HABERLER
Dini Haber
"Evet Karabekir, Arapoğlu nun saçmalıklarını Türk oğullarına öğretmek için Kuran ı Türkçe ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler."
– Mustafa Kemal Atatürk

"İnsan en acımasız hayvandır. Trajedilerde, boğa güreşlerinde ve haça germelerde şu güne kadar kendisini en iyi hisseden oydu ve kendisi için cehennemi icat ettiğinde, sıkı durun, bu aslında en iyi cennetiydi."
"Her dakika övülmek isteyen bir Tanrıya inanamam."
– Friedrich Nietzsche

"Din . . . temel olarak korkuya dayanır … bilinmeye karşı duyulan korku, yenilgi korkusu, ölüm korkusu. Korku her acımasızlığın anasıdır ve o yüzden acımasızlık ve dinin el ele gitmesine şaşılmamalı. Benim din hakkındaki görüşüm Lucretius’la aynı. Onu korkudan doğan bir hastalık ve insan ırkına büyük bir mutsuzluk kaynağı olarak görüyorum."
– Bertrand Russell

"Evrenin sırlarının kabul edilebilir bir açıklamasının olmaması, bir tane yaratmamızı gerektirmez."
– J. Benbasset

islamiyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
islamiyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

NASIL PARÇACIK OLDUM ? | 3

Dinden çıkış hikayesi,İslamdan çıkış süreci, İslamı neden terk ettim?, Karmaşık, Kur'an nasıl yazıldı?, Nasıl parçacık oldum 3, din, islamiyet, Muhammed'in ölümü sonrası kavgalar,Peygamberlik,
Koyu bir sünni iken izlediğim videolar ve okuduğum kitapların etkisi ile yaşadığım inanç serüvenini anlatmaya devam ediyorum ;

Ve hemen hemen her düşünen insanın geçtiği yollardan geçtim.
Nedir bu yollar ?

Muazzez İlmiye Çığ
  • Sümerler ve dinlerin tarihi
  • Sümerli Ludingira
  • Kuran, Incil ve Tevrat

Turan Dursun
  • Kutsal kitapların kaynakları 
  • Din bu

Arif Tekin
  • Muhammed’in Ölümü
  • Sümerlerden Islam’a Kutsal kitaplar ve dinler
  • Bilinmeyen yönleri ile Kur’an

Din ve Mitoloji
  • Muhammed gerçekten yaşadımı?
  • Muhammed’in cinayetleri ( Olayları biliyordum ancak hiç bu açıdan bakmamıştım )
  • İlk dinden dönenler katiplerdi
  • Al-ilah

Ve daha bu konuda daha az bilinen bir sürü makale ve kitaplar..

Bu kadar hızlı geçen değişim sürecimde kendimi bir seyirci gibi izliyordum.

Acaba bu adam ne yapacak? Sonuca varacak mı? Yaşadığı düşünce ve inanç karmaşasının izahını yapıp duruşunu netleştirebilecek mi?

Benim için rahatlatıcı olan ise , izlediğim adamın ( Kendimin ) yalan söyleyip söylemediğini net olarak biliyor olmam ve ben (içimdeki beni) bir izleyici olarak O’nun üzerinde hakim ve yönetici konumda bulunuyor olmam. Yani yanlış yola girdiğini hissettiğim anda kendimi uyarabiliyor olmak benim rahatlama noktam.

Bence ben artık varlığıma bir açıklama getirmek, en azından yorumlamak durumundaydım.
Peki..

Bunu ben istedim. Hoş! Sanki ben herşeyi biliyormuşum gibi kendime karşı sağlam bir şekilde duruyordum. İçimdeki ben ile oturup bu konuyu konuşmak zorundaydım.

Sessizliği ilk ben bozdum. Ben bozdum çünkü biliyordum ki, içimdeki ben her görüşe açık ve iyi bir dinleyicidir. İyi tanıyorum O’nu.
  • Haydi herşeyi masaya yatıralım ve bir analiz yapalım. Çünkü bizim derleyip toparladığımız bu bilgileri ancak akıl yardımı ile bir anlam katabiliriz. Bunun tek yolu ise tarafsız bir şekilde tüm bilgileri masaya yatırıp olasılıklar hakkında fikir yürütmek.


MASAYA YATIRDIKLARIM
Tüm öğrendiğim bilgiler ışığında henüz bir karara varmış değilim. Ancak lokalden genele doğru bir yol alacağım bu izahı yapmaya çalışırken.

1 – Allah (cc) var, peygamberleri gerçekten göndermiş. Ancak insanlar dinleri değiştirmişler.

Allah (cc) var, Hz. Muhammed gerçekten peygamber olarak gönderilmiş. Kitap yazılmış, ancak Osman zamanından başlayarak Emeviler ve Abbasiler dönemlerinde Kuran’a eklemeler yapılmış, üzerine hadislerde eklenmiş. Yani aslında Kur’an bugün elimizde olandan çok daha az sayfaları olan bir kitap. Çünkü bazı ayetler varki hakikaten ilahi olduğunu hissediyorsunuz ruhunuzun derinliklerinde. Ancak bazı ayetler var ki bir çok çelişki baındırıyor. Ve mantık hataları içeriyor.

Bu varsayıma göre Hz. Muhammed gerçekten peygamber olarak görevlendirilmiş. Görevini de yapmış. Ancak insanlar O’nun vefatından hemen sonra, atalarının öğretileri doğrultusunda hareket ederek dini kendi istekleri doğrultusunda anlamlandırmaya çalışmışlardır. Ebubekir ile Ömer’in birlikte kumpas kurarak Hz.Muhammed’i zehirleyerek yaşamına son vermişler. Ve daha Hz. Muhammed defnedilmemişken iktidar kavgasına girişmişlerdir.

Şimdi bu durumda, bu insanların ( Ashabın ) islamı iyi anlamış ve uygulamış olacaklarına nasıl güvenebiliriz?

Adamlar daha peygamberlerini defnetmeden iktidar kavgasına girişmişler. Hz. Ömer hakkında aşırı hırslı olmasından kaynaklı bir çok suikast ve komplonun mimarı olarak söz ediliyor. Bu durumda bu insanlar Hz. Muhammed’e ve getirdiği kitaba aslında iman etmemiş , sadece iman etmişler gibi görünmüşler izlenimi veriyor.

…. Bir dakika oğlum hemen coştun. Dur bakalım.
Sen bu bilgileri neye göre yazıyorsun buraya? Delilin nedir?

Hadisler..
Başka ?
Tarih kitapları.
Başka ?
Günümüz tarihçilerinin kitapları.
Bu kadar mı?
Evet.

… Olmadı bunlar yeterli değil.

Eee? Yani bu durumda oturup herkesin inandığı gibi yapıp hayata devam mı edelim? O dönemde ne olmuş acaba? Bunu nasıl öğrenebiliriz?

Bu durumda 1 numaralı maddeyi yeniden ele almam gerekiyor.

1 – Allah (cc) var, peygamberleri gerçekten göndermiş. Ancak insanlar dinleri değiştirmişler.

Hz. Muhammed Kuran’ı getirmiş ancak insanlar Emeviler ve Abbasiler döneminde dinin bir çok kuralını değiştirmişler. Adına asrı saadet denilen bir dönem yaşanmış ve döneme ait her hangi bir kayıt elimizde maalesef yok. O döneme ait en yakın bilgi Hz. Muhammed’in vefatından yaklaşık 200 yıl sonra hadisleri toplayıp yazan Buhara şehrinde yaşamış olan Buhari’nin hadis kitapları var.

200 yıl.. İki yüz yıl.. Yahu anlamıyorum, bu ara dönemde yazı yeni mi icat edilmişti? Neden daha önce bu döneme ait herhangi bir kitap yazı vs yok? Kuran var ancak o konuda da okuduklarım canımı sıkmıyor değil;

Neymiş efendim Hz. Muhammed’e vahiy geldiğinde hemen oracıkta ne bulurlarsa kemik, deri vs. Onun üzerine yazarlarmış. Bu durumda insan düşünmeden edemiyor; muhterem o dönemde paşümen yokmuymuş? Hadi yokmuş diyelim. Kurutulmuş ve tabaklanmış deri üzerine yazılmamış mı ?  Yahu dünyanın en mühim olayı gerçekleşiyor ve insanlar ne bulurlarsa onun üzerine kayıt ediyorlar. O dönemde Hz. Muhammed’in diğer ülkelere gönderdiği islama davet mektupları duruyor. Her ne hikmetse o dönemde yazılmış Kuran sayfaları yakılmış, toplatılmış vs. Bu durumda Hz. Muhammed gerçekten elçi olarak görvlendirilmiş ve bir dönem islam doğru şekilde tebliğ edilip yaşanmış. Ancak Hz. Osman’dan başlayarak göndeirlen Kuran değiştirilmeye başlanmış kafalar karıştırılmış ve Emevi sapıklığının yolu açılmış.

Yahu bu durumda İslam ve peygamber var demekki. Bize düşen dinimizi doğru şekilde öğrenmeye çalışmak ve tarihe ışık tutmak oluyor.

( Üst ben, saf ve her okuduğuna inanan ) Canım yaa, çok tatlısın :)
Bu işi bu seviyede tutan binlerce insan var biliyormusun? Neyse haftaya devam ederiz.

Yazının Diğer Bölümleri

Yazan: Karmaşık

NASIL PARÇACIK OLDUM ? | 2

Dinden çıkış hikayesi, Gerçek hayat hikayeleri, İslamdan ayrılış, İslamdan çıkış süreci, İslamı neden terk ettim?, Karmaşık, Nasıl parçacık oldum, Nasıl parçacık oldum 2,
Artık hayatımda yeni bir dönem başlamış ve Kuran’ı farklı bakış açıları ile okuma dönemine girmiştim. Birçok ayetin kilitleri birer birer önümde açılıyor ve o ayetlerin aslında ne demek istediğini çok net bir şekilde anlayabiliyordum.

Örneğin “ Zinaya yaklaşmayın” diye emrediyor. Neden zina yapmayın değil de “yaklaşmayın”. Yani aklından bile geçirme demek istiyordu. Veya Fatiha suresi tamamen Allah’ın bizden ne istediğini ve bizim neler yapıp nelerden kaçınmamız gerektiğini net bir şekilde izah ediyordu.
Yalnız O’na kulluk edecektik. Yani O’nun haricinde hiç kimse kutsal falan değildi. Sadece O’ndan yardım isteyecektik. Yani başımıza gelen her beladan bizi ancak kurtaracak olan yüce Allah’tı.  Ayetler hakikaten de muhteşem anahtarlar içeriyordu.

Kesin olan bir şey vardı, Şirk koşmayacaksın !

İşte olayın sırrını çözmüştüm. Yüce Allah’a şirk koşmamak imanın sırrı idi. Ancak insanlar farkında olmadan şirk koşuyorlardı. Hadisler mesela.. Adamlar Allah Resulu vefat ettikten 250 yıl sonra oturmuş hadis adı altında bir sürü iftirayı Peygamberimize atmışlardı. Ve günümüz Müslümanı ise bu hadisleri dinin kaynağı kabul edip ona göre dini yaşıyorlardı. Halbuki Allah bizi Kuran’dan sorguya çekecekti. Buhari’nin, Tirmizi’nin yazdığı kitaplardan değil.

Aman Allah'ım.. İslam dünyası büyük bir yanılgı içindeydi. Ve ben bunun farkına varmıştım.

O günlerde bu duygularla ve bu gözlükle insanlara bakıyor ve göz göre göre nasıl uyanmadıklarını hayretler içerisinde izliyordum. Komşum bir emekli memur, sürekli camiye gider, namazlarını orada kılar, bazen camide oturup saatlerce Kuran okuyan birisi idi. Ahmet bey diyelim. Ahmet beye gerek whatsapp’tan paylaşımlar la gerek yüz yüze sohbetlerimizde bu konudan bahsettim. Karşı görüşlerini ifade etti. Kuran anayasa, hadisler yasa kitabı dedi. Ayetler gösterdi ve bak burada Allah’a ve Resul’üne uyun diyor. Yani hadisler işte Resul’ün bize bıraktığı usulleri öğretiyor. Gibi argümanlar ile reddetti. Ben hüsran içerisindeyim tabi ki.

Bu arada ben Kuran araştırmalarıma daha yoğun bir şekilde devam ediyorum ve Allah resulünün vefatından sonraki dönemi iyice öğrenmem gerektiğine karar verdim. Başladım o dönemi anlatan bir sürü PDF kitap indirip okumaya.  Muaviye’nin ne menem bir adam olduğu, Aslında Ümeyyeoğulları’nın taa en baştan Allah resuluna karşı çıktığı, Ebu Süfyan’ın ancak Mekke fethi sırasında Kabenin örtüsünün altına sığınıp, oda işe yaramayınca da islamı kabul ederek kelleyi kurtardığını okudum.

Hımm..
Bu durumda Allah resulü zamanında ve Osman’a kadar olan zaman diliminde islam tam olarak yaşanmış ancak Osman ile ( Ümeyye oğullarından ) ilk çözülme daha doğrusu kuralları değiştirme çabası başlamış.

İşte bu noktadan sonra yavaş yavaş İslama eklemeler yapılmış ve günümüze kadar taban tabana zıt bir İslam bize sunulmuş. Yani Kuran değiştirilememiş ancak hadis adı altında binlerce yeni emirler hayata sokulmuş. Gerek o dönemlerim büyük imamları vasıtası ile gerekse halifeler vasıtası ile. Ancak anlaşılan o ki, dinimiz değiştirilmiş!

Bir keresinde çok dindar bir kuyumcuya aile ziyaretinde anlatmak istemiştim, hadislerin dinin kaynağı olamayacağı hususunu. Adam o kadar hiddetlendi ve suçlamaya başladı beni;
“Sen peygambere iman etmiyorsun o zaman, sen kâfir olmuşsun haberin yok “ dedi ve ben orayı terk etmek zorunda kaldım.

Onların inanışına göre ben kâfir olmuştum :)


Benim aydın ve mantıklı inancıma göre ise onlar kafir olmuşlarda haberleri yoktu. Zaten yüce Allah onlar hakkında şöyle diyordu : “ Onlar şirk koşmadan inanmazlar” Ve evet bir ayetin mucizesine daha tanık oluyordum. Şirk koşmadan iman etmeyen insanların ne kadar çok olduğunu bizatihi gözlerimle görüyordum.

Ben burada durmamalıydım. Allah’ın gerçeğine doğru yaptığım yolculuğa devam etmeliydim. Ancak bu ilk temaslarımdan sonra anladım ki, bu insanlar konu din olunca tanınmayacak hale geliyorlar ve mantık-akıl devreden çıkıyor tamamen kutsal başlığı altında ezberletilmiş emirler devreye giriyordu. Bu nedenle bundan sonra öğrendiklerimi kendime saklamaya karar verdim. Artık şundan iyice emindim ; 1,5 milyar Müslümanın %99’u şirk içerisinde. Ve kitaplarını okumadan hocaların sözleri ile iman ediyorlar. Ve çok fanatikler.

Beni en çok sevindiren ne idi derseniz ; Abdest almak için akrobatik hareketler yapmanın aslında dinin emri olmaması veya namazın(Salatın) vaktinin aslında benim için uygun olan sayı ve zamanda olabiliyor olması vs.  Yani ağır gelen eylemler hafiflemişti.

Bu seviyede yaklaşık 1 yıl geçirdim.  Ancak bir kere yola çıkmıştım. Ve yola çıkarken ben secdeye varıp “Allah’ım ben gerçeğin peşindeyim. Ve senin bana yol göstermeni diliyorum. Bana senin gerçeğini öğret ne olur” diye dilekte bulunmuştum.

Belki de bu yakarıştan dolayıdır, yolculuğumun bittiğini ve gerçeği bulduğumu düşünüp aylar boyu öyle yaşarken Yakup Deniz’in Youtube videosu karşıma çıktı.

“Kuran Tanrı kelamı değildir” diyordu.
İzlemek isterseniz YouTube'de yazdığınızda kolayca ulaşabilirsiniz.

Bugüne kadar bir çok ateist görüş aldım, tartıştım ve o insanlar çok donanımlı olmadıkları
için absürd şeyler söylüyor, söylediklerinin altını dolduramıyorlardı. Ancak Yakup abide bir
başkalık vardı. Kuranın Tanrı kelamı olmadığı görüşünü çok içtenlikle savunuyor ve
argümanları çok sağlamdı. O gece bedenen uyudum ancak fikren sürekli bu önermeler,
iddialar beynimde dolaştı durdu.

Diyordu ki Yakup abi, “ Kuran’da çelişki bulamazsınız diye yazdığına göre çelişki olmaması
lazım. Ancak çelişkiler var, buyurun bakın…” diyor ve bir sürü örnek ayetler veriyor ve
hakikaten çelişki içerisinde. Bir konu hakkında tamamen zıt şeyler söylenir mi ? Ancak var. Ve
bu çelişkileri arayıp bulmak için Kuran’a çok hakim olmak lazım. Çünkü 6 bin küsur ayetin
içerisine serpilmiş durumda bu ayetler. Yani ortasını okurken başını unutuyorsunuz. Ancak
defalarca okumuş olmanız gerekiyor bu çelişkili ayetleri farkedebilmek için.

Ve sonuç itibarı ile çelişkili ayetler barındıran bir kitap Tanrı kelamı olamaz !

…..
Haydiiiii… buyur burdan yak !
Ben ne olacağım şimdi ? O kadar uğraştım, emek harcadım hadisleri reddettim, detaylara
indim vs. Doğru dini buldum derken..

Kafam çok karıştı.

Yakup abinin bu önermesini reddetmek içimden gelmiyor. Hak veriyorum çünkü.

Beynimde ki 2 ben tam bir çatışma haline geldi. Bir taraftaki ben, uzun yıllarımı vererek ve
kendimce cesur davranarak hadisleri reddetme yolu ile dinimi hurafelerden, yobazlardan,
hocalardan kurtarmış ve bu noktaya gelebilmek için yıllar harcamış,
Diğer taraftaki ben ise 10 dakikalık bir video ile bütün inandıklarını gözden geçirmesi
gerektiğine inanmış..

Bu nedir arkadaş yahu! Yok mu bu işin doğrusunu izah edecek kimse? Tanrı neden kendini bu
derece saklıyor ? Yani direk görsek kendini, iman etsek ne olur ki? İmtihan olmaz ama o
zaman.. Hımm doğru. E madem her şeyi yapmaya gücü yetiyor neden test etme ihtiyacı
duyuyor ki? Zaten biliyor olması lazım değilmi? Ayrıca yaratan kendisi zaten. Yaratmaz olur
biter. Bir kitap gönderiyorsun, önce inanıp sonra yolan çıkıyorlar, bu sefer başka bir kitap
gönderiyorsun ondada sonuç aynı oluyor. Bir tane daha gönderiyorsun sonuç yine aynı.

Kendimi laboratuvar faresi gibi hissediyorum. Yani uygulayıcı da sonucu merak ediyor gibi.
Kafam çok karıştı.. Devam edeceğim.

Yazının Diğer Bölümleri

Yazan: Karmaşık

NASIL PARÇACIK OLDUM ? | 1

Nasıl parçacık oldum,Karmaşık, Dinden çıkış hikayesi, İslamı neden terk ettim?, İslamdan ayrılış, Dinden çıkış hikayesi, Gerçek hayat hikayeleri, İslamdan çıkış süreci
NASIL PARÇACIK OLDUM ?
BÖLÜM 1

Yani bu durumda Tanrı yok mu?
Saçmalama oğlum biraz bir şeyler okuyunca hemen yoldan çıktın!
Allah’ım ne olur beni doğru yola ilet..

2 yıl önce….
Durun bir dakika, daha eskiye gitmem gerekiyor, yaklaşık olarak 35 yıl önceye..
16 – 17 yaşındayım. Cuma namazına henüz başlamış olduğum dönemler. Zıpkın gibi bir delikanlıyım. Din ile ilgim henüz başlamış. Babam peygamberimizin hayatını anlatan 15 ciltlik bilmemne yayınlarının bilmemne hocanın anlatımıyla o yıllara göre oldukça sade bir dille yazılmış hayatı.

Birkaç kere baştan sona okuyup cuma namazına başladığım yıllar.  Güneydoğunun o artık aydınlanması mümkün olma şansını çoktan kaybetmiş atmosferinde, kendimce mezhepleri reddederek modern çizgiyle bağımı koparmamış bir gençtim.

Bu sitede okuduğum bir çok arkadaşımın aksine ailemin görüntüsü şöyle idi ; Babam cumadan cumaya esnafla birlikte camiye giden ancak birçok kadınla sürekli dostluk kuran bir baba. Annem bildiğiniz başı açık ev hanımı. Ve çevremizde yaklaşık olarak böyle tipler.

32-33 yıl içerisinde Allah ve peygamber sevgisi içimden hiç eksilmedi. Hatta iyice pekişti. Öyle anlar oldu ki 4 halifeyi eleştiren bir misafirimi evden kovmuştum.
(Şimdi düşünüyorum da, ben ki okumaya, kültüre değer veren birisi olarak bu tepkileri koyuyorsam eğer, günümüzdeki kitlenin tepkisine bir psikolog edasıyla yaklaşmak gerektiğine inanmaya başladım)


Bu süre zarfında ben 1 – 2 kez eşimin başını kapatmadığı için boşanma düşüncesine kapılmış olduğum günler geçirdim, veya sahip olduğum tek mal varlığım olan arabamı satıp hacca gitmeyi düşündüm. Ve saire..

Beynimde öyle bir peygamber imajı oluşmuştu ki yıllar içinde, O şu anda hepimizi görebiliyor biz dualarımızda O’na seslenirsek bu mesajlar O’na ulaşıyor. O bizi tek tek ismen tanıyor ve Muhammed peygamber yarı ilah bir görünüm arzediyordu.

Yolculuğum ilk defa Ahmet Murat Sağlam’ın yazdığı “Neden yalnız Kuran” isimli kitabı okumakla başladı. Hadislerin dinin kaynağı olamayacağını sağlam argümanlarla ortaya koyuyordu. Bu vesile ile Edip Yüksel’le tanıştım. Bir çok kez 19 mucizesi üzerine fikir alışverişinde bulundum. Ancak Tevbe suresi son 2 ayeti konusunda O’na katılmadığımı farkettim.

Oh be! Artık ben gerçek Müslümandım. Hadisleri  red ederek dinimi bir çok yanlış ritüelden sıyırmış ve tertemiz yapmıştım. Bu büyük ve radikal gelişme benim iç dünyamda muhteşem bir aydınlanmaya neden olmuştu. Artık gaz kaçırınca abdestimin bozulmadığını biliyordum.
Veya camide Allah yazılı tabelanın hemen aynı hizasına Muhammed yazılı tabela astıkları için ve Müslümanların camiye gidip Muhammed yazılı tabelanın önünde secde etmesinin şirk olduğu çıkarımında bulunuyordum.
Heyt beee, yahu bunca yıldır meğer ne çok günaha girmişim muhterem (!)
Neyse Allah affeder inşallah..

Artık hayatımda yeni bir dönem başlamış ve Kuran’ı farklı bakış açıları ile okuma dönemine girmiştim. Bir çok ayetin kilitleri birer birer önümde açılıyor ve o ayetlerin aslında ne demek istediğini çok net bir şekilde anlayabiliyordum.

Devamı haftaya..

Yazan: Karmaşık

ALLAH İSMİNİN OKUNUŞU TAM OLARAK NASILDIR?

Sorularla İslamiyet, A,din,islamiyet,Allah isminin okunuşu,Allah mı Ellah mı?,Kuranda Allah yazar mı?, Abdullah ne demek?, Peygamberin babası,Kabe baş putu,Allah,Ellah,
ALLAH | ELLAH

Sorularla İslamiyet sitesinde "Allah isminin okunuşu tam olarak nasıldır?" başlığı altında şöyle bir soru sorulmuş:
 -Kuran-ı kerim okurken Allah ismini tam Allah diyerek okumuyoruz.. Yanlış bilmiyorsam e-a arası okuyoruz .. Ama yazılırken neden Allah diye okuyoruz söylüyoruz..
- Bir de Ömer ve Osman isimleri de Arapça’da ö ve o harfleri yok neden böyle okuyoruz?
Sorularla İslamiyet'in cevabı:
Değerli kardeşimiz,
"Allah" lafza-i celalin başında buluna Elif harfi Arapçada “E”dir, öyle okunur. Fakat bunun kişilere göre telaffuz tarzı E ile A arasında olursa bir şey olmaz.
-Türkçe’de “Ellah” yerine, “Allah” yazılıp okunmasının sebebi, Lafza-i celalin Lamlarının kalın okunmasını sağlamaya yöneliktir. Bunu Latin harfleriyle E yazarsanız, kimse onu kalın okumaz. Oysa bu ismin kalın okunması -ismin manasının azametine uygun olduğu için- (bazı durumlar hariç) kalın okunur ki, lafız ile mana “azamet/büyüklük” çerçevesinde bütünleşmiş olsun.
Aslı Umar ve Usman olan isimlerin, Ömer ve Osman şeklinde söylenmesi, Türkçe’nin özelliğinden ve dile daha kolay gelmesindendir...
Eğer dini kuru kuruya savunmak ve gerçekleri asla kabullenmemek veya bu tarz soruların üzerinde samimi olarak düşünmemekte iseniz ne açıklarsam açıklayayım faydalı olmayacaktır. Fakat ben yine de konu hakkındaki görüşümü ve bazı gerçekleri yazayım.

Aslında Allah diye bir yaratıcı adı yok İslam'da, yani Kur'an da falan da Allah diye bir ilah yok! Ne var peki?
ELLAH (الله)
Çünkü baştaki harf Elif.

Ellah'ı Allah diye okuyamazsın çünkü başındaki harf Elif yani "E" dir. Yani Sorularla İslamiyet'in süslü cevabına bakarsanız söylemek istediği şu, "eğer ince harfle yani E ile okursan ismin bir karizması bir gücü, ihtişamı kalmaz" Onların Ellah isminin Allah diye okunmasına verdiği mantık dışı cevaba göre Allah diye okuyacaksın çünkü büyüklüğünü, azametini göstermen gerekecek.

İyi de bu hile değilse nedir?
Yazılan bir şeyi o dil nasıl gerektiriyorsa öyle okursun, çarpıtmaya kimsenin hakkı yokki. Şimdi diyelim ki Emel adında bir kadın diğer kadınlardan daha güçlüdür diyorsun, tutup da Emel olan bu adı Amel diye okuyabilir misin? Sırf ihtişamlı olsun, güçlü göstersin diye?

Gelelim en önemli meseleye, Allah her şeye gücü yetendir, her şeyi bilir diyenler kimler? Sizlersiniz. O halde Allah adını Ellah olarak belirtip vahiyle iletirken adının sırf bir E harfi yüzünden güçsüz görünebileceğini düşünemedi de yarattı kulları mı düşündü?

Hani şu sürekli "Allah'ın ilmi sonsuzdur" diyen, iki gıdımcık çamurdan yaratıldıklarını söyleyen kulları tutup ta Ellah'ın düşünemediği şeyi mi düşündü? "Tüh ya bak adı Ellah'mış, böyle olmaz söylerken ağzı doldurmuyor haşmetli durmuyor, Allah olsun adı, biz Allah diye okuyalım" diye karar verme yetkisini müslümanlar kendilerinde nasıl görüyorlar? İnandıkları dine göre bunun yeri nedir?

Müslümanların da, Sorularla İslamiyet gibi insanların gözlerini açmasını engellemek isteyen dini kuruluşların da bir şeyi iyi bilmesi gerek aksi halde kendi dini inançları ile çelişiyorlar. Allah dediğiniz yaratıcının hikmeti sonsuz ise, adını da Ellah olarak bildirdi ise (bildiren yok ya neyse) sen bunu değiştiremezsin.


Peki Kur'an'da neden Ellah yazıyor yani Kur'an'ın yaratıcısının adı neden Ellah?
Hep söylüyorum, antik dönem tanrılarının tümü zamanın birçok tanrısından türeyerek, bazı tanrı ve tanrıçaları kendş bünyesinde toplayarak, onların özelliklerini emerek tek ilah haline gelmiştir. Bu süreci gerçekleştiren de o çağda ve o coğrafyada seçtiği ilaha tapan toplumdur. Başka toplumlarda daha güçlü veya iyi özellikleri olan bir ilah gördüklerinde onu kendi tanrıları ile birleştirirler ki yeni tanrıları daha yüce ve kudretli olsun.

El normalde Kenanlıların bir tanrısıydı ve oradan museviler tarafından alındı. El "Şefkatli El", "Canlıların yaratıcısı" gibi isimlerle anılıyordu ve Kenan tanrılarının reisiydi. Al (El) İlah ise eski putperest arapların kabe içinde tapmakta olduğu baş tanrının (Ay tanrısı, diğer isimleriyle SİN, Hubal) adıydı, putların en yücesinin.

Hem Kenanlı ve Musevilerin eski tanrılarından El'i hem de putperest Arapların eski baş putu Al-ilah'ı (El-ilah) birleştirerek yeni oluşturulan tanrının adının Ellah olduğunu söylemek, kabullenmek zorunuza mı gidiyor?

Nasıl ki siz şuan daha güçlü görünsün diye adını değiştirip E yi A yapmaya çalışıyorsanız (pardon çalışmıyorsunuz, yaptınız bile) ayni şekilde antik çağlardaki insanlar da tanrı-tanrıçalarında onlara yeni güçler ekleyerek güncellemeler yapıyorlardı. Antik dönem insanlarının ilahlarını sürekli güncellediğini ispatlayan binlerce antik metin, piramit yazısı gibi kanıtlar sapasağlam duruyor.

He bazılarınız ısrarla şunu diyebilir, yok yahu Allah yani Ellah eski arap putperestlerin taptığı put değildir, bu başka Ellah'tır. İyi de canım kardeşim isim kıtlığı mı vardı da senin inandığın dinin tanrısı kantrilyonlarca isim seçebilecekken (yada isme sahip olabilecekken) gidip kabedeki eski bir ay tanrısı putun adını alacaktı (üstelik putlardan nefret edip onları lanetlemesine rağmen) ?

İsim mi kalmamıştı koca evrende? Muhammed yeni dini ilan ederken kabenin baş putunu tek tanrı ilan etti ve adını bile değiştirmedi bu kadar basit, çünkü Allah'ı da yaratan zaten Muhammed. Bir putu alıp ilah ilan ederek onu Muhammed yaratmış oluyor.

Bak şimdi sizin gibi ısrarla kabul etmeyen tipler için Ellah yani Allah'a İslamiyet öncesi Araplar tarafından tapılıyor muydu bir bakalım:

Muhammed'in babasının ismi Abdullah. Dolayısı ile Abdullah döneminde Arapların inanmakta olduğu bir tanrı var. Aksi halde ismi nasıl Abdullah olabilir? Çünkü anlamı Ellah'ın kulu (sizin üstünü örttüğünüz şekli ile Allah'ın kulu)

Muhammed'in babasının adına bir bakalım:
(ellah) عبد الله (aebd)  
Yani Aebd-Ellah, yani Ellah'ın kulu.

Abdullah bir şeyin kulu olduğuna göre demekki İslamiyet öncesinde taptıkları bir ilah var yani ateist yada dinsiz değiller. Zaten o devirde dinsiz insan ara ki bulasın.

Peki inandıkları din neydi?
Hristiyanlık? Musevilik? Tabi hiçbiri değildi.

Geriye hangi ihtimal kalıyor? Muhammed'in babasının putperest olması ihtimali. Dolayısı ile putperest bir adamın putu olmalı yoksa neye tapacak?
Putunun adı ise zaten yukarıda da gösterdiğim gibi isminde gizli "Ellah". Kur'an'da yazanda zaten Ellah, Allah değil demiş ve göstermiştim.

Bazılarınız yanıldığımı söyleyebilir, o zaman beyin fırtınası yapalım.
Diyelim ki yanılıyorum (gerçi yanılacak birşey yok herşey gün gibi ortada) diyelim ki Ellah-Allah put değildi. O zaman Muhammed'in babasının putu neydi?
Eğer babasının bir putu yoksa dini neydi?
Adam Yahudi değil, Hristiyan değil, ne peki?
Diyelim ki dinsizdi, o halde adı nasıl "Ellah'ın kulu" olacak? Dinsiz biri nasıl bir putun kulu olur?

Yani ne kadar çırpınırsanız çırpının Muhammed'in babası da İslamiyet öncesi Araplar'da putlara tapıyorlardı ve bunlardan biri aynı zamanda en güçlüsü de (panteonun başı) ay tanrısı Ellah-Allah'tı (İslamiyetin sembolünün ay olmasının nedeni).

Yazan: A.Kara

DİNLERDEN NEFRET EDEN MİLLET : TÜRKLER

din,Türkler ve İslam,Türkler dinlerden nefret ederdi,Dinlerden nefret eden millet, Yecüc Mecüc, Yecüc Mecüc Türkler mi?,din, islamiyet, sizden gelenler, Gog Magog
Amerika'ya gidenler bilir. Uçak ile 11-12 saat sürer. Eskiden THY bu kadar gelişmiş değildi. Amerika'ya, genellikle Frankfurt ya da Londra üzerinden giderdik.

Uzun ve yorucu yolculuk sırasında istemeseniz de yanınızdaki ile konuşmak durumunda kalınıyordu. Yanınızda oturan yabancı "Türk olduğunuzu" anladığı andan itibaren "sessizlik" başlıyordu. Bir bahane uydurup, konuşmak istemiyordu.

Bir gün yanıma Yunanlı bir yolcu oturdu. Kırık Almancası ile anlaşmaya çalışıyoruz. Beni Alman sanıyor. Kendisine, Türkler hakkında fikrini sordum. Adam bir coştu, burada anlatmak mümkün değil.

Tevrattan girdi, İncil'den çıktı "Türkler Magok soyundan geliyor" diye söze başladı. "Tevratın Hezekiel Süresinde Gog (yecüc) ve Magog (mecüc) diye tarif edilir. Oradan İncile de geçmiş" dedi.
Gog ve Magok'un özelliklerini sordum. "Allah'ın emrine uymayan Yahudileri ve Hristiyanları, Tanrı Gok ve Magokları göndererek cezalandırıyor" diye açıkladı. Türk komutan Atillayı "Tanrının kırbacı" diye örnek verdi.

Roma ve Bizans'ın "günahkar oldukları için" Türkler tarafından cezalandırıldıklarını söyledi. 400 yıl Avrupa'da aynı akıbetten kendini kurtaramadı dedi.

Kansas'da Arap bir bakkal vardı. Türk ürünleri satardı. Beyaz peyniri ve zeytini ondan alırdım. Türk olduğumu anlayınca, bana ters davranmaya başladı. Sebebini sordum.

"Kusura bakma arkadaşım, Arap kültüründe Türklerden nefret edilir. Burası Amerika ama, böyle yetiştim diyerek" özür diledi. Sebebini sordum. "Kuran'daki Kehf ve Enbiya Sürelerini" oku diye beni uyardı. Türkler ile ne alakası var dedim.

"Kuran'ın Kehf ve Enbiya sürelerinde bahsedilen Yecüc-Mecüc'ün bize Türk olduğu öğretildi" demez mi? Şaşırıp kaldım. Aklıma, uçakta karşılaştığım Yunanlının sözleri geldi.

Yahudi, Hristiyan ve şimdi de Müslüman Arap bizlerden nefret ediyordu. Sebebi ise din kitaplarına dayanıyordu.

Peki biz Müslümandık, nasıl olur da "Yecüc-Mecüc olarak" tarif edilebilirdik. Hadislere de bakmalıydım.

Hadislerde de Türkler hakkında hoş sözler yok.
Ebu Davut"un hadis kitabında "Türkler, basık burunlu, yayvan suratlı ve Araplara felaket getirecek Yecüc-Mecüc ırkıdır" diye yazıyor.

Buhari, kitabında "Türkler dünyadan yok edilmedikçe, kıyamet kopmayacak...." diye yazıyor.
Böyle bir kültür ile yetişen Arap milleti Türkleri sevemez. Nitekim sevmiyor.

SİZDEN GELENLER Yazan: İ.Girgin

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

YA'SİN KELİMESİNİN ANLAMI NEDİR?

Sorularla İslamiyet, Dinimiz İslam, Yasin kelimesinin anlamı nedir?, Yasin ne demek?, Ya'sin'in anlamı, Kur'an'da SİN, din, A, islamiyet, Ayetteki Ya'Sin, Kur'an'da ay tanrısı, Tanrı Sin, Al-ilah,
YASİN KELİMESİNİN ANLAMI NEDİR?

Sorusuna Sorularla İslamiyet'in verdiği cevaba bakarak konuya başlayabiliriz.


Canlı yayın yaptığım dönemlerde bir yayınımda bu konudaki görüşümden bahsetmiştim fakat o gün canlı yayınımı izleyen sayısı 130 civarıydı dolayısı ile bu söylediklerimden çoğunuzun haberi olmadı. O yüzden bu makaleyi yazarak sizlerle paylaşmak istedim.

Bildiğiniz gibi Kur'an'ın kendisi de, camideki hocalar da, alim dediğiniz adamlar da bir konuda ortak söylem içindedir. Eğer onlara "Kur'an'da anlamı olmayan şeylerin neden anlamı yok, hani Kur'an apaçık bir kitaptı, apaçıksa neden şifre içerdiği düşünülüyor?" derseniz size klasik cevap olarak "Allah'ın söylediklerini anlamaya her zaman insanın aklı yetmez" ve türevi cevaplar olacaktır.

Bu cevabı verirken tabi ki "Kur'an apaçık bir kitaptır" ayetini göz ardı ediyor yada bilmezden geliyorlar sanırım. Neyse, bu yazıdaki ana konu bu değil, şimdi "şifreli", "anlamazsın sen", "onda bir hikmet vardır" vb. cevaplar verilen sorulardan biri hakkında kendi görüşümü yazayım.

Her şeyin bir anlamı olduğu gibi surenin isminin yani YA'SİN'in de bir anlamı olmalı değil mi? (Ama Kur'an apaçık bir kitap olduğunu söylediğine göre anlamı da Müslümanlar için anlaşılır olmalıydı ya neyse)

Onlar anlam sorulunca yukarıda yazdığım cevaplara başvuradursun ben şöyle açıklayayım (Sorularla İslamiyet'in verdiği cevaba yazının ilerleyen sürecinde cevap vereceğim).

Bildiğiniz gibi nasıl ki İsrail'in tanrısı Yahweh eski İsrail tanrısı olan EL'den türedi ise (İsraEL) aynı şekilde İslamiyetin tanrısı Allah'da eski pagan arapların tanrısı olan El-ilah (Al-ilah) dan türedi. Tabi bu birden olmadı, tıpkı mitoloji dediğimiz tanrıların gelişim sürecinde birçok tanrı ve tanrıçayı bünyesinde toplayıp sonrasında sadece ona tapınılması gibi Allah'da tek ilah ilan edilene kadar El, İştar ve El-İlah yani diğer adıyla SİN'in özelliklerini ele geçirdi, Muhammed onu tek ilan edip diğer pagan uygulamalarını da reddetmeyip (tavaf, namaz, hatta Babil putperestlerinin Jumu'ah adlı uygulaması yani cuma namazı) yeni oluşturduğu dinin içine katarken eski pagan tanrıları da yeni ve tek diye anlattığı Allah'ın bünyesinde topladı (Babil'in 7 baş putunun -panteon- kutsal rakamlarının toplamı olan 99'un Allah'a verilmesi gibi).
Bu sayede insanlar yeni tanrıyı daha kolay kabul edecekti çünkü o eski tanrılarının birleşimiydi ve alışılagelmiş ibadetlerine ters düşmüyordu.

Neyse, yukarıda bir şey dediğim belki dikkatinizden kaçtı. El-ilah'ın diğer adı "SİN". Kur'an'daki bir surenin adı da YA'SİN!. Rastlantıya bak sen...

Peki YA'SİN ne demek olabilir?
Neden konmuştur ki Kur'an'a?

Arapça'da YA ne demek?
Birine seslenirken kullanılan bir ön ektir arapçada "YA".
Ya Ali, Ya Ömer vb. şekillerde kullanılır.

Bu konuda Dinimiz İslam sitesinin cevabı için aşağıdaki tuşa tıklayabilirsiniz.


Peki, "YA" birine seslenmek için kullanılan bir ön ek ise, "SİN" de eski arap putperestlerin 360 puttan oluşan panteonunun baş tanrısı olan El-ilah ise YA'SİN kelimesi SİN adlı tanrıya bir sesleniş değilse nedir? Muhammed yeni dini oluştururken eski putperest inancındaki kişileri dine daha sıkı bağlamak için bu şekilde bir kullanım tercih ederek Kur'an'da onun adına yer vermiş olamaz mı?


SORULARLA İSLAMİYET'İN AÇIKLAMASINA CEVAP

Diyorlar ki Ya'Sin deki bu harfler manaları kapalı, değişik anlamlara gelebilecek harflerdir.
E hani Kur'an herkesin anlayabilmesi için apaçık bir kitaptı?
Neden manası kapalı, "siz bunu anlayamazsınız" gibisinden kitap ve mesaj göndersin bir yaratıcı? Anlamamızı istiyor mu istemiyor mu?

Daha yanlış olan "anlamını bilemeyiz" denen şeye makul anlamlar yüklemektir. Yani keyfine göre bilmediğin bir şeye anlam yüklenebilir mi?

Çince'de 苹果 (Píngguǒ) elma demek. Şimdi ben bunu anlayacak, bilecek bir bilgiye sahip değil isem tutup bu kelime şu anlama gelebilir, makul anlamlar şunlar olabilir diyerek ona "araba tekerleği" anlamına geliyormuş gibi bir yaklaşımda bulunabilir miyim? Yanlış bir yöntem değilse nedir?

Sorularla İslamiyet aslında benim "Ya" için söylediğim şeyi kendisi de ilk paragrafta söylemiş. Diyor ki: "Ya-Sin" kelimesinin bir "nidâ = çağrı" olduğunu gerektirir.

Fakat işlerine geldiği gibi açıkladıkları kısım SİN ile ilgili kısım.
"Sin ise, insan kelimesinin "Sin" harfini çağrıştırdığı için Ya'Sin insan demek olabilir" diyorlar. Harfi çağrıştırıyor diye kelimeye anlam yüklenir mi?

Tabi ki dinlerini korumak adına hiçbir hoca buradaki SİN eski arap ay tanrısının adıdır yada böyle bir ihtimal olabilir demedi diyemez. Daha İslamiyet yokken nasıl ki Muhammed'in babasının adı Abd-Al-İlah yani Al-ilah'ın kulu anlamına geliyor yani bu ismi çocuklarına koyarak inandıkları tanrıyı yüceltmeyi amaçlıyorlardı diyemiyorlar ise SİN'de ay tanrısıdır diyemiyorlar.

Sorularla İslamiyet benim de yazının başında söylediğim klasik cevaplardan birini vererek beni haklı çıkarmış. "Allah'ın sonsuz ilminden dolayı Kur'an'da yazılanlar şifrelidir, üslubun bir gereğidir" gibi cevaplar vermiş. Yani klasik "siz anlayamazsınız" bölümüne hoş geldiniz. Bir yaratıcı hem kendini anlatmak için kitap gönderecek hemde o kitapta anlaşılmamaya çalışarak şifreli bir dil kullanacak öyle mi? :)

Aslında Kur'an'ın söylediklerine bakılırsa anlaması zor olmayan mesajlar içeriyor olmalıydı ama maalesef görüldüğü üzere durum öyle değil.

Peki bakalım Kur'an bu konuda ne diyor:
"Biz Kur'an'ı sana her şeyin apaçık bir beyanı olarak indirdik." (Nahl, 16/89)
Yukarıdaki ayette öyle diyor fakat anlamak için 40 takla atmak, yada bu şifrelidir demek gerekiyor öyle mi?

Andolsun ki Kur’an’ı düşünülsün diye kolaylaştırdık. Düşünecek yok mu? (Kamer Suresi 32)
Kolaylaştırıldık denen kitabı anlamak için çırpınan milyonlarca Müslüman var ?!

"Anlayıp düşünsünler diye Kur’an’ı senin dilinde kolaylaştırdık." (Duhan 58)
Maalesef hiçbirimiz için kolaylaştırılmış olmadı çünkü dilimiz Arapça değil. Daha tuhaf olan ise Arapların bile tam olarak anlayamadıkları kısımlar olması.

Yasin kelimesinin anlamı nedir? sorusunun net bir cevabı olmasa da benim düşündüğüm ihtimalin ilahiyatçıların verdiği belirsiz cevaplardan aşağı kalır bir ihtimali yok. Tabi ki ille de "benim dediğim doğrudur" diyemem fakat onların dediklerinin akla yatmadığı ve net olmadığı kesin.

Yazan: A.Kara

KABE'DEKİ BÖCEK BASKINI VE MUCİZE ARAYIŞLARI

A,din, islamiyet, Kabeyi böcekler bastı,Mekke böcek istilası,Kabe böcek istilası, Kabe çekirge istilası, Kabeyi çekirgeler bastı,Dini koruma çabası,
Hangi dinden olursa olsun inançlı olan bir çok insan inandığı dini ve tanrısını tasdiklemek ve gördüğü, yaşadığı olaylara dinine toz kondurmadan makul bir cevap bulabilmek, inanmak için neden arıyor. Yaşadığımız ülkedeki egemen dine inanlardan örnek vereyim.

Bu hafta bir haber vardı, yaşlı bir teyzenin evine araba girdi, araba bildiğin duvara çarpıp kafayı eve sokmuş içeriyi dikizlercesine duruyor. Rastlantı ya, teyze de o sırada namaz kılmak için abdest almaya gitmiş. Röportaj yapıyorlar teyzeyle, "Allah beni korudu, abdest almaya gönderdi kurtuldum" gibi sözler sarf ediyor. Böyle düşünen çok insan var eminim, yani haberi izlerken "baksana mübarek! Allah nasıl korumuş teyzeyi görüyor musun?, İşte abdest almaya gitmiş ya, bak imanı sayesinde nasıl kurtuldu" falan gibi sözler sarf ediyorlar...

Hiç demiyorlar ki teyzeyi abdest alması sayesinde ölümden kurtaran Allah aynı şekilde imanlı olan yüzbinlerce müslümanı neden kurtarmıyor? Hiç demiyorlar ki rastlantı icabı araba teyzeyi ezmedi diye bunda keramet arayıp dinimin yaratıcısını yüceltiyorum da her gün yüzbinlerce müslüman katledilirken onları korumayan yaratıcım hakkında neden düşünmüyorum?

Yani eğer Allah kullarını bu kadar gözetiyor olsa, bir insanı sırf namaz kılacak, abdest almaya gitti diye kurtaracak kadar ilgili olsa, sahillerde boğulan çocukların o duruma düşmesine, Kabe'yi tavafa gidenlerin vinç altında kalarak ölmesine, birçok Avrupa ülkesi tarafından müslümanların katledilmesine ile falan neden ilgilenmiyor?

Hadi bu teyze namaz kılacağı için kurtuldu, Allah yardım etti diyelim. Ee, namaz sırasında bombalı saldırılardan yada çeşitli kazalardan dolayı ölen binlerce müslüman var onlar ne olacak? Onlar neden korunmadı? He onlar başka di mi? Onlara kılıf hazır ama iş keramet aramaya gelince g-te bala ölmeyen birini görüp "bak Allah nasıl korudu" demek kolayınıza ve işinize geliyor.


Maalesef bakış açısı hep dini çelişkileri temize çıkarmak adına. En basiti bu zamana kadar Kabe'nin başına onlarca olay geldi, istila edildi, mancınıklarla yıkıldı vs. vs. En son bu hafta gördük ki bu sefer de Kabe'yi ve tavaf alanını böcekler basmış. Görevlendirmişler insanları, böcekleri ilaçlayıp toplu halde öldürüp süpürüyorlar.

Burada bile yine aynı durum ortaya çıkıyor. Kur'an'da Kabe'nin güvenilir bir ibadet yeri olduğunu söyleyen Allah tarih boyunca Kabe'yi koruyamamıştır, Kabe'nin başına gelenler bunu gösterir. Şimdi de bu böcek baskını olayı var. Bu olaydan dolayı "Allah Kabe'yi neden korumuyor?" demesin diye müslümanları uyutmak için çeşitli masallar çıkardılar hemen.

Bunlardan ilki kıyametin yaklaştığı, Kabe'deki bu böcek istilasının da kıyametin habercisi olduğu. Bu kaçıncı "kıyamet yaklaştı" geyiğidir sayanınız var mı? Eminim Kabe mancınıklarla yıkıldığında o dönemin müslümanları da "bunlar kıyamet alamati, kıyamet yaklaştı" demişti ama üzerinde yüzlerce yıl geçti ve dünya hala sağlam.

İkinci masal ise bir hayli komik. Mescidi haram ve çevresini çekirge ve hamam böceklerinin basmasının nedenini o günki Suud imamına yıktılar :) Yani böcek istilasından dolayı Kabe imamı Abdurrahman Sudeysi'yi günah keçisi yaptılar. İşin komik yanı bu ya, bu böcek istilasının sebebinin Abdurrahman Sudeysi'nin daha önce yaptığı açıklamalar olduğuna inanıyorlar. New York'ta yaptığı bir konuşmasında "Allah'a hamd olsun Amerika ve Arabistan dünyaya liderlik ediyorlar" dediği için ayrıca Suudi Arabistan kralı Selman bin Abdülaziz'e ve ABD başkanı Donald Trump'a dua ettiği için bu olayın yaşandığını söyleyen ve inananlar mevcut.

Yani inanıyorlar ki koskoca sonsuz evreni yaratan Allah işi gücü yok ufacık dünya gezegenindeki kişilerin siyasi faaliyetlerini, partilerini falan takip ediyor, İslama uygun konuşmayan kişilerden dolayı da işaretler falan gönderiyor. Fakat ne hikmetse buna inanan binlerce müslüman Allah'ın katledilen yüzbinlerce müslüman için neden kılını kıpırdatmadığını merak etmiyor...

İşte din budur, sizi sadece işinize gelene inanmaya iter aksi halde sorgulamanız ve üzerinde düşünmeniz gerekir. Fakat sorgular ve düşünürseniz inandığınız din ve ilahlar tehlikeye gireceği için bunun yerine her olaya bir kulp bulup inancınızı pekiştirmekte kullanmak, onları bir nevi japon yapıştırıcısı yapmak daha tercih edilesi ve kolaydır.



Yazan: A.Kara

DİYANET VAKFI

DİYANET VAKFI'NIN KURULUŞU
Diyanet Vakfı, 429 sayılı kanunla, Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle kurulmuştur. Başlarda T.C. Başkanlığı'na bağlı olan vakıf daha sonra 9 Temmuz 2018'de başkanlık sistemine geçilmesinden dolayı T.C. Cumhurbaşkanlığına bağlanmıştır.

Diyaneti kuran kişinin ve Kur'an'ın Türkçe tercümesini yaptıranın Atatürk olması özellikle yobaz kesimi bir hayli şaşırtmıştır. Çünkü çoğu Kur'an'ı bile okuyup bilmiyor, kaldı ki Diyanet'i kuran kişinin kim olduğunu bilsinler...

Atatürk'ün bunu yapma sebebi ise ülkeyi inci-cinci hocalardan, kafasına göre tarikat kurup halkı yönlendiren, sömüren kişilerden kurtarmak, devlete tehlike arz edebilecek dini örgütlenmelerin önüne geçmek ayrıca halkın inandığı kitabı kendi dilinde okumasını sağlamaktı.

Bir deist olduğunu düşündüğüm Atatürk'ün bunu yapmasının en büyük nedeni dediğim gibi hem inançlı halkı sahtekarların elinden kurtarmak, hemde halkın Kur'an'ı anlayacakları dilde okumalarını sağlamaktı. İçinde yazanlardan haberleri olmalarını, yani inanıyolarsa da en azından kendi dillerinden, anlayarak okuduktan sonra inanmalarını amaçlıyordu.

Ayrıca dini bir kurum yada ruhban sınıfı bağımsız olamazdı. Çünkü tarih bunun ne kadar tehlikeli olduğunu insanlığa defalarca göstermişti (Örneğin devletten bağımsız kilise veya tarikatların iktidarları yıkması, kraliyetleri devirmesi vs.)


DİYANET VE ANAYASANIN 136.MADDESİ
Peki, Diyanet Vakfı kurulurken anayasaya konmuş olan 136.madde ne diyor bir bakalım:
"Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir"

Yani yasada; Diyanet İşleri Başkanlığı din ile devlet işlerini birbirinden ayırmalı, dolayısı ile siyasi meselelere karışmamalı, milli dayanış ve bütünleşmeyi amaç edinmeli, yani insanları bölmemeli, ayırmamalıdır denmektedir.

Peki öyle midir? Anayasa maddesinde yer alanları madde madde inceleyelim:

İLK BÖLÜM
"Laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak"
Bu bölümün demek istediği çok açık, sen dini öğretmekle görevli bir kurumsun dolayısı ile siyasete falan dahil olma, işine bak denmiş. Neticede islami inanca göre sorgu melekleri "hangi partiyi destekliyordun" diye sormayacak değil mi? Yada Kur'an'da "bu partiyi seçenleri cennete alırım" diye bir ibare bulunmamakta.
Anayasada siyasete bulaşması yasaklanan Diyanet günümüzde bırakın siyasete bulaşmamayı, siyasetin içinde kulaç atıyor bildiğiniz.

Çünkü bakıldığında Diyanet Vakfı'nın artık bir partinin yancısı-destekçisi olduğu açıkça ortadadır. Hatta siyasi idolojisi olduğu ve bunu çekinmeden, bariz bir şekilde gözler önüne serdiği açık ve nettir. Bunun en basit örneklerinden biri de Diyanet Başkanının 10 Kasım gelirken Kadir Mısıroğlu denen şarlatana, keşke Yunan galip gelseydi diyen, Diyanet'i bizzat kuran Atatürk'ün kendisine hakaretler eden, hatta ve hatta Atatürk'ün annesine terbiyesiz ithamlarda bulunan o yobaz Atatürk düşmanına yaptığı ziyaret dini öğretsin diye kurulan bu kurumun artık siyasette rol aldığının bir göstergesidir. Bir yandan "kul hakkı" hakkında fetvalar verirken diğer yandan bir liderin annesi hakkında iftiralar atabilen birinin yanında yer alması ise ayrıca dini değer ve öğretilerden ziyade Diyanet'in artık tamamen siyaset amaçlı bir kurum haline geldiğinin en büyük örneğidir.

İKİNCİ BÖLÜM
"Milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek"
Diyanet milletçe dayanışmayı sağlıyor mu hakikaten? Yani Diyanet Vakfı'nın açıklama yada eylemleri insanları birleştiri türden mi?

Eğer öyle ise yazdırabilecek onlarca güzel-farklı söz varken neden Ramazan Bayramı'nda cami süslerine "Sizden olmayanları dost edinmeyin" ayetini yazdırıyor?
E hani halkı birleştirip bütünleştirecekti? Bu ülkede Alevi, Hristiyan, Yahudi vb. farklı inanca sahip insanlar da yaşamıyor mu? Neden onları dost olarak edinmeyeceksin? Onlar halkın bir parçası değil mi?

Bunlar bile Diyanet'in Anayasaya uymadığının, günümüzde bu maddeye aykırı işlediğinin ispatı olmaya yeter.


DİYANETİN FETVALARI
Diyanetin şaşırtan, çağ dışı, insanları ayrıştırıcı fetvalarından bazıları:

A) "İslâm hukukçularınca bulûğ çağının alt sınırı, erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak belirlenmiştir" diyerek bariz bir şekilde 9 yaşındaki kız çocuğunun evlenmesine, dolayısı ile çocuk gelin denen saçmalığa kapı aralamış, yapanların sırtlarını sıvazlamıştır.

Ocak 2016'da Diyanet'e "Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşürür mü?" diye soru sorulmuştu (soran kişinin sapık olduğu aşikar).
Bu soruya ise Diyanet'in cevabı şu şekilde oldu:
"Babanın kızını kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duyması, bu tür bir haramlık oluşturmaz"
"Babanın kendi öz kızını öperken şehvet duyması durumunda nikâhın ne olacağı konusunda görüş ayrılığı vardır. Bazı mezheplere göre, babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur."
"Hanefilere göre ise; babanın, kızını şehvetle öpmesi, kızına şehvetle sarılması durumunda kızın annesi bu babaya haram olur. Ancak bu tür sonuç doğuracak tutmanın, teni tenine değerek olması ya da altının sıcaklığını iletecek kadar ince bir örtüden olması gerekir. Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir. Şehvet duymanın işareti, erkeğin organında bir uyanma, uyanıksa uyanışının artması, kadının da kalbinin heyecanla çarpmasıdır."

Günümüzde Tdv'nin ne kadar faydalı bilgiler paylaştığını göstermeye (Araştır: ironi nedir?) devam ederken, imanlı olduğunu iddia eden bazı kesimin de içlerindeki sapık hislere sorularla nasıl cevap aramaya çalıştığını göstermeye devam edeyim:

B) 6 Aralık 2017'deki, bir erkeğin telefon, faks, sms veya internet üzerinden eşiyle boşanıp boşanamayacağı sorusuna ise: 'Telefon, faks, SMS ve internet ile eşinizden boşanabilirsiniz' şeklinde cevap verdi.
Yani erkek (kadın da kimmiş, ayrılırsa erkek ayrılır) bu yollarla da boşanabilir. İmam nikahı ile yaşayan dini bütün bacılarımız bir gün telefonlarına gelen "BOŞOL" mesajını görünce şaşırmasınlar.

Gelelim Diyanet Vakfı'nın bu konuda yaptığı açıklamanın detaylarına:
"Bir kimse, yüzüne karşı 'seni boşadım, benden boş ol' gibi boşamayı ifade eden sözleri şifahî olarak söylemek suretiyle, eşini boşayabileceği gibi, bu sözleri telefon, mektup, mesaj, internet ve faks yoluyla bildirerek de boşayabilir. Söz konusu iletişim vasıtalarıyla boşamak, sözlü olarak yüz yüze boşamak gibi geçerlidir. Ancak, bu durumda kocanın, boşamış olduğunu inkar etmemesi gerekir."

"Boşamanın yazılı olması halinde ise boşanan kimse, yazının veya mesajın eşinden geldiğinden emin olmalıdır. Bu durumda boşama hükümleri, kadının mektubu okuduğu andan itibaren başlar. Fakat koca eşini daha önce gıyaben boşamış da bunu mektupla haber veriyorsa, boşamanın hükümleri, kocanın boşadığı andan itibaren başlar."


C) Yazının başlarında Anayasanın 136.maddesindeki "Milletçe dayanışmayı, bütünleşmeyi amaç edinerek" kısmını inceleyip Diyanet buna uymuyor demiştim, bakın kuruluş amaçlarına, anayasaya uymadıklarının bir başka kanıtı:
3 Ocak 2016'daki "Cemevleri kırmızı çizgimizdir" açıklaması. Bariz bir şekilde ayrıştırı, milletçe dayanışmaya zarar verici bir söylem değil ise nedir bu?
Bakalım açıklamanın detayına:

"Biz dini statü veremeyiz, statüyü ancak bu yolun bizatihi sahipleri belirleyebilirler. Alevilik meselesini teolojik bir tartışma zeminine çekmeden, sadece sosyal, hukuki zeminde konunun ele alınması gerektiğini hep ifade etmişimdir. Bizim daima iki kırmızı çizgimiz olmuştur, bundan hiçbir zaman vazgeçmedik."

"Bir tanesi; Aleviliğin İslam'ın dışında bir yol olarak tarif edilmesi. Çünkü bin yıllık tarih bunu yalanlıyor, doğru olmadığını ortaya koyuyor. İkincisi de; cemevlerinin caminin alternatifi, başka bir inancın mabedi gibi gösterilmesi. Ama kendi tarihinde var olduğu şekliyle ocakların talepleri doğrultusunda özgürce kendi geleneklerini, kendi kültürlerini, kendi inançlarını yaşamalarının da hem İslam'ın, hem hukukun onlara verdiği bir hak olduğunu düşünüyorum"

D) Ayrıştırmaya, ötekileştirip etiketlemeye, yaftalamaya devam. Bakın bir başka örneği:
8 Mart 2008'de Dünya Kadınlar Günü'nde Diyanet Vakfı resmi internet sitesine kendilerinin hazırladığı İlmihal 1-2 adlı kitabın Kadın Hakları ile ilgili olan 14 sayfalık bölümünü koydu. Bu bölümde ise şöyle yazıyordu: "Feminizm Ahlaksızlıktır"

Aldığı tepkilerden dolayı ise daha sonra aşağıdaki gibi bir açıklama yayınladı:
"Başkanlık olarak kadın haklarını ve toplumda bu konuda bilinç ve duyarlılık oluşmasını çok önemsediğimizi, bunun için de kadın haklarını güçlendirmeye yönelik etkinlikleri her geçen gün artırdığımızı bütün kamuoyu bilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak kadın hakları, cinsiyet ayrımcılığı, kadınlara yönelik şiddet, kadınların eğitimi ve benzeri konularda yanlış anlaşılmaya meydan verecek her türlü söz ve tavırdan kaçınmakta duyarlı olacağımızı da bilmenizi isteriz."

E) 2018'de yapılan "Deizm sapıklıktır" açıklaması ise "kul hakkı"ndan bahseden Tdv'nin başkalarına, farklı inanca sahip kişilere ne kadar rahat iftira atabildiğinin, onlara "sapık" ifadesini rahatça yapıştırabildiğinin göstergesidir. Ülkede nonteist yani dinsiz sayısı azımsanmayacak seviyededir, bu tür söylemler ise yine milleti birbirine düşman edip ayrıştırmaktan öteye gitmemektedir.

Diyanet'in işi kendi kesimine (müslümanlara) İslamiyet'i öğretmek, Kur'an çalışmaları yapmak olmalıdır, başkalarını karalamak, çirkin yakıştırmalar yapmak, iktidarın peşinde koşup dediğini tasdik etmek, vatan düşmanlarını hasta yatağında ziyaret etmek değil. Kaldı ki "sapıklık" vakalarının daha çok hangi kesimden geldiği açıkça ortadadır.

Yazan: A.Kara

NASIL MÜNAFIK OLDUM?

sizden gelenler, din, islamiyet, Nasıl münafık oldum?, İslamı nasıl terk ettim?, Dinden nasıl çıktım, İslamı neden terk ettim?, Müslümanlıktan neden çıktım?, Değişim hikayesi,
İSLAMI NASIL TERK ETTİM?
Yedi ya da sekiz yaşındayım,  arkadaşlarla oynuyoruz.  Uyanık arkadaşlarımızdan birisi “Allah’ınızı seviyorsanız zıplayın” diyor. Başlıyoruz zıplamaya, hatta öyle çok zıplıyoruz ki hem en yükseğe sıçramaya çalışıyor hem de “ben Allah’ımı daha çok seviyorum, bak en yükseğe zıplıyorum” gibi sözler sarf ediyoruz.  Hiç birimiz de demiyoruz ki “yahu Allah’ı sevmek için ille de zıplamak  zorunda mıyız?”, çocuk aklı herhalde. Bir süre sonra uzak gruptan bir çocuk gelip  “Allah’ınızı seviyorsanız yerde yılan gibi sürünün” diyor. Bizi  zıplatan arkadaşımız da dahil olmak üzere hepimiz yere yatıp sürünmeye başlıyoruz. Siz buna sevgi diyebilirsiniz. Ben buna şartlanmışlık diyorum. Annemizi severiz, babamızı severiz, arkadaşımızı severiz fakat o yaşlarda hiç görmediğimiz, hakkında doğru dürüst  bilgimiz olmayan bir varlığı nasıl severiz? Eğer bize dini eğitim küçücük yaşlarda değil de ilerleyen yaşlarda verilseydi muhakkak dinden çıkmam zor olmazdı. Zira küçücük çocuklara hem korku yoluyla hem de çeşitli vesilelerle “O sizin bizim Allah’ımız, O’ndan büyük yoktur. Tek gerçek Tanrı O’dur.”  Diyerek henüz dini bilgileri öğretmeden, aklın şuna buna ermeye başlamadan “Allah Allah” dedirtirsen sana kutsal diye tanıtılan kitabı ister 10 defa ister 100 defa oku, hiçbir çelişki hiçbir mantıksızlık göremezsin. Gözünün önünde çelişkiler bağırır ama Allah inancına kilitlenmiş beynin o manasız cümlelerin farkına varmaz. Daha açık ifade etmek gerekirse o gariplikler beyninin ilgili yerlerinde işleme alınmaz ve bundan dolayı şuuruna sinyal göndermez. Bu tıpkı fabrikada üretilen ürünlerin kontrolünü sağlayan bilgisayar sistemine benzer. Bilgisayara komut verirsiniz. Komut: “kontrol bandına gelen her metali tara ve yüzde yüz kırmızıya boyanmış olan metalleri paketlemeye gönder.”  Bilgisayar,  sensörleri yardımıyla kontrol bandına  gelen her metalin yüzde yüzü kırmızıya boyanmış olanlarını  paketleme bölümüne gönderir fakat yüzde doksan, yüzde seksen oranında boyanmış olan  metalleri de geri dönüşüme ya da tekrar boyama kazanına gönderir. Siz bu kez bilgisayara “kontrol bandına gelen bütün metalleri yüzde yüz boyanmış ve bitmiş kabul et  pakete gönder”  komutu verirseniz bu kez ister  tamamı  boyanmış  isterse yarısı boyanmış  olsun hiçbir metali sensörle tarayıp kontrol etmez, kontrol bandına gelen bütün metal ürünleri bitmiş kabul eder ve paketlemeye gönderir. İnsan beyninin kodlanması da buna benzer. Tek fark bilgisayara komutu bir kez girersin, insan beynine ise defalarca… Komut her yerde aynıdır ve şudur: “O,  yeryüzüne Tanrı katından gelen en son ve tek gerçek kitaptır, O Kur’an ki O’nda hiçbir çelişki göremezsin.” Gerçekten de göremezsin. Gözünün önünde çelişkiler bağırır, cirit atar  fakat kodlanmış beynin “O’nda çelişki yoktur, göremezsin” komutu ile  okuduğun hiçbir ayeti işleme almaz sadece okur gider.  Zaten bir çoğumuz O’nu eleştirmek ya da çelişki aramak için, hata bulmak niyetiyle   okumayız. İmanımızı artırmak ve kesin olarak iman ettiğimiz Kitaptaki bilgileri öğrenmek için okuruz. Kur’an’ı öğrenmekten kasıt sorgulamak değildir, biraz ezberdir aslında biraz da dindarlık.  Olur da aklına takılan ve garip bulacağın ayetler olursa   cevap bellidir, “Allah’ın hikmetinden sual sorulmaz”.


Benim dinden çıkmam  aslında radikal diyebileceğimiz ya da sosyete hocası diyebileceğimiz hocalardan birisinin bir gün televizyon ekranlarından “Ben Kur’an’ın bütününü okudum, hatmettim, yıllarca araştırdım. Cennete gitmek için ille de Müslüman olmaya gerek yok” dedikten sonra kendi kendime “madem ki cennete gitmek için Müslüman olmaya gerek yok, ben de Müslümanlıktan çıkıyorum” dedikten sonra oldu.  Müslümanlıktan çıktım, çıkış o çıkış. Meğer beynimdeki nöronlar, Kur’an’ı gerçek anlamda okuyup anlayabilmem için Müslümanlıktan çıkmamı yani o kilitli kapıyı açmamı bekliyorlarmış. Size Allah kelamı diye yutturulan kitabı inanç gözüyle iman etmiş halde okursanız onda hiçbir çelişki ve gariplik bulamazsınız. Okuduğunuz bir yazıyı her açıdan objektif bir şekilde değerlendirebilmeniz için şüpheci ve tarafsız bir şekilde okuyup değerlendirmeniz gerekir. İşte ben de Müslümanlıktan çıkışımın ertesi günü elime  Kur’an-ı kerimin Türkçe mealini aldım ve o zamana kadar en az 10 kez okumuş olduğum ayetleri gözden geçirmeye başladım.  Belki  de bilinçaltımdaki yıllarca birikmiş sessiz itirazların bir patlamasıydı bu hareketim. Onlarca kez okuduğum ayetlerin içindeki saçmalıklar, tutarsızlıklar, mantıksızlıklar birer birer gözüme batmaya tek tek patlamaya  başladı. Neden daha önce hiç fark etmedim? Zaten bir erkeğin dört kadınla evlenebilmesini, kocasına baş kaldıran kadının kocasından dayak yiyebileceğini ya da evden gönderilebileceğini ve buna benzer şeylerin  Allah’ın emri olduğunu biliyordum fakat konu iman etmek olunca hoşuma gitmese bile kabul etmek zorunda kalıyordum. Hatta şimdiki cambaz diyebileceğim ilahiyatçıların getirdikleri yorumlara açıklamalara sığınıyor ve “o devirde arap yarımadası ve arap gelenekleri farklıydı, hatta kadınlar daha kötü durumdaydı, İslam oradaki kadın haklarını  yumuşattı fakat şimdiki zaman dilimi farklı, o ayetlerin bu devirde hükmü kalmadı” gibi saçma sapan söylemlere kulp gibi yapışıyordum. Şimdi düşünüyorum da bu mu Kur’an’ın evrenselliği?  Hükmü kalmadığı söylenen ayetleri kim hükümsüz  kılıyor? Bununla ilgili bir ayet var mı? Yani Kur’an’ın bir yerinde şöyle bir cümle olsa: “Ey inananlar, zaman ilerledikçe ihtiyaçlarınıza ve gelişmişlik düzeyinize göre şu şu veya bazı ayetleri devreden çıkartınız gibi bir ayet var mı? Kimileri de çıkıp diyor ki peygamber efendimizin hayatı bize örnek teşkil eder, o hiçbir hanımını dövmemiştir, bizim de onu örnek almamız gerekir. Yani Allah bu konuda ayet gönderirken bunu düşünememiş ama Peygamber kulu düşünmüş, yaşamış öyle mi? Müslümanlıktan çıkmış olmanın verdiği rahatlıkla içsel olarak bile cesaret edemediğim soruları,  gariplikleri irdeledikçe bir de baktım ki İslam’ı  Kur’an’ı  neresinden tutsam elimde kalıyor. Nasıl bir Kur’an ki nasıl bir üstün yaratıcı kelamı ki  herkes farklı farklı yorumluyor. Kimse bir ayet üzerinde anlaşma sağlayıp sulh edemiyor.  Kur’anda  hristiyanları ve Yahudileri dost edinmeyin  diye  ayet var. Şöyle bir düşünün: Aşırı dindar bir Yahudi ya da hristiyan ailesinde doğduğunuz zaman Müslüman olma ihtimaliniz nedir? Hani insanlar imtihan için gelmişti? İmtihanın ne olduğunu hepiniz iyi bilirsiniz. Bir dersin yazılısına veya bir üniversite sınavına girdiğiniz zaman aynı sorularla karşılaşır aynı şartlara maruz kalırsınız. Müslüman ailede doğan çocukla Yahudi ailesinde doğan çocuğun imtihan şartları aynı mı? Bu nasıl imtihan? Nerede bu imtihanın adaleti? Peki küçük yaşta çirkefliklere uğrayarak hayatını kaybeden çocukların imtihanı nedir? Bunun da cevabı var elbette. İlahiyatçıların ağzından neler duymadık ki. “O yavrumuz şimdi cennette”. Hadi öyle olsun,  ölen yavrularımız cennete, ya ölmeyip hayatta kalanlar?...  Yıllar yılı, radikal  ilahiyatçıların yorumlarına sarıldım. “Kur’an, yanlış tercüme ediliyor, yanlış yorumlanıyor. Kur’an’ın dilini konuşan İslam ülkelerinin halkları kitaplarını açıp okumazlar, onlar cahil insanlar, zaten okusalar da pek bir şey anlamazlar çünkü Kur’an’ın Arapçası eski Arapça” ve daha neler neler. Ben onlara buradan cevap veriyorum. Hayır efendim. Müslüman Arapların yaşadığı hayat tam da Kur’an’ın müminlerden istediği hayat. Kadına değil, erkeğe seslenen, kadınlarla ilgili hususlarda bile erkeği muhatap alan bir dinin yaşandığı ülkede kadınların modern olmasını mı bekliyorsunuz? “O, tek gerçek kitaptır, O’nda çelişki yoktur” komutu ile yıllarca sarıldığım açıklama ve bahaneleri sıraladım bir gün. Sizinle paylaşayım:


  • Tercüme yanlış.
  • O ayetin hükmü kalmamıştır. (Kim söylüyor bunu, ölçüsü nedir? Neye göre kaldırılıyor? Allah’ın gönderdiği ayetin hükmünü kaldırmak kimin haddine?)
  • O devirdeki Arapların yaşam şartlarını gözlerimizin önüne sermemiz gerekiyor. 1400 yıl öncesinden bahsediyoruz. Kalkıp da o devirde gelen her ayeti bu döneme göre yorumlayıp kabul edemeyiz. (Allah düşünememiş bu günlere geleceğimizi) Allahü Teâlâ her devrin ve her milletin durumuna şartına  göre ayet mi gönderecekti? Buna sayfalar yetmezdi. (Ben bir tane göndereyim: “Ey inananlar! Kölelik, İslamiyetin kabul ettiği bir uygulama değildir. Kimilerinin atalarından gelen bu geleneği bir anda kaldırmanın da zor olduğu bellidir. Rabbiniz bu  konuda sizlere kolaylık getirmiştir.  Allah sizlere  Kur’an’ın her ayetinin indirilip tamamlanmasından sonraki elli yıl içinde ve bu elli yıla kadar olan istediğiniz her hangi bir zaman diliminde kölelik ve cariyelik uygulamasını tamamen kaldırmanızı, bütün köle ve cariyeleri özgürlüklerine kavuşturmanızı  ve kıyamete kadar da köle ve cariye uygulamasını bir daha geri getirmemenizi emreder. Allah’ın gazabı, emrine uymayanlara karşı çok şiddetlidir.”) 
  • Falanca mezhep şu şekilde kabul eder, şu mezhepte olanlar için de hüküm şudur. (Hangi meshepe girsem acaba? Hangisi işime gelir?)
  • Arapça ile Türkçe arasında anlam farklılıkları olabiliyor.
  • Kur’anda geçen ayetler tek başına okunduğunda tabi ki farklı anlamlar çıkartılabilir. Kur’an’ın o ayetinde aslında şu olaydan bahseder ve şöyle yorumlamak gerekir. (Eğer Kur’an ayetleri, bize doğru olarak gelip gelmediğinden emin olamayacağımız  hadis, rivayet ve insan yazması kaynaklarla yorumlanacaksa Kuran otomatikman devre dışı kalır. Kur’an’a iman etmemizin tek sebebi O’nun Allah katından inmesi ve tek bir harfinin bile değiştirilmemiş olması. Böylesine hassas terazi üzerindeki bir kitabı nasıl olur da her hangi bir harfinin korunmuş olup olmadığı belli olmayan hadis ve anlatımlarla açıklarız?)
  • Kur’an’ı sürekli olarak araştırıyoruz. Her araştırmamızda O’nda yeni cevherler buluyoruz. Hatta bu zamana kadar ki alimlerimizin Kur’an’ı yorumlarken içinde bulundukları şartlardaki  cehaletleri ile ne kadar sığ açıklama ve tercüme ettiklerini sonradan fark ettik. (Bekar erkeklerin ellerinin altındaki cariyeleri, cahil olmayan modern aklınla yorumla bi zahmet. )
  • Kuran evrenseldir ve her devre uygundur? ( Vallaha mı? Nisa 34: “Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar...”   demek erkekler, kendi mallarından hanımlarına harcamaktadırlar.  Bugünün kadını kocası gibi çalışıp para kazanıyor. Erkekler evlenmek için çalışan kadın arıyor. Hatta kadının kazandığı para, mutfak harcamalarına, kıyafete, faturalara, evin bozulan beyaz eşyalarına, market alışverişine yatırılırken erkeğin parası ev taksitine, araba kredisine gidiyor. Ne malından harcaması be, erkek  hanımının sırtından ev araba sahibi oluyor. Ev adamın üstünde, araba adamın üstünde. Kur’an’ın bu ayeti bu devre uygun mu şimdi? Nerede bu ayetin evrenselliği?  Efendim? Çalışma hayatından çıkalım, erkeğimizin eline bakalım değil mi?... Söylenecek çok şey var da boş ver  hangi birini  kaleme alayım?)
Çelişkileri, saçmalıkları, gariplikleri, rezillikleri saymaya sayfalar yetmez. Keşke hepsini, yüzlercesini sayabilsem çevreme, sevdiğim insanlara…  Ne yazık ki münafık olarak yaşamayı seçtim. Dar ve dindar bir çevrede yaşıyorum. Bir bayan olarak böyle bir çevrede dinden çıktığınızı söylemek intihar olur. En yakınlarımın bile dinsizliğimden haberi yok. Söylemek kolay fakat anlaşılmak imkânsız gibi duruyor. Etrafımda örtülere bürünen ve sürekli olarak Kur’an’ın Arapçasını okuyup huzur bulduğunu düşünen ve kendi yakınlarındaki kadınları da örtülerin altına hapsetmek ve Kur’an’ın Arapçasını okumayı  öğretmek için seferber olmuş hemcinslerime haykırmayı o kadar çok isterdim ki? Bir gün bir tanesine söyleyecek oldum. Sence bu ayet mantıklı mı diye sordum. Cevap neydi biliyor musunuz? “O kadarını bilemem ama ben Kur’an okurken çok büyük bir huzur yaşıyorum, sana da tavsiye ederim. En azından Arapça okunuşunu öğren, aç bir iki sayfa oku, ne demek istediğimi anlarsın.”  Sizin Kur’an’ı okurken yaşadığınız huzuru, Yahudiler Tevratı okurken yaşıyorlar. Hristiyanlar İncili okurken yaşıyorlar. Budistler ve Hindular ise kitap bile okumuyorlar, işin tekniğini keşfetmişler huzurun mutluluğun  en yükseğini yaşıyorlar demek isterdim.  Ben dinden çıkalı, namazda bulmadığım huzuru buldum, insan olmanın hakikatine, onuruna erdim demek isterdim. İnanmış beyinlerin kodlanmış kilidini açmayı isterdim.   “O,  Allah katından gelmiş tek gerçek kitaptır. Kur’anda çelişki yoktur.”

İçimi boşaltmama, duygularımı paylaşmama vesile oldunuz, teşekkür ederim. Sağlıcakla kalın.

SİZDEN GELENLER Yazan: Kâinatta Toz Zerresi

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

25 PEYGAMBER

25 peygamber, A, din, islamiyet, Peygamber isimleri, 25 peygamber ismi, kuranda geçen peygamberler, kuranda geçen isimler, Davut peygamber, Yunus peygamber, Hz Musanın hayatı, Hz İlyas,
KUR'AN'DA ADI GEÇEN 25 PEYGAMBER
İslam'ın kutsal olduğunu iddia ettiği Kur'an'da adı geçen 25 peygamber vardır. Adı geçen peygamberlerin kimler olduğunu çoğumuz biliyoruz fakat ben yinede bilmeyenler için bu 25 peygamberin kimler olduğunu, haklarında kısa bilgiler vererek sıralayacağım.

Bu sayede 124.000 peygamber gönderildiği söylenen İslamiyet dininin kitabında İsrailoğlu dışında hiçbir milletten bir tane bile peygamber ismi bulunmadığını (Türk, Kürt, Moğol, Rus, Alaskalı, Boşnak, İngiliz, Fransız vs.) ayrıca hiç kadın peygamber de olmadığını görmüş olacaksınız.

Makaleyi hazırlama amacım Kur'an'da adı geçen 25 peygamber hakkında kısa bilgiler vermek olduğundan Hz Muhammed hakkında çok yazmayacağım çünkü hem kısaca anlatılacak bir konu değil, hemde sitede Muhammed hakkında bilgi veren belkide yüze yakın makale bulunmakta. O yüzden Muhammed ile ilgili bölümü kısa görünce garipsemeyin.

1) HZ ADEM
Kur'an'a göre kendisi ilk insandır ve ismi 25 kere geçer. Allah onun yalnızlığına çare olması için daha sonra ona eş olarak Havva'yı yaratır. Sonra Adem ve Havva çocuk yaparak insan soyunu başlatırlar (Bu konu oldukça çelişkilidir, ilgili yazıyı okumak için: Adem ve Havva Masalı Artık İşlemiyor)

Bazı kesimler Adem'e kitap, daha doğrusu 10 sayfalık bir suhuf inmiştir deseler de İslam alimleri bu olaya kaynak olarak belirtilen rivayeti bizzat kendileri "zayıf" olarak nitelendirmektedirler.

Bu rivayette Ebû Zer el-Gıfârî’nin Allah’ın resullerine kaç kitap gönderdiği sorusuna Muhammed 104 cevabını vermiş, bunlardan on sayfanın Âdem’e, elli sayfanın Şît’e, otuz sayfanın İdris’e, on sayfanın İbrahim’e verildiğini, ayrıca Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’an’ın indirildiğini belirtmiştir. [Taberî, Târîħ, I, 312-313; Suyutî, ed-Dürrü'l-mensür, VIII, 489; Alusî, Rühu'l-meani, XV, 141-142; Zemahşerî, VI, 360]

2) HZ İDRİS
Kur’an’da adı 2 defa geçer. Şit'in oğlunun oğlu olan İdris'in kumaşı bulduğu için döneminde yaşayan insanların hayvan derilerini giymekten kurtulduğu söylenir. İslam mitolojisine göre ise İdris hala 4.kat gökte yaşamaya devam etmektedir.

Bir iddiaya göre MÖ 14.000lerde yaşadığı düşünülen İdris, Yunan mitolojisindeki Hermes ve Mısır Mitolojisindeki Thoth ile aynı kişi olabilir. Çünkü Mısır mitolojisine baktığımızda günümüzden 5.000 yıl önce Mısır'da bir terzi yaşadı, parşömenlerde adı Hermes Tut olarak geçiyor.

Bir diğer iddia ise İdris'in Tanah'taki Enoch veya Hanok ile aynı zat olduğudur. Kitaba göre Hanok 365 yıl yaşar ve sonrasında ölmez, tanrı ile yürüyerek kaybolur, yani Tanrı onu katına alır.
Yunanlılara göre o astroloji ve simyanın kurucusu, kalemle yazı yazıp dikiş diken ilk insan olan Hermes Trismegistus'tur.

Konuyla ilgili olarak şu yazıları okuyabilirsiniz:
İncil, Enoch, Hz. İlyas ve Uçan Makinalar
Hezekiel Kitabındaki Uçan Araçlar
Hermes Trismegistus

3) HZ NUH
Özellikle Nuh suresi ile bilinen Nuh'un adı Kur'an’da 43 defa geçer. Efsaneye göre kavmini sapıklıktan kurtarmak istemiş, fakat başaramamış, eşi ve çocukları bile ona iman etmemiştir. Efsane ya, Nuh bir gemi inşa edip yeryüzündeki tüm canlılardan dişili erkekli olarak bu gemiye doldurur ve büyük tufan sırasında hayatta kalmalarını sağlar.

Fakat bilinmelidir ki, Nuh ve Nuh tufanı da islama özgü, Kur'an'da ilk kez bahsedilen olaylar değillerdir. Bu olay İslamiyettten çok daha uzun yıllar önce var olan antik efsanelerden (sümer) ç-alıntıdır.

Konuyla ilgili şu yazıları okuyabilirsiniz:
Nuh Tufanının Sümerdeki Kökeni
Nuh'un Gemisi


4) HZ HUD
İslamiyete göre Hz Hud, Allah tarafından bir uyarıcı olarak Ad kavmine gönderilmiştir. Kur’an’da Hud farklı surelerde göze çarpar.
Bunları sıralayacak olursak:
  • Hûd'un kavmi olan Ad'ın ülkelerini kurmaları: 7:69; 26:128–129, 133–134; 41:15; 89:7–8
  • Hûd'un öğütleri: 7:65–72; 11:50–57; 23:32; 26:124–127, 131–132, 135; 46:21–23
  • Kavminin Hûd'a meydan okuması: 7:66–67; 11:53–55; 14:9; 26:123, 136–137; 38:12; 46:21; 50:13; 54:18
  • Âd'ın helak oluşu: 7:72; 11:58, 89; 23:41; 25:38, 26:139, 29:38, 40; 40:31; 41:13, 16; 46:24–25; 51:41–42; 53:50; 54:19–20; 69:6–8; 89:6
Hud, eski Ahitteki Eber isimli peygamber ile aynı kişi olarak görülmektedir. Eski Ahit'in en eski Yunanca versiyonlarından birine bakıldığında Eber'in yaşadığı dönem Hud'un yaşadığı döneme denk düşmektedir. Anlatımlara göre geçimini ticaretle sağlayan Hud, yüksek binalar inşa etme yarışı içerisinde olan, sapkınlık içindeki Âd isimli kavme gönderilmiştir.

5) HZ SALİH
Ticaretle uğraşan Hz Salih'in adı Kur'an'da 8 kez geçer. Semud isimle kavmi Allah’a iman ettirmek için gönderilmiştir. Fakat Kur'an'da bu kavmin neresi olduğu ile ilgili bir bilgi geçmemektedir. Fakat buranın doğu Arabistan halklarından biri veya Ürdündeki antik Petra kenti ile ilişkili olduğu yönünde iddialar mevcuttur.

Midraş metinleri baz alındığında MÖ. 2800lü yıllarda yaşadığı tahmin edilmektedir.
Tevrat'a bakıldığında Salih, Sam oğlu Arpakşad oğlu Şilah diye geçer. Tevrat araştırmacıları Salih'in, Eber'in yani Kur'an'daki adıyla Hud'un babası olduğunu söylerler fakat Araf Suresi 73-74'de Semud kavminin Ad kavminden sonra geldiği söylenmektedir.

6) HZ İBRAHİM
Muhammed'in büyük dedesi olan İbrahim'in adı Kur'an'da adı 69 kere geçer, hatta İbrahim isimli bir sure de vardır. Kur'an'a göre bir peygamber olan İbrahim, İncil ve Tevrat'a göre peygamber değil önemli bir kişi, bir din büyüğüdür. Onun İsmail ve İshak'ın babası olduğuna, Yahudilerin de İshak'ın soyundan geldiğine inanıldığı gibi, oğullarından İsmail'in de Muhammed ve Arapların atalarından olduğu görüşü yaygındır.

Oğlu İsmail ile birlikte Kabe’yi inşa ettiği anlatılır.

Efsaneye göre Firavun tarafından ateşe atılırken ateş suya dönüşerek onu yakmamıştır (bkz: tüm mucizeler kameraların olmadığı çağda olur).

Bir diğer olay ise kurban meselesidir. Bilindiği gibi kurban ayininin doğuşu Kur'an'da İbrahim'in oğlu İsmail'i kesmeye kalkması üzerine doğar. Fakat hayvan veya insan kurban etmek hem arap putperestlerde (İslam öncesi araplar), hemde birçok pagan toplumda mevcuttu ve babil uygulamalarından birçoğu gibi hayvan kurban etmek de efsaneleşerek İslama taşınmıştır.

Ek olarak İbrahim, Brahma ve Abraham arasında bir bağ kurulmaktadır. Bu görüşe göre İbraniler Hindistan'dan batıya göç ederken İbrahim Brahma ünvanını taşıyan bir rahiptir.
Bir diğer benzerlik ise Brahma'nın 4 kollu binek kuşunun olması, İbrahim'in de bir kuşu dörde bölüp dört bir yanda farklı tepelere bırakması, İbrahim o kuşa seslendiğinde gelip birleşerek dirilmesi aralarındaki bariz benzerliklerdendir.

Ek olarak ikisinin de eşlerinin isimleri benzerdir ve her ikisi de halkın babası olarak sıfatlandırılmıştır.

İbrahim ile ilgili bir olay:
İbrahim'in Karısını Firavuna Sunması

7) HZ LUT
Kur'an'da adı 27 defa geçen Lut'un, İbrahim’e iman edip onunla hicret ettiği söylenir. Kendisinin günümüzdeki İsrail ile Ürdün sınırının arasında yaşamakta olan bir kavme peygamber olarak gönderildiği anlatılır.

Kur'an'daki anlatılara göre amcası İbrahim'in çobanları ile anlaşmazlık yaşayıp kavga edince peygamber olarak görevlendirilip Sodom'a gitmiştir.
Efsaneye göre orada halkının Allah'a itaat etmelerini, erkekler yerine kadınlarla cinsel birliktelik yaşamaları gerektiğini anlatmıştır. Kavmi de ona "eğer doğru diyorsan Allah bizi helak etsin", yoksa seni buradan süreriz diyince Lut Allah'a dua etmiş, Allah 3 melek görevlendirerek kavmini helak etmiştir (Eşcinsel olduğu halde İslam'ı savunmaya çalışan kekolar burada mı? Sizin öldürülmeniz gerektiğini düşünen bir dini savunmak...)

Bu 3 Melek Lut'a kavminin helak olacağını haber vermeye gitmeden önce İbrahim'e gitmiş ve ona bir oğlu olacağını (İshak) haber vermişlerdir.

İslamiyete göre peygamber olarak görülen Lut, Hristiyanlık ve Musevilikte peygamber değildir.

Konuyla ilgili:
Tarihte Bir Gizem: Sodom ve Gomora'nın Yıkımı


8) HZ İSMAİL
25 peygamberden 8.si olan İsmail'in adı Kur'an'da 12 kere geçer. İsmail çobanlık yaparak geçimini sağlamıştır. Babası İbrahim ile Kabeyi inşa ettiği anlatılır. İbrahim onu Allah’a kurban etmek istediği sırada Allah İbrahim’e bir koç göndermiş ve İsmail kurban olmaktan kurtulmuştur. (Her şeyi bilen, kaderi yazan Allah'ın, zaten bu sınav sonucunda İbrahim'in onun emrine uyarak oğlunu kurban etmeye kalkacağını da bilmesi gerekir. Bildiği şeyi, olacakları bildiği halde yine de yapması ve oldurması bir çelişkidir)

İsmail'in kurban edilmesi hadisesi Kur'an'da şu şekilde geçmektedir:
"Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla. Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik. ''Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi. Nihayet her ikisi de boyun eğip, İbrahim de onu yüzüstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim! Gördüğün rüyayı yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız." "Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır." Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek O'nu kurtardık. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. İbrahim'e selam olsun'' (Saffat suresi, 100 -107)

İsmail ismi İbranice "İşmael" dir. İşma: duymak, el: tanrı anlamlarına gelir. Yani isminin anlamı "Allah duydu-duyacak" dır. Bu ismin konulmasının sebebi ise anlatılara göre İbrahim'in uzun süre çocuğu olmaması üzerine Allah'a defalarca dua etmesi, sonunda çocuk sahibi olması ve bunun üzerine İbrahim'in "Allah duamı kabul etti (İşmael)" ismini çocuğuna uygun görüp koymasıdır. Bu isim Arapçaya ise İsmail olarak geçmiştir.

Tevrat'ta İsmail şöyle geçer:
İbrahim burada (Kenan) yaşadı. İbrahim 86 yaşındayken Hacer'den oğlu İsmail doğdu. Daha sonra İbrahim 100, Sara 90 yaşına ulaşmışken Sara'dan da İshak doğdu. (Yaratılış 17:17-27)

9) HZ İSHAK
Güler yüzlü anlamına gelen İshak, 3 ibrahimi dinin de atası olarak kabul görmüş olan İbrahim'in küçük oğludur ve Kur’an’da adı 15 defa geçer. Hz. İsmail’in kardeşidir, İbrahim'in kısır olan eşi Sara'dan mucizevi bir şekilde doğduğu anlatılır.

İnanışa göre İsrailoğulları kavmini sapıklıktan kurtarmak ve Allah'a iman etmeye çağırmak için gönderilmiş olan İshak'tan sonra gelen tüm peygamberler onun soyundandır (bkz: 124.000 peygamber gönderildi denen İslam dininin kitabındaki tüm peygamberler israil veya arap kökenlidir, başka milletten hiçbir peygamberin adı geçmez)

İslami kaynaklara göre babasının ölümünden sonra Şam'a peygamber olarak gönderilen İshak, Kur'an'da aşağıdaki şekillerde övülmüştür:

"Ey Muhammed! Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakubu da an! Biz onları ahiret yurdunu düşünen samimi kimseler kıldık. Doğrusu onlar bizim yanımızda seçkin iyi kimselerdir." (Sad suresi, 38/45-47)

''O'na (İbrahim'e) İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u ihsan ettik ve her birini salih kimseler kıldık.'' (Enbiya suresi, 72)

''Hamd, Allah'a aittir ki, o, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan etti. Şüphesiz rabbim, gerçekten duayı işitendir.'' (İbrahim suresi, 39)

10) HZ YAKUP
İbrahim’in torunu, İshak’ın oğlu ve Yusuf'un babasıdır. İslamiyete göre İsrailoğullarına peygamber olarak gönderilmiştir. Oğlu Yusuf’u kaybetmenin acısıyla kör olduğu ve onu yeniden bulunca gözlerinin geri açıldığı anlatılır (imkansız demeye gerek var mı?).

İslam görüşüne göre Allah onu diğer oğullarının ihanetine uğratarak imtihan etmiştir.

Yaratılış 32:28'de yazdığına göre Yakup'a İsrail ismini bizzat Tanrı vermiştir:
"Ve dedi: Artık sana Yakub değil, ancak İsrail denilecek; çünkü Allah ile ve insanlarla uğraşıp yendin."

Bu nedenledir ki onun 12 oğlunun soyundan gelenler İsrailoğulları olarak isimlendirilmiştir. Kur'an'da da bazı yerlerde İsrail isminin Yakup yerine kullanıldığı görülmektedir:

"Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Yakub’un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helâl idi. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat’ı getirip okuyun." (Al-i İmran 93)

Konuyla ilgili olarak:
Bundan Sonra Adın İsrail

11) HZ YUSUF
Yusuf'un adı Kur’an’da adı 27 kez geçer ve Kur’an’daki bir surenin adı da Yusuf’tur. Yakup'un 12 oğlunun en küçüğü Bünyamin'in bir büyüğü Yusuf'tu. Büyükbabasının adı İshak'tır.

İslami ve musevi kaynaklardaki Yusuf (Yosef) bahsi büyük benzerlik gösterir. Farklı olarak Yusuf, İslamiyette peygamber iken Musevilikte peygamber değildir.

Kur'an'da Yusuf suresinde, Eski Ahit ve Tanah'ın ise Yaratılış 37 (Tekvin) bölümlerinde Yusuf'un yaşam hikayesi anlatılır.

İslam inancına göre rüya tabiri yeteneği sayesinde Mısır'da yöneticilik yapmıştır. Yakup'un Yusuf'a özel bir ilgisi vardır. Diğer oğulları onu kıskanıp bir kuyuya atar ve Yakup ondan bir daha yıllarca haber alamaz.

Tanah'a göre ise babası Yusuf'a rengarenk bir kaftan hediye etmiştir. Sonrasında Yusuf'a tanrı tarafından rüyaları yorumlama yeteneği bahşedilince onu kıskanan kardeşleri önce kuyuya atmış, sonra ise köle olarak Mısır'lılara satmışlardır.

Köle olarak satılmasının şöyle gerçekleştiği anlatılır:
Yusuf'u kuyuya attıktan bir süre sonra kardeşleri Mısır'a giden bir ticaret kervanı gördüler. Yusuf'un ölmesini istemeyen Yehuda, "Yusuf ne de olsa kardeşimizdir, canına kıymayalım. Gelin onu İsmailoğulları'na satalım", dedi. Böylece onu yirmi gümüşe Medyen'li İsmailoğulları'na sattılar.

Makale önerisi:
Potifar'ın Karısı Züleyha'nın Arkadaşlarının Yusuf'un Yakışıklılığını Görünce Ellerini Kesmesi ve Kökenleri


12) HZ ŞUAYB
Kur’an’da 11 defa adı geçer. Konuşma yeteneğinden ve kavmine güzel sözler kullanmasından dolayı “peygamberlerin hatibi” olarak isimlendirilmiştir. Meyden ve Eyke halkına peygamber olarak gönderilmiştir. Ondan sonra gelen Musa, Şuayb'ın kızlarından biriyle evlenmiş, akabinde peygamber olmuştur. Yani Şuayb, Musa'nın kayınpederidir.
(Damat - kayınpeder peygamber. Her zamanki gibi Arapların dışında herhangi bir peygamber yok. Dikkat ederseniz peygamber olduğuna inanılan kişilerin çoğu akrabadır...)

13) HZ MUSA
İsrailoğullarına gönderilen Musa'nın adı Kur'an'da 136 kez geçer, zaten kendisi Kur’an’da adı en çok geçen peygamberdir (Şaşırmayın, öyle). Yukarıda da yazdığım gibi kendisi Şuayb’ın damadıdır. Kekeme olduğu için kardeşi Harun ile birlikte görevlendirildiğine ve Firavun'a 10 bela gösterdiğine inanılır. İsrailoğullarının onun sayesinde Mısır’dan çekildiği söylenir.

İnanca göre Tevrat, Allah tarafından Musa'ya indirilmiş, Sina yarımadasında, Eymen vadisinde, Tur dağında kavmine "on emir" adı altında Allah'ın şeriatını bildirmiştir. Kıssası özellikle Bakara suresi, Kassas suresi, Araf suresi, Şuara suresi ve Kehf suresi anlatılır.

Kur'an'a ek olarak Musa'nın hakkında en fazla bilgi veren dini metinler Tevrat'ın Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye bölümleridir.

Musa en çok Kızıldeniz'i yarması ile bilinir. Efsaneye göre Kızıldeniz'i mucizevi bir şekilde asasıyla yararak İsrailoğullarının Mısır'dan çıkmasını sağlamış, Firavun ile ordusu geri kapanan Kızıldeniz'in suları arasında boğulmuştur.
Bu olay sorgulayan insanların kafasına "madem nehiri ikiye ayıracak gücü var, neden kaçıyor, neden nehir yerine geriye dönüp Firavunu ortadan ikiye ayırmadı?" sorularını getiriyor.

Bir diğer efsanede ise İsrailoğulları için çölde su çıkarmış, asasıyla kayaya vurarak bir kayadan 12 pınar fışkırtmıştır.

Makale önerisi:
Musa Efsanesi

14) HZ HARUN
25 peygamberden 14.sü olan Harun'un adı Kur’an’da 20 defa geçer. Kekeme olan abisi Musa’nın kardeşi ve yardımcısıdır. İnanca göre Mısır'a döndükten sonra Musa, Allah'tan kardeşi Harun'un da görevine ortak edilmesini istemiş ve kabul olması üzerine Harun’a Allah’ın emirlerini anlatmış, Harun da bunları kabul ederek Musa’ya yardımcı olmuştur.

Kur’ân'da Nisa 163 ve En'am 84'de Harun’a vahiy gelerek hidayete erdirildiği, Saffat 114'de lütufta bulunulduğu, el-Kasas 34'de güzel konuştuğu ve el-Enbiya 48'de Musa ile beraber ona da furkan verildiği anlatılmaktadır:

Nisa 163 (Diyanet meali): "Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davûd’a da Zebûr vermiştik."

En'am 84 (Diyanet meali): "Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız."

Saffat 114 (Diyanet meali): "Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da lütufta bulunduk."

El-Kasas 34 (Diyanet meali): "Kardeşim Hârûn’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da benimle birlikte, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."

El-Enbiya 48 (Diyanet meali): "Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân’ı (Tevrat’ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik."

Mısır’dan çıktıktan sonra Musa ilahi vaad gereği kırk günlüğüne Sina’ya gitmesi gerektiğini belirtmiş, “Yerime geç, ıslah et, bozguncuların yoluna uyma” diyerek kendi yerine kardeşi Harun’u vekil olarak bırakmıştır (el-A‘râf 7/142).

Fakat Musa'nın ayrılışından sonra halk bir buzağı heykeli inşa edip ona tapmaya başlamış, Harun'un uyarılarına aldırış etmeyip onu dinlememiştir. Tur dağından geri dönerken Musa, halkının buzağıya taptığını görünce sinirlenmiş ve Harun’a: "Ey Harun, onların saptıklarını gördüğün zaman sana ne engel oldu? Neden bana uymadın? Emrime karşı mı geldin?" diyerek, saç ve sakalından tutup çekiştirerek onu sarsmıştır.

Konuyla ilgili olarak:
Samiri ve Buzağı

15) HZ DAVUD
MÖ 1000 ile MÖ 962 arasında yaşadığı düşünülen, İsrailoğullarının krallığının 3. kralı ve Kudüs'ün kurucusu olan Davud'un adı Kur’an’da 16 kere geçer.

Kur'an ve Tanah'ta peygamber olarak anlatılırken Hristiyan inancında İsa'nın Eski Ahit'teki imgelerinden biri olarak görülür.

İslami inanışa göre Davud'a bilgelik ve krallık verilmiştir. Ayrıca Allah'ın ona demiri işleme yeteneği verdiği, böylece bedenini koruyacak zırhlar yapabildiği söylenir.

Bilindiği gibi Kur'an'da Allah zaman zaman bazı toplulukları diğerlerinden üstün kıldığı gibi bazı peygamberleri de diğerlerinden üstün kıldığını söyler. Davud'da üstün kılınan peygamberlerden biridir.

Davud'un Salut'la girdiği bir savaş sırasında güçlü bir dev olan Goliat'ı (Calut) öldürdüğü ve Allah'ın ona Zebur'u verdiği, onu ve soyunu dünyaya hakim kıldığı, dağ ve kuşların bile Davud ve Süleyman'ı yücelttiği söylenir.

Museviler ve Hristiyanlar arasında en sevilen dini metinler arasında olan şiirler Yahudilerin kutsal kitabı Tanah'ın Mezmurlar (İslamda bilinen adıyla Zebur) bölümünü oluşturur. Buradaki 150 şiirin yazarının Davud olduğu inancı vardır.

Davud'la ilgili olarak:
Demir Mucizesi
Muhammed'in Evlatlığının Karısını Eş Olarak Alması ve Davud'u Örnek Göstermesi


16) HZ SÜLEYMAN
Kur’an’da adı 17 kere geçen Süleyman, Davud’un oğludur (Bkz yine babadan oğula peygamberlik sistemi). Babası öldükten sonra yerine geçerek hükümdar olur. İslami inanışa göre kuş dilini bilmektedir, Allah tarafından ona hayvanlarla konuşma ve onlara hükmetme kabiliyeti verilmiştir. Ayrıca rüzgara ve cinlere de hakim olduğu ifade edilmektedir. Neml ve Sebe surelerinde kıssası anlatılır.

Anlatıma göre Belkıs'ın Süleymanla görüştükten sonra müslüman olduğu ve Hüdhüd kuşu aracılığı ile görüştükleri anlatılır. Geçirdiği bir hastalık sonrası tahtında ceset gibi hareketsiz kaldığı, cinlerin Süleyman'ın emriyle görkemli yapılar, dev heykeller, havuzlar ve Süleyman tapınağını yaptıkları anlatımlar arasındadır.

Kur'an'da Süleyman'ın öldüğünü kimsenin anlamadığını, asasına dayanık bir vaziyette öldüğünü ve kurtların kemirmesi sonucu bastonu düşmeden kimsenin onun öldüğünü anlayamadığı anlatılır, bu anlatımla cinler gaybı bilemez mesajı verilmiştir.

Tevrat'ta ise Süleyman'ın bazı farklı yönleri vardır:
Süleyman Firavunun kızından tutun birçok yabancı uyruklu kızı sever. Fakat Rab o kadınlar ulusları için "Ne siz onların arasına girin, ne de onlar sizin aranıza girsinler; çünkü onlar kesinlikle sizi kendi ilahlarının ardınca yürümek üzere saptıracaklardır" diyordu. Süleyman yine de onları sevmekten vazgeçmedi. Onun 700 karısı ve 300 cariyesi vardı ve karıları onu yolundan saptırdılar (yorumsuz).

Tevrat "saptırdılar" der çünkü Süleyman yaşlanınca karıları onu başka ilahlara tapmaya yönlendirdi. Hal böyle olunca Süleyman, babası Davud gibi RAB'bin yolundan yürümemiş oldu çünkü o artık Saydalılar'ın tanrıçası Aştoret'e ve Ammonlular'ın ilahı Molek'e tapıyordu. Hatta Yeruşalim'in doğusunda Aştoret ve Molek'e tapınılması için tapınaklar inşa ettirdiği anlatılır. (1.Krallar Bölüm 11)

Süleyman ile ilgili yazı:
Süleyman'ın Tövbesi

17) HZ EYYÜB
İslam kaynaklarına göre Harran civarında yaşan, Urfa, Şam, Umman, Yemen ve Irak'ta türbeleri bulunan, varlıklı biri olan Eyyüb'ün adı Kur’an’da 4 kere geçer ve ağır bir hastalık geçirerek sabrettiği için sabrın timsali olan peygamber olarak bilinir. Birçok oğlu ve kızı olan Eyyüb'ün kendi toplumuna peygamber olarak gönderildiği anlatılır. Çile çekerken içinde konakladığına inanılan bir mağara günümüzde hala Şanlıurfa'da ziyaret edilmektedir.

Eyüp isminin Türkçe anlamı aşağı yukarı "(ilahi) baba nerede?" dir. Yani isim, anlam bakımından tanrının yardımını aramakta olan bir sorudur.

MİTOLOJİDE EYÜP
Kutsal olduğuna inanılan kitaplarda yazanların birçoğu gibi Eyüp efsanesi de mitolojiden alıntıdır. Eyyüb karakteri Tanah'tan 1.000 yıl önce yazılmış olan 6 adet Sümer tabletinde bahsedilen mitolojik bir figürden esinlenerek yazılmış, bu yolla dinlerin kitaplarına girmiştir. Bu tabletlerden ikisi İstanbul Arkeoloji Müzesinde, diğer dördü ise ABD'nin Philadelphia Üniversitesi'nde, Nippur Koleksiyonu bölümünde bulunduğu bilinmektedir.

18) HZ ZÜLKİFL (ZÜLKÜF)
Kur’an’da adı 2 kere geçen Zülkifl'in babası Hz. Eyyüb’dür (Babadan oğula peygamberliğe devam, başka milletten peygamber adı araki bulasın). Adının anlamı "Nasip ve kısmet sahibi" dir.

Zülkifl'in peygamber olup olmadığı konusunda tartışamalar olsa da İslam aleminde geçerli olan görüşe göre Zülkifl peygamberdir.

Kur'an'da Eyyüb'un kıssası anlatıldıktan sonra, bazı peygamberler anılır ve övülür. Bunlardan biri de Zülkifl'dir. Enbiya ve Sad surelerinde kendisinden şöyle bahsedilmektedir:
"İsmâil, İdris ve Zülkifl, hepsi sabredenlerdendi. Onları rahmetimize soktuk. Şüphesiz onlar salih olanlardandı" (Enbiya, 85 ve 86).

"Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshâk'ı ve Yâkub'u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptık. Onlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır. İsmâil'i, Elyesâ'i, Zülkifl'i de an. Hepsi de iyilerdendir" (Sad, 38/45, 46, 47, 48).

Zülkifl'in gerçek adı hakkında farklı rivayetler bulunmaktadır: Yahudiler onun İsrailoğulları esareti sırasında peygamber olarak seçilen ve görevini Habur Irmağı civarında bir bölgede yapmakta olan Hereksel olduğunu iddia ederler. Bazı alimler ise onun Eyyüb peygamberden sonra peygamberlik mertebesine geçen oğlu Bişr olduğunu söylemişlerdir.
Bu görüşler netlik kazanamamıştır çünkü Kur'an ve Tevrat'ta bu konuda net açıklama veya anlatımlar yer almamaktadır.


19) HZ YUNUS
Ninovalılar'a peygamber olarak gönderilen Yunus'un adı Kur’an’da 4 kere geçer. Kur’an’da ayrıca Yunus isimli bir sure de bulunmaktadır. Yunus suresinin ayrıntıları ise Saffat suresinde yer almaktadır.

33 yıl boyunca onları dine davet eden Yunus'a sadece 2 kişi inanmıştır. Bu duruma canı sıkılınca Allah'tan izin almadan Akdenize kadar giderek bir gemiye binip denize açılmıştır.
Bindiği gemi denizin ortasına geldiğinde bir fırtına başlayınca gemidekiler "burada günahkar biri var, onu bulup denize atarsak fırtına diner" diye düşünürler. Çekilen kura sonucunda Yunus çıkınca, onu tuttukları gibi denize atarlar (Saffat 141-146). Sonrasında büyük bir balık gelir ve onu yutar. Hatasını anlayan Yunus, balığın karnında iken dua eder ve duası kabul olur (Zannedersin balığın midesinde oturma grubu var, boğulup ölmüyor, dua ediyor vs.).

Bir rivayete göre balık Yunus peygamberi önce Eyle'ye, sonra Dicle'ye götürmüş, sonrasında ise Ninova'da atmıştır. Diğer rivayette ise balık Yunus'u Nil nehrine, Fars denizine, el-Betaik Denizine ve Dicleye götürdükten sonra Nusaybin topraklarındaki düz-geniş bir yere atar. Yunus tekrar kavmine döner ve ona 100.000 kişi inanır. Böylece Ninova halkı azaptan kurtulan tek halk olur.

Konuyla ilgili olarak:
Yunus Suresini Kim Yazdı? Yazdırdı?

20) HZ İLYAS
MÖ 9.yy'da İsrail krallığının kuzeyinde yaşadığı tahmin edilen İlyas'ın adı Kur’an’da 3 kere geçer. İbranice "Elijah" yani "Benim tanrım Yahu/Jah'tır" anlamına gelen isim Arapçaya İlyas olarak geçmiştir.

Kur'an'da İlyas'tan şöyle bahsedilir:
"Muhakkak İlyas gönderilenlerdendi. O bir zaman kavmine şöyle demişti, "Sizler hiç takvâ sahibi olmayacak mısınız, yaradanların en güzelini bırakıp da Baal'e mi dua edeceksiniz, muhakkak Allah sizlerin ve sizden evvelki atalarınızın rabbidir." Kavmindekiler ise İlyas'ı yalanladı, muhakkak onlar (Cehennem'e) hazırdırlar. (O kavmin içinden) ancak Allah'ın ihlaslı kulları (kurtulmuştur). Sonradan gelenler içinde İlyas'ın hayırla yad edilmesini takdir ettik. Selam olsun İlyaslara."
(Saffat 123-130)

Krallar kitabına bakıldığında ise o Baal'a karşı Yahova'yı savunmuş ve bunun üzerine Yahova İlyas aracılığı ile ölüleri canlandırma, gökten ateş indirme ve dönen bir girdap ile canlı olarak cennete girebilme gibi pek çok mucize gerçekleştirmiştir.

Tanah'ta İlyas'ın Baal rahipleri ile olan savaşı anlatılır:
İlyas halka doğru ilerleyip, “Eğer RAB Tanrı’ysa, O’nu izleyin; yok eğer Baal Tanrı’ysa, onun ardınca gidin.” “RAB’bin peygamberi olarak sadece ben kaldım. Ama Baal’ın dört yüz elli peygamberi var."
İlyas, Baal’ın peygamberlerine, “Kalabalık olduğunuz için önce siz boğalardan birini seçip hazırlayın ve ilahınızı adıyla çağırın” “Bağırın, yüksek sesle bağırın! O tanrıymış. Belki dalgındır, ya da helâdadır, belki de yolculuk yapıyor! Yahut uyuyordur da uyandırmak gerekir!"
İlyas, “Baal’ın peygamberlerini yakalayın, hiçbirini kaçırmayın” diye onlara buyruk verdi. Peygamberler yakalandı, İlyas onları Kişon Vadisi’ne götürüp orada öldürdü. (1.Krallar 19)
İlyas'la ilgili olarak:
İlyas ve Uçan Makineler

21) HZ ELYESA
Kur’an’da adı 2 kez geçen Elyesa, İlyas’ın yardımcısı iken sonrasında peygamber olur. Hakkında Kur'an'da çok fazla bilgi yoktur. Kur'an'da sadece aşağıdaki 2 ayette adı görülmektedir:

  1. En'am 86: "İsmâîl, Elyesa', Yûnus ve Lût'u da (hidâyete erdirdik). Hepsini âlemlere üstün kıldık."
  2. Sad 48: "İsmail'i, Elyasa'yı, Zü'l-Kifl'i de an. Hepsi de en hayırlı kimselerdendir."
(Burada aklıma şu soru geliyor: Muhammed'in cinsel hayatı, eşleri ve çevresi ile ilişkileri, evine gelen misafirin çok oturmadan gitmesi gibi konularda bile bir sürü ayet gönderen Allah, neden seçtiği peygamberlerin bazılarından neredeyse hiç bahsetmemiştir?)

Eski Ahit'te Elişa ismiyle anılan Elyesa'nın mezar ve türbesi Diyarbakır'da bulunur. Bazı rivayetlere göre Eyyüb peygamberi ziyarete giderken öldüğü söylenir.

Eski Ahit'teki anlatıma göre İlyas göğe yükselirken Elyesa onun ruhundan pay istemiş, İlyas yükselirken onun düşen cübbesini alarak güce erişmiştir. Sonrasında ise Elyesa'nın bir ölüyü dirilttiğinden ve kendisi ile kel kafalı diye alay eden çocukları lanetlediğinden bahsedilir.

22) HZ ZEKERİYA
Berahya'nın (Berhiye) oğlu Zekeriya'nın adı Kur’an’da 7 kere geçer. Davud'un oğlu Süleyman'ın soyundan gelen Zekeriya, Kudüs’te Hz. Meryem’i koruyan peygamber olarak bilinmektedir. İslamda peygamber iken Hristiyanlık ve Musevilikte sadece önemli bir dini şahsiyettir.

Hristiyanlıkta Vaftizci Yahya, İslam'da ise Yahya Peygamber olarak bilinen dini lider, iki dine göre de Zekeriya'nın oğludur.

İslam'a göre Hanne, doğum yapınca kızı Meryem'i tapınağa nezir kıldı (yani Allah'ın rızasını kazanmak için sundu), israiloğulları mabede adanan kızın büyümesi ve yetiştirilmesi için vaftizci Zekeriyayı seçtiler. Bu sıralar Allah'a ona bir çocuk vermesi için dua eden Zekeriya'nın duası kabul edildi ve Yahya ile müjdelendi. Bu müjdeye inanamayan Zekeriya Allah'tan bir işaret isteyince bir melek ona geldi ve 3 gün boyunca kimseyle konuşamayacağını, insanlarla sadece işaretleşerek anlaşacağını iletti (nasıl bir işaret-ikna yöntemi bu anlayamadım...)

Bilindiği gibi İbrahimi dinlere göre Meryem oğlu İsa babasız dünyaya gelmişti yani Meryem biriyle birlikte olmamıştı. Fakat Yahudiler babasız yaratılışı inkar ederek Meryem'in odasını ziyaret eden tek kişinin Zekeriya olduğunu söyleyip çocuğun ondan olduğunu söylediler (İnançlı insanlara göre bu bir iftira çünkü dinlerine doğrudan inanmayı seçiyorlar, fakat ya bunu doğru olabilme olasılığı? Ol diyince olduran bir yaratıcının bir peygamber göndermek ve bunu yaparken mucize göstermek için bir kadını seçip ona ruh üfleyerek hamile bırakması ne kadar mantıklı bir metod? Madem açık açık mucize gösterecek yaratıcı, milyonlarca farklı şekilde gönderemez miydi İsa'yı?)

Bunun üzerine tahminen o sıralar 100 yaşlarında olan Zekeriya Yahudiler tarafından öldürüldü.
Zekeriya'nın ölümü ile ilgili bir rivayet şöyledir:
Yahudilerden kaçarken ormanda gördüğü bir ağaç kovuğunun içine girer ve mucizevi bir şekilde kovuk geri kapanır. Fakat kıyafetinin bir kısmı ağacın dışında kaldığından Yahudiler onun yerini anladılar ve ağacı testereyle ortadan ikiye bölerek Zekeriya'yı öldürdüler.
(Allah yardımcı olmak için ağaç kovuğunu kapattırıp onu gizliyorsa, dışarıda kalan ufak kıyafet parçasını da kaybedecek yada onu da kovuğun içine sokacak mucizeyi neden göstermiyor olsun? Kaderi orada ölmekse o zaman kovuğu kapatarak mucize göstermenin manası nedir?)

23) HZ YAHYA
Zekeriya'nın oğlu Yahya'nın adı Kur’an’da 5 kere geçer. İslam inancına göre İsa'nın geleceğini müjdeleyen Yahya'nın adını bizzat Allah koymuştur ve daha önce kimse bu adı kullanmamıştır. Kendisine küçük yaşta hikmet verildiği , çocukluğundan beri anne babasına saygılı, yumuşak kalpli biri olduğu, hayırlı işler yapan biri olduğu yazar (Kuran, 19/12-14).

Müslümanlar, Sâbiîler (Mandenistler) ve Bahailer tarafından peygamber olarak kabul edilen Yahya, Hristiyanlıkta vaztifzi Yahya olarak anıldığı gibi M.S. 27 civarında İsa'yı Şeria Nehri'nde vaftiz ettiğine inanılır.


24) HZ İSA
Kur’an’da adı 25 kere geçen İsa'nın babasız olarak dünyaya geldiğine inanılır. Bu özelliğiyle tüm diğer peygamberlerden ayrılır. Doğar doğmaz konuşmak, ölüleri diriltmek, sakatları yürütmek, körleri gözünü iyileştirmek, suyu şaraba çevirmek gibi birçok mucizeler göstermiştir.
(Bilindiği gibi İsa, mitolojik bir figürün ibrahimi dinlere peygamber olarak geçmiş halidir. Daha hiçbir İbrahimi din yokken İsa'nın hikayesinin aynını paylaşan onlarca farklı isim-tanrı mecvuttur. Ek olarak, gerçekten bu mucizeleri göstermiş olsa, nasıl olur da hala ona inanmayanlar çıkar? Birinin ölüyü dirilttiğini görsen ona inanmaz mısın?)

Hristiyanlar tarafından doğduğu yıl miladi takvimin başlangıcı kabul edilir. Kendisine dört kutsal kitaptan üçüncüsü olan İncil indirilmiştir.

İsa ile ilgili olarak:
Din ve Mitoloji
Eski Metinler İsa'nın İlahi Biri Olmadığını Ortaya Koyuyor
2000 Yıllık Kitaplar İsa'nın Yeni Bir Din Yaratmadığını Kanıtladı
İslam'ın Tahrif Çelişkileri
Baba, Oğul, Kutsal Ruh Çelişkisi
Kur'an'daki Sahte Mucizeler
Hristiyan Mitolojisinin Sırrı
Hristiyanlığın Mitolojik Kökenleri

25) HZ MUHAMMED
570 - 632 yılları arasında yaşamış olan ve İslam inancına göre son peygamber olan Muhammed'in adı Kur’an’da 4 kere geçer. Kur’an’ın bir surenin adı da Muhammed’dir. Onun evrensel olduğu, yani sadece kendi kabilesine değil bütün insanlığa peygamber olarak gönderildiği inancı vardır. Fakat kendisine Allah tarafından indirildiğine inanılan Kur'an'ın bizzat kendisi "evrensel" olduğu konusunda çelişkiler içerir.

Muhammed Arabistan'ın tamamını fethederek İslamiyeti, öğreti ve uygulamalarını güvence altına almıştır. Onun Adem, İbrahim, Musa, İsa ve diğer peygamberlerin bozulmuş olan dinlerini tamamlaması için Allah tarafından seçilen son peygamber olduğuna inanılır.

Amcası Ebu Talib'in yanında büyüyen Muhammed, 40 yaşında inzivaya çekildiği Hira mağarasında iken Cebrail'in kendine gelerek Allah'tan ilk vahiyi getirdiğini söyleyerek peygamberliğini duyurdu (Her zaman olduğu gibi yine şahit gerektirmeyen bir durumda peygamberlik ilanı, mağaradasın, kimse görmüyor, duymuyor, şahit yok. Allah nedense hep mağarada yada yalnızken iletişime geçiyor elçileri ile...)

Başlarda kendine pek destekçi bulamayan Muhammed daha sonraları ilk önce eşi Hatice'nin sayesinde, daha sonraları yaptığı siyasi amaçlı sayısız evliliklerinin ona kazandırdığı güçler ile, savaşta ele geçirilen ganimetten yanındakilere pay verileceğini ilahi bir emir gibi duyurarak (vahiy) yanında savaşacak daha fazla adam buldu ve birçok kavime son vererek topraklarını ele geçirdi.

Muhammed ile ilgili bazı makaleler:
Muhammed'in Eşleri ve Cariyeleri
Muhammed Kur'an'a Ayetler Ekliyor
Muhammed'in Öğreticisi Yemenli Rahman
Muhammed'e Vahiy mi Geliyor Yoksa İnsan mı Öğretiyor?
Hatice: Ben Cebrail'i Göremiyorum
Tahrim Suresinde Konuşan Muhammeddir
Muhammed'in Cinayetleri
Muhammed Evlatlığının Karısını Nasıl Alıyor?
Muhammed'in Türkler İçin Söyledikleri
Aişe Muhammed ile Evlendiğinde Kaç Yaşındaydı?
Sevr Mağarası ve Örümcek Ağı Hikayesi Benzerlikleri
Kur'an'ın Evlatlığının Karısını Eş Olarak Alması ve Davud'u Örnek Göstermesi



Yazan: A.Kara