HABERLER
Dini Haber

EMPERYALİZMİN TARİHSEL GELİŞİMİ-5

Yazan: Sedat Karadayı
EMPERYALİZMİN TARİHSEL GELİŞİMİ-5
ANTİKOMÜNİST HAREKETLER, NATO VE KORE

Sosyalizm ve komünizmin doğuşu ile beraber aynı anda karşıt siyasi ve düşünce akımları da ortaya çıktı. Bu konudaki ilk hareket 1840’lı yıllarda konuşulmaya başlandı. Sosyalizm ve komünizmin batı demokrasilerinde yarattığı tedirginlik ve korku ile tedbir alınması zorunlu hale gelmişti.

Batı demokrasileri, sosyalizm ve komünizmi anarşist bir yapı olarak tanımlıyordu. Anarşi, antik Yunancadan alınmış ve “Yöneticisiz” (an archos) anlamına geliyordu. Batı demokrasisinin tanımlamasına göre toplumun bir grup tarafından kollektif idare edilmesi, yöneticisiz toplum olduğunu ifade ediyordu. Monarşi ise toplumun “Tek Yöneticili” (Mono archos) olmasını gösteriyordu. Batı demokrasisine göre toplumun monarşi ya da cumhuriyet olması o kadar önemli değildi ama anarşist olması kabul edilemez bir durumdu.

İlk ciddi antikomünist hamle Hristiyan dünyasında meydana geldi. Sosyalizm ve komünizmin dine karşı olması, Hristiyan ve daha sonra da İslam dünyasında tepki buldu. Yahudiler bundan çok fazla etkilenmedi çünkü Yahudilerin siyasal ve sosyal yapıları komünizme uygundu. Hatta ilginç bir şekilde sosyalizm ve komünizmi ortaya çıkartıp geliştiren sosoyologlar ve filozofların çoğu Yahudi kökenliydiler. Mesela Marksizmin babası Karl Marx bir Yahudiydi.

İkinci etkin antikomünist hareket ABD, İngiltere ve Fransa’nın Sovyetler Birliğinin yıkılmasına destek verme amaçlıydı. I. Dünya savaşının ortalarında Ekim Devrimi sonucu yıkılan Rus çarlığını yeniden diriltmeye çalışıyorlardı. Bu amaçla, Sovyetlerin Kızıl Ordusuna karşın oluşturulan ve Çarlığı geri getirmek isteyen Beyaz Ordu, bu ülkelerin silah, asker ve her türlü desteğine rağmen başarılı olamadı.

II. Dünya savaşı öncesinde Batı Avrupa’da sosyalist ve komünist partiler, faaliyetlerini güçlendirerek büyüyorlardı. Almanya’da Nasyonal Sosyalistler, İtalya’da Ulusal Faşistler iktidara gelerek Sovyet sosyalizmini engellemişlerdi. Fakat bu, daha büyük başka sorunları da beraberinde getirdiğinden dolayı kesin çözüm olamıyordu. Çözüm, Avrupa’nın keşfettiği, ABD’nin geliştirdiği anti-komünist hareket olacaktı.

II. Dünya savaşı sonrasında Sovyetlerin etkisi altında birçok Avrupa ülkesi “Halk Demokrasisi” adı altında, sosyalizmi tercih etmişti. ABD, bu konuya müdahale etmek amacıyla savaş ekonomisinden olumsuz etkilenmiş olan Avrupa’nın sosyalist olmayan ülkelerine ekonomik yardımda bulunmayı amaçladı. Henüz sosyalist ve komünist olmayan, ayrıca ABD için önemli olan ülkelere, “Marshall Planı” adı verilen bir yardım programını yürürlüğe koydu. ABD Dışişleri Bakanı George Marshall tarafından hazırlanan bu programın birkaç amacı vardı. Birinci amacı, sosyalist olmayan, demokrasi ile yönetilen ülkelerin ekonomisini canlandırarak halkın sosyalizme olası olumlu bakışını engellemekti. İkinci amacı, bu ülkelerin ekonomik kalkınmalarını sağlayarak ABD’nin potansiyel ihracat yapabileceği Pazar olmalarını sağlamaktı. Üçüncü amacı ise ülkelerin siyasi yapılarına göre mümkün olabildiğince devlet yönetimlerinde etkin bir güç olabilmekti. Sovyetler Birliği Marshall Planına karşı olarak “Komünform” adı verilen başka bir plan geliştirdi. Sovyetler Birliği bu amaçla, Polonya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Romanya, Macaristan, Yugoslavya, Fransa ve İtalya komünist partileri liderlerini bir araya getirerek çözüm geliştirme yollarını denediler.

Sovyetler Birliğinin hızla büyüyerek Avrupa’da yeni sosyalist ülkeler yaratması batının demokratik ülkelerini tedirgin etmişti. Bu endişeden dolayı, 1948 yılında Belçika, İngiltere, Fransa, Hollanda veLüksemburg Sovyet tehdidine karşılık olarak aralarında anlaşarak 17 Mart’ta “Brüksel Antlaşması” ile “Batı Avrupa Birliğini” oluşturdular. Ancak Batı Avrupa Birliğinin sahip olduğu savunma gücü yine de Sovyetler Birliği karşısında yeterli olmadığı gibi zayıf bile kalıyordu. Batı Avrupa Birliği ülkeleri durumlarını daha güçlendirmek amacıyla ABD Dışişleri Bakanı George C. Marshall aracılığı ile Amerikalı askeri yetkililerle Pentagon’da görüşme yaptılar. Birkaç görüşmeden sonra 4 Nisan 1949 tarihinde Washington’da Kuzey Atlantik Antlaşması adı ile “NATO” kurulmuş oldu. NATO’yu kuran devletler, Batı Avrupa Birliğine üye olan ülkelerin yanı sıra ABD, Danimarka, İtalya, İzlanda, Kanada, Norveç ve Portekiz idi. İlk NATO Genel Sekreteri Lord Ismay 1949 yılında bir toplantı sonrasında örgütün kuruluş amacını; “Rusları dışarıda, Amerikalıları içerde, Almanları aşağıda tutmak” olarak açıklamıştı.

1905 yılındaki Rus-Japon Savaşından galip çıkan Japonya 1910 yılında Kore’yi işgal etmişti. Ancak 1945 yılında Japonya’nın ABD’ye teslim olmasıyla Kore işgali de son bulmuştu. Bu tarih itibarı ile Kore, Sovyetler Birliği ve ABD arasında anlaşmazlığın en yoğun olduğu yerlerden birisi olacaktı. Kore bu tarihlerde ikiye bölünmüştü. Emperyalist arzularından vazgeçmeyen her iki ülke de Kore’yi paylaşmıştı. Sovyetler Birliği Kuzey Kore’yi, ABD ise Güney Kore’yi işgal etti. 15 Aralık 1945 tarihinde anlaşmazlığın giderilmesi amacıyla ABD ve İngiltere ile Sovyetler Birliği ve Çin Moskova’da toplandılar. Alınan karara göre geçici de olsa Kore birleştirildi. Kasım 1947’de Birleşmiş Milletler Kore’de bir komisyon gözetiminde seçim yapılmasına karar verdi. Sovyetler Birliği Birleşmiş Milletlerin Kuzey Kore’ye girmesine izin vermeyince 10 Mayıs 1948 tarihinde aralarında sınır olan 38. Paralelin güneyinde yapılan seçimde Syngman Rhee başkan seçildi. Kuzeyde ise Kim İl Sung Sovyetler ve Çin’in desteğinde komünist bir rejim kurdu.

25 Haziran 1950 tarihinde hiçbir neden olmaksızın Kuzey Kore 38. Paralelin güneyine inerek Güney Kore’yi işgal etti. Güney Kore bu durum karşısında Birleşmiş Milletlerden yardım istedi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde ABD teklifi 9 kabul 1 çekimser (Yugoslavya) oyla kabul edildi. Sovyetler Birliği, Çin’in Birleşmiş Milletlere alınmamasını protesto etmek için temsilcilerini konseyden çekmişti dolayısıyla bu kararı Veto edemedi. ABD, Güney Kore’ye askeri destek verirken Birleşmiş Milletlerin Güney Kore’ye askeri kuvvet yollaması ile Kuzey Kore gerilemeye başladı. Güney Kore ve Birleşmiş Milletler güçleri Çin sınırına kadar dayandığı noktada Çin kuvvetleri de savaşa katıldı. Çin sınırından Kore’ye sızan “Çin Halk Gönüllü Ordusu” adı altındaki Çin kuvvetleri Amerikan ordusunu dağıttı. Artık savaş Kuzey-Güney Kore değil ABD-Çin savaşına dönüşmüştü. Çin kuvvetlerinin ilerlemesi üzerine yeniden Güney Kore’nin işgali söz konusu iken yetişen Birleşmiş Milletlere ait ordu Çin Kuvvetlerini 38. Paralelin kuzeyine püskürttü ve sınır olarak belirlendi.

Birleşmiş Milletler ordusunda aktif ve başarılı rol üstlenen Türkiye 1952 yılında NATO’ya alındı. Türkiye’nin NATO’ya alınmasındaki neden, hem Türk askeri kuvvetleri ile NATO’nun güçlenmesi hem de Türkiye’nin Sovyet tehlikesine karşı NATO savunmasına dahil edilmesiydi.
Yazan: Sedat Karadayı
« ÖNCEKİ YAYIN
SONRAKİ YAYIN »