayar uzmanlığımın temellerini atmış oldu çok ağır dev şirketlerin kullandığı her türlü ağır programları öğrendim) her şeyi ailemden gördüm. Alevi kültürüne sahip, namaz arada oruç arada ibadetler arada yapılan bir aile ortamı. Kendileri bile Alevilik kültürünü tam anlamıyla yaşamayan bir aile. Alevilik mezhebi Sünnilik mezhebiyle, Sünnilik ise Alevilikle sürekli çatışıyor, birbirini çekemiyordu. O yaşlarda (11-12) aslında her iki mezhebinde Müslüman olduğunu görüyor lakin bu çatışmalara anlam veremiyordum.  13-14 yaşlarında (bir farklı konu daha var ona en son gelicem (1-a)) sevdiğim bir filmden bir karakterin o sahnede bir cümlesi kafama öyle takılmıştı ki bende büyük bir gerilim yaratmıştı. Söz; ‘din insanları böler, inanç ise birleştiricidir’. Artık bir şeylerin yolunda olmadığı fikri aklıma düşmüş beni ele geçiriyordu yavaş yavaş emin adımlarla. Bu söz bana o kadar etki etmişti ki sorgucu tarafımın zincirlerini kırıp serbest bırakmıştı. Yıllar boyu artık kendi çapımda sorguluyor mantıklı ikna edici cevaplar aramaya başlamıştım. Kafama takılan yüzlerce soruya aptal, salak durumuna düşerim korkusuyla büyüklerime yada hocalarıma soramıyor araştırmalarımı kendi çapımda yapıyordum.  Zaman su gibi akıp geçti askere gidip geldim. Kendime öz güvenim artmış artık cesurca sorular sorup cevaplar bulmaya çalışıyordum.

(CAHİLİYE DÖNEMİM)
Bir yandan da aşırı korkuyordum. Sorguladıkça imanım ben farkına varmadan zayıflıyordu. Bu korku beni birkaç yıl boyunca  imanıma sıkı sıkı sarılmaya zorladı. Çünkü imanım zayıflarsa içimde çok kötü bir cehennem korkusu barınıyordu. Çaresiz kitaba (kurana) yöneldim. İmanımı güçlendirmeye çalışırken aslında hiç farkına varmadan zayıfladığını sonradan fark ettim. Kitap beni bu maddesel evrende bir türlü tatmin edemiyor, somut hiçbir şey sunamıyordu. Sonra diğer kitaplara yöneldim (İncil, Tevrat, Zebur). Ben imanımı güçlendirmeye çalışırken imanım giderek daha fazla zayıflıyordu. Bu dört kitap birbirini yalanlıyor tutarsız haller sergiliyordu. Şu soru ise beni tam bir çıkmaza soktu. Ya diğer kitaplardan biri doğru bizimki yalansa. Ya aslında kafir olan ve cehenneme düşecek olan bizsek?... yine içime korkunç bir cehennem korkusu egemen oldu. Bu çaresizlik içinde gerçeğin peşinde koşmaya başladım. Önce mezhepleri araştırdım ve mezheplerin yalan olduğunu keşfettim. Artık birileri bana sorduğunda mezhep tutmadığımı söylüyordum. Bilime ve sorgulamaya olan tutkum beni kafirliğe imansızlığa sürüklüyor korkusu ile, uzun bir süre kendimi bilime kapattım. İçimdeki cehennem korkusuyla bir türlü baş edemiyordum. Birkaç yıl sonra kendimi zelil bir halde buldum. Girdiğim ortamlarda artık bilim teknoloji ile ilgili konuşmalar yapamıyordum. Normal şartlar altında genel kültürüm eskiden her türlü sohbete ayak uydurup konuşabilecek durumdayken artık kendimi 10 adım geride bıraktırdım. Bu durum beni çok fazla yaraladı. Bilimin çok gerisinde kalmıştım, teknoloji artık bana çok yabancıydı. ‘bu ben miydim’. Kendimi çok büyük bir cehalet içinde buldum. Sonra etrafıma baktım, dinine İslama bağlı olan herkese, yetmedi tarihe baktım. Hep geride kaldıklarını gördüm. Büyük kanlı savaşların hep din yüzünden olduklarını gördüm. Dünyada o kadar fazla din vardı ki insanlar paramparça olmuş buda yetmezmiş gibi dinlerinde mezhepler yüzünden kendi içlerinde parçalanmış olduğunu gördüm. İslam devletlerinin batılı ülkeleri hep 10-20 yıl geriden takip ettiklerini gördüm. Savaşlara baktım. En ünlü lafları ‘göğsümüzdeki imanla kazandık’ oluyordu. Şimdiye baktım. ’Hangi Müslüman ülke acaba göğsü imanla dolsun Amerika Rusya, Çin, İsrail v.s ile savaşabilir. Yani bu durumda onların göğsü dahamı fazla imanla dolu oluyor’ dedim kendi kendime. Kitaplara tekrar yöneldim ama bu defa pür dikkat. Kitap bana yoktan var olmak diyor bilim tam aksine büyük patlama diyor ispatlar gösteriyordu. Kitap ademden ilk insandan bahsediyor, bilim insanlar evrilmiştir deyip ispatlar sunuyordu. Bunun gibi daha bir çok örnek. Kitap ne derse desin bu evrende somut deliller gösteremiyordu. Artık daha cesur araştırmalar yapıp korkmuyordum.

(AYDINLANMA DÖNEMİM)
Youtube de cesur videolar izlemeye başladım benzeri sitelerde yapılan araştırmaları okumaya başladım. Bilim net cevaplar verip tatmin ediyor din hep geride kalıyordu. Bir ara; abone olduğum birkaç kanalın, bunların içerisinde ‘din ve mitoloji’ kanalı da var, bu kanal ve insanların gizli örgütlerce yönetilen, kişi yada kişiler mi düşüncesine bile kapılmıştım. İnsanları yolundan saptıran Deccal'in kollarımı diye salakça bir düşünceye bile kapıldım. Lakin araştırmalar sürdükçe din bu araştırmaları çürütemiyor üstesinden gelemiyordu. Beni en çok yaralayan mesele ise ben kendimi nasıl oldu da bu kadar kaptırdım ki kuranı okurken benim hiç dikkatimi çekmemişti (kölelik, cariyelik, özel hayatlar, evlilikler v.s). uzun yıllar boyunca içimi öyle bir cehennem korkusu sarmış ki, sorgulamaktan bile hep korkmuşum. Kendimi bilimden soyutlamış, yıllar boyu cahil düşüncelere kapılmışım. Hep geride bırakmışım kendimi. Öyle bir hale gelmişim ki ateistlere, kafir diye nitelendirilen insanlara hep düşman gözüyle bakmışım.hele ki çoğu zaman göz yaşlarına boğularak yaptığım dualar. O kadar körleşmişim ki dönüp kendime bakmamışım, ‘ya dualar kabul olmuyor hemde hiçbiri hala görmüyor musun’. Öyle ki dualar kabul olmuyor ‘kabul olmuyorsa Allah'ın bir bildiği vardır’ demişim. Başıma nüsubetler geliyor ‘bunda da bir hayır vardır’ demişim.  (konuya en son değineceğim demiştim(1-a)) Ergenlik çağında bana cennetten bahsedilince o kadar mutlu olmuştum ki anlatamam. Cennette huriler var, çokta güzeller ve bir tane değil çok, göğüslerinden bile bahsediliyor. Ergenim ya, tabi bu durumda hormonlar zirve yapıyor :). Buna çok sevinmiştim. Şimdi kendime bakıyorum da ancak benim gibi bir salak ergen yaşlarda hurilere, sekse aldanıp dinine sımsıkı sarılır. (af buyurun sonuçta bütün ergenler öyle değil mi zaten) hayvanlarda da aynı dürtüler vardır bunu çok geç anladım. Doğadaki 2 temel husus; yemek ve çiftleşmek. O zamanlarda nasıl olmuşta fark edememişim, benim bu dürtülerle hayvandan ne farkım varmış. Peki ya şu sonsuz cehennem korkusu. Beni yıllardır bu korku esir alıp sorgulamayı bile bende yasak hale getirmedi mi? Boynuma bileklerime ayaklarıma zincirler takıp beni yıllardır korku kölesi yapmadı mı?...

SİZDEN GELENLER | Yazan: Mr. X

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)