HABERLER
Dini Haber
Arkeolojik keşif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkeolojik keşif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

MUĞLA'DA 2.300 YILLIK ANTİK TABLET BULUNDU

Derleyen & Çeviren: A.Kara
A, Arkeoloji, Antik tarih, tarih, Muğla'da tablet bulundu, Arkeoloji Türkiye, Arkeolojik keşif, Türkiye'de taş tablet bulundu MUĞLA'DA ANTİK ÇAĞA DAİR ÖNEMLİ BİR BELGE NİTELİĞİNDEKİ TABLET BULUNDU

Muğla ilindeki bir okulun bahçe duvarı içerisinde antik Yunan alfabesine sahip 2.300 yıllık bir tablet şans eseri keşfedildi.

Duvardan güvenli bir şekilde çıkarılan tabletin 3. yüzyıldan kalma olduğu ortaya çıktı. Arkeologlar bu tabletin başlangıçta bir heykele bağlı olduğuna inanıyorlar ve tabletin bir kısmının kırıldığını ve okunamadığını belirttiler.

Şimdilik eser hakkında çok fazla şey bilinmemekle birlikte, antik çağlarda tarihi öneme sahip olan bir bölgede bulundu.

Anadolu'da eski zamanlarda, güneydeki Menderes ve Dalaman (İndus) nehirleri arasındaki bölgeye Karya denirdi. Sakinleri Karyalılar ve Leleglerdi. Homer tarafından yazılan "İlyada" da Karyalılar, Truvalılar ile işbirliği içinde ortak seferlerle ülkelerini Rumlara karşı savunan, Anadolu’nun yerlileri olarak tanımlanırlar.

Antik bir Karya kenti olan Muğla'nın, bölgedeki Antik Yunan sömürgecileri tarafından yerleşilene kadar Mısırlılar, Asurlar ve İskitlilerden oluşan topluluklar tarafından baskınlara maruz kaldığı bilinmektedir.


Yunanlılar bu kıyılarda uzun süre yaşadılar ve Knidos (Datça Yarımadası'nın sonunda), Bodrum (Halikarnassos) gibi önde gelen şehirlerin yanı sıra Bodrum yarımadasının sahili boyunca ve iç kesimlerinde Fethiye'nin Telmessos, Xanthos, Patara ve Tlos kentlerini de kapsayan şehirler kurdular.

Sonunda sahil Büyük İskender'i yenen Persler tarafından fethedildi ve Karia'nın satraplığına son verdi(Satraplık: Bir satrapın yönetimi altındaki bölge).

Daha sonra il, Ege Adaları, Girit ve Venedik ve Mısır'a kadar ticaret yaparak önemli bir deniz gücü haline geldi. Menteşe döneminde Türk yerleşim yeri genellikle Kütahya-Tavas ekseni boyunca yer alan göçlerle gerçekleşmiştir.

Muğla 1390'da Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirilmişti ancak sadece on iki yıl sonra, Tamerlane ve güçleri Ankara Savaşı’nda Osmanlı'yı yendi ve diğer Anadolu beylikleri için yaptığı gibi, bölgenin kontrolünü eski yöneticileri olan Menteşe Bey’lere geri verdi. Muğla 1451'de Sultan II. Mehmed tarafından tekrar Osmanlı kontrolü altına alındı. Osmanlı döneminde bölgedeki en önemli olaylardan biri Marmaris'ten başlatılan Rodos'a karşı Kanuni Sultan Süleyman tarafından başlatılan seferlerdi.

Özalp, "Tabletin, şehre hizmet eden birini onurlandırmak için yazılmış olması ve kişiye teşekkür etmek için bir heykelin yanına yerleştirilmiş olması mümkün olabilir" dedi ve tabletin kesin tarihinin müze uzmanları tarafından yapılacak analizlerle belirlenebileceğini söyledi.

İZMİR'DEKİ 2.400 YILLIK ANTİK TİYATRO KAZILARI

Türkiye'deki antik yerler,İzmir antik tiyatrosu,Türkiye tarihi yerler,Tarihi İzmir tiyatrosu, Arkeoloji, Arkeolojik keşif, A,
TÜRKİYE'DE YATAN ESKİ TARİH: İZMİR'İN ANTİK TİYATROSU

Kazı yapan araştırmacılar İzmir'in kentsel alanı içinde bulunan bir tepe olan Kadifekale'nin yanında yer alan yaklaşık 2.400 yıllık antik kentin tiyatrosunun bir kısmını ortaya çıkardılar.

Kazılar sırasında İzmir Tiyatrosu'nda hayranlık uyandıran arkeolojik keşiflere imza atıldı. Bu kazıda dönemin ünlü sanatçılarının görünümünü gösteren pişmiş toprak figürleri buldular.

DEÜ Arkeoloji Bölümünün ve İzmir Antik Kent Kazı şefi Prof. Dr. Akın Ersoy yaptığı açıklamasında Kemeraltı ile Kadifekale arasındaki bölgenin İzmir'in 8.000 yıllık yerleşim tarihinin son zinciri olduğunu söyledi.

Tiyatro yaklaşık 19.000 kişilik bir kapasiteye sahipti ve üçüncü yüzyılda inşa edilmişti. Yapı 700 yıl boyunca halka hizmet etmişti ve birçok oyuna, dini ayine ev sahipliği yapmıştı.

Antik tiyatroda kazılar 2012 yılında başlamıştı ve bu kazılarla bulunan birçok görkemli yapı şehirler arasındaki rekabetin ilk izlerini ortaya çıkarmıştır. Prof. Ersoy’un da dediği gibi İzmir tiyatrosunun büyüklüğünün Efes’teki tiyatronun büyüklüğü ile rekabet edebileceği ve yapının özelliklerinin dönemin sosyal, kültürel ve politik yaşamına ışık tuttuğu gayet nettir.


Konuyla ilgili Prof. Dr. Akın şöyle diyor:
“Bu bir tiyatrodur ve oyunlar burada sahnelenmiştir. Arkeolojik kazılarda birçok figürün parçasını bulduk. Oyuncuların figürlerinin onların hayranları olan insanlar tarafından tutuldukları açıktı.

Bu tür figürler tiyatrolarda görülebilir. Geçmişte fotoğrafın olmadığını düşünürsek o dönemde yaşayan ve hayran olan insanların anılarını saklamasının bir yoluydu bu. Örneğin İzmir Agora'daki duvarlara resimleri ile birlikte gladyatörlerin isimleri yazılmıştı. Onları seven ve destekleyen bazı insanlar olduğu anlaşılıyor. Onları bir hayran kulübü olarak tanımlayabiliriz.

Ancak İzmir Tiyatrosu'nun sadece sanat etkinliklerine değil sosyal toplantılara ve ayinlere de ev sahipliği yaptığını belirtmek önemlidir. İzmir, Batı Anadolu’da inşa edilen en büyük yedi St.Jean kilisesinden birini barındıran ve ilk Hristiyan topluluklarına ev sahipliği yapan şehirlerden biridir. Bir Hristiyan piskoposu ve toplumun liderlerinden olan Polikarp da ikinci yüzyılda bu bölgede yaşamıştır.

Burada MS. 2.yy'da, Paganizm döneminde Romalıların inandığı tanrılar bulunmakta. Kıtlık olduğu zaman tanrılarına dua ediyorlardı. Fakat işe yaramıyordu. İnsanlar Polikarp'ın bu duruma bir çözüm bulmasını istediler. Bunun üzerine o da İzmir Tiyatrosu dua etmeye gitti. Daha sonraki yıllarda ise Polikarp öldürülmüştü."

Yazan: A.Kara

BİLİNMEYEN BİR İNSAN ATASI MI BULUNDU?

Bilimsel, İnsan atası, İnsan ataları, Evrim, Evrim süreci, Neandertal, A, Melez insan türü, Yeni insan atası, Arkeolojik keşif, Eski insan türleri, Antik atalarımız,
YENİ BİR İNSAN ATASI MI KEŞFEDİLDİ?
Bilim adamları insan evriminin gizemini çözmek için yapay zekayı kullanıyorlar. AI'nın (yapay zeka kurumu) son raporuna göre modern insan DNA'sına ışık tutabilecek bilinmeyen yeni bir insan atası bulunmuş olabilir.

Geçen yıl da araştırmacılar beklenmedik bir şekilde Denisovan genetik karışımının iki ayrı bölümünü keşfetmişti.

İki ayrı modern insan grubunun Denisovan soyundan geldiğini, Okyanusya'dan ve Doğu Asya'dan gelen bireylerin genomlarının iki ayrı Denisovan karışımına sahip olduğunu ancak benzersiz bir şekilde farklı olduklarını belirlediler.

Bilim adamları Denisova mağaralarında bir melez bulduğunda atalarımızın hikayesi daha da karmaşık hale geldi. Yapılan incelemelerde Neandertal anne ve Denisovan babanın bir çocuğu olduğu ortaya çıktı. Bu da daha genel bir sorgulama sürecinin parçası olmuştu.

Günümüzde ise modern insanın DNA analizini yapan araştırmacılar soyu tükenmiş olan türlerin Afrika'nın dışındaki insanlardan ve Asya'daki modern insanlardan kırılarak melezleştiğini gösteriyor.

Evrimsel Biyoloji Enstitüsü baş araştırmacısı ve UPF bölüm başkanı Jaume Bertranpetit konuyla ilgili şöyle diyor:
"Yaklaşık 80.000 yıl önce,sözde Afrika dışında halihazırda modern insanlardan oluşan insan nüfusunun bir kısmı Afrika kıtasını terk edip diğer kıtalara göç ederek mevcut tüm popülasyonu ortaya çıkardı.


O zamandan beri modern insanların Afrika hariç tüm kıtalarda Neandertallerle ve Okyanusya'daki Denisova'larla ve muhtemelen Güneydoğu Asya'daki insanlarla birleşip melez türleri var ettiğini biliyoruz."

Bununla birlikte üçüncü bir atanın bir zamanlar insanların yanında yaşadığı fikri şimdiye kadar sadece bir teoriydi fakat AI araştırmacılarının çalışmaları onların varlığının onaylanmasına yardımcı olabilir.

CNAG-CRG’nin baş araştırmacısı Oscar Lao şöyle diyor:
"Bu da ancak memelilerdeki sinir sisteminin çalışma biçimini taklit eden, verili bir görevi gerçekleştirmek için önemli olan kalıpları tespit etmekte uzmanlaşmış ve farklı yapay nöronlarla çalışan bir algoritmanın yardımı ile yapılabilir.

Bu özelliği yüz binlerce simülasyon aracılığıyla elde edilen genomlar aracılığı ile insan demografisini tahmin etmeyi öğrenmek için algoritmayı elde etmek için kullandık. Ne zaman bir simülasyon çalıştırsak insanlık tarihinde olası bir yol boyunca ilerliyoruz. Simülasyonlardan her biri atalarımıza ait bulmaca parçalarından hangilerinin birbirine uygun olup olmadığını gözlemlememize izin verir."
(Buna derin öğrenme analizi deniyor)

Genomik Düzenleme Merkezi'ne göre "nesli tükenmiş bir insansı, insanlık tarihine açıklık getirebilir."

Derin öğrenme analizi soyu tükenmiş insansıların muhtemelen Neandertal ve Denisovan topluluklarının soyundan geldiğini ortaya koymuştur.

Tartu Üniversitesi'nden araştırmacı Mayukh Mondal bir açıklamasında şöyle diyor:
"Teorimiz Denisova'da yakın zamanda keşfedilen melez insan numunesi ile aynı zamana denk geliyor ancak henüz diğer olasılıkları ekarte edemiyoruz."

Yazan: A.Kara

5500 YILLIK SÜMER YILDIZ HARİTASI

Arkeolojik keşif, Sümer tabletleri, Sümer yıldız haritası, Sümer yıldız haritası tableti, A, Arkeoloji, Sümerler, Sümer medeniyeti, Sümer gök bilimi, Gök bilimi, Yıldızların hareketleri, tarih,
ANTİK SÜMER'İN 5.500 YILLIK YILDIZ HARİTASI TABLETİ KÖFELS OLAYINI NASIL AÇIKLIĞA KAVUŞTURDU?

M.Ö. 650'de sümerlerin yıldız haritası olarak kullandıkları yuvarlak taş döküm tablet 19. yüzyılın sonlarında Irak'ın Ninova kentinde bulunan Kral Asurbanipal'ın yeraltı kütüphanesinde keşfedildi. Bunun bir Asur tableti olduğu düşünülüyordu ancak bilgisayar analizi sonrası tabletin M.Ö. 3300’deki Mezopotamya’nın gökyüzü ile eşleşti. Böylece tabletin Asurlardan çok daha eskiye dayandığı Sümer kökenli olduğu ortaya çıktı.

Tablet en eski astronomik alet olan "Usturlap" dır. Taş üzerine kazınmış, işaretlenmiş açılı ölçü birimleri olan, disk şeklindeki bir yıldız grafikten oluşur.

Ne yazık ki bu tablette bulunan gökyüzü haritasının önemli kısımları eksiktir (yaklaşık% 40). Bu da Ninova'nın yağmalanmasının sebep olduğu hasarlardan biridir. Tabletin arkasında ise herhangi bir yazı bulunmamaktadır.

Yine de modern bilim insanları tarafından incelenen İngiliz Müzesi koleksiyonundaki K8538 numaralı çivi yazısı tablet ("Planisphere (Gökyüzü haritası)" olarak bilinir) sofistike Sümer astronomisinin varlığına dair olağanüstü bir kanıt sunuyor.

2008 yılında Alan Bond ve Mark Hempsell isimli iki yazar "Kofels'in Etki Olayının Sümer Gözlemciliği" adıyla tablet hakkında bir kitap yayınladılar.

Arkeolojik çevrelerde bir fırtına etkisi yaratarak çivi yazısı metnini yeniden çevirdiler ve tabletin eski bir asteroidden bahsettiğini ve Köfels'in Etkileyenin de bu olduğunu söylediler (Bu asteroidin Avusturya'yı M.Ö. 3100 civarında vurduğunu söylediler).

Avusturya'daki Köfels'te bulunan dev toprak kayması, 500 metre kalınlığında ve beş kilometre çapındadır. Jeologlar 19. yüzyıldan beri inceliyorlar fakat hep gizemini koruyordu.


20. yüzyılın ortalarında yapılan araştırma sonucunda ortaya çıkan sonuca göre ezici baskı ve patlamaların etkisi nedeniyle buna çok büyük bir meteorun neden olabileceğiydi.

Ancak bu görüş 20. yüzyılın sonlarında geliştirilen etki alanlarının daha iyi anlaşılması ile geçerliliğini kaybedilmiştir.

Köfels'in yaşadığı durumuda hiçbir krater gözlemlenmemektedir. Bununla birlikte önceki araştırmacıları şaşırtan bazı kanıtlar bunların sadece başka bir toprak kayması tarafından gerçekleştiği görüşüyle de açıklanamayacaktır.

Öyleyse Ninova'daki yeraltı kütüphanesinde bulunan sofistike Sümer yıldız haritası ile Avusturya'da meydana gelen gizemli etki arasındaki bağlantı nedir?

Kil tabletin incelenmesi ile üzerinde takımyıldızların çizimleri olduğu ve bilinen takımyıldız adlarının bulunduğu astronomik bir çalışma olduğunu ortaya konmaktadır. Bu tablet çok dikkat çekmişti ancak yüz yıldan beri kimse ne olduğuna dair ikna edici bir açıklama getiremedi.

Araştırmacılar gökyüzü haritası tabletinin neyi ifade ettiğini bulabilmek için binlerce yıl önceki gökyüzünü ve yörüngelerin modern bilgisayar programlarıyla taklitlerini yaparak yeniden oluşturdular.

Tabletin yarısı gezegen konumlarını ve bulut örtüsünü gösterir ancak tabletin diğer yarısı hala uzayda olmasına rağmen yeterince büyük görünen bir nesneden bahseder.

Gökbilimciler yıldızlara göre yörüngeyi not edip belirlediler ve sonuçta gördüler ki bir dereceden daha az bir sapma ile Köfels'teki alanla eşleşiyordu, yani Köfels'i işaret ediyordu.

Gözlemler asteroitin bir kilometreden daha büyük olduğunu ve Dünya'nın yörüngesinde dönen bir asteroit sınıfı olan bir Aten türü olduğunu ortaya koyuyor.

Bu yörünge aslında Köfels'te neden krater olmadığını açıklıyor. Gelen açı çok düşüktü (altı derece) ve bu da asteroidin Gamskogel adlı bir dağın Längenfeld kasabası üzerinde Köfels'den 11 kilometre uzaktaki bir dağa çarpması anlamına geliyordu. Böylece asteroit nihai çarpma noktasına ulaşmadan patlamıştı. Vadiden geçerken de yaklaşık beş kilometre çapında (alandaki göçmenin büyüklüğü) bir ateş topu olmuştu.

Asteroit Köfels'i vurduğunda bölgede muazzam baskılar yarattı. Çarpma ile un ufak oldu ve toprak kaymasına sebebiyet verdi ancak artık katı bir nesne olmadığı için darbe sonucu oluşan klasik bir krater yaratmadı.

Köfels olayını inceleyen Mark Hempsell konuyla ilgili şöyle diyor:
"Bu yörüngeden başka bir sonuç daha çıkarılabilir. Patlamadan kaynaklanan mantar bulutu bükülerek Levant, Sina ve Kuzey Mısır üzerindeki atmosfere yeniden girmiş olabilir.

Çok kısa süreli olsa da yerin aşırı ısıınması insan saçı ve kıyafetleri de dahil olmak üzere herhangi bir yanıcı maddeyi tutuşturmak için yeterli olacaktır. Steroidin patlaması nedeniyle ölen insan sayısının Alp dağlarında ölen insanlardan daha fazla olması muhtemeldir."

Başka bir deyişle bu antik yıldız haritası Sümerlerin M.Ö. 29 Haziran 3123 sabahının erken saatlerinde Avusturya'daki Köfels'i vurarak etkileyen bir kilometreden büyük Aten asteroidinin gözlemini yaptıklarını göstermektedir.

Yazan: A.Kara

DÜNYANIN EN ESKİ MAAŞ ÇEKİ SÜMERLERDEN

A,tarih, Antik tarih, Sümerler, Maaş olarak bira, Sümer tarihi, Antik Mısırda bira, Biranın tarihi, Sümerlerde bira, İşçilere maaşları bira olarak ödeme, Arkeoloji, Arkeolojik keşif,
Antik Mezopotamya kenti Uruk'ta bulunan 5000 yıllık bu çivi yazısı tablette biraların işçilere günlük çalışmalarının karşılığı olarak dağıtımı gösteriliyor.
SÜMERLERİN İŞÇİLERE BİRA ALMALARI İÇİN MAAŞ ÇEKİ VERDİKLERİ ORTAYA ÇIKTI
Londra'daki İngiliz Müzesin'de bulunnan ve tahminen 5.000 yıllık olduğu düşünülen bir tabletteki çivi yazıları işçilere günlük paylarının (yevmiye) sıvı altın (sıvı altın dedikleri şey bira) olarak ödenişini gösteriyor.

Bira ile ilgili en eski kanıtların Mezopotamya'daki bir Sümer tabletinde bulunduğunu zaten biliyordum ama bu bira çeki olayından haberim yoktu.

Sümerler döneminde bira o kadar popülerdi antik Sümer'de işçilere emeklerinin karşılığını bira ile ödediler ve bu uygulama antik dünyada yaygın olarak biliniyordu.

Bu tablet MÖ 3100 ila 3000 arasında yapılmıştır. Tablet Fırat nehrinin mevcut yatağının doğusunda bulunan eski bir Sümer ve daha sonraları Babil kenti olan Uruk’ta yapılan kazılarda "istihkak" anlamına gelen bir kaseden yiyen insan kafasını ve "bira" anlamına gelen konik bir kabı gösterir. Kuşkusuz ki Bira'nın Mezopotamya'da bu kadar popüler olmasının birkaç nedeni var. Bira birçok içeceğe göre daha güvenliydi ve sudan daha lezzetliydi.


Bira biçiminde ödeme alan tek işçi Sümerler değildi. Bira eski Mısır toplumu için de ciddi öneme sahipti. Eski Mısır işçilerinin ve esnafının temel içeceği bira iken zengin insanların içeceği ise şaraptı.

Eski Mısır'da da işçilerin ücretleri bira ve çeşitli malzemeler ile ödendi ve Giza'daki işçi köyünde yaşayan işçiler çalışmalarının karşılığı olarak günde üç kez bira alıyorlardı. Günlük istihkak miktarı ise dört ila beş litre bira kadar olabiliyordu.

Ayrıca tarihte II.Richard'dan şairlerin ve "İngiliz edebiyatının babası" olarak bilinen Geoffrey Chaucher'ın yıllık maaşını 252 galon şarap olarak aldığı da bilinmektedir.

Ücretleri alkol şeklinde almak tarih boyunca birkaç kez olmuştur ve bu eğilim bazı modern şirketler tarafından hala uygulanmaktadır.

Eski Mısırlılar da biraya çok değer verdiler ve onu sadece sarhoş olmak için değil aynı zamanda ilaç ve ödeme yöntemi olarak da kullandılar. Bira eski Mısır toplumunda büyük öneme sahipti ve varlığı kadınlara ekstra para kazanma fırsatı veriyordu.

Giza'daki işçi köyünde yaşayan işçilere yevmiyelerinin bir parçası olarak günde üç kez bira veriliyordu. Mısır'da kazı yapan arkeologlar birayla yapılan ödemelerin ülkenin çeşitli yerlerinde görüldüğünü yani zannedilenden çok daha yaygın olduğunu keşfettiler.

Yazan: A.Kara

KANDİLİN İLK KEŞFİ VE CRO-MAGNONLAR

Cro-magnon,Cro-magnon insanı, Bilimsel, Cro-magnon insanlarının keşifleri,Tarihteki ilk kandil,Cro-magnon ve ışık,A, Antik tarih, Mağara insanlarının keşifleri,Antik çağda ışık
CRO-MAGNON İNSANINDAN TARİHTEKİ İLK KAPALI ALAN IŞIĞI KEŞFİ
Elektrik kesintisi olduğunda hepimiz biraz gergin ve huzursuz oluruz. Elektriksiz ve ışıksız ortamda kalmak kendimizi çaresiz hissettiriyor. Şimdi bu bazıları için bir sürpriz olabilir fakat Cro-Magnon insanları da karanlıkta oturmaktan da zevk almıyordu. Bu yüzden ilk iç mekan ışığı hakkında bir şeyler yapmaya karar verdi ve icat etti. İcadın elbette elektrikle bir ilgisi yoktu çünkü böyle karmaşık bir teknolojiden haberleri yoktu.

Yine de yaklaşık 40.000 yıl önce hayvansal yağlarla donatılan ipliksi, lifli bir fitilin uzun süre yanmaya devam ettiğini fark edecek kadar zekiydiler. Böylece ilk kandili keşfedip kullandılar.

Fitil kokulu hayvansal yağları da tutan tabağa benzer üçgen biçimli bir çöküntüde yatan fitil ile bir taş lamba yarattılar. Kulağa çok ilkel bir keşif gibi gelebilir ancak Cro-Magnonlar bu buluşları ile ışığa sahip olan, mağarasında da bunu kullanabilecek bir buluş sağlamış oldu ve bu buluşları binlerce insanlara hizmet etti.

Tarihin ilerleyen kısımlarında daha ileri medeniyetler çok daha gelişmiş kandilleri icat etti. Eski Mısırlılar tapınaklarında ve evlerinde ışığa ihtiyaç duyuyorlardı. Sıklıkla dekore edilmiş, oyulmuş çanak ve çömleklerinde parşömenden yaptıkları fitilleri kullanarak bu sorunu çözdüler.

Eski Yunanlılar ve Romalılar ise meşe ve keten fitilleriyle bronzdan yapılma kandillerini üretmişlerdir.


Ortaçağ'da antik mezarlarda ve tapınaklarda sürekli yanan lambalar keşfedilmiştir. Eski kayıtlara dayanarak bu gizemli nesnelerin tüm dünyada, Hindistan, Çin, Güney Amerika, Kuzey Amerika, Mısır, Yunanistan, İtalya, Birleşik Krallık, İrlanda, Fransa ve diğer birçok ülkede bulunduğunu görmekteyiz.

Sürekli yanan lambalar olağandışıydı çünkü yüzlerce yıl yakıtsız yanabiliyorlardı.

Mum ve elektriğin icadından önce bu kandiller eski insanların bir süre boyunca sürekli ışık üretmelerine yardımcı olmuş ve önemli ev eşyaları olarak kabul edilmiştir.

Mesele şu ki çoğu araştırmacının ilkel bir tür olarak varsaydığı Cro-Magnon insanları aslında bizim gibiydiler. İsimleri 1868'de iskeletlerinin keşfedildiği Fransa'nın ünlü Dordogne Vadisi'nde bulunan Cro-Magnon kaya evine kadar izlenebilmektedir.

Modern insanlar gibi Cro-Magnonların da düz bir alnı vardı ve beyinleri bugünki insanların sahip olduğundan biraz daha büyüktü. Doğal olarak Neandertallerden daha akıllıydılar.

Cro-Magnonlar birçok yönden akıllıydılar. Araçlar kullandılar, silahlar yaptılar, kulübeler inşa ettiler,  mağara resimleri yaptılar ve hatta zamanı bile takip etmeye çalıştılar.

Dolayısıyla ilk kapalı mekan ışık kullanımının aslında 40.000-10.000 yıl kadar önceki Buz Çağı'nın sonlarında gezegenimizde yaşayan ve akrabalarımız olan Cro-Magnonlar tarafından icat edildiğini öğrenmek çok şaşırtıcı olmamalı.



Yazan & Çeviren: A.Kara

TANRILARIN YOLU | ABU GORAB

Abu Gorab, Abu Gurab, Tanrıların yolu, A, Arkeoloji, Antik Mısır, Abu Gorab Dikilitaşı, Dikilitaş, Güneş tapınağı, Mısır tapınakları, Mısırlıların kurban ayinleri, Arkeolojik keşif,
Gezegenin yüzeyinde inşa edilen en büyük antik anıtlardan (Giza'nın Büyük Piramidi) birine sadece yirmi dakika mesafede bulunan bir başka antik Mısır hazinesi de Abu Gorab'dır.

Modern arkeologlar tarafından Güneş Tapınağı olarak anılan bu antik alan Tanrı Ra'nın bir tapınma yeri olmasıyla ünlüdür.

Abusir'deki piramit kompleksinin bir parçası olan Abu Gorab'daki güneş tapınağının Eski Krallığın beşinci hanedanlığında bazense MÖ. 2400 civarında inşa edildiği sanılıyordu.

Mısır'lı Heliopolis rahiplerinin dini anlayışına göre Güneş Tapınağı güneş tanrısı Ra'nın canlandırıcı gücünü ayin eşliğinde temsil etmek için yapılmıştır. Antik zamanlarda Abu Gorab "Güneş Tapınakları" olarak adlandırılmıştır.

Eski Mısır tarihine göre Abusir'in kuzeyindeki 5. hanedandan kalma Abu Gorab'da altı güneş tapınağı vardı. Ancak günümüzde sadece iki tanesi tanımlanmıştır: Keşif alanının en iyi korunan tapınakları Userkaf ve Nyuserra.

Bazı yazarlar Abu Gorab'ın güneş tapınaklarının gece saatlerini belirlemek için astronomik gözlemlerin yapıldığı yerler olarak kullanıldığını ileri sürüyorlar. Güneş tapınaklarının ilginç bir şekilde Abusir'deki hükümdarların (Userkaf ve Nyuserra) piramitleri gibi doğudan batıya yöneldiği görülmektedir.

Abu Gorab bugün yalnızca temellerinin ayakta kaldığı dev bir dikilitaşa ev sahipliği yapıyordu.

DİKİLİTAŞ
Avlunun batı ucundaki arkeolojik kazılar büyük bir taş dikilitaşın kalıntıları gibi görünen şeyleri ortaya çıkardı. Uzmanlara göre bu dikilitaş Güneşin / Ra'nın dinlenme yerini simgeliyordu

Dikilitaşın temeli eğimli kenarları olan bir zeminden ve üzerindeki kare şeklinde bir taştan oluşuyor.

Yaklaşık yirmi metre yüksekliğinde olan bu yapı kırmızı granit ve kireç taşından yapılmıştır. Dikilitaş ve tabanın birleşik yüksekliğinin tahminleri değişiklik göstermektedir. Uzmanlara göre yapı ilk inşa edildiğinde dikilitaşın toplam yüksekliği büyük olasılıkla 50 ile 70 metre arasında bir yerde idi.

Abu Gorab gerçekten gizemli bir yer.

Abu Gorab, Abu Gurab, Tanrıların yolu, A, Arkeoloji, Antik Mısır, Abu Gorab Dikilitaşı, Dikilitaş, Güneş tapınağı, Mısır tapınakları, Mısırlıların kurban ayinleri, Arkeolojik keşif,

Bu alan aynı zamanda birkaç ton ağırlığındaki devasa büyük kırmızı granit bloklarına da ev sahipliği yapmaktadır. Bu büyük bloklar inanılmaz özelliklere sahiptir: hassas kesimler, son derece iyi cilalanmış yüzeyler ve en önemlisi bu dev bloklar piramidin üzerindeki taşların taşlanması gibi inanılmaz hassasiyetle yerlerine monte edilmişler.

Binlerce yıl önce tamamlandığı zaman mekânın ne kadar güzel olduğunu hayal bile edemedim, onun kalıntıları geçmişte meydana gelmiş olabilecek bir çeşit felaket olayının kanıtıdır çünkü büyük taş bloklar dağınıktır. Bazı bilinmeyen güçler bu gövde taşların tüm alana yayılmasına neden olmuş gibi.

Bolivya'daki Puma Punku'nun kalıntıları gibi Abu Gorab'ın bulunduğu yer de neredeyse tamamen tahrip olmasına neden olan bir felakete ev sahipliği yapmış gibi görünüyor. Bazıları buranın büyük bir güç gösterisi olarak birilerince kasıtlı olarak yok edildiğini iddia etmektedir.

Abu Gorab, Abu Gurab, Tanrıların yolu, A, Arkeoloji, Antik Mısır, Abu Gorab Dikilitaşı, Dikilitaş, Güneş tapınağı, Mısır tapınakları, Mısırlıların kurban ayinleri, Arkeolojik keşif,

Mısırbilimciler eski Mısırlılar tarafından bu yapının kurban edilen hayvanın kanını toplayacak bir alan olarak yapıldığına, dolan bu kanın mükemmel şekilde delinmiş kanalların içinden geçtiğine inanıyorlar. Bu inanışa rağmen uzmanlar kurban kanının bu büyük kap ve kanallardan geçtiğini ıspatlayan tek bir kanıt bulamamıştır.

İlginç bir şekilde havzaların iç yüzeyleri şaşırtıcı derecede pürüzsüz ve dairesel alet işaretlerinin belirtilerini gösteriyor. Bu da onları kim hazırlamış ise bugün bile hayran kalacağımız bir teknoloji ile yaptığını gösteriyor.

Bu iddia edilen “kurban havzaları” nın çoğu girişin hemen yakınında yer almaktadır. Bu yapılar başka bir yere taşınmayı bekleyen bir noktada bırakılmış gibi görünmektedir.

Granitten yapılmış devasa havzalardaki delikler gerçekten etkileyici. Bu görüntülerden de görebileceğiniz gibi inşaat ustaları ve mühendislerin rahatlıkla kayaya doğru ilerlediği görülmektedir, bunu gelişmiş araçlara sahip olmadan nasıl yaptılar, orası tam bir sır...

Yazan & Çeviren: A.Kara

2.800 YILLIK ANTİK TÜRK HAZİNESİ

A, Arkeoloji, Saka Türkleri,Türk hazineleri,Macaristanda bulunan Saka Türkü hazinesi,Saka Türkleri hakkında bilinmeyenler,Bozkır kültürü,Türk tarihi, Saka Türk'lerinde madencilik,Türk tarihi, Arkeolojik keşif,
KAZAKİSTAN DAĞLARINDA SAKA TÜRKLERİNE AİT 2.800 YILLIK ANTİK HAZİNE BULUNDU!

Yakın zamanda bulunan hazine sandığı keşfi yapan arkeolog ekibi tarafından paha biçilmez olarak tanımlanmıştır.

Kazakistan dağlarında çarpıcı bir keşif yapıldı. Yerel basında çıkan haberlere göre araştırmacılar Kazakistan 'daki Tarbagatai dağlarının ücra köşesindeki derinliklerinde ağır bir gömü buldular. Bu gömüde yaklaşık 3.000 altın ve değerli metal objeler bulunmakta.

Tutarı hesaplanamayan bu hazinenin geçmişte bir dönem Orta Asya'ya egemen olan Saka Türklerinin kraliyet ailesine ya da asil üyelerine ait olduğuna inanılmaktadır. Araştırmacılar çan şeklinde altın küpeler, altın tabaklar, kıyafetler, zincirler ve değerli taşları barındıran kolyeler ele geçirdiler.

Doğu-Kazakistan bölge başkanı Danial Ahmetov şöyle dedi: "Bu buluntu halkımızın tarihinin tamamen farklı bir tarafını gözler önüne seriyor" dedi.

Ahmetov, antik uygarlığın madencilik, satış ve kuyumculuk konularında gelişmiş becerilere sahip olduğunu açıklayarak ekledi: "Bizler, büyük insanların ve büyük teknolojilerin mirasçılarıyız."

A, Arkeoloji, Saka Türkleri,Türk hazineleri,Macaristanda bulunan Saka Türkü hazinesi,Saka Türkleri hakkında bilinmeyenler,Bozkır kültürü,Türk tarihi, Saka Türk'lerinde madencilik,Türk tarihi, Arkeolojik keşif,

Raporlar giysileri süsleyen bu altın kolyelerin gelişmiş mikro-kaynak teknikleri kullanılarak yapıldığını göstermektedir.

Bu ise bizlere eski Türklerin metalurji alanında büyük bilgiye sahip olduğunu ve mücevher üretim becerileri açısından bulundukları döneme göre olağanüstü bir seviyede olduklarını gösterir. Gelişmiş bir uygarlığın işaretidir.

Araştırmacılara göre bu arkeolojik keşif "bozkır uygarlığı" olarak bilinen Saka'ların düşünülenlerin aksine olağanüstü bir düzeye ulaştıklarının bir kanıtı.

Uzmanlar bu muazzam antik hazineyi keşfetmiş olsalar da kime ait olduğunu henüz bulamadılar.
Ancak arkeologlar yapılan yeni kazıların hazinenin sahiplerini kısa süre içinde ortaya çıkaracağını düşünüyorlar.

Kazılardan sorumlu Profesör Zainolla Samashev şöyle dedi: "Bu mezar höyüğündeki çok sayıda değerli buluntu geçmişte burada hüküm süren bir erkeğin veya bir kadının, Saka toplumundaki üst mertebeden insanların buraya gömüldüğünü düşündürüyor."

Yazan & Çeviren: A.Kara

ANTİK MISIR EL YAZMALARINDAKİ TIBBİ VE BİLİMSEL AYRINTILARIN KEŞFİ

A, Arkeolojik keşif, Arkeoloji, Bilimsel, Antik Mısır el yazmaları, Antik Mısır'da Tıp, Antik Mısırda Bilim, Eski Mısır halkında tıp ve bilim,
Kısa bir süre önce deşifre edilen parşömenler böbrekler hakkında bilinen en eski tıbbi tartışmayı, göz hastalıklarına yönelik tedavileri ve hamilelik testi ile ilgili açıklamaları içermektedir.

“Bilimin tarihinden bahsedildiğinde odak noktası genellikle Yunan ve Roma materyalleri üzerindedir. Ama daha gerilerden, Mısır'dan bir kaynağımız var. Avrupa kıtasında yazılı bir materyal bulunmadığı halde tıp metinlerinden biri 3.500 yıl önce yazılmıştır.

ScienceNordic'in açıklamalarına göre şimdiye kadar tercüme edilmemiş olan eski el yazmaları binlerce yıl önce Mısır'daki bilimsel ve tıbbi uygulamalara ilginç bakış açıları sunuyorlar.

El yazmaları Danimarka'daki Kopenhag Üniversitesi'nde korunan Carlsberg Papyrus Koleksiyonu'nun bir parçası olup yayınlanmamış belgeleri yorumlamak için uluslararası bir araştırmacı ekibi ile işbirliği yapılmaktadır. Kapsamlı Carlsberg Papirüs Koleksiyonu 1.400'den fazla elyazması içeriyor.

Metinlerin çoğu 1939'da üniversiteye bağışlandığı için daha önce tercüme edilememiştir.
Şimdi araştırmacılar metinleri tercüme etmeye ve belgelemeye başladı. Şimdiye kadar sadece tıp hakkında değil binlerce yıl önce Eski Mısır'da uygulanan farklı bilimler hakkında inanılmaz detaylar buldular.

ScienceNordic'in makalesine göre metinler üzerinde çalışan uzmanlar parşömenlerin böbreklerle ilgili bilinen en eski tıbbi tartışmayı, göz hastalıklarına yönelik tedavileri ve hamilelik testinin bir tanımını içerdiğini keşfettiler. Bilim adamları bu metinlerin tıbbi bilgilerin yanı sıra astronomi, botanik ve astroloji referanslarını da içerdiklerini raporladılar.

New York Üniversitesi'nde doktora öğrencisi ve Antik Dünya Çalışması Enstitüsü'nde ve Kopenhag'da yayınlanmamış el yazmaları üzerinde çalışan dört doktora öğrencisinden biri olan Amber Jacob "Böbrekler hakkında tartışmak için bilinen en eski tıbbi metin. Şimdiye kadar bazı araştırmacılar Mısırlıların böbrekler hakkında bilgisi olmadığını düşünüyorlardı ancak bu metinde bildiklerini açıkça görebiliyoruz" dedi.

İlginçtir ki parşömenler antik Mısır'ın astroloji hakkındaki görüşlerini de ortaya koyuyor.

Danimarka Kopenhag Üniversitesi'nde Carlsberg Papyrus Koleksiyonu Başkanı Egyptologist Kim Ryholt bir makalesinde “Bugün astroloji bilim dışı olarak görülüyor ancak antik çağda farklıydı. Geleceği kestirmek için önemli bir araçtı ve merkezi bir bilim olarak kabul edildi ”diye açıklıyor.

"Örneğin bir kralın savaşa gitmek için iyi bir gün olup olmadığını bu yolla önceden kontrol etmesi gerekiyordu" diyor.

"Eski Mısır'da uygulanan tıp, botanik, astronomi, astroloji ve diğer bilimlerle ilgili metinlerin büyük bir kısmı hala yayınlanmamıştır" diye açıklıyor Ryholt.

Yazan & Çeviren: A.Kara

TEK BİR KAYADAN OLUŞAN HİNDU TAPINAĞI

A, Arkeolojik keşif, Açıklanamayanlar, Tek bir kayadan oluşan Hindu tapınağı, İnanılmaz Hindu tapınağı, İnsan yapımı olmayabilir mi?, Antik tapınaklar, Antik Hindu tapınağı, Kailasa Tapınağı, Arkeoloji
Kısaca: Tapınak bir dağdan oyulmuş, inşaatçılar yukarıdan aşağıya doğru başlayan dikey kazılarla yapmışlar. Bu inşaatlar sırasında dağdan yaklaşık 400.000 ton kaya kaldırıldığı tespit edildi. Tapınak, tek bir kayadan oyulmuş en büyük yekpare tapınaklardan biri olarak kabul edilir.

Hindistan'da tüyleri ürpertecek bir tapınak var. Perili ya da korkutucu olduğu için değil, tasarımı ve inşası insanların yapabileceğini düşündüğümüz her şeyin ötesinde olduğu için.

Tapınağın kendisi 164 metre derinliğinde, 109 metre genişliğinde ve 98 metre yüksekliğindeki bir dağa oyulmuş. Bu, Kailasa Tapınağı'nın gezegendeki tek bir kayadan oyulmuş en büyük TEK TAŞTAN YAPILMIŞ yapılarından biri olduğu anlamına gelir.

Hindistan, Ellora, Maharashtra'da bulunan bu görkemli tapınak Kailasa Tapınağı olarak bilinir. Bazıları bunu Kailasanatha tapınağı olarak adlandırıyor.

Tapınak Hindu ibadetine adanmıştır ve eski Hindistan'daki Rashtrakuta hanedanından 1. Kral Krişna  tarafından inşa ettirilmiştir.

Haklı olarak Kailasa Tapınağı büyüklüğü, mimarisi ve heykeltraşlığı nedeniyle Hindistan'da şimdiye kadar yapılmış en dikkat çekici mağara tapınaklarından biri olarak kabul edilir.

Kailasanatha tapınağı toplu olarak Ellora Mağarası olarak anılan 32 mağara tapınak ve manastırının bir parçasıdır. Kailasa Tapınağı toplamda 16 mağara kaplar.

Yapımlarının genellikle sekizinci yüzyılda başladığı kabul edilir.

Pek çok bilim adamı inşaatın büyük boyutlarıyla ve kendine özgü tasarımıyla birleştiğinde çok sayıda farklı mimari ve heykel düzenine dayanarak Rashtrakuta kralı 1. Krişna'ya atfedildiğine inanırken, bazı akademisyenler yapımında birden fazla kralın hüküm sürdüğünü iddia ediyorlar.

A, Arkeolojik keşif, Açıklanamayanlar, Tek bir kayadan oluşan Hindu tapınağı, İnanılmaz Hindu tapınağı, İnsan yapımı olmayabilir mi?, Antik tapınaklar, Antik Hindu tapınağı, Kailasa Tapınağı, Arkeoloji

DİKEY KAZI
Tapınak feci bir görüntüye sahip. Aslında bu Hindistan'daki en sevdiğim tapınaklardan biri. Etkileyici, farklı ve görkemli görünüyor.

Kailasa Tapınağı'nın en önemli özelliği "Dikey Kazı" dır.

Tapınak inşa edildiğinde oymacılar dağın tepesinden başlayarak aşağı doğru kazıdılar. Rajan, K.V. Soundara "Kaya-Kesme Tapınak Stilleri" kitabında geleneksel yöntemlerin projenin mimarı tarafından tam olarak takip edildiğini ve inşaatçıların tepeden başlayarak kazmalarının ön cepheden kazmaktan daha iyi olduğunu çünkü eğer öyle bir yöntem deneselerdi aynı sonuca ulaşamayacaklarını" söylüyor. Bu gerçek Kailasa'yı diğer tapınaklardan eşsiz ve farklı kılar.

Eski bir efsane Kailasa Tapınağı'nın yapımından bahseder. Katha-Kalpataru'ya göre yerel kral KrişnaYajnavalki (M.Ö. 1470-1535) korkunç bir hastalıktan muzdaripti. Eşi kraliçe, kocasını tedavi etmek için Tanrı Şiva'ya dua etmeye karar verir.

Kraliçe eğer dilek kabul edilirse ve bu tapınağın üstünü görene kadar bir oruç tutmaya ve bir tapınak inşa etmeye söz verdi. Sonunda kral iyileşti ve kraliçe tapınağın hemen inşa edilmesini istedi.

Ancak projeye katılan her mimar, bir shikhara (üstte) ile tamamlanmış bir tapınak inşa etmenin aylar alacağını açıkladı. Daha sonra Kokasa adında bir mimar Kral ve Kraliçe'ye bir hafta içinde bir tapınağın shikharasını (üstünü) göreceklerini açıkladı.

Sonunda Kokasa farklı bir teknik kullanmaya başladı. Yandan oymak yerine tepeye çıktı ve tepeden dikey olarak dağın tepesindem kazmaya başladılar. Sonunda bir hafta içinde shikhara'yı bitirdi.

Kailasa tapınağının en kötü şöhretli unsurlarından biri Kailasa dağını sallayan Ravana'yı tasvir ediyor olmasıdır. Heykel Hindu sanatının en güzel parçalarından biri olarak tanınır ve tapınağın bundan sonra Kailasa olarak bilinmesi olasıdır.

Bazı yazarlar 400 ton taş çıkarılarak yapılan bu tapınağın on sekiz yıl içinde tamamlandığını iddia ediyor. Tapınağın ilk yapım aşamasında her gün yaklaşık 60 ton kaya çıkarıldığı tahmin edilmektedir.

İnşaatçıların günde on iki saatten fazla çalıştıkları, her saat dağdan ortalama 5 ton kayaç çektiği sanılmaktadır.

Tapınağın nasıl planlandığını ve büyük olasılıkla nasıl tamamlandığını bildiğimiz halde, tasarımcıların, mimarların ve inşaatçıların, o zamanlar kendilerine sunulan nispeten sınırlı teknolojiyle nasıl başarabileceklerini tam olarak bilmiyoruz.

Önceki makalelerde yazdığım gibi binlerce yıl önce bu büyüleyici mağaraları kuranların sıradan bir çekiç, keski ve kazmadan daha fazlasına sahip olmuş olmaları çok mantıklı görünüyor.

Yazan & Çeviren: A.Kara