SON YAYINLAR
latest

728x90

DİNLERİN KİTAPLARI

KK
deizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

DEİST OLMAMIN TEMELLERİ

deizm, Dfxmed, din, Deist olmamın temelleri,Deist oluş hikayem,Müslümanlıktan deizme,Deizme uzanan yolculuk,Din politikadır,Din masalları,deist,
Herkes gibi Müslüman ana babadan doğma biri olarak deizmle tanışma hikayemi anlatacağım. İlk olarak sorgulamayla ve deizm merakıyla başladı her şey.Sonra İslam'ın çelişkilerini anlayınca bu sefer de Hristiyanlığı araştırdım. Hristiyanlık mantıklıydı ama bir eksik vardı insan Tanrıya tapılıyor 3 lü birlik gibi garip bir mevzuya inanılıyor. Bu 3lü inanışın mantığını araştırdığımda cevap basitti ''İnsan aklı Tanrı'nın tümünü anlayamaz''. Hristiyan ülkelerde neden deizm ve ateizmin yaygın olduğunu anlıyorum çünkü benzer inanışlar var. İslam'da durum çok keskin ki her şey gözler önünde :).Ruhsal doygunluğa ulaşamadım Hristiyanlıkta bir şey eksikti sanki vicdanen rahat değildim. Ki çelişkiye yön verecek çok şey vardı. İslam'daki gibi mecaz İbranice aslı gibi bahaneler vardı. Ama Tanrı tüm insanlığa bir din gönderecekse insanların delil bulamaması lazımdı. Tekrar deizme döndüm ama yandan yandan ateizmi de araştırıyordum. Kafamdaki tek soru Tanrı olmalı mıydı? Bu kadar şey tesadüfi gelişebilir miydi?

Öncelikle Caretta Caretta hikayesinden örnek vereyim(Yanlış hatırlamıyorsam).''Bu kaplumbağalar Bir kıtaya yumurtalarını bırakıp diğer bir kıtaya yüzüyorlar.Daha sonra yavrular yumurtadan çıkınca tek tek annelerini bulup yanlarına gidiyorlar.'' Bu tesadüfi olabilir miydi? Olamayacağını düşünüyordum. Daha sonra dedim ''Ulan dine inanmıyon qafan raad vur totoyu gitsin tacizin içkinin dibini boyla.'' Ama yok işte öyle değil o :D. Ahlak insana korkuyla verilmez ahlak insanın içinde olan bir şeydir.Benim bir düşüncem ise mesela ilk insanlar atıyorum baş parmak. İnsanlığın varoluşunda başparmak bir cinsel obje olarak görülseydi dinlerde oraya bakmak haram olurdu. Ahlak kuralları ona göre şekillenirdi yani ahlak insanlığın kendi geliştirdiği bir şey olarak yer edindiği fikrindeyim.

Peki dinler?

Dinler hakkında şunu söylemek istiyorum hükümdarların zamanında devleti yönetmek insanları düzene sokma politikası olabilir. Bakıyoruz dinler hep düşmüş milletlere geliyor. Araplar ve İbraniler. Hristiyanlıkta ve Yahudilikte İbraniler sağlam gaza getiriliyor. Davut şöyle girdi, Süleyman şöyle çıktı vs. İslam'da her ne kadar Araplar övülmese de onların da çözümü Kur'an'da bkz:Huriler,Sınırsız içki,Vur patlasın çal oynasın. Kadınlara yapılan kötü muameleye de şöyle cevap verebiliriz. Araplar kadınlara nasıl davrandığı o zamanda ortada. Kim karısına hürmet etmek ister, itaat etmek istemez? Bunun tersini kabul etmeyecekleri içinde böyle bir kılıfla insanları çekiyorlar.

Sözün özü iyi araştırın doğruyu bulun her şeye rağmen okuyun çok şey kazanacaksınız... İyi günler bilimle kalın.

Yazan: Dfxmed

BEN DEİST MİYİM?

din, sizden gelenler, deizm, Ben Deist miyim?, deizm nedir, Deizm ne demek, Doğa tanrıcılık, Deist miyim?, Din ve inanç makale, Tanrı inancı, Deizm'de Tanrı, Akıl çağı ve deizm
Yeniden doğuş ve Aydınlanmayı, Katolikliği ve Protestanlığın ortaya çıkışını, orta çağın bağnazlığı ile Batı toplumlarının dinsel safsatalardan arınmasını, dincilikle laikliği, dinsel inanç, Tanrı ve din ilişkisini, bir de o dönemin deizm akımını çok iyi anlatmış olmalıyım ki, sevgili öğrencim dışarıda yanıma gelip bana “Hocam, siz deist misiniz?” diye soruyordu. (Elbette ben Türkçe kullanıp ‘tanrıcı’ mısınız?” diye sormasını yeğlerdim. Ama insanın her istediği her zaman olmuyor.)

Ben deist miydim?

Deizm 17. ve 18. yüzyılda ortaya çıkmış, özellikle İngiltere, Fransa, bir de Amerika’da etkili olmuş bir dinsel düşünce akımı. Ne demiş adamlar? Doğa-ötesi olay ve açıklamaları, örgütlü dinleri reddetmişler. Kitaba dönmenin doğruluğunu benimseyen Protestanlar’dan değişik olarak “Doğru, kutsala ve evrenin yaratıcısı Tanrıya inanmaktır, kitaba değil,” demişler. İnançların, Tanrının sözünü getirdiğini ileri süren peygamberlere değil, insan aklına dayanması gerektiğini, insan aklının da bir yüce yaratıcı dışındaki ayrıntıları kabul etmediğini anlatmışlar. Her bilir bilmezin, karanlık çağların garip inanışlarına alışkanlıklarına, uygulamalarına, din diye ortaya attığı safsatalara karşı çıkmak gerekir demişler. Kısacası, dinleri, kitapları, peygamberleri kabul etmeyip tek kutsal kavramın Tanrı olduğuna ve Tanrıya varacak tek yolun da akıldan geçtiğine inanmışlar. Tanrı konusunda bile, her türlü doğa-ötesi olayın, açıklamanın, ‘mucizenin’ varlığını benimsememişler, aklın ışığını tek yol gösterici kabul etmişler. (Atatürk’ün “Tek yol gösterici, bilimdir,” sözünü anımsayın.) Tanrının evreni yarattığını, insanlardan akla dayanan bir ahlak sitemine göre davranmalarını beklediğini ve böyle davranmayanları öte dünyada cezalandıracağını söylemişler.

Deizm, ortaya çıktığı Akıl Çağı ve Aydınlanma dönemi ile çok yakından ilgili bir akım. Katolikliğin baskısından insanların, en azından aydın takımının, kurtulmasında önemli yeri olmuş. Pek yaygın da olmamış. Bugün deist saydığımız düşünürlerin birçoğu kendine deist bile dememiş. Ve 18. yüzyılın sonlarına doğru etkisini yitirmiş bir akım. Daha doğrusu, başka inanışlara doğru evrilmiş, onlara katılmış ya da onların yolunu açmış. Örneğin, doğa tanrıcılığı (panteizm) güçlendirirken, tanrı tanımazlığın (ateizm) gelişmesine yardımcı olmuş. Deistlerin kimisi doğa tanrıcı olmuş ve demişler ki, evrenin başlangıcındaki yaratıcı bilinç evreni yaratmış ve evrenin kendisi olmuş; böyle olmakla da bilinçsiz ve tepkisiz bir varlığa dönüşmüş. Artık onun belirlediği söylenen bir ahlak sistemine değil, akla ve bilime dayanan bir davranış bilgisi üretmemiz gerektiğini söylemişler. Doğa tanrıcılıktan sonra bir adım daha, ding dong, tanrı tanımazlık ortaya çıkacak, daha doğrusu tek tük düşünürlerde var olan akım daha sağlam bir temel edinecektir.

Düşündüm, öğrencimin sorusu karşısında: Ben deistim herhalde... En azından deizmi anlatırken. Tanrıtanımazlığı anlatırken tanrıtanımaz olduğum gibi. Ama ben aynı zamanda coşumcuyum (romantik), klasikçiyim, gerçekçiyim ve simgeciyim; liberalizmi anlatırken liberal, toplumcu gerçekçiliği anlatırken toplumcu gerçekçi; komünizmi anlatırken komünist, faşizmi anlatırken... (Yani, şimdi, o kadar da değil... Esin perisinin kuyruğuna takılıp her sözün simetrisini tamamlamaya gerek yok. Sözün güzeli, sözün doğrusunu omuzlamaya başladı mı ancak, gereğini yapmalı. Yoksa, güzeli bulacağım derken, doğruyu kapı dışarı etmiş oluruz. “Hayır, bu ikisi her zaman, ille bir arada bulunmalı,” diyenler oturup şiir yazsın.) En azından bu kavramları inanarak anlatırken, onlardan yanayım. Onlara inanmasam o an için, onları nasıl anlatırım duyguyla, inançla dolu, etkileyici ve kalıcı olarak...
Ben öğretmenim.

SİZDEN GELENLER | Yazan: Hüseyin İçen
Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.
  • Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
  • Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)
NOT: Ayrıca sitemizde yazar veya çevirmen olmak için de bize mail atabilirsiniz.

SENİ ANLATIYORUM

DP, din, islamiyet, Seni anlatıyorum, Nasıl deist oldum?, Deist oluş hikayesi, Deizm,Carl Sagan,Turan Dursun,Çocukluktan dinle büyümek ve sıyrılış,Dindar aileden, din ve mitoloji, Thomas Paine
En büyük hobim tek kanallı siyah-beyaz televizyonumuzda “ESTEBAN” adlı çizgi filmi izlemekti. Esteban adlı bir İspanyol çocuk 1500-1600’lerde Maya’lar ile yaşadığı ilginç hikâyeler anlatılıyordu. Fantastik bu kurgular hayal dünyamı adeta devasa hale getirmişti. Gezegenimizde bizim medeniyetimizden daha gelişmiş toplumlar daha önceleri var mıydı? Hele ki hemen hepimizde izler bırakan Yıldız Savaşları serisi. Film başladığında, “Uzun zaman önce uzak bir galakside…” diye başlayan kısa ön özetler beynimizin bir köşesine kazınmıştı. “Uzak bir galakside yaşam olabilir mi?” diye düşünüyordum.

Televizyondan uzak kalmam gereken zamanlarda (her çocuk gibi fazla izlemem yasaktı) en iyi arkadaşlarım kitaplarımdı. Jules VERNE kitaplarının adeta koleksiyonuna sahiptim. Diğer yandan dini kitaplarım da yanımdaydı her zaman. Açıklayamadığım ya da çelişkide kaldığım dönemlerde hep yardımıma onlar koşuyordu. Hatta Jules VERNE kitaplarım ve Dini kitaplarım hep karışıktı. Dini kitap dediysem aklınıza tefsir, meal, fıkıh, risaleler falan gelmesin. “Namaz Hocası, Dinimi Öğreniyorum, Ayetler ve Surelerin Türkçe Anlamları” gibisinden kitaplardı bunlar. Benim yaş grubuma yönelikti adeta. Yaşıma göre dini bilgim fena sayılmazdı. Camide 5 vakit namazını eksik etmeyen büyükler daha “Kelime-i Şehadet” in anlamını bilemezken ben buna ilave olarak Fatiha, Kevser, İhlas gibi öncelikli öğretilen sureleri anlamları ile birlikte biliyordum. Meraklıydım. Öğrenmeliydim. Ancak maalesef aynı merak ve başarıyı okul hayatımda gösteremiyordum. Okul hayatım boyunca bir defa dahi Teşekkür ya da Takdir alamamam bunun açık bir göstergesiydi.

Ailem başkalarının yanında ezilmemem için hep şu sözü söylerdi: “Bizimkinin Genel Kültürü iyi, derslere o yüzden veremiyor kendini!” onlar için bir nevi kaçamaktı. Ancak benim açımdan onların savunmasında büyük bir gerçeklik payı vardı. Evde ne kadar kuponla alınmış ansiklopedi varsa daha ilkokul 4. Sınıfta okumuştum. Okumaktan kastım önemli husus ve kavramlar idi. Ortada büyük bir çelişki vardı. Fen, Din, Coğrafya, Hayat Bilgisi, Tarih ve hatta kısmen sosyoloji ve felsefe konularında yaşımın gerektirdiğinden katbekat fazlasına sahiptim. Ancak iş Türkçe, matematik, müfredatta okutulan tarih ve hayat bilgisi konularına gelince çakıyordum. Evde misafirliğe gelen büyüklerin aslında hiç anlamadıkları ve bilmedikleri, özellikle okumadıkları aşikâr olan konular hakkında atıp tuttuklarında devreye girmem ufak gerginliklere neden olurdu. Sevgili ebeveynlerim hemen işi espriye vurur, “Bizimki de böyle işte!” gibisinden cümle kurarak kendi adlarına savunma yaparken beni de adeta “yaratık” ilan ediyorlardı. “Bizimki de böyle işte. “ cümlesinden her anlam çıkıyordu; yani arızalı, yani sağı solu belirsiz, yani ne konuştuğunu bilmez, yani o konuşur siz takmayın…. Artık adını siz koyun.

Bu noktada benim küçükken bu nedenle travma yaşadığımı düşünebilirsiniz. Ancak durum pekte böyle değildi. Özellikle Babam ve Annem ileri görüşlüydü. Sevgili babam 5 vakit namazını neredeyse hiç aksatmayan, bana göre kusursuz (ki hala bana göre öyle) bir kişilikti. Her şeye cevabı vardı. Annem Babama :”Sana çekti bu çocuk.” derdi hep. Misafirler gittikten sonra bana dönerek:” Aman oğlum demedik mi sana büyüklerin laflarına karışılmaz, onlara karşı çıkılmaz diye. Çok ayıp oğlum?” diye serzenişte bulunurlardı. Özellikle babam bilmediğim, araştırmadığım konular hakkında konuşmadığımı iyi biliyordu. Kendisi yakalamıştı bu özelliğimi. Bir keresinde bana şöyle bir sorusu olmuştu:

- “Oğlum öğle namazı normalde kaç rekattır?”.
Cevabım açık, basit ve netti:

- “Bilmiyorum baba.”
- “Neden oğlum? Sen namaz kılmayı biliyorsun? Hatta kılıyorsun, neden bilmiyorum diyorsun?”
- “Çünkü –BEN- araştırıp öğrenmedim. Hoca söyledi. Benim açıp, okuyup, doğrusunu öğrenmem lazım. Ya hoca yanılıyorsa?”

Bu cevap babamda tebessümle karışık bir şaşkınlığa neden olmuştu. “ Eh madem öğren, bana da öğretirsin diye gülümsemişti.” Kendim okuyup, anlamadıktan sonra hiçbir bilginin bende hükmü yoktu. Koşulsuz tek Hocam 2 kişiydi. Birisi Hz. Muhammed, ötekisi ise gazi Mustafa Kemal ATATÜRK. İkisinden de taviz vermezdim. Koşulsuz her söyledikleri doğruydu. Birisi Allah’ın elçisi, diğeri ise ileri görüşlü dünya lideri sayılabilecek Önderimdi. Kendi öğretmenlerimi bile derslerde “Neden? Nasıl? Niçin?” soruları ile bezdirdiğimden okul hayatım vahamet içerisindeydi. İlkokul öğretmenim beni duyumsamazlıktan gelmeye başlamıştı. Onu suçlayamazdım. Benim sorularım yüzünden ders ilerlemiyordu.

Neden? Nasıl? Niçin?...

Bu dönem evde fenomen dizimiz “Perihan Abla” idi. Evde her şey durur, çay demlenir, kek tabaklara konulup servis edilir ve televizyon karşısındaki yerimizi alırdık. Bir keresinde bir fragman yayınlanmıştı. Perihan Abla dizisinden sonra UZAY belgeseli vardı. Gâvurca ismi COSMOS idi. Carl SAGAN adında biri sunacaktı belgeseli. Uzay dendi mi benim için akan sular dururdu. Mutlaka izlemeliydim. Kendime göre bir program bulmuştum. Carl SAGAN’ ın COSMOS belgeselini izlerken yıldızlar, gezegenler, galaksiler, evren gibi tanımlar ile tanıştım. Gezegenlerin oluşumu, gezegenimizin oluşumu ve ilk canlılar en çok ilgimi çeken konular olmuştu. Karbon tabanlı ilk yaşam formları, aminoasitler, tek hücreliler, ilkel yaşam formları tabirleri ile ilk o dönem tanıştım. Merak ediyordum.

Bir husus kafama takılmıştı. Canlılar eğer türler seçim ile evrim geçiriyorsa Adem babamız ve Havva anamız? Biz primatlardan gelmiştik. E primatlarda maymunlardı ya da maymunsu. Her neyse, bu program bize dedemizin maymun ve hayvan olduğunu söylüyordu. Çözüm bulamıyordum. Kaynak yoktu. Nereye soracağımı ne araştıracağımı bilmiyordum.

Camideki hocama sormuştum ve aramızda şöyle bir diyalog geçmişti:
- “Hocam bizim ilk anne ve babamız Havva anamız ve Adem babamız doğru mu?”
- “Evet oğlum”
- “Peki onlar nasıl oldu?”
- “Oğlum çamurdan yaratıldı onlar. Cenabı Allah, kendi ruhundan üfledi.”
- “İyi de hocam nasıl?”
- “Oğlum kafanı çok kurcalama. Abuk subuk fikirlerle de beynini doldurma. Şüphesiz Allah her şeyi görendir.”
- “Ama hocam belgeselde……..?”
- “Oğlum dedim ya sana kafanı bulandırma diye? Hadi abdest al birazdan ikindi.”

Camide namaz kılmıyordum. Açıkçası namaz kılmıyordum. İyi biliyordum ama kılmıyordum. Soran olduğunda ise: “İnşallah Allah bizim gönlümüze de düşürür.” Der ve sıyrılırdım. Daha önce hocam’ la yaşadığım bir sorun ona inancımı sarsmıştı. Bana kız arkadaşımı pislik gibi göstermişlerdi. (Bu konuyu daha önce “İNANÇ ÜZERİNE” adlı yazımda anlatmıştım. O yazımı okuyanlar hikayeyi de bilirler)

Kimseyle konuşamıyordum. İçime kapanmıştım. Carl SAGAN denen gâvur beynimi bulandırmıştı. İçimden “Beyin yıkama bu olsa gerek, demek böyle kandırıyorlar bizleri” diye düşündüm. Sıyrılmalıydım bu sapkın fikirlerden. Olmazdı, olamazdı. Kandırılmıştım. Âdem babamız ve Havva anamıza alternatif bir yaratılış hikâyesi uydurmuştu dış mihraklar. Amaçları dini ve milli duygularımızı yok etmekti. Bu sayede, medeni, çağdaş ve ileri bir toplum olmamızın önüne geçilecekti. Zaten tek sorun dinimizi doğru yaşamıyor olmamızdı. Ah bir Kuran-ı Kerime bağlı yaşasak? Onda her şey eksiksiz açıklanmıştı. Hatta NASA bile eski bir Kuranı ele geçirmiş, oradaki bilgileri araştırıp öğrenerek büyük teknolojiye kavuşmuştu.

Tam bu sıyrılmalar ile uğraşırken zaman geçti. Allahtan o gâvur beni devşirememişti. Bir akşam evde kuru fasulye pişmişti. Sokaktan geldiğimden elleri yıkamaya koyulmuştum. Fasulye kokusuna yeni kırılmış soğan kokusu eşlik ediyordu evde. Televizyonda bir haber dikkatimi çekmişti. Bir suikast sonucu Turan DURSUN diye bir vatandaşı vurmuşlardı. Önemsemedim. Kim bilir kimlerle ne zoru vardı. Bu ismin aklımda kalmasının sebebi ise ilginç bir hikâyeye dayanıyordu. Bizim hocanın yeğeni mahalle arkadaşımızdı. Muhabbet ederken söylemişti, bir mürtet öldürülmüştü. “Ne mürtedi?” dedim. “Dinden dönmüş, kafir olmuş” dedi. Nasıl diye sorduğumda detayını bilmediğini, adamın aslında büyük bir din âlimi olduğunu, iyi bir insan olduğunu, ancak gâvurların beynini yıkaması ile İslam düşmanı olduğunu söylemişti. Bu nedenle de öldürülmüştü. Amcası da, yani bizim hoca da üzülmüştü. Hem öldürülmesine hem de böylesine büyük bir din âliminin dinden dönmesine…

Eve koştum. Ellerimi ve yüzümü yıkıyordum. Sanki her yerim kirliydi. Bütün suç televizyonda idi. TRT gâvurların eline geçmişti. Dinimizi kaybediyorduk. Suçlusu da TRT idi. Perihan Abla ile bizi ekranlara çekiyor, hepimiz ekran başındayken Perihan Abla’dan sonra başlayan belgesel ile beynimizi yıkıyorlardı. Dolayısı ile Perihan Abla’ da proje dizisi olmalıydı. Onlarda gâvurların ajanı idi kendimce.

Yıllar yılları kovaladı.

Üniversite yıllarında orta yolcu idim. Alkol tüketiyor, kızlarla geziyor, gâvur gibi yaşıyor ancak cumalarımı eksik etmiyordum. Orucumu tutardım. Bana “Bu ne çelişki be kardeş?” dediklerinde cevabım hazırdı: “Oğlum kusur bizde. Bana bakıp ta İslam’ı suçlama. Yanlış olan biziz. İnşallah düzeliriz” der konuyu geçiştirirdim. Turan DURSUN ve Carl SAGAN’ ın kim olduklarını öğrenmiş ve araştırmıştım. Bu konular ile artık ilgilenmiyordum. Kafamı bulandırmaktan kaçıyordum. Bir yakınımız vefat ettiğinde, 7’si, 40’ ı, 52’ si yapılırdı. Cumalara gidiyordum. Orucumu tutup teravihleri aksatmıyordum. “Zaten 11 ay günah içindeydim, bari 1 ayım ibadette olsun.” diye tuhaf bir savunma mekanizmam vardı.

Bir süre sonra ki bu süre yıllar aldı, kafamı kaldırmaya karar vermiştim. Kafamı NEDEN kaldırmaya karar verdiğimi imkân olursa ayrı bir yazı ile ayrıca anlatacağım. Küçüklüğüm aklıma gelmişti. Her ne olursa olsun araştırma huyum vardı. Sorgulayabiliyordum. Sadece din bunun dışında idi. Peki ya sebep? Acaba dini araştırmadığım için böyle sapkın yaşıyor olabilir miydim? Dinimi doğru yaşamıyor olmamın bir diğer sebebi dini pratiklerdeki “ALENİ ÇELİŞKİLER” i araştırmamış olmam olabilir miydi? Mezhepler, ibadette farklılıklar, bidatlar, vesaireler vesaireler…. Eğer doğru araştırıp okuyarak “GERÇEĞE” ulaşırsam bu çelişkilerden kurtulabilir ve sonsuz huzura erebilirdim. Doğru Müslüman olacaktım, ötesi var mı?

Benim gibi düşünen birisi daha vardı ki bu düşünceleri onu ölüme götürmüştü: KONCA KURİŞ. Kadıncağız yalın İslam’a ulaşmak için sünnet ve Kuran rehberliğinin baz alınması gerektiğini söylediği için öldürülmüştü.

Peki ya Turan DURSUN? Neden bu adam bir din alimi iken hararetli bir ateiste dönüşmüştü? Bahriye ÜÇOK neden öldürülmüştü? İlhan ARSEL neler söylüyordu böyle? Ya Arif TEKİN? Ya Yaşar Nuri ÖZTÜRK? Fetullah? Beyaz Hoca? Aczimendiler? O cular? Bu cular? Neler oluyordu?

Tüm ülke uyuyordu. MATRIX’ i yaşıyorduk adeta. Bir bilinmezi yaşıyor ve ona inanıyorduk. Dini kim doğru yaşıyordu? Neden bu kadar fraksiyon vardı?

Araştırmalıydım. Ne pahasına mal olacaksa olsun öğrenmeliydim. İlk iş Türkçe Kuran tefsirleri ve meallerine başladım. Arkasından Kütüb-i Sitte, Siyer araştırmalarım. Tirmizi, Buhari, Müslim ve diğerleri….. İmamı Azam, İmamı şafi…. Emeviler, Abbasiler, 4 halife dönemi… Peygamberlerin hayatı…. Sümerler… Mısırlılar…. Mu uygarlığı….Babilliler… Atonun dini… Yahudiler… Hristiyanlar… Eski ahit ve yeni ahit…. Pavlus ve barnabas…El-ilah….Thomas PAINE… Deizm… Ateizm… İnternet sınırsız bilgi imkanı bulmuştu. Kaynağı belli olmayan, saçma sapan veri yığınları arasından bilgileri adeta ayıklıyordum. En önemli kıstasım KAYNAK idi. Kaynağı olmayan hiçbir verinin bende hükmü yoktu.

Beynimde bir sürü kavram karmaşası vardı. Her şeyin en başına, çocukluğuma dönmüştüm. Bir gâvur vardı. Beynimi yıkamaya çalışan bir ajan gâvur… Carl SAGAN…

Çocukluğumda ket vurduğum, silmeye çalıştığım o belgeselleri internette tekrar buldum. İzledim… Ortada bariz bir karmaşa vardı. Kandıranlar ve kandırılanlar vardı. SAGAN doğruları söylüyordu. Birileri beni fena “Keklemişti”. Sadece beni değil, insanlığı keklemişti. Amaçları yönetmek, kazanmak ve hükmetmek idi. Eski çağlarda orta doğuda çıkan inançlar evrilmiş evrilmiş, fraksiyonlara ayrılmış ve dünyayı adeta bilimden uzak süngere çevirmişti. Sözde tanrılar ile konuşanlara, yaratıcı sayısız kendini hibe eden kadınlar-kızlar vermişti. Denizleri ikiye ayırıyorlardı, mucizelerin dibine vuruyorlardı. Bu dünyada çektiğiniz sıkıntıların önemi yoktu. Ölürseniz nasıl olsa huriler, süt ve şarap ırmakları vardı. Sonsuz seks ve sonsuz zevk. Turan DURSUN, Carl SAGAN, Thomas PAINE…. Aslında doğruları söylüyorlardı. Sadece Turan DURSUN’ un mantığı benimle örtüşmüyordu. Thomas PAINE daha yakındı. Bir yaratıcı olmalı idi. Bunu mantığım zaten bana söylüyordu. Evren bunu söylüyordu.

Kafamda ve beynimde yalnızdım. Konuyu biraz açmaya kalksam tepkiler alıyordum. Sanırım bende zihinsel bir sorun vardı. Şüphesiz zalimlerdendim. Apaçık sunulan kanıtlara rağmen inanmıyordum. Yok olması gereken bir yaratılış artığı idim. İnsanlara ibret olması için yaratılmış ucubelerdendim. Herkes inanıyordu. Herkes doğru yaşıyordu. Ben ise arızalı idim.

Bu durumu da atlattım. Kendi inancımı kendi içimde yaşıyordum. Varsın millet ne düşünürse düşünsün durumunda idim. Aradan çok zaman geçmişti.

Derken internette boş boş bakındığım bir gün ilginç bir bloğa denk geldim. Yalnız değildim. Birçokları vardı benim gibi düşünen. İnanamıyordum.

Ve bu kişilerden bir tanesi…. Admin Panpa… Mizahi dili ile adeta düşüncelerime tercüman olmuştu bu arkadaş. Blog’ undaki yazılarından ziyade yorumlara bakmayı tercih ediyordum. Benim gibi düşünen çokları vardı. Bu vatandaş daha sonra Blog’ unu kapattı ve yeni bir site açtı. “DİN VE MİTOLOJİ”. Sonrası mı? İşte buradayım.

Bu yazıyı okuyarak bana “Deli, ajan, gavur, mürtet, kandırılmış, sapmış, zalim….vs” gibi yakıştırmalar ile yorum yaparak zamanınızı heba etmeyin. Bana yorum yaparak hakaret edeceğiniz süreyi Kuranı ve Dinleri araştırmaya ayırın. İyi insan olun. Eğer şu an yaşadığınız dinin Hz. Muhammed zamanında yaşanılan İslam olduğunu söylerseniz inanın ayvayı yemiş durumdasınız ki sizi kimse kurtaramaz. O dönem ki İslam ile şu an yaşanılan İslam tamamen farklı. İstediğiniz İslam âlimine sorun. Şunu da düşünün. Evreni, galaksileri, yıldızları ve gezegenleri yaratıp bir düzene koyan, âlemleri yaratıp koordine eden bir yaratıcı, kalkıp kadınlara :” kendinizi elçime hibe edin” der mi? İlhan ARSEL kitaplarına bir göz atın derim. Sonra tartışalım.
Sağlıcakla kalın.

Yazan: Demon Product

NASIL DEİST OLDUM ?

Nasıl deist oldum?, deist, neden deist oldum, deizm, Hristiyanlıktan deizme, Deist oluş hikayesi, Katolik, Katolik Hristiyan, hristiyanlık, din, Deist oluş hikayesi, Değişim hikayesi,
Tam da inandığım şeyin cevabını uzun yıllardır arıyordum. Bir sonraki en iyi tercihimin ateist olmak olmadığını kuşkusuz biliyordum. Ancak bu benim inancımı açıklamakta iyi bir iş çıkarmadı. Bu yüzden insanlara Tanrı'ya inandığımı söyledim, sadece insanların bana onun hakkında söylediklerine inanmadım. Katolik yetiştirildim ve Katolik okullarına gittim. Rahibelerin başında, açıklanamayan şeyi açıklamak için iman etmem gerektiğini düşündüm. Ancak daha sonra Cizvitler bana karşı işe yaramadı ve aslında nasıl düşüneceğimi öğretti. Lise'de "Common Sense (sağduyu)"i okudum , ancak, "Neden Çağı"nı okumam hiç bir zaman gerçekleşmedi ve şimdi bunu da merak ediyorum, çünkü Common Sense harikaydı.

Ancak inançlarımda çok yalnızdım - kimseye ne olduklarını bile söyleyemedim çünkü onları kendim anlamadım. Şimdi insanlara ne olduklarını söyleyebilirim - başkası (görünüşe göre bir sürü birilerinin elinde) çok uzun zaman geçirdiler ve onlarla ilgili yazı yazmakta büyük bir iş çıkardım. Yapmam gereken çok şey var - yanı sıra bir çok düşünce - ve gerçekten öğrenmeyi, Tanrı'nın benim için tasarladığı varlığa dönüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.

Artık araştırmalarım ödüllendirildiği için mutlu bir insan olarak ileriye bakabilir ve kendimi daha da geliştirebilirim - şu ana kadar kendim hakkında daha önce hiç olmadığı kadar çok şey anlıyorum. Sanki bir ton ağırlığım omuzlarımdan kaldırılmış gibi.

Yazan: Charles McQuaid
Tercüme eden: A. Kara

HRİSTİYANLIK'TAN DEİZM'E

deizm, neden deist oldum, hristiyanlık, Hristiyanlık'tan Deizm'e, Değişim hikayesi, Dinden sıyrılış hikayesi, Eski Hristiyan, Bekaret yemini, Suyu şaraba çevirme, Deist oluş hikayesi, A,
Bilindiği üzere kendi Deist oluş hikayemi anlattığım "Neden Deist Oldum" başlıklı 3 yazı yazıp paylaştım. Fakat sizlerle biraz da farklı kültür ve dinlerden insanların dinlerini terk ederek Deizm, Ateizm vb. felsefi akımları tercih etme hikayelerini paylaşmak istiyorum. Dolayısı ile bu paragraf sonrasındaki tüm yazılar bana değil, doğrudan yazana aittir.

Sevgili arkadaşlar,
Bu mektubu Bob Johnson'un isteği üzerine yazıyorum. Bütün hayatım boyunca Deistik duygular yaşadım, ancak 10 yıl kadar önce dünyamın bir ismi vardı. Deist "olduğuma" hiçbir zaman inanmıyordum. Daha ziyade inanmış olduğum çizgi ile bir felsefe keşfettiğimi söyleyebilirim.

Katolik bir ailede doğdum ve ilk, lise ve üniversite için Katolik okullarına katıldım. Bir genç olarak boş zamanlarımdan bazılarını Keşif ve Bilim Kanallarını izleyerek ve doğayla fizik hakkında öğrenirken harcardım. Öğrenmeyi çok sevdim ve okulda genel olarak Hristiyanlık ve Roma Katolikliği hakkında her şeyi öğrendim. Fakat söylediklerime gerçekten asla inanmadım. Dönüştürülme, doğuştan gelen günah, papanın sonsuzluğu, bakire doğumlar, göklere çıkma ve suda yürümeyi kabul etmekte bazı sorunlar yaşadım. Sadece dünyanın nasıl çalıştığına dair anlayışıma uymadılar. İkincisi, doğum kontrolü kullanımına ilişkin yasak aptalca görünüyordu ve kadın rahibelere yapılan yasaklamalar kadın düşmanıydı. Şüphe her zaman mevcuttu ve annem din sınıfında C aldığımda hayret ederdi, her şey düz A'ydı.

Deizm terimini ilk görüşüm dünya tarihi dersinde Aydınlanma'yı (Enlightenment) okurken oldu. Hemen ilgi ve merakımı tetikledi. Thomas Paine, Ethan Allen, Benjamin Franklin, Thomas Jefferson, Matthew Tindal, John Toland, Voltaire, Shaftsbury ve diğerlerini okudum. Okuduğum gibi, görüşlerimin yüzyıllar önce zaten ifade edildiğini gördüm. Benim bir Deist olduğuma şüphe yoktu. Evreni anlamak için sebebimi kullanmaya kararlıydım. Ben yapı olarak sessiz ve mantıklıydım. Nitekim bir zamanlar bir işveren bana Star Trek'ten Spock'u hatırlattığımı söylemişti. Mantıksal olmak kesinlikle benim özelliklerinden biri ve bence bu nedenle Deizm, benim için mükemmel bir teolojik felsefe idi.

Katolikler ve Protestanlar iktidar için savaşırken, dini savaşların Karanlık Çağ'ı sarstığını öğrendim. Birlikte gelen aydınlanma hoşgörüyü ve daha iyi bir yolu getirirken dini fanatizmin tehlikeli olduğunu insanlara söyledi. Bu insan ahlakı üzerine benimde desteklediğim harika bir gelişmeydi. Fakat bana göre bu ahlaki bir standart olarak yetersizdi. Hoşgörü birine, "Senden nefret ediyorum, ama bununla baş edeceğim ve farklılıklarımızdan dolayı seni öldürmekten kaçınacağım" demek gibi bir şey. Kabul, ahlakın daha yüksek bir standardıdır. Bir kişi, farklılıklarına rağmen, insan toplumunun tam bir üyesi olarak birini kabul etmeye hazır olduğunda, adil davranır. "Senin ayakkabılarına girseydim haysiyet ve saygıyla muamele görmek isterim" demek gibi bir şey. "Bu yüzden sana bana davranmanı isteyeceğim gibi davranacağım ". Deistler tarih boyunca başkalarına sürekli gülünç ve duyarsız inançlar üzerine yaptıkları küçük savaşlarını durdurmalarını söylüyorlardı.

Şunu çok kuvvetli hissettim, Deizm soyadımı değiştirmekten daha iyi bir ahlaki yoldu. Bu, birçok insanın yaptığı şey. Müslüman olurken Muhammed ismini alıyorlar. Hristiyanlar, Hristiyanlığa olan bağlarını sembolize eden bir onay ismi alırlar. İnsanlar dünyaya "İnandığım budur" demek için bunu yapıyorlar. Bunda utanılacak bir şey yok ve insanların inandığım şeyi bilmesini istiyorum. Sonunda, Roma Katolik Kilisesi'nden istifa edeceğim, ancak bu farklı bir şey hikaye.

Öyle görünüyor ki çok akıllı insanlar Deizm'e çekiliyorlar. Bunun nedeni, Deizm'in size tüm cevapları vermesi ve size hakikati söylemesi değildir, doğru cevapları aramak için bir topluluk oluşturması ve dünyanın örgütlenmesi için bir çerçeve oluşturmasıdır. Nihayetinde her kişi makul bulduklarına göre kendi cevaplarını bulmalıdır. Bu, bireyci olan insanlarla, insanlığın daha iyi hale getirilebileceğine inananlara bir akor olur. Bilgiye olan sevgim, doktora programını bitirene kadar eğitimimi sürdürmemi sağladı. Artık bir üniversite profesörü oldum ve aklımı insanlığın iyileştirilmesi için kullanmaya kararlıyım. İçtenlikle,


Yazan: Prof. RT Longoria de Voltair,
Çeviren - Düzenleyen: A. Kara

ŞEKİL VE KÜMELERLE İNANÇ VE FELSEFİ AKIMLAR

Birçok insanın felsefi akımları karıştırdığını ve bazılarını anlayıp birbirinden ayırmakta zorluk çektiğini biliyorum.

Teizm ile Deizmin, Pandeizm ile Panteizmin, Agnostisizm ile Deizmin, yada Panenteizm ile Panendeizmin birbirinden olan farklarını ve inanç şekillerini, felsefi görüşlerini ayırt etmek, özellikle de bu konuları yeni araştırmaya başlamış, sorgulama süreci devam eden veya bu terimlerden bazılarını ilk kez duymuş kişiler için oldukça zor olabilir. Bu yüzden, temel olarak en azından inanç şekillerini ve birbirinden nasıl ayırt edilebileceklerini anlatabilmek adına sizler için kümelerle anlatım kullanarak bu çizelgeyi hazırladım. Umarım biraz olsun faydası dokunur, her daim iyilikten yana olmak adına, iyi günler.

ateizm, deizm, Panteizm, Pandeizm, agnostisizm, Panenteizm, Panendeizm, din, felsefi akım ve inançlar, Tanrı inancı ile ilgili felsefi akımlar, A, din ve mitoloji, deizm nedir, Pandeizm nedir, Panenteizm nedir

Yazan: A.Kara

DEİZM NEDİR?

deizm, deizm nedir, Deist nedir, din, Deizm ne demek, Deist ne demek, Teizm deizm, Deizm nedir felsefe, Deizm inancı, Tek Tanrı, Sadece Tanrıya inanmak, A, deist,
Latince Deus(Tanrı) kelimesinden türetilen Deizm (Yaradancılık); bilinemeyen ve dokunulmaz halde bulunan üstün bir varlığa olan inançtır. Bu kavram ilk olarak İngiltere'de 17.yy'da kullanılmıştır. Tanrı, evrendeki rasyonalitenin yalnızca "ilk nedeni" ve temelini oluşturan ilkesi olarak görülür. Deistler, evrene doğal kanunlara göre hareket etmesine izin veren bir Tanrıya inanırlar. Kozmik süreci başlatan bir "saatçi Tanrısı" gibi, evren Tanrı'nın gözetimine ihtiyaç duymadan ilerlemeye devam eder. Yaratıcının evrenin, insan ve canlıların işleyişine müdahale etmediğine inanıldığından, aklı esas alır ve bu yüzden vahiy ve esinlenmelere dayalı tüm din ve inanışları reddeder ve bu inancı benimsemiş kişilere Deist denir.

Deizm, kesin ve değişken yasaların evreni kendi başına ve açıklayıcı olarak tanımladığına inanmaktadır. Bu kanunlar kendilerini "akıl ve doğanın ışığı" aracılığıyla açığa vururlar. Akıl yürütme gücüne güvenmek, insan mantığı için inanç alışverişinde bulunur.

Deizm evrime karşı değildir çünkü yaratıcının insanı ve canlıları aşama geçirmeksizin yarattığına inanmaları zorunlu değildir, çünkü Tanrı tüm düzeni bu şekilde kurmuş olabilir. Evrenin Mimarı dedikleri yaratıcılarının yarattığı canlıları bulundukları tabiat-zaman ve ortama uyum gösterebilecek, evrimleşecek şekilde yarattığına da inanılabilir. Tabi ki her deist evrime inanmayabilir, Tanrının doğrudan insanı, insan şeklinde yarattığına inanan deistler de vardır (-ki şahsi fikrim, Tanrının doğrudan insanı insan şeklinde yaratmadığını düşünüyorum, tıpkı ilk başta karidesi de karides olarak yaratmadığı gibi)

Deizme göre evreni yaratıp doğa kanunlarını koyan, bir düzen oturtup saat gibi işlemesini sağlayan Tanrı hayata müdahale etmez. Doğruları bulması ve keşfetmesi için insana "akıl" vermiştir. Belli bir öncüsü, kurucusu, merkezi olmadığından, paranormal ögelere de inanılmadığından dolayı deizmin ihtiyaç duyduğu en temel şey "sağduyu"dur.

Fakat unutulmamalıdır ki, Deizm bir din değildir, bu yüzden sadece tek yaratıcıya inanılması dışında deizm adına net çizgiler oluşturmak yanlıştır. Örneğin sayısı milyonları bulan deistlerin her birinin ruhun ölümsüzlüğüne dair inançları, ölüm sonrası tekrar hayata gelme (reankarnasyon), ölüm sonrası hayat gibi konulara olan inancı farklılık gösterebilir. Örneğin bazı deistler ölümden sonra ruhların da yok olacağına inanırken, bazıları ruhlar konusuna agnostik yaklaşabildiği gibi, ruhlarının önceki hayatlarına bağlı olarak Tanrı tarafından mükafat veya ceza göreceğine inanan deistlerde vardır (şahsen ben bir deist olarak ölümden sonra hayata inanmam, hatta bununla ilgili çok farklı bir inancım var, bunu da bir ara yazacağım).

Madde madde Deist bakış:
  • Deizme göre Tanrı vahiy göndermez.
  • Deizm de peygamberlere inanılmaz, Tanrı ile insan arasına başka hiçbir düşünce giremez.
  • Kutsal Kitaplar Tanrı'nın sözü olarak kabul edilmemektedir. Deizme göre elçi olduğunu iddia edenlerin "Vahiy geldi" diyerek var ettiği kitaplar Tanrı'dan gelmiş olamaz.
  • Deizm'in hiçbir kutsal kitabı veya peygamberi yoktur.
  • Deizm'de şeytan, cehennem gibi öğeler yoktur.
  • Deistler "özgür düşünürler" dir. İyi birey olabilmek için peygamber ve kitaplara gerek duymazlar.
  • Deistler vahiyleri ve vizyonları reddederler. Hayatlarında insan uydurması mucizelere ve kehanet saçmalıklarına yer yoktur.
  • Deizm'in rahip, haham, imam gibi din adamlarına ihtiyacı yoktur. Bir bireyin istediği tek şey kendi sağduyu ve insanlık durumunu düşünme kabiliyetidir.
Deizm düşüncesinin ortaya çıkması ile dönemin Avrupa'sında inanç konusunda büyük bir deprem olmuştur. Yüz yıllardır süregelen kiliselere bağlılık, Rönesans dönemindeki hümanist yaklaşım ve dinlerin mitolojilerden alıntılar yaptığı, onlardan çalarak değiştirdiği gerçeğinin fark edilmesi sonrası azalma göstermiş, yeni bilimsel bulgular ve eski dökümanların analizi sonrası ilk kez şaşırtıcı bir şekilde Hristiyan toplumların bizzat kendisi tarafından İncil eleştirilmeye başlanmıştır. Yani Deizm'in fitili ateşleyen asıl şeyin mitoloji-din ilişkisinin, dinlerin kendilerinden önceki dinlerden beslenip çalındığının keşfi olmuştur. Araştırmalar sonucu Mukaddes Kitap ile dünya tarihinin örtüşmediği de anlaşılınca deizm iyice ön plana çıkmış, birçok filozof, düşünür, şair ve bilim adamı Deizm felsefesini benimsemiştir.

Ayrıca Deizm'in 3 farklı alt kolları da bulunmaktadır, bunlar:
  • Pandeizm
  • Panendeizm (Panenteizm'in deistik formudur)
  • Spritüel Deizm'dir.
Deizm felsefesi barışçıl ve iyilik yoludur. Deizme dair bilinen en anlamlı ve bir nevi deistlerin hayat felsefesini anlatan söz Thomas Paine'ye aittir:
"Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir"

Yazan: A.Kara

NEDEN DEİST OLDUM 3

Neden deist oldum 3, deizm, deizm nedir, islamiyet, din, din ve mitoloji, Kuran çeklişkileri, Kuran meali, Kuran oku, Kuran diyanet, Kuranda kölelik, Kuran'a göre sperm, A, Peygamberler eşit mi?,
Eveeet, "Neden Deist Oldum" 1 ve 2 den sonra, canım okurlarımın yoğun isteği üzerine (facebook mesaj kutusu ve gmaile düşen mailler) serinin 3. yazısı ile sizlerleyim tekrar. Yazıya başlamadan önce belirtmeliyim ki eğer bu 3.yazıyı daha iyi anlamak istiyorsanız serinin ilk 2 yazısını okumanızı şiddetsiz tavsiye ederim (ülkece yeterince şiddet doluyuz o yüzden 2.bir emre kadar şiddetle tavsiye ederim gibi cümleleri yasaklıyorum efendim).

Dini sorgulayıp, Karadeniz'li dindar bir aileden buralara kadar gelen değişimimi, sorgulama sürecindeki hislerimi ve dinimde fark ettiğim çelişkileri yazdığım yazıların üçüncüsü olan bu yazıda, kaşığı tam olarak temizlemediğimden olsa gerek, eski tatta kaşıklamaya, aklımı bulandırmış olan ve bu sorgulama sürecinde dinden sıyrılmama yardımcı olan konulara devam edeyim.

Hepimiz, hatta dine inananlar da çok iyi biliyorlar ve itiraf edemiyorlar ki, çoğu zaman gereksiz bir savunma içindeler. Peki gereksiz savunma nasıl oluşur, ne demek istiyorum gereksiz savunma ile? Hemen anlatayım.

Şimdi kitabını hiç anlayacağın dilde okumamış, annen, baban, ninen, deden, arkadaşın gibi çevresel ve ailesel faktörlerden öğrenmişsin diyelim. Ve toplumumuzun bazı temel değerleri olduğuna, her ne kadar tecavüz vakalarında çığır aşacak kitleye sahip olsak da bir o kadar vicdanlı olan büyük bir kesime sahip olduğumuzu belirtmek isterim.
İşte bu vicdanlı kesim, dini bile vicdanına göre ŞEKİLLENDİRİYOR, ona göre yaşıyor ve anlatıyor. Yani işin komik kısmı, gerçek İslam bu değil diyip dinini körü körüne savunmaya giren insanların aslında bir çoğu, duydukları şeyi vicdanlarına yediremediği için yaşadıkları dini kendilerine göre şekillendirdiklerini, ülkede yaşanılan İslam'ın sanılanın aksine asıl İslam olmadığını anlamıyor veya kabullenmek istemiyorlar.

Onlara ters bir ayet meali gösterdiğinde, sırf vicdani yönden kabullenemedikleri ve genelde ona anlatıldığı şekilde yumuşatıcı ile yumuşatılıp gül suyu sıkılarak sunulanın tersinde bir gerçeği gördüklerinde, kabullenmemek için gereksiz bir savunma içine girip göz ve kulaklarını kapatıyorlar.
Bu yapıyorlar-ediyorlar dediğim, yıllaaaar önceki ben oluyorum bu arada :) Yani inançlı iken bende farksızdım, kabullenmemek için Asenayı aratmayacak muhteşem bir dansöz cümlem vardı: "YOK YA O ÖYLE DEĞİLDİR"

Benim bu süreçlerim, kendim ve vicdanımla, bana anlatılan Allah-Tanrı fikri ile kitaplardaki, hadislerdeki arasında farklılıklarla, anlatılan kadın,eşitlik vb. konulardaki hikayelerle ayetler arasındaki uçurumlarla cebelleşmekten beynimde 2.bir bölüm oluşup gereksiz savunma işini görüyordu ki bir süre sonra aşırı kullanıma dayanamayıp iflas etti. Bu iflası sağlayan ayet, hadis ve mantıksal, vicdani bakış açılarını yazdığım bulgularımı aktarmaya devam edeyim isterseniz.

Neden deist oldum 3, deizm, deizm nedir, islamiyet, din, din ve mitoloji, Kuran çeklişkileri, Kuran meali, Kuran oku, Kuran diyanet, Kuranda kölelik, Kuran'a göre sperm, A, Peygamberler eşit mi?,

Öncelikle Nahl 75. ayeti okuyan birisi (anlayacağı dilde okuyan) kesinlikle çıkıp ortalıkta "Hülooooğğğ İslam'da herkes eşüttüüüüür" diye bağırıp flama sallayamaz. Neden ?
Çünkü Nahl 75 de yazan şu:
"Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah'a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler."

Bir dakika sakin olun, biliyorum her zaman olduğu gibi sırf inandığınız dine toz kondurmamak için Avatar the last ayet bringer moduna girecek ve vicdanınızın size "böyle şey olamaz nan, iftiradır kesin!" dediğini duyacaksınız. Fakat bu ayeti, Allah/RAB gönderdi diye inandığınız Kutsal kitabınızdan yazıyorum, yani bük yada bükme, yazan şey aslında bariz ortada.

Nahl 75'i okuyunca "Yahu hiç senin malın olan köleyle, parası olup harcayabilen sen (Allah yolunda veya değil)" eşit olabilir misiniz? dediği görülüyor. FAKAT bunu diyenin bir yaratıcıdan çok Muhammed olduğu ve yazıcı katiplerinin de ona uyup yazdığı fikri ağır basıyor (sebebi ise Kurandaki kitap şekilleridir, Tanrıdan çok, Bir insan yazmış-yazdırmış gibidir).

He bu arada, siz ayeti bükme çabalarına girmeden ben size yardımcı olayım, surede geçen "abd" köle veya kul gibi anlamlara gelebildiğinden bu ayetteki köle yerine kul da gelebilir. Fakat başkasının malı olan kul yine = KÖLE demektir ;) Ve yine bunların eşit olamayacağının yazıldığı gerçeğini değiştirmiyor maalesef.

Bu gibi gerçeklerle bir yandan keşfettikçe şaşıran, irkilen ben, diğer yandan da yıllarca istenildiği şekilde anlatılıp-uydurulan, halkımızda yumuşatılan ve adına "Müslümanlık" denen şeyin, aslında asla var olmadığını, ülkemizde yaşananın bunun çoook farklı bir formu olduğunu fark ediyor ve sinirleniyordum. Sebebi ise yılların verdiği kandırılmışlık...

Bu arada fark ettim ki, Muhammed, spermlerin testislerde üretildiğinden habersizdi çünkü yazdırırken anlattığı şeyler bilimle zerre uyuşmuyordu (Tanrı kelamı olan bir bilgi olsa, Kuranın hem gerçekten APAÇIK olması hemde zerre ÇELİŞKİ ve yanlış bilgi içermemesi gerekirdi). Peki Muhammed'in bunu yanlış bilip sanki Allah iletiyormuş gibi yazdırdığı Kuran'a hatalı bilgi olarak yazdırdığını neden söylüyorum? Hemen gelelim mevzuya.

Neden deist oldum 3, deizm, deizm nedir, islamiyet, din, din ve mitoloji, Kuran çeklişkileri, Kuran meali, Kuran oku, Kuran diyanet, Kuranda kölelik, Kuran'a göre sperm, A, Peygamberler eşit mi?,

Tarık 5-6-7. ayetlerinde: "İnsan neden yaratıldığına bir baksın. Fışkırıp çıkan bir sudan yaratıldı. Bu su bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar." deniyor.
Fakat sperm, bel ile kaburga kemikleri arasından falan gelmez :) İstediğin kadar bükmeyi dene, bende denedim zamanında sende dene, kol kası yaparsın :)
Bel kemiği ile ilişkisi olsa da kaburga ile zerre ilişkisi yoktur spermin. 2x2=4'tür. Sperm testislerden gelir, kaburgadan yada kaburga arasından falan değil. Testis yoksa sperm yoktur. Cinsel birleşme sırasında sürekli ileri geri yapan erkek bedevilerin işin heyecanı geçip yattıktan sonra sırtlarında oluşan ağrıyı tutup bu olayla ilişkiliymiş gibi düşünmeleri de kuvvetli bir ihtimal gibi gelmişti bana :)

He bu arada, Kur'an'da birçok surede aynı anlatılamlar onlarca kez tekrarlanır, spam gibi adeta. Bunları fark etmeye başladığımda yaratıcı tarafından gönderilmiş olabileceğine olan inancım iyice inmeye devam etti. Çünkü bu sürekli tekrarlar, yazan katiplerin düzgün birleştirememesi, Muhammed'in eski ayetlerle yeniler arasında ilişki kuramamasının sonucuydu bana göre. Hatta yine bu sebeple, bazen bir ayetin konusundan sonra birden bire alakası olmayan farklı bir konuya DÜZENSİZ bir geçiş yapıldığını görünce daha da ikna oluyordum bir Tanrı'nın gönderdiği metinler olamayacağına.

Çünkü ilk önce apaçık denen kitabın karmaşıklığı, sonrasında ise bu düzensizliği ve spamları ile karşı karşıya kalmıştım. İnsanlığa zerre faydası olmayan bilgileri içeriyor olması konusuna ise asla girmeyeceğim çünkü önceki 2 yazımda bolca bahsettim (Örneğin Muhammed'e cinsel ayrıcalıklar tanınmasının insanlığa zerre faydası yoktur).

Ben stres, korku, gerginlik, bilinmezlik içeren zıkkım tadı veren araştırmalara devam ederken önüme çıkan şeylerle, gece karanlığındaki odamda, çayım, vicdanım ve aklımla boğuşmaya devam ediyordum.

Neden deist oldum 3, deizm, deizm nedir, islamiyet, din, din ve mitoloji, Kuran çeklişkileri, Kuran meali, Kuran oku, Kuran diyanet, Kuranda kölelik, Kuran'a göre sperm, A, Peygamberler eşit mi?,

Bir baktım ki Bakara 253 te "İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir." denirken,
Bakara 285'te " Peygamber de, iman edenler de O’na indirilene inandı. Hepsi de Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti. “O’nun peygamberlerinden hiçbirinin arasında fark görmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Affını dileriz ey Rabbimiz, Dönüş sana’dır” dediler." yazıyor.

Yani 253'te Bazı peygamberleri diğerine üstün kıldık yazarken, 285'te işler çark edip "hiçbirinin arasında fark görmeyiz" yani tüm peygamberler eşittir deniyor.
Her şeyden üstün tutulan bir yaratıcı "253'te ne yazmıştım ben?, bakın şimdi 285'te adamlara hepsi eşittir diyeceğim, yanlış falan olmasın?!" diyemeyeceğine, unutmak gibi İNSANİ bir hatayı yapamayacağına göre, kabullenmeye devam ettim, bu kesinlikle insanlar tarafından yazılmıştı. Her ne kadar inancımdan kopuyor olsam da, henüz o zamanlar tam kopmamış olduğumdan bu gerçeği görmem ve yazılanların Muhammet ve onun katiplerine ait olduğunu kabullenmem zor olmuştu. Aslında zor olan kabullenmekten çok, kandırılmışlığı kabullenmenin zorluğuydu.

Neden deist oldum 3, deizm, deizm nedir, islamiyet, din, din ve mitoloji, Kuran çeklişkileri, Kuran meali, Kuran oku, Kuran diyanet, Kuranda kölelik, Kuran'a göre sperm, A, Peygamberler eşit mi?,

Enam 92 ile Kalem 52 arasındaki bir diğer çelişki ise artık bazı şeylerden kesinlikle emin olmamı sağlamıştı.
Enam 92'de "Bu da kendisinden öncekileri doğrulayan mübarek bir kitaptır ki, beldelerin anası (Mekke) ile onun çevresindekileri uyarman için indirdik. Âhirete inananlar, ona da inanırlar; onlar, namazlarına da dikkatle devam ederler." yazarken,
Kalem 52'de "Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir." yazıyordu.

Yani bir ayette Kuran alemlere gönderilmiştir denirken, diğer ayette Mekke ve çevresine gönderilmiştir yazıyordu. Bazılarınızın hemen şuan yapmaya başlayacağı gibi, bende şöyle dedim ilk önce "İyi de, Mekke ve çevresi denmiş, bu çevreden kasıt çoooooooook geniş düşünürsek dünya olamaz mı?" Sonra fark ettim ki, yine gereksiz savunma ve kıvırma içindeydim. Çünkü APAÇIK denen bir kitap, kesinlikle YANLIŞ anlaşılmalara fırsat veremezdi. Öyle olsaydı, Yaratıcı kelamı olsaydı ve Apaçıktır iddiasına ters düşmemesi gerekseydi eğer, Allah Enam 92'de "Mekke ve dünyaya" veya sadece "dünyaya" diyebilirdi. Öyle olsa idi APAÇIKTIR iddiasına ters düşmemiş olurdu. Fakat hepimiz biliyoruz ki, anlam olarak çevre, kesinlikle dünya veya evren gibi anlamlara gelemez.

Zaten artık Allah kelamı olmadığına emindim ama, yine de Zuhruf 11 beni şaşırtmıştı. Çünkü o ayette konuşan kişinin karmaşıklığı vardı. Ben, Biz, Allah, O gibi farklı hitap şekilleri vardı, hatta ayette konuşan kişi Allah değilde melek gibiydi.
Zuhruf 11: "O suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz"
Bu suredeki "O" Allah ise, Biz kim? Ölü memleketi dirilten "Biz" Melek mi? Yada Kuranı Allah göndermiş ise Zuhruf 11 deki "Biz" diyen kim? Kaç kişi?

Neden deist oldum 3, deizm, deizm nedir, islamiyet, din, din ve mitoloji, Kuran çeklişkileri, Kuran meali, Kuran oku, Kuran diyanet, Kuranda kölelik, Kuran'a göre sperm, A, Peygamberler eşit mi?,

Bu arada Kur'an üzerinde daha çokça anlatılacak şey olsa da, ilgimi çekmeye başlayan başka bir şey olmuştu ki, bu da mitolojiydi. Çünkü araştırdıkça fark ettim ki, tüm dinler, kendilerinden binlerce yıl önce yaşayan medeniyetlerin dinlerinin, yazıtlarının veya kitabelerinin kopyaları, veya çalınarak değiştirilmiş, uyarlanmış halleriydi. Bu yüzden, bu platformu açma fikri aklıma geldiğinde, adını özellikle "din ve mitoloji" koydum. Arkeolojik kazılar, bilimsel çalışmalar, dinlerin mitolojilerden beslendiği gerçeğini karpuzu bölüp LAP diye masaya koyan babam gibi ortaya koyuyordu.

Örneğin, Adem, Havva hikayelerinden çoook önce, yani İslamiyetten çok çok önce, birçok medeniyet ve inanış tarafından zaten benzer yaratılış hikayeleri mevcuttu. Antik Mısır dininde çömlekçi Tanrı Khnum'un insanı çamura şekil vererek yarattığını anlatan bir sürü çizim ve betimleme piramit duvarlarında suratımıza suratımıza sırıtmaktadır.

Böyle yüzlerce mitoloji-din ilişkili gerçek var olduğu için, sitede Din ve Mitoloji isimli bir yazı açarak bunları özel başlık altında yazmaya karar verdim ve onu da seri olarak yazacağım. Demem o ki, dinleri araştırırken veya sorgularken, mitolojiden de uzak kalmayın, çok şaşıracaksınız...

Yazıyı bitirirken, okumak isterseniz, aşağıdaki tercihlere tıklayabilirsiniz. Görüşmek üzere.

Yazan: A.Kara

TANRI VE EVREN TARTIŞMASINA DAİR DEİSTİK KANITLAR

sizden gelenler, din, deizm, deizm tanrı,ateizm tanrı,tanrıyı kim yarattı,tanrı argümanları,ölüm ve ölümsüzlük,dinler, din ve mitoloji, evren ve tanrı,dinlerdeki tanrı
Ateistler; "Madem evrenimizi tanrı yarattı.. Peki Tanrı'yı kim yarattı? diye soruyor..
Bu soru yanlıştır, çünkü burada sorulan sorudaki düşüncede yaratıcı uzay ve zamana tabidir.
Teistlerin inandığı din Tanrı'larını, gökyüzündeki antropomorfik (insansı) adam kavramını aşarsak uzay ve zamanın, zamansız olanın yarattığını çıkarabiliriz.

Uzay zaman sürekliliğinin var olduğunu unutmayın; bu sonsuza kadar sürecek bir gerçeklik değildir. Evrenin 13,8 milyar yaşında ve yaratılmış olduğunu unutmayalım..
Bu, yaratıcının alanımıza ve zamanımıza tabi olmadığını ve aslında bunun kaynağı olduğunu ima eder; Tıpkı hologramın projektörü gibi..


Ölüm; zamansız ve uzaysız bir evren/evrenlerde yoktur.
Ölümsüzlük; zaman bitmeden kalıcı bir varoluş anlamına gelmez, tamamen zamanın dışında kalır.. Bunun anlamı insanoğlu ölümsüzlüğü keşfetse bile yine ölümlüdür.. Çünkü halen öldürülüp, yok edilebilir..
Evren, içinde tüm yaşam formlarını barındırdığı için yaşamında çok ötesindedir.. Bu sebeple evren yaşayan bir organizma gibidir..
Tanrı, yalnızca doğal evrenin düzeni ve karmaşıklığı aracılığıyla kendini açığa çıkarır.
Tanrı ve insanlar arasındaki tüm ilişkiler spekülatiftir.
Ahlaki ve etik ilkeler, insan aklı ve mantığından gelmektedir.
Tüm dini hipotezler, bazı insanlara bazı zamanlar için değer verir. Spekülatiftir, gerçekliği yansıtmaz..
Ahlak ve Bilgi, keşfedilen bir şeydir, insan tarafından veya insan için yaratılmış değildir. Bunlar yaratılışın bir parçasıdır.


Yaratılış, insan konuşmasından veya insan dilinden bağımsız olarak evrensel bir dili konuşuyor ve çoğaldıkça çeşitli olabiliyor.
İnsan, kendisini yeryüzünün bir ucundan bir uca yaymaktadır. Yayınlanıp yayınlanmayacağı insanın iradesine bağlı değildir.
İnsanların çoğunluğu yaratıcının neden kötülüklere izin verdiğini sorguluyor.. Biz insanlar sadece birbirimize yaptığımız kötülüğü sorguluyoruz.. Gezegende her gün onmilyonlarca masum hayvan vahşice insan tarafından kesilerek yok ediliyor..
Din tanrısına inanlar gezegendeki hayvanları katletme yetkisini kendisinde görüyor.. Gezegeni canı istediği gibi yağmalamasında kendinde hak görüyor ve inandıkları din tanrısının buna izin verdiğini sanıyor..
Kötü olan insanın kendisidir ve maalesef bunu göremiyor...



SİZDEN GELENLER | Yazan: B.Salcı

Eleştirisel bakış açısı ile her din ve inanca ait yazılarınızı, inancınızın değişim sürecini anlattığınız sorgulama süreçlerinizi dinvemitoloji@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

* Bu yazılar biz-siz gibi sorgulama evresine girmiş herkese mutlaka biraz olsun ışık tutacaktır.
* Gönderdiğiniz yazılar sitemizde adınızla veya takma adınızla yayınlanacaktır.
* Gönderdiğiniz yazının başka bir internet sitesinde yayınlanmamış olması gerekmektedir. (KOPYA içeriğe karşı olduğumuzdan, sitemizdeki tüm içerikler özgündür)

NOT: Ayrıca sitemizde yazar olmak için de bize mail atabilirsiniz. Sitemizde yazarlara özel kategoriler açılacaktır.

BENİM TANRIM

benim tanrım, Tanrı, pandeizm, deizm, evren Tanrıdır, ölümden sonra hayat, dinler yalan, insanların yarattığı tanrı, tanrı ve evrim, evrim, deist, tek tanrı, sadece Tanrı, Tanrının dini olmaz,
ÖNCELİKLE BELİRTMELİYİM Kİ, BENİM BU İNANCIM, DEİZM, PANDEİZM YADA PANTEİZM DEĞİLDİR. MAALESEF HİÇBİRİ İLE %100 ÖRTÜŞMEMEKTEDİR. Lütfen yazıyı okurken bunu aklınızın bir köşesinde bulundurun. Deizm, Pandeizm, Panteizm vb. inançlarla %100 örtüşmeyen, biraz farklı bir inanca sahibim ve bunu yazmak istedim.

Gerçi eğer Apolitik açıdan Tanrının yarattığı her şeyi ve kendini de sürekli geliştirerek evrimleştirdiğini kabul edersek, Pandeizm diyebiliriz bu inancıma. Ama bu apolitik bakışı kabul edersek tabi (ki ben ediyorum) :)

Bazılarınızın bildiği üzere nasıl deist olduğumu anlatan 2 bölümden oluşan yazı yazmıştım. Açıkçası bu yazılarımla ilgili çok güzel yorumlar aldım (birkaç küfürbaz döt kılını ve bela yükleyerek iş yaptığını zanneden ziyaretçiyi saymazsak), hem beni Google'dan bulup okuyanlardan, hem sosyal medyalardan ulaşanlardan, hemde blogu takip edenlerden. Face'den özel mesaj atarak tebrik edeninden tut, telefon numaramı bulup arayanına kadar... Bu yüzden öncelikle herkese teşekkür ediyorum, ülkemde az da olsa insanların Tanrı adına konuşarak uydurduğu dinlerden sıyrılmış bireyler görmek mutluluk verici, şokellayı kaşıklamaya eş değer bi his veriyo insana.

Efem yazılarımı okuyan arkadaşların bana sıkça sorduğu şey şu oldu "Peki, sana göre Tanrı nedir? Yani senin kafanda Tanrı nasıl bir varlık?" Şimdi bu soruya her ne kadar üşeniyo da olsam cevap yazacağım uzuuunca, çünkü üşengeçlikten iyice mala bağladım şu sıralar, şarja takılıp unutulan telefonlara döndüm, bataryam full ama sürekli yatıyorum şarja ihtiyacım varmış gibi. O yüzden birinin gelip enseme üfleyerek beni sinir etmesini beklemeden dötümü kaldırıp bu yazının bugün cezasını vermeye, onu nakavt etmeye kararlıyım.

Şimdi, ben yazmadan önce sizden zihninizi biraz açmanızı ve dar düşünmemenizi rica ediyorum, yani insanlar bazı kavramları anlamakta sıkıntı çektiklerinde doğal olarak anlatılanı da anlamıyolar. Adama "Evren" diyorum "Dünya mı?" diyo mesela, yahu poposunda ceviz kırdığımın, evren diyorum nan evren, evren dünya mı demek? Sonra yine evren diyorum, eleman gelip uzayı bunun dışında tutuyo, Odin'in vaşakları adına diyip kafasına lahmacun küreğiyle iki tane sallayasım geliyo. Gözünü sevdiğim, gözünün yağından damıtma yağ yaptığımın insanı EVRENNN, görüp görebildiğin; ki görebildiğin evrenin belkide sadece trilyonda 1 lik kısmı. EVREN dediğim zaman işin içine görüp göremediğin milyonlarca gezegen, bilinen bilinmeyen milyonlarca galaksi, sınırı bilinmeyen uzay, gizemli kara delikler, hayvanlar, insanlar, su, taş, dağ, dere, tepe, oksijen, atom, adlarını tek tek yazamayacağım milyonlarca kavram girer, ki birde bunların arasında çük kadar bişey daha vardır evrenin içinde: DÜNYA!

Komik olan ise insanlar dinleri, inançları, yaşantıları gereği kendilerini ve gezegenlerini öyle büyütmüşler ki gözlerinde, dikkat ederseniz kıyamet masallarında bile dünyadan bahsedilir, yıkılacak şu olacak bu olacak, her şey bitecek falan. Oldu sevgi koyayım, oldu canım. Yani size kalsa Tanrının işi gücü yok yada akli dengesi yerinde değil, sırf bizim dünyamıza aksesuar olsun diye milyonlarca gezegeni, yıldızları ve galaksileri yaratmış öyle mi? Sırf biz böbürlenelim diye... Yahu aklını kullanıp evreni anlamaya çalışan bi kişi şunu hemen idrak eder "Tanrı her şeyi dünya için yaratmış olamaz!" Zaten bu başlı başına çok anlamsız olurdu. Üzülüp bana ekran karşısında orta parmak yapacaksınız belki ama sağlık olsun sıkıntı yok bende ekrana bacağımı sallarım; arkadaşlar bence dünya eğer bir gün felakete uğrayıp göçerse, merak etmeyin bu hiçbir şeyin sonu olmayacak. Dünya dışındaki onlarca şey bizim evlerimizdeki duvar resimleri gibi süs olsun diye beklemiyo emin olun. Dinleri insanların uydurduğunun en büyük kanıtlarından biridir aslında bu, insanlar eski zamanlarda sadece Dünya, Güneş ve Ay hakkında sağlam fikirler üretebiliyolardı; ah birde yıldızlar, çünkü görebildikleri bunlar olduğundan hayal güçleri de bunlarla harmanlanıyodu. Dinler tamamen Dünya ve Ahiret arasındaki ilişkiye endekslidir, Tanrı diğer her şeyi fantazi olsun diye yaratmış gibi, hobi edinmek istemiş, İSMEK'e gittiğinde ise "E ne duruyosun, yaratsana, hem zaman geçirmiş olursun, dünyalı garibanlara da sergi açar gösterirsin eserlerini" demişler sanki...

benim tanrım, Tanrı, pandeizm, deizm, evren Tanrıdır, ölümden sonra hayat, dinler yalan, insanların yarattığı tanrı, tanrı ve evrim, evrim, deist, tek tanrı, sadece Tanrı, Tanrının dini olmaz,

İşte bu tanımlamaya ve anlamaya aklımızın yetmediği, sınırlarının kıyısından bile geçemediğimiz evren, bana göre Tanrıdır reyiz. Bilinen ve bilinmeyen, olan biten her şeyin kralı odur zaten, evren kingdir. Makarayı bırakırsak şöyle anlatayım. Evren diyince bunu materyalist (maddesel) olarak düşünmeyin, yani bana sakın Nihat Hatipoğluna çıkıp "Hocam oyunda adam öldürmek günah mı?" diye soran çocuk edasıyla "nası yani, taş, toprak Tanrı mı şimdi?" demeyin. Evren, tümmm evren Tanrının kendisidir. Dediğim gibi evren diyince taş toprak olarak düşünmeyin, evrenin ilahi bir varlık yani Tanrı olduğunu düşünüyorum ben. Peki neden böyle düşünüyorum?

Aşağıdaki resimde insandaki nöron ile evrenin arasındaki benzerliğe bir bakın derim.

benim tanrım, Tanrı, pandeizm, deizm, evren Tanrıdır, ölümden sonra hayat, dinler yalan, insanların yarattığı tanrı, tanrı ve evrim, evrim, deist, tek tanrı, sadece Tanrı, Tanrının dini olmaz, Tanrı nöronlarda

Evreni dikkatlice izlersek her şeyi onun yaptığını görürüz. Evren yaratır, geri alır, evrimleştirir, değiştirir, uyum sağlatır, düzenler, tekrar yaratır derken geri dönüşüm kutusu gibi döngü içerisinde çalışır. Yani Tanrı aklımızın alıp alamayacağı, görüp göremediğimiz tüm bu evrendir. Yaratır, yarattıklarını değiştirdikçe, yaratılanları ve yeni gelecekleri buna uyumlu hale getirir ve tasarlar, sonra yine yaratmaya devam eder. Evren olan Tanrı, yarattıklarını insanların sıçıp batırdığı hızlı gelişen değişimleri saymazsak kendi değişimine göre evrimleştirir ve tasarlar bence. Yani şöyle işlemiyo bence Tanrının mantığı "Ayı yarattım. Ne kadar da güzel, çok sıcakta ölür ama olsun, ölsün madem" Bu Tanrı değil, insan mantığıdır :) Yavaşça, insanların dötünü açıp kirletmediği evrim sürecinde Tanrı aslında yarattığı her şeyi değişen düzene göre uyarlamaya müsait şekilde yaratmıştır. Bakın en basit örneği, Afrika'daki adamın vücudu güneşe daha dayanıklıdır, pigmentleri, vücudu, kardiyovasküler sistemi, her şeyi ama herrrr şeyi 40 derece üzeri sıcakta yaşamaya müsaittir. Peki nasıl oldu bu, Tanrı lanet olası beyazları yarattıktan sonra "dostum birazda Afrika için siyahi yaratayım dünya kakao ve vanilya karışımı olsun" mu dedi? Hayır. Yarattığı insanı, tıpkı diğer binlerce varlık gibi, gelişen değişimlere kendi yeniliklerine uyum gösterebilecek şekilde yarattı. Yani şöyle demedi "Banane lan, ben sizi beyaz yarattım, ortalama da diyelim ki 30 derecede yaşayabilir yaptım sizi. Bundan sıcağında ölün la banane bebeler"... Çünkü Tanrının mantıksız yaratacağına inanmıyorum ki öyle olsa Tanrı olmaktan çok uzak olur zaten. Hatta belki gülünç gelecek ama, yarattığı bakterilerin ve ölümcül hastalıkların bile bir mantığı olduğu kanaatindeyim, her ne kadar insan beyninin alması zor olsa da, bilirsin biz insanların beyni daha çok paraya, karı kız, sevgili, araba mevzularına çalışır reyiz.

benim tanrım, Tanrı, pandeizm, deizm, evren Tanrıdır, ölümden sonra hayat, dinler yalan, insanların yarattığı tanrı, tanrı ve evrim, evrim, deist, tek tanrı, sadece Tanrı, Tanrının dini olmaz,

Çok uç gelecek belki size ama, söylemek istediğimi anlamanız için bir örnek vereyim. Diyelim ki dünyada karalar öyle azaldı ki sadece %5 kara kaldı ve gerisi hep sular altında kaldı, gerek insanların halt yemesiyle, gerek Tanrının bizim bilemeyeceğimiz Dünya ile ilgili planlarından dolayı olsun. Laf olsun lan, sadece örnek işte hemen kestirip atma. Ve diyelim ki insanların yaşayabildiği kadarı bu %5 lik karada yaşamaya başladı, bakın emin olun, sırf ortama uyum sağlamaları gerektiğinden, evren, yani Tanrı, geçecek olan binlerce yıl içinde insanı suda yaşamaya uyumlu şekilde evrimleştirecektir. O her şeyi yaratır, değişimlere göre evrimleştirir, uyum sağlatır. Yani dediğim gibi bir ihtimal olsa, parmakları arasında yüzgeç olan insanlar görebilmemiz kaçınılmazdır.

Benim Tanrımın insanlara kendini anlatması için birilerini seçmeye, herkese hitap etmeyen dillerde metinler göndermeye ihtiyacı yoktur. Tanrı kendini zaten evrenin her yerinde anlatıyor daha ne yapsın size? Cnn'e çıkıp "selam çocuklar, ben Tanrı, işte buradayım, ayrıca bu akşam saman tvde Tanrıyla dosta doğru programında karşınızda olacağım" mı desin? Evreni (her şeyiyle) gözlemleyen insan zaten Tanrının kendini yaptıkları ile anlattığını görür. Tasarımıyla, ahengiyle, verdikleri, aldıkları ve sunduklarıyla...
Tanrının dine, peygambere, kitaba, ibadete ihtiyacı yok, buna halkı yönetmek isteyen ve çıkarlarını gözeten insanların ihtiyacı vardı, sonra Tanrı adına ortaya çıkıp kitleleri peşlerine taktılar, şimdi say say bitmez, onlarca din var, hepsi kendine göre hak din...

benim tanrım, Tanrı, pandeizm, deizm, evren Tanrıdır, ölümden sonra hayat, dinler yalan, insanların yarattığı tanrı, tanrı ve evrim, evrim, deist, tek tanrı, sadece Tanrı, Tanrının dini olmaz,
Evren çooook geniş, kimse çözemez, zaten Tanrıyı çözemezsin. Diğer milyonlarca gezegende eminim ki hayat var, fakat dünya için konuşacak olursak şunu söyleyebilirim. Dünyada durum karışık. Bir insanları ve her şeyi yaratan Tanrı, birde insanların çıkarları için çok eski zamanlardan beri uydurduğu Tanrıları. Gel gör ki insanlar korkunun ve çıkarların ağır basmasından dolayı onları yaratan değil, kendi yarattıkları ve ona din gibi insan icadı şeyler uydurdukları Tanrıya inanıyolar. Donunuzu yıkayıp asan annenize teşekkür etmek yerine, astığı donun yerini değiştirip üzerine fazladan mandal takarak "ben astım" demek gibi bir şey...

Benim inandığım Tanrı, insanları yarattı onlara bir şeyler verdi diye onları memur yerine koyup tüm gün ve yılın belli zamanlarında ona ibadet etmelerini, kurban kesmelerini, ineğe tapmalarını, siyah kıyafetler giyip ilahi söylemelerini, duvarın önüne geçip sallanmalarını, acı ve kederle test edilmelerini istemez. Aslında bu bir Tanrıdan çok psikolojisi bozuk egoist bir insan tarifi gibidir. Tanrımın Fransa da karikatüristleri öldüren müslümanların, Allah adına katliam yapan el kaide ve dinci grupların korumasına ihtiyacı yoktur. Tanrı kendini korur hacılar siz rahat olun, siz kendinizi koruyun, hemde kendinizi kendinizden koruyun. Bakın ben ölümden sonra Tanrının ne gibi planları var bilmiyorum, fakat yatıp kalkın ölümden sonra hayat olmasın. Eğer olursa size şunu sorup canınızı sıkacak "Benim adıma nasıl insan öldürür, hayvan katledersin? Nasıl olurda benimle konuştuğun yalanını uydurup insanları kandırır, birbirlerine öldürtürsün? Sen kimsin?" O yüzden cidden, umarım Tanrı adına ahkam kesen sizlerin iyiliği için, ölümden sonra bir şey yoktur hacılarım, yoksa işiniz yaş :)

benim tanrım, Tanrı, pandeizm, deizm, evren Tanrıdır, ölümden sonra hayat, dinler yalan, insanların yarattığı tanrı, tanrı ve evrim, evrim, deist, tek tanrı, sadece Tanrı, Tanrının dini olmaz,

"He bu arada iyiye kötüye ceza yada ödül olmayacak mı? Kötülerin kıçına pipet sokup sıcak hava dalgası gönderecek, yada onları kalplerinden başlayıp çüklerine kadar yıllarca yakacak bir ceza sistemi yok mu?" BİLMEM. Ne bileyim nan deli, kimse bilemez ki, dinlerdeki gibi bi şeyler uydurup, korkutarak sizi mi kandırayım? Fakat emin olduğum bi şey varsa, oda Tanrının kendi yarattıklarına işkence etmeyeceğidir. Bakın bu dediğim -eğer ölümden sonra yaşam varsa- kötüleri cezalandırmayacak falan demek değildir; ama unutmayın ki cezalandırmanın, yanlışı iyiye çevirmenin türlü yolları vardır. Farzı misal koca ormanı yakıp zarar veren bir çocuğu iki şekilde cezalandırabilirsin mesela:
1- Çükünden ağacın dalına asıp altında ateş yakar, yıllarca çocuğu pişirir, acı içinde yakarışlarını izlersin. Öyle sürekli gelen çığlıklar eşliğinde koltuğuna kurulup patlamış mısırlarını eline alır ve "korku filmi izliyorum" dersin.
2- Çocuğun eline binlerce tohum verir, şuradaki koca araziye tohum dikeceksin, sonra da şu kadar alandaki tüm ağaçları sulayacak, tek tek bakımlarını yapacaksın dersin.
Bilmiyorum anlatabildim mi ?...

Şu da var ki, çük kadar gezegen olan dünyadaki biz insanların kafasına ölümden sonra ahiret tarzı şeyler olduğu fikrini yine insanlar sokmuştur. En eski inanışlardan, ibrahimi dinlere ve bu zamana kadar ahirete benzer tasvirlerin insanlar tarafından uydurulup, taşındığını, herkesin bunu kendi inancı ve dinine göre değiştirdiğini görebiliriz. Fakat ya ölümden sonra olması gereken şey, insanların kendi uydurup kafamıza soktuğu gibi değilse. Tanrının planlarını bildiğini düşünerek, benimle konuştu yalanını uydurarak insanoğlu kendine en büyük kötülüğü yaptı ve yaptırdı aslında. Milyarlarca galaksinin, takım yıldızlarının, boşluğun ve sınırsızlığın olduğu bu evrende, bizim toz tanesi kadar olan dünyada öldükten sonra Tanrı tarafından adını bile duymadığımız, hayal edemeyeceğimiz başka bir gezegende yaşamaya başlayıp başlamayacağımızı kim bilebilir? HİÇ KİMSE... Bakın "bu dediğim doğru" şeklinde bi yanlış anlaşılma olmasın, ben sadece aklımdaki onlarca ihtimalden birini yazarak kafanızı açmak, beyninizi çapır motosikletlerin motoru gibi patır patır harekete geçirmek istiyorum hepsi bu.

benim tanrım, Tanrı, pandeizm, deizm, evren Tanrıdır, ölümden sonra hayat, dinler yalan, insanların yarattığı tanrı, tanrı ve evrim, evrim, deist, tek tanrı, sadece Tanrı, Tanrının dini olmaz,

Bizler garip varlıklarız, kendimizi nimetten sayıyoruz. Koca Tanrının işi gücü yok, milyarlarca galakside sadece dünyayı yaratıp bizi oraya koymuşta, başka hiç bi işi gücü yokmuş gibi. Yahu bu insandaki ego var ya, zenci şeyinden bile büyük arkadaş. Devasa bi ego var, dillere destan babasını satayım. Aslında tarihi kaynaklarda neden kimse "Ego Destanı" diye bi destan yazmamış çok şaşırdım. Tanrının yani evrenin, kim ve ne için ne gibi planları olduğunu bilemeyiz, ama emin olun ki dünya ve biz insanlar futbol topunun üzerine yapışan toprak tanesi kadar bile değiliz. O yüzden kendinizi nimetten sayarken gezegeniniz olan dünyayı savaş alanına çevirmek yerine dünyayı yaşanabilir bir yer haline getirip iyi insanlar olmaya bakın. İbadetlerle, boş dualarla, din savaşlarıyla, ordularla, bombalı saldırılarla Tanrının bize sunduğu dünyayı bitiriyoruz. Evrenin dünyayı bize piç etmemiz, üzerinde rahat rahat at koşturmamız için verdiğini zannetmiyorum. Çoğunuz ibrahimi dinlerle kafaları yıkanıp aklına hazırda zaten ilah fikri sokulmuş bireyler olduğumuzdan, bu yazdıklarımı tamamen anlamınızı yada gözünüzde canlandırıp beyninizde yoğurmanızı hepinizden beklemiyorum tabi ki, ama nereden başlasak kardır be reyiz. Tamam kek yapamıyosundur da, en azından hamur yoğur gözünü sevdiğim.

Yazımı bitirirken söylemem gerekenleri de yazayım, bu biraz şey gibi oldu aslında; tüm gün beraberken ağızları bıçak açmayan kadınların ayrılık zamanı geldiğinde kapı önünde saatlerce "ayyy kııız biliyo musun?" tarzında bırbır yapmaları gibi. Efenim inanç değişik bir şeydir, çünkü ıspatlanamaz! Aslında kimse Tanrının varlığını yada yokluğunu ıspatlayamaz. Sadece inanır yada inanmaz, kimileri yaratana inanmak ister kimileri inanmamak. Buradan yola çıkarsak ben size yobazlar gibi "benim dinim hak din" ayağı yapacak yada "bak oğlum inancım ne kadar mantıklı işte, en doğrusu bu" diyerek ego tatmin edecek değilim. Çünkü dediğim gibi,  bu benim inancım. Ben Evrenin Tanrı olduğuna inanıyorum ve bu inanç ile inanılmaz derece mutlu, huzurluyum. Ellerimi toprağa değdirdiğimde, suyu yüzüme çarptığımda, yemek yediğimde, rüzgara kapıldığımda, her anda beni yaratan Tanrıyı hissediyor ve mutlu oluyorum.

Bu arada sizden bir ricam var, deizmle ilgili yazılarımda çok başıma geldiği için söylüyom bunu. Arkadaşlar sizler için bu yazıyı yazıp düzenlemem neredeyse 10 saatimi aldı, şaftım kaydı yani. O yüzden paylaşmak istediğinizde lütfen linkini (bağlantı adresini) paylaşın yada aşağıdaki paylaşım tuşlarını kullanın. Yazıyı kopyala yapıştır yapmamanızı rica ediyorum çünkü emeğim anlamsız kalıyo o durumda. Yeni yazılarımda görüşmek üzere efem, şimdilik kalın sağlıcakla, bende insanım yani saatlerdir bunu yazıyorum nan, sırtım öyle ağrıdı ki zannedersin saatlerdir sırtımda bir jokeyle kum pistte koşuyom babasını satayım.

Yazan: A.Kara