SON YAYINLAR
latest

DİNLERİN KİTAPLARI

kutsal kitap pdf
mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

HEKA (HİKE)

mitoloji, mısır mitolojisi, Heka,Hike,Tanrı Heka,Tıbbın sembolü,Antik Mısır'da büyü,Mısır şifa Tanrısı,Antik Mısır'da ölümden sonra yaşam,Ra'nın oğlu,Çift yılan, N.Kara,
Eski Mısır'da Heka (Hike) büyünün velisi ve dolayısıyla da şifanın kaynağıydı. Mısırın sihir sözcüğü “heka” kelimenin tam anlamıyla "Ka'yı kullanarak" anlamına geliyordu ve Heka sihirin kişileştirilmesiydi. Onun adı (ve kelime büyüsü) ketenlerle yılan gibi sarılmış ve yukarı doğru kaldırılan iki el olarak tasvir edildi. Keten genel olarak kollarında görülüyordu ve onlar iki yılana benzetiliyordu. Efsaneye göre Heka iki yılanla savaştıltan sonra onları yenerek ele geçirdi böylece iç içe geçmiş iki yılan da iktidarının simgesi oldu. Bu simgenin bugün hala tıbbın sembolü olarak kullanıldığını görebilirsiniz.

Heka genellikle Menhet ve Khnum'un oğlu olarak kabul edildi ve bu üçlü Yukarı Mısır'daki Latopolis (Esna) üçlüsünü oluşturdu. Aynı zamanda Heliopolis'te de popülerdi fakat burada Khum ile olan ilişkisi nedeniyle Atum'un oğlu olarak tanınıyordu.

Heka'nın tasavvuru yaşam ve ölümün yolu idi. Ayinlerdeki aletler ölen kişinin öbür dünyaya güvenli bir şekilde geçmesine yardımcı olmak için kullanılıyordu ancak Heka bu görevi yerine getirmenin aracıydı. Heka ayrıca gökyüzündeki günlük yolculuğunda kötü ruhları ve şeytanları yakalayarak Ra'ya yardım etti.

Heka'ya yapılan resmi bir ibadet olmasa da doktorlar ve diğer şifacılara “Heka'nın rahipleri” deniliyordu ve çoğu zaman onun yardımı istenirdi. Genelde büyülü bir asaya, bıçağa ve bir şifacının araçlarına sahip bir adam olarak tasvir edilmiştir. Bazen ise birbirine dolanmış iki yılanı tutan bir adam olarak görünür.

Yazan & Çeviren: N.Kara

AHY (IHY)

Ahy,Ihy,mitoloji, mısır mitolojisi, N.Kara, Mısırda müzik tanrısı,Müzik tanrısı,Antik mısırda müzik, Hathor, Hathor'un oğlu
Iy (Ahy) "sistrum çalıcısı (şıngırdağa benzeyen bir antik mısır enstrümanı)" olarak biliniyordu ve müzik ve müzisyenler tanrısıydı. Sistrum çalgısı ise annesi olan tanrıça Hathor'la yakından ilişkiliydi. Özellikle onun adına adanmış tapınakları yoktu ama Hathor ve Horus'un oğlu olarak Denderah tapınak kompleksindeki Hathor tapınağında ona ibadet edildi.

Dendera'nın dışına ondan nadiren bahsedilmesine rağmen Tabut Metinleri ve Ölüler Kitabı'nda biradan sorumlu “ekmek efendisi” olarak (muhtemelen Hathor'un bira ve sarhoşluk ile olan ilişkisi nedeniyle) görünmektedir.

O bir elinin parmağı ağzında ve sağ elinde şıngırak tutan genç bir çocuk olarak tasvir edilmiştir.

Yazan & Çeviren: N.Kara

ANPUT

mitoloji, mısır mitolojisi, Anput,Input, Mısır Tanrıçaları, Antik Mısır,Dişi Anubis,Çakal baş,Çakal başlı Tanrıça, N.Kara,
Anput (Input) Yukarı Mısır'ın on yedinci eyaleti'nin kişileştirilmesiydi. Onun adı eşi Anubis'in isminin dişi versiyonudur ve genellikle on yedinci eyalet konusunda hariç tutulmamaktadır. Ancak Anput'ın arınmanın tanrıçası olan Kebechet'in annesi olduğu düşünülüyordu.

Üzerini giyindiği bir çakalın ya da büyük siyah bir köpeğin kürküyle kapayan bir kadın olarak tasvir edilir. Muhtemelen en dikkate değer örnek Menkaure, Hathor ve Anput üçlüsüdür. Çok nadiren de olsa bazen çakal başına sahip olan bir kadın olarak da tasvir edilmiştir.

Yazan & Çeviren: N.Kara

NEKHBET

A, mitoloji, mısır mitolojisi, Mısır mitleri, Nekhbet, Nekhebet, Nechbet, Mısır Tanrıçaları, Firavunların koruyucusu,Firavunları koruyan tanrıça,Wadjet,Hedjet,Nekhb,Yukarı Mısır
Nekhbet (Nekhebet, Nechbet) Yukarı Mısır'ın koruyucusu ve "İki kadın" firavundan biri olarak (mevkidaşı Wadjet ile birlikte) Nebty isminde ortaya çıktı. Yukarı Mısır'ın hükümdarlığı ile ilgili olarak "Hedjet" (Beyaz Taç) olarak adlandırılıyordu ve düzenli olarak Yukarı Mısır'ı temsil eden bir hanedan işareti olarak ortaya çıkıyordu. Aynı zamanda kraliyet çocuklarının koruyucusuydu. Daha sonraki dönemlerde ise tüm küçük çocukların ve anne adaylarının koruyucusu haline geldi.

Hanedanlık öncesi Mısır'da zaten popüler olduğuna dair bir kanıt var ama özellikle Nekheb kasabasıyla ilişkiliydi (adı "Nekheb'den geliyor"). Ancak Erken Hanedan Dönemi'nde Nekheb ve Nekhen (Yaşlı Horus'un tapınma merkezi) birleşmişti böylece o ve Wadjet firavunun Nebit ismini oluşturmak için birleştirildi böylece Yukarı Mısır'ın temsilcisi olarak pozisyonunu almış oldu.

Piramit Metinlerinde (Beşinci Hanedan'dan) yapılan referanslar Nekhbet'in "Babalar Babası, Anneler Annesi, başından beri var olan ve bu Dünya'nın Yaratıcısı" olan bir ilahe olarak kabul edildiğini doğrulamaktadır. Kralı Nemes'in kukuletasında bir akbaba ya da yılan olarak temsil edildi.

Nekhbet "pr wr" (Büyük Evin Hanımefendisi - Üst Mısır "devlet" tapınağı) olarak biliniyordu. On sekizinci hanedanı döneminde o ve Wadjet tüm kraliyet ailesinin kadınlara koruma teklif etti. Bu ise iki kraliyet yılanının başlıklarına eklenmesiyle belirtildi.

Heqet ve Taweret'in aksine, başlangıçta sadece kraliyet annelerini ve çocuklarını korumak için düşünülmüştü. Zaman zaman ilahi anne ya da firavunun hemşiresi olarak tasvir edilmişti ve çoğunlukla “shen”i (ebediliği temsil eder) ve kraliyet flamasını (Firavun otoritesini temsil eder) elinde tutan kralın üzerinde süzülen bir akbaba formunda ortaya çıkar. Ancak Yeni Krallık sırasında koruduğu insanların kraliyet ailesinin ötesine tüm insanlara kadar genişlediği görünüyor.


Nekhbet'in Yukarı Mısır'ın koruyucusu rolünde Hapi'nin karısı olduğu düşünülüyordu, ama aynı zamanda Horus ve Yukarı Mısır ile de ilişkiliydi. Çünkü sık sık bir kızıl akbaba biçimini aldı ve doğumla ilişkilendirildi aynı zamanda tanrıça Mut ve büyük tanrıça Hathor ile de ilişkili olduğundan dolayı ona "Nekhb'in Büyük Beyaz İncisi" adlı lakap verildi.

Ancak çoğu Mısır tanrısı gibi Nekhbet de daha karanlık bir tarafa sahipti. Çok sayıda tanrıça ile birlikte “Ra'nın Gözü” ile ilişkilendirilmişti. Savaş sırasında firavunların üstünde uçuyor, onları koruyor ve düşmanları tehdit ediyordu. Palermo Taşı 4. Firavun Thutmose'nin koruyucusunun "Nekbet, Beyaz Nekheb" olduğunu doğrulanmaktadır: "Majestelerinin süslerini tutturdu, iki eli arkamdaydı ve Mısır'ın düşmanlarını benim için bir araya getirdi."
Ayrıca diğer tanrılarla olan ilişkilerinde de bu dövüşçü rolünü üstlenmiştir.

Genelde Yukarı Mısır'ın tacını ya da akbaba başlığını takan bir kadın olarak tasvir edilmiştir. Ancak aynı zamanda bir akbaba başı olan bir kadın, ya da kafasında Beyaz Taç ile bir yılan ya da akbaba olarak tasvir edilmiştir. Bir akbaba biçimini aldığında genellikle kanatlarını açarak durduğu ve "shen"i koruduğu, bazen ise pençesinde ma'at'ın tüylerini taşır. O sıklıkla Wadjet ile birlikte gösterildi ve insan formundayken kendisi ve Wadjet sadece taçlarına bakılarak ayırt edilebilir. Bazen ise firavunu emziren bir inek olarak (Hathor'un bir yönü olarak) resmedilmiştir.

Nekhb'de onu onurlandırmak için bir doğum evi, bir dizi küçük tapınak, kutsal bir göl ve bazı mezarlıkların bulunduğu bir tapınak inşa edildi. 18. yüzyıl Hanedanlığı döneminde büyük inşaat projeleri gerçekleştirilmiştir ve kalıntıların çoğunluğu 29. ve 30. Hanedanlığın firavunlarına aittir.

Kaynaklar:
Bard, Kathryn (2008) Eski Mısır Arkeolojisine Giriş
Kemp, Barry J (1991) Eski Mısır: Bir Medeniyet Anatomisi
Pinch, Geraldine (2002) Mısır mitolojisi
Redford Donald B (2002) Eski Tanrılar Konuşuyor
Watterson, Barbara (1996) Eski Mısır Tanrıları
Wilkinson, Richard H. (2003) Eski Mısır'ın Tüm Tanrıları ve Tanrıçaları
Wilkinson, Richard H. (2000) Eski Mısır'ın Tapınakları
Wilkinson, Toby (1999) Erken Dönem Mısır Hanedanlığı
Ziegler, Christine Editör (2008) Mısır Kraliçesi: Hetepheres'ten Kleopatra'ya

Yazan & Çeviren: A.Kara

MESENET

A, mitoloji, mısır mitolojisi, Mesenet, Meskhenet, Mesket, Mısır doğum tanrıçası, Mısır doğum tuğlası, Antik Mısır'ın doğum tanrıçası, Mısır tanrıçaları, Kadın tanrılar, Raddjedet,Hatshepsut
Doğum tanrıçası Meskhenet (Mesenet, Meskhent, Mesket, Meshkent) ilahi bir ebe ve doğum evinin koruyucusu idi. Antik Mısırlı kadınların doğum yaparken çömeldiği doğum tuğlası olarak kişileştirildi. Antik dünyada çocuk ölüm oranı yüksekti ve Mısırlılar aile odaklı insanlardı, bu nedenle bir çocuğun doğumu ebeveynler için büyük bir kutlama ve aynı zamanda bir sinirlenme zamanıydı. Sonuç olarak Meskhenet de dahil olmak üzere çok sayıda tanrının yardımına başvurdular. Örneğin, Hatshepsut Deir-El-Bahari'deki morg tapınağının duvarlarına doğumda ona katılan "Khnum, Isis, Nephthys, Bes, Taweret ve Meskhenet" de dahil olmak üzere birtakım tanrılardan bahsetmiştir.

Raddjedet ve üçlüsü (aynı zamanda Khufu ve sihirbaz olarak da bilinir) masalında doğum Khnum, Isis ve Nephthys tarafından yapılmıştır ancak her çocuğun firavun olacağını ilan eden Meskhenet'dir. Böylece Meskhenet sadece bir ebe olamktan çıkmış aynı zamanda bir kişinin kaderini belirleyebilecek bir kader tanrıçası olmuştu. Bu onu Shai (bir kişinin hayatının uzunluğunu belirleyen kader tanrısı) ile bağlar ve aslında ikisi de Renenutet ile birlikte (çocuğa onun gizli adını veren) birlikte tasvir edilir.

Yeni doğmuş bebekleri ve annelerini koruma gücü vardı. Hatshepsut ayrıca Meskhenet'in tıpkı "Ra gibi" onu koruma sözü verdiğini iddia etti. Meskhenet aynı zamanda Ma'at Salonlarında (Shai ve Renenutet ile) göründüğü gibi merhumun karakterine tanıklık ettiği düşünülüyordu. Bu onun korumasının doğumdan ölüme ve ötesine uzandığını ve ölen kişinin öteki dünyada sembolik yeniden doğuşuna da yardımcı olabileceğini gösteriyor. Esna'daki Khnum tapınağında bulunan yazıtlarda Khnum'a eşlik eden ve kötü ruhları kovmak için sihir kullanan "dört Meskhenets"e başvurulduğu görülür.

Meskhenet herhangi bir bölge ya da şehirle ilgili değildi bu yüzden özellikle ona adanmış tapınaklar bulunamadı. Ancak ülkenin her yerindeki doğum tuğlaları üzerinde görünen şekli ile popüler ve saygın bir tanrı gibi görünüyor. Doğum tuğlası üzerinde sıklıkla tasvir edilen ve doğumla yakından ilişkili olan bir başka tanrıça ise inek tanrıçası Hathor'la ilişkiliydi. Dahası Meskhenet'in sembolü bir yavrulamamış ineğin rahimini temsil ettiği düşünülen iki döngüden (halka) oluşuyordu. Onun adı "doğum yeri" anlamına geliyordu ve genellikle bir insan kafasına sahip bir doğum tuğlası ya da bir ineğin rahminden başlık takan bir kadın olarak tasvir edilmiştir.

Yazan & Çeviren: A.Kara

AKHENATON : EN GİZEMLİ FİRAVUN

A,mitoloji, Açıklanamayanlar, mısır mitolojisi, Akhenaton,Akhenaton'un gizemi,Mısır firavunları,Akhenaton insan mıydı?,Nefertiti,Akhenaton dünyalı mıydı?, Yıldız insanları, Mısır ilahları
Eski metinler, Eski Mısır'da yüzlerce yıldır hüküm sürdüğü "Tanrılar" ın eski Predynast dönemi olarak bilinen eski Mısır tarihinde bir zaman tanımlamaktadır. Akhenaten bu döneme ait eski bir Mısır firavunu olabilirdi. Bazı dünya dışı yaşam teorisyenleri onun uzamış kafatasını dünya dışı mirasın bir işareti olarak yorumlarlar.

Eski Mısır gezegenin yüzeyindeki en inanılmaz tarihlerden birine sahiptir. Sadece eski Mısırlıların şaşırtıcı mimari başarıları dikkate değer değildir aynı zamanda farklı bilimlerde sahip oldukları inanılmaz bilgileri de dünya çapında sadece birkaç eski uygarlık tarafından bilinen etkileyici bir ayrıntıdır.

Bununla birlikte Mısır sahip olduğu gizem sadece Giza Platosu'nun Piramitleri ve büyük görkemli Sfenks  değildir, eski Mısır Medeniyetinin esrarengiz ayrıntıları vardır, bunlardan en önemlilerinden biri de: Akhenaton'dur.

Saltanatının beşinci yılı öncesinde IV.Amenhotep olarak bilinen Akhenaton 17 yıl boyunca hüküm süren Mısır'ın on 18. hanedanının Firavun'u idi. En ünlü Antik Mısır Firavunlarından biri olan Tutankamon'un babasıydı. Birçoğu Akhenaton'u dünyanın en büyük ve en etkili dinsel yenilikçilerinden biri olarak görüyor. Birçoğu tüm tarihte ilk tektanrıcı olan, tek bir tanrıya ibadet eden kişiler olarak peygamber olduğuna inandıkları İbrahim, İshak, Yakup ve Muhammed'i düşünür.

Ancak Akhenaton'dan önce çok tuhaf Firavunlar Eski Mısır'a hükmettiler.
Tarihte bu konuda daha fazla anlatabilecek en önemli eski metinlerden biri Eski Mısır'ı yöneten tüm Firavunları listeleyen Torino Papirüs'dür.

Bu liste sadece Eski Mısır'ın 'resmi' tarihi Firavunlarını kapsamakla kalmayıp aynı zamanda Mısır'ın ilk fani Firavunundan önce Mısır'ın topraklarında hüküm süren ve bu topraklardan egemen olan ilahları veya “Tanrılar” ı da kapsamaktadır. 13.000 yıldan fazla zamana dair bilgiler içermektedir. Ana akım akademisyenlerin bu antik metni saf mit olarak nasıl değerlendirdiklerini ve eski metinlerin çoğu detayının niçin gözden kaçtığını görmek büyük bir bilmecedir.

"Sanki ataları veya gelişim dönemleri yok; bir gecede ortaya çıkmış gibi görünüyorlar."
-İngiliz Mısır Bilimci Toby Wilkinson

Hanedan öncesi Mısır'ın gizemli hükümdarlarından bahseden başka bir eski metin ise Palermo Dikilitaşı'dır.

Bu eski dikilitaş binlerce yıl önce Eski Mısır'ın fiziki bir hükümdarı olduğunu öne sürerek Mısırlı Tanrı Horus'a atıfta bulunuyor. Bir başka Mısırlı Tanrı olan Thoth'un M.Ö. 8670'den 7100'e kadar eski Mısır topraklarında hüküm sürdüğü söylenir. İlginç bir şekilde eski İskenderiye Kütüphanesi'nden gelen sınırsız antik metinlere erişen ve Firavun'un eski Mısır tarihini 30 ciltte yazan Mısır Yüksek Rahibi Manetho, Firavun öncesi Mısır döneminde yönetilen ilahi varlıklar için referans oluşturuyor.

Mısır mitolojisine göre Akhenaton Zep Tepi zamanında Dünya'ya gelen tanrılarla birlikte geldi ve bugüne kadar, insanlar hala bu Firavun'un Yıldızlardan geldiğine inanıyordu. "Piramit Metinleri" ne göre ilkel kaostan ve tanrıların dünyayı yönetme biçiminden ortaya çıkan bir dönem vardı. Bu döneme "Zep Tepi" denir.

Bazı araştırmacılar eski Mısır uygarlığının M.Ö. 36.900 yıllarında ortaya çıktığına, cennetten gelen "Tanrıların" firavunların topraklarında hükmettiğine inanmaktadır. Akhenaton'un da onlardan biri olduğuna inanılıyordu.

Pek çok insan tarafından fantastik bir Firavun olarak kabul edilen Akhenaton eski Mısır'ı geleneksel eski Mısırlı çoktanrıcılığından kopan dinleri yeniden inşa etmeye çalışan, tamamen farklı bir dinsel yaşam tarzına götüren hükümdardı.

"Tek bir Tanrı var, babam. Ona gece gündüz yaklaşabilirim." - Akhenaten

Akhenaton Firavun haline geldiğinde önceki tanrıların tüm ikonografilerinin kaldırılmasını emretti. Sadece güneş sembolü olan bir ambleme, kelimenin tam anlamıyla meraklı kollara ya da aşağıya doğru ışınlara sahip bir güneş diske izin verdi.

Aten antik metinlerde ve 12. hanedandan Sinuhe'nin Hikayesinde yaygın biçimde 'Güneş Diski' ile ilişkilendirilen bir ilahtır. Bir kralın göklere yükselerek ve güneş diski ile birleşerek Tanrı olduğu yazılıdır. Yani ilahi beden onun yaratıcısı ile birleşiyor.

Buna göre "gümüş Aten" terimi bazen ayın ifadesi için kullanılmıştır. III. Amenhotep'in saltanatında tıpkı Ra'ya benzer bir şahin başı olarak tasvir edildiğinden dolayı Aten güneşine yaygın bir şekilde tanrı olarak ibadet edilmiştir.

Ancak Akhenaton çok daha gizemliydi ve tuhaf görünümlü bedeni ile sıradan bir firavun değildi. Aslında cennetten gelen gizemli bir lider olabileceğini öne süren teorileri de körükleyen buydu.

Gizemli şekline ek olarak diğer özellikleri uzun bir kafatası, uzun boyun, batık gözler, kalın uyluklar, uzun parmaklar, geriye dönük diz eklemleri, gebeliği ön plana çıkaran önde gelen bir göbek ve kadınsı göğüslerdir.

Garip olan ilk şey uzamış kafatasıdır, onun tüm heykellerinde ve tasvirlerinde bu uzun kafatası görünmektedir. Genel olarak vücudu kadın ve erkeğin bir karışımı gibiydi. Diğer tüm Firavunlar güçlü ve gösterişli figürler olarak tasvir edilirken onun bu şekilde olması garipti. Çünkü Akhenaton güçlü bir tasvir yerine uzamış bir kafatası ile zayıf, tuhaf görünümlü bir varlık olarak tasvir edildi.

Akhenaton kraliyet ikonografisinde kendini “zayıf” Firavun olarak göstertmek için neden emir versin? Gizemli bir şekilde Akhenaton’un eşi Nefertiti de uzun bir kafatasına sahiptir. Başlarına neden olan genetik bir anomaliye mi sahiplerdi yada vücutları genel olarak şekilsiz ve orantısız mıydı? Alternatif olarak bu tuhaf Firavun'un kökenlerine dair bir şey daha var mı? Onun melez bir insan olması mümkün mü? Başka gezegenden gen ve DNA'lara sahip olabilir miydi?

Yazan & Çeviren: A.Kara

ENKİ

A,mitoloji, sümer mitolojisi, Enki,Enki'nin güçleri,Enki hakkında bilgiler,Sümer Tanrısı Enki, mezopotamya mitolojisi, Babil ve Asur'da Ea,Enki inanışı,Tanrı Enki,Anu ve Nammu'nun oğlu Enki
ENKİ'Yİ ANLATMADAN ÖNCE BAZI KISA BİLGİLER
  • Annesi (Eridu modeli): Nammu (deniz)
  • Babası (Eridu modeli): Anu (gökbaba)
  • Eş ve Yoldaşları: Damkina, Ninhursag, Ki, Ninmah
  • Kız ve Oğulları: Marduk, Dumuzi, Nanshe, vs.
  • Baş Tapınağı: Eridu'daki "E-Engurra"
  • Güçleri: Çok yönlülük, strateji, büyü, el sanatları, bilgelik, neşe
  • Sembolleri: Koç başlı asa, Aşırı su dolu olan ve taşan bir kap
  • Kutsal hayvanları: Keçi balığı, kaplumbağa

ENKİ
Daha sonraları Babil ve Asurlular tarafından Ea olarak bilinen Enki, tüm el sanatları, sihir ve bilgeliğin, derinlerdeki tatlı suların Sümer tanrısıdır. O, Göklerin babası Anu, hava-rüzgar Efendisi Enlil ve Ninhursag-Ki ile birlikte insanlığa dost olan ve Tanrıçalarla etkileşim içinde olan Mezopotamya'nın egemen tanrılarından biridir ve dünya dinleri için her zaman bir etken olmuştur. Enki'nin adı "Dünyanın Efendisi" anlamına gelebilir ancak "KI" Antik Mezopotamya'da, yukarıda An (Gökyüzü ve Gökyüzünün Babası) olan kozmik yapı bakımından aşağıdadır.
Enki'nin eski Sümer dönemindeki tatlı yeraltı suları Apsu / Abzu ile ilişkili olduğu en eski belgelerde  mevcuttur. Onun sıfalarından biri "Nudimmud" yani "Yaratan O"'dur.
Abisi Enlil'le birlikte olan Enki özünde Sümer medeniyetinin temel değerlerini temsil etmektedir. Enlil'in sözleri bunu açıkça göstermektedir ki Enki maddelere form-şekil verir. O, düşünebilen, planlayan ve organize edebilen, aynı zamanda olası çözümlerin daha ötesine geçerek bir şeyi çözmek için Geniş Anlayış ve Büyüyü tavsiye edip kullanabilen, gücünü akıl, zeka ve incelik yoluyla ifade eden bir Tanrıdır. Daha sonra Babil Yaratılış Destanı Enuma Elish'de olduğu gibi Enki, ilkel büyük Tanrılar olan Anshar ve Kishtar'ın oğludur.

Secere açısından Enki, gök tanrısı Anu ve ilkel deniz tanrısı Nammu'nun oğludur, onların kucaklaşmaları sonucu An ve Ki doğmuştur. Enki ve ikiz kız kardeşi Ereshkigal, Anu ve Ki'nin birbirinden ayrı kalması sonucunda gök efendisi Anu'nun gözyaşları dökmesi ve gözyaşlarının Ki'nin sevgili annesi olan dünya'ya ulaşması sonucunda doğmuştur.
Enki'nin yoldaşı Ninhursag-Ki ile de tanımlanabilen Damkina'dır. O Marduk'un babası ve Babil'in  Tanrısıdır. Dumuzi / Tammuz, İnanna / İştar'ın İlahi Damadı, Damu Mezopotamya'nın İlahi Çocuğu, Nanshe tüm balıkların tanrıça ve iyi şeylerin tanrısıdır, tıpkı Ningal gibi. Birçok tanrı listesinde Enki, Anu ve Enlil'den hemen sonra ve Ninhursag-Ki ile eşit olarak üçüncü sırada yer alır. Ayrıca Enki'nin en eski zamanlardan kalmış olan metin, kitabe ve yazıtlarda sahip olduğu kişisel isimleri onaylanmıştır.


Enki'nin ana merkezi Pers denizindeki Sümer'deki en eski şehir olan Güney Mezopotamya'da lagün tabanlı Eridu'ydu. Orada Tapınağını, E-abzu veya E-engurra'yı inşa etti. Gümüş, lacivert taşı, carnelian ve altın ile süslenmiş olan tapınak, bir nehrin kıyısında kurulmuş ve temelleri yeraltına ulaşmıştır. Harika bir binaydı: tuğla işi Enki'nin tavsiyesiydi, çevredeki kamalı çitler ise bir boğa gibi gürlüyordu. Çatı kirişi cennetin boğazı gibi biçimlendi ve insanı tutan bir aslan ağ geçidini oluşturdu. Genel etki canlı boğa olarak tanımlandı.
Enki ayrıca binayı davul ve müzik enstrümanlarıyla doldurdu. Tapınağın etrafını saran kuşlar ve akarsularda sazların arasında dolaşan sazanlarla, meyve ağaçlarıyla dolu keyifli bir bahçesi vardı. Arkeolojik kayıtlar Mezopotamya'daki en eski tapınak ve yerleşim kalıntılarının Eridu'da olduğunu göstermektedir. Sümer Kral Listesi'nde Eridu, "krallıkların göklerden indiği" ya da toprağın ilk hanedanının bulunduğu yerdir. Eridu Mezopotamya tarihi boyunca önemli bir şehir olarak kalmıştır ve Enki tapınakları Ashur, Babil, Isin, Larsa, Lagash, Mari, Nippur, Ur, Uruk vb. yerlerde de bulunabilir. Birçok yıl isimleri tapınakların tadilat ve adanmışlığına işaret eder. Özellikle de Ur III ve Eski Babil dönemlerindeki isimler.

Enki'nin sembolleri arasında en derin sularda yüzebilen ve en yükseklere çıkabilen, kutsal bir hayvan olan keçi balığı,  kaplumbağa, koç kafalı bir asa, taşan suların olduğu bir gemi bulunmaktadır.

Mısır-Mezopotamya paralelliklerine ilgi duyanlar için, Osiris ve Mısır'daki Nil Nehri gibi, Enki de Mezopotamya'ya gelen bereketli tatlı sulara gücünü bahşeder. Nil'in yıllık taşkınlarında ölen ve yeniden dirilen Osiris'ten farklı olarak Enki'nin su gücü asla ölmez ve canlı, neşeli bir güçtür. Gerçekten de Dicle ve Fırat nehirlerinin Enki'nin kendi neslinden çıktığı ve "Suyun derinliklerinin efendisinin, suyollarının verimli kanallarını tohumlarıyla doldurduğu" söylenir (Samuel Samuel Kramer | Sümerler 179).
Bu arada bir not: Meni ve su antik Sümer'de aynı resim karakterlerini paylaşmaktadır.

Enki'nin kutsal sayısı 40'tır ve astrolojik bölgesi gökyüzünde 12 derece güneydir (Balık ve Kova'yı içerir)

ENKİ'NİN GÜÇLERİ
Yale Üniversitesinden Thorkild Jacobsen (1976), Enki'nin ilk olarak tatlı sulardaki nehir ve bataklıklardaki ya da yağmurdaki tatlı güçleri temsil ettiğini ve bu varsayımın Fenikelilerin mektuplarında da tekrarlanacağını belirtmektedir. İkonografide Enki genellikle iki akarsuyun Fırat ve Dicle nehirlerinin omuzlarından aktığı ya da bulunduğu bir vazodan ibarettir. Sümer yolu üzerinde bolca taşan bir Kase taşıdığını söyleyebiliriz. Lakaplarından biri "Toprağın Üretken Yöneticisi"dir. Araziyi verimli kılmada ve gübrelemede öncü rolünü yansıtmaktadır. Bu arada "su" Sümer'de de "meni" anlamına gelir.

İkincisi Enki herşeye şekil veren bir imaj tasarımcısıdır, bu gücü onu sanatçılar ve zanaatkârların hatta bronz işçilerinin, taş kesicilerin, kuyumcular ve mühür kesicilerin (çok önemli) patronu yapmıştır.


Üçüncüsü su her şeyi temizlediği için Enki kirletici kötülükleri yıkama ve arınmanın tanrısıdır. Sümerde ortak bir model olan Enki'nin oğlu Asarluhi bir kötülük keşfetmiştir. Böylece büyü ile olan ilişkisi Evrenin En Yüksek İradesi ile uyum içinde gerçekliği yaratma ve değiştirme potansiyeline sahip gizli bilgiyi vermiştir.

Enki'ye atfedilen dördüncü güç derin sularla ilgilidir. Gerekli iyileşmeyi sağlamak için harekete geçen başkasının hislerini anlama (empati) ve duygu derinliği'dir. Enki O'na gelecek olana yardım etmek için başkasını düşünme vizyonundan dolayı yardım etmeyi asla reddetmez. Buna rağmen onun duyguları, anlayış, zeka ve mizah içerir. Onun sessizliği bile güçlü olan bir akıl, kalp, beden ve ruh halidir. Gerçekten de ihtiyaç duyulduğunda onun sessizce dinlemesi dönem insanları için var olan yardım elidir.

Beşinci güç sevinç ve cinsiyettir. Enki kadınlarla rahat görünüyor, Ninhursag'ın güçlü figürleri ve İnanna'nın Tatlı Suyunun şefkatli gençliğinin karşısındayken bile zafer ve yenilgide nezaket gösterir. Sevinç Mezopotamyalılar tarafından keşfedilen büyük bir güçtür. Ne yazık ki son dönemdeki Mezopotamyalılar tüm sihirbaz tanrıların en büyüklerinin armağanlarından yoksundurlar. Çünkü onlar büyünün mucizevi yaratma gücünü, kadınsılığını reddetme konusunda ısrar etmiş ve ikiye ayrılmışlardır.

Mezopotamya'daki bu semitik etki Madde ve Ruh'un, Cennet ve Dünya'nın arasındaki uçurumu yaratan ikilemleri getirdi. İki ayrı görüşü özellikle de yüksek büyü sanatlarına konusunda birleştirmek mümkün değildi.

Fakat Enki, geleneğin gerçek takipçilerinin kalplerinde, zihninde, bedenlerinde ve ruhlarında yaşayan bir bağlantıya sahipti. Onun için, ilk olarak, gecenin geç saatlerinde müzisyenlerin yıldızların tefekkürüne yol açan şaman / şamanka'yı bulabiliriz. Bu şaman daha sonra Tanrılara ve topluma hizmet etmek için yaşamış olan Adapa bilge bir rahip oldu (Enlil'in vizyonu ve merkezi Nippur olan hükümdar mecazıyla sembolize edilir).

Çünkü sonunda sihirbaz Tanrı'nın en güzel gizeminde O'nun zanaatkar, sanatçı, rahip ve aşık yönleri birin içinde birleşmiştir. Tüm yüzeylere, iş ve yaratıcılığa neşe katar. Elde edemeyeceği hiçbir şey yoktur, o tüm olasılıkların efendisi, ebedi gençliğin sahibi, sadık bir erkek kardeş, seksi bir aşık, ebedi eşitlik içindeki dişilikle bağlantılı olan bir Tanrıdır.

Yazan & Çeviren: A.Kara

ANTİK UÇAN ARAÇ : PUSHPAKA VİMANA

Açıklanamayanlar, Hint mitolojisi, mitoloji,A,Antik uzaylılar,Uçan araç tasvirleri,Pushpaka Vimana,Hint mitolojisinde uçan araç,Mitolojide ufolar,Antik metinlerde ufo, Mahabharata destanı
"Güneşe benzeyen ve kardeşime ait olan Pushpaka Vimana, güçlü Ravana tarafından getirildi; Havada süzülen mükemmel Vimana her yere gidebilir... gökyüzündeki parlak bir buluta benzeyen savaş arabası… ve Kral [Rama] içeri girdi ve Raghira'nın komutasındaki mükemmel savaş arabası daha da yükseklere, atmosfere yükseldi."

Hindu mitolojisi inanılmaz hikayeler, efsaneler, mitolojiler ve en önemlisi yazılı metinlerle doludur.
Önceki makalelerde yazar arkadaşlarımız ve ben Mahabharata'yı ve içinde tarif edilen sayısız güçlü silahı ele almıştık.

Antik Hindu tarihinde "Vedalar" olarak adlandırılan eski kutsal metinler 6000 yıl önce gezegenimizi ziyaret eden inanılmaz uçan gemilerden bahseder.

Bu makalede Vimana'ya daha özel olarak Hindu metinleri ve Sanskrit destanlarında anlatılan güçlü bir antik uçan araç olan antik Pushpaka Vimana'ya bir göz atacağız.

Kral Ravana'nın (Vimana'yı Lord Kubera'dan ele geçiren ve Rama'yı Kubera'ya iade eden) Pushpaka Vimana'sı vimana'nın en çok alıntı yapılan örneğidir.

Ayrıca Vimana'lardan Jain metinlerinde de (eski bir Hint dini olan Jainizm) bahsedilmektedir.

Eski Vimana'ya yapılan atıf antik Hindistan'ın iki büyük Sanskrit destanından biri olan Mahabharata'da bulunmaktadır:

“Rama'nın emrindeki muhteşem savaş arabası muazzam bir gürültü ile bir bulut dağına çıktı."
Başka bir pasaj:
"Bhima güneş gibi parıldayan ve bir fırtınanın gürültüsü gibi bir gürültü yapan Vimana'sıyla muazzam bir ışık huzmesi üzerinde uçtu."

Oxford Üniversitesi'nden Sanskrit Profesörü Monier Williams Antik Vimana'yı "Bir araç ya da tanrıların bir arabası, bazen ise kendiliğinden hareket eden ve bir koltuk ya da taht olarak hizmet eden bir hava aracı" olarak tanımlıyor. Diğer açıklamalar Vimana'yı bir ev ya da saray gibi gösterir ve bir türün yedi kat daha yüksek olduğu söylenir" (Aklıma İslamiyet'teki "7 kat gök" mevzusu geldi, İslamiyet ile Hinduizmin çok fazla ortak yanı var)


Modern dillerde Vimana genellikle uçak olarak tercüme edilir. Vimana'nın birçok tasvirinde bir tapınak kadar büyük olduğu iddia edilen bu güçlü makineler görülmektedir.

Eski Sanskrit Destanları'nda Vimana bir dizi farklı antik Tanrı tarafından kullanılan uçan savaş arabaları olarak geçer. Çeşitli Vedik tanrılarının bir yerden başka bir yere geçmek için bu uçan, çarklı arabaları kullandığı anlatılır.

Eski metinlerin bazı ayetleri farklı yazarlar tarafından "mekanik kuşlar" olarak yorumlanmıştır.
Örneğin Rigveda'da (antik bir Hint Vedik Sanskrit ilahileri koleksiyonu) aşağıdaki açıklamayı bulabilirsiniz:
"Karanlık iniş: Altın renkli kuşlar sulara içinden cennete kadar uçtular. Yine onlar emir ile koltuklarından alçalırlar ve tüm dünya onların şişmanlıkları ile nemlenir. On iki jant, tekerlek başlığı ve tek tekerlek..." [Ralph Thomas Hotchkin Griffith'in Rigveda ilahileri]
Vedik iliminde ve Sanskrit dilinde ünlü bir bilgin olan Swami Dayananda Saraswati'ye göre eski Vimana güçlü bir uzay aracıydı:
"Ateş ve su kullanarak hızlı bir şekilde uzaya gidiyor… 12 sütunlar, bir tekerlek, üç makine, 300 pivot ve 60 alet içeriyor"

PUSHPAKA VİMANA
Pushpaka Vimana genellikle mitolojik bir uçan saray veya savaş arabası olarak tanımlanır.

Ramayana'da, Pushpaka Vimana'nın sıra dışı bir tanımını buluyoruz:
"Güneşe benzeyen ve kardeşime ait olan Pushpaka Vimana, güçlü Ravana tarafından getirildi; Havada süzülen mükemmel Vimana her yere gidebilir... gökyüzündeki parlak bir buluta benzeyen savaş arabası… ve Kral [Rama] içeri girdi ve Raghira'nın komutasındaki mükemmel savaş arabası daha da yükseklere, atmosfere yükseldi."
Pushpaka Vimana mevcut Hindu metinlerinde adı geçen ilk uçan vimana olarak göze çarpar. Güçlü Pushpaka Vimana'nın yaratılışın tanrısı Brahma için Vishwakarma tarafından inşa edildiğine inanılır. Vimana daha sonra Brahma tarafından servet tanrısı Kubera'ya verilir. Sonunda Pushpaka Vimana Lanka ile birlikte üvey erkek kardeşi Ravana tarafından çalınır.

Yazan & Çeviren : A.Kara

HESAT

A,mitoloji, mısır mitolojisi, Hesat,Heset,Hesahet,Hesaret,Hesahat,Besinlerin yaratıcısı,Heset birası, Mısır Tanrıçaları, Ra'nın karısı
Hesat (Heset, Hesahet veya Hesaret), Hathor'un dünyevi tezahürü olarak kabul edilen Eski Mısır'daki bir inek tanrıçasıydı.

"Tüm besinlerin yaratıcısı" olarak adlandırıldı ve adı, "Heset birası" olarak bilinen süt ile ("hesa") aynı köke sahipti. Boynuzları arasında bir güneş diski ile ya da boynuzları üzerinde bir yiyecek tepsisi ve memelerinden gelen süt ile ilahi bir beyaz inek olarak resmedildi.

Hesat, diğer tanrıların, emziren annelerin ve hamile kadınların süt annesi olarak görülüyordu. Ayrıca Anubis'in annesi olduğu düşünülüyordu. Böylece bütün besinlerin yaratıcısı, ölülerin tanrısını da (daha sonra mumyalama tanrısı) doğurmuştu. Erken zamanlarda dünyasal tezahürü Mnevis Boğası olan Ra'nın karısıydı. Mnevis, Hesat ve Anubis üçlüsüne Heliopolis'te ibadet ediliyordu.

Yazan & Çeviren: A.Kara

HATMEHYT (HATMEHİT)

A,mitoloji, mısır mitolojisi, Mısır Tanrıçaları, Balık tanrıçası,Balık tılsımı
Hatmehyt (ya da Hatmehit), Eski Mısır'ın deltası bölgesinde, özellikle de Mendes'de (Per-banebdjedet ya da Banebdjed'in yeri) ibadet edilen bir balık tanrıçasıydı. Sembolü bir balıktı ve Hatmehyt'nin bölgenin en önemli tanrısı olduğu araştırmacılarla doğruladı. Ancak, daha sonraki zamanlarda onun pozisyonu Banebdjed (Osiris'in bir yönü) tarafından gasp edildi. O, İsis tarafından (Isis'ın bir yönü olarak) Harpakhına'nın annesiydi (Harpakhred, “Çocuk Horus”) olarak görülüyordu.

Hatmehyt'in Balık Tılsımı
Onun adı "balıkların önünde olan" veya "balıkların en başında" olarak tercüme edilebilir. Onun (küçük) balık kültlerinin en önemlisi olduğu ya da en eski balık tanrısı olduğu düşünülmektedir. Bazen bir balık (ya bir yunus ya da lepidotus balığı) ya da kafasında "Balık" amblemi olan bir kadın olarak tasvir edilmiştir.

Yazan & Çeviren: A.Kara

AGARTHA VE SHAMBHALA

N.Kara, Açıklanamayanlar, Agartha ve Shambhala,Agartha ve Şambala,Yer altındaki gizemli dünya,mitoloji,Kayıp dünya teorisi,Amiral Byrd,Amiral Byrd'ın günlüğü,Kayıp dünya ve Hitler
AGARTHA: YER ALTINDAKİ GİZEMLİ DÜNYANIN SIRLARI
Agartha tarih boyunca önemli bir yere sahip olmuş Kayıp Dünya veya İç Dünya teorisi ; yer kabuğunun altında başka dünyaların da var olduğunu ,oraya gidilebilecek yolun kutup noktalarındaki delikler ve yer altındaki tüneller aracılığı ile girileceğini iddia ederler. Size bu tuhaf efsanenin tarihini ve teorinin gizemli noktalarını aktaracağım. Bu efsane Eski Mısır'dan Budizm'e,Hitler’e ve oradan da uzaylılara kadar uzanıyor.

Bende uzun yıllardır bu efsaneyi çok merak etmişimdir. O yüzden şimdiden söylememde fayda var yazım hayli uzun olacak. Ama emin olun bu efsane size çok ilginç gelecek.

AGARTHA VE SHAMBHALA (ŞAMBALA)
Gizemli ve Kayıp Dünya'nın teorisini anlamak için önce Agartha ve Şambala'yı kısaca anlatalım. Efsaneye göre ; çok eski zamanlarda Himalaya Dağları'nın altında yer alan sonsuz mağaralar ülkesi bulunmaktaydı. Buraya uzaysal kökenli üstün bir ırk yerleşti.Bu uzaylı ırkın insanları bir süre sonra ikiye ayrıldılar. Bu iki bölüm Agartha ve Şambala'dır. Yani Agartha sağ el (iyilik,dürüstlük yolu) Şambala sol el (karanlık yol ) 'dur. Şambala dünyayı ele geçirmek istese de , Agartha  dünya toplumlarından uzak kalmayı tercih etmiştir. Ayrıca bu efsaneyi Budizm de kabul etmiştir.

MİTOLOJİDE KAYIP DÜNYA
Agartha Kayıp Dünya ! Hyperborea olarak geçen bu ülke Kuzey Trakya’da bulunan hayali bir bölgededir.  Antik Yunan mitolojisinde bu şekilde geçmektedir. Bu ülkede her şey mükemmeldir. Hiç akşam olmamakta ve  günde 24 saat güneş parlamaktadır. Onlara göre Dünya’nın içinde bulunan bir Güneş’tir. Bu Güneş bizim Dünyamızdaki Güneş’imiz değil. Ayrıca İç Dünya’ya Mısır, Tibet, Yucatan, Bermuda Üçgeni, Rusya ve Afrika’dan girişler vardır.
Budistler de Agartha'nın ilk kez kolonileştiğini şöyle anlatmaktadır. Onlara göre binlerce yıl önce kutsal bir adam kabilelerini yerin altında kaybettiğinde Agartha kolonileşti. Budistler yeraltı krallığının nüfusunun milyonlarca olduğuna inanır. Ve krallıktaki insanların Dünya’nın yüzeyinde bulunan bilimlerden çok daha üstün bir bilime sahip olduğunu iddia ederler. Bu bilimsel iddiaya örnek olarak yeraltı tünellerinde muazzam hızlarla ilerleyen arabalar da vardır.

Diğer uygarlıklarda Navajo efsaneleri yazıları şöyle geçmektedir:
Eskimo ,Mısır ve Çin yazılarında onların atalarının Dünya’nın içindeki cennet topraklardan geldiği söylenir. Kuzeyde bulunan büyük bir açıklıktan ve Dünya kabuğunun altında yaşamakta olan insan ırkından bahsederler.

Pueblo Yerlilerinin mitolojik hikayelerinde kendi tanrılarının kaynağının da iç dünyadan geldiğini söylenmektedir. Ayrıca hikayeye göre İç Dünya Kuzey'deki bir delik ile yeryüzünde bulunan insanlara bağlanmaktadır.

Yerli Amerikalı halklar arasında olağanüstü güçleri olan bu kadim insanların büyük bir tufan tarafından büyük mağaralardan dışarı sürüldüğü de anlatılmaktadır. Ayrıca bu efsaneler insanın atalarının Dünya'nın altından geldiğini öğretir. Daha sonra yüzeye çıktıklarında ise , kendi tapınaklarını aramadan önce büyük bilgilerini insan ırkına aktardıkları söylenir.

Tolteklerin ve Azteklerin büyük lideri olan kadim Quetzalcoatl efsanelerinde, onun sekiz gün boyunca bir uçan dairede gözden kaybolduğu ve yeraltı dünyasını ziyaret ettiği anlatılır.
İslâm’da da Kehf olarak geçen inanç (yeraltı mağaralar şebekesi)olarak geçmektedir. Ayrıca Kuran-ı Kerim’de geçen Ye’cüc-Me’cüc, Tevrat ve İncil’de Gog, insana benzeyen yeraltı ırklarıdır. Bir örnek verilecek olursa özellikle bu üstün ırkın Himalaya dağları altındaki geniş, çok büyük mağara-galerilerde yaşadıklarına inanılır.


DELİKLER VE TÜNELLER
Onlara göre yeraltı ülkesinin giriş yolu Kuzey ve Güney Kutbu'ndaki büyük deliklerdir (bunlar uydu fotağrafları ile kanıtlanmıştır). Dünyanın birçok noktasına bu tünel ve deliklerle varılabileceğini söylerlerler. Tibet’in başkenti Lhasa’nın İç Dünya’ya bir tünel ile bağlandığı ve Giza’daki Büyük Piramit’in tabanındaki gizli odaları Agartha’ya bağladığına inanılır. Tibetdeki tünelin sırrını saklamak için yemin eden Lamalar ya da Tapınak Şövalyeleri tarafından korunduğu söylenir. Ülkemizde de Nevşehir, Niğde, Göreme gibi bölgelerdeki mağaralar ve tüneller ağının bu teoriyi desteklediği düşünülmektedir.

EFSANENİN TEK TANIĞI AMİRAL BYRD
1947 yılında yaptığı Kuzey Kutbu seyahatinde burayı gördüğünü iddia eden Amiral Richard Byrd oldu.Binlerce yıllık Kayıp Dünya teorisini doğrulayan tek isimdi. Yaşadıklarını da günlüğüne detaylı bir şekilde kaydetti.

Amiral Byrd bir telsizci ile birlikte 19 Şubat 1947 günü Kuzey Kutbu’na bir uçuş yapmak istedi ve görev aldı. Karlı bir hava içinde süzülürken uçağıyla 7000 metre yüksekliğe çıktığında her şey yolundaydı. Ancak karşılaştığı bir türbülans sonucunda 1000 metreye kadar inmeye karar verdi. Uçağıyla indiği o yerin hemen altında dümdüz uzanan bir buz alanı gördü. Amiral inanılmaz bir manzara ile karşılaşmıştı. Kar yağıyordu ve gökyüzü kırmızıdan mora kadar tüm renklere bürünmüştü. Ardından kısa bir uçuştan sonra dağlık bir bölgeye geldi. Yarım saat kadar sıra dağlar üzerinde uçtu. Byrd uçağıyla 8900 metreye çıkmıştı. Ancak bu dağları tanımlayamıyordu, haritada yer almamışlardı. Sonra birden dağların arasında ve tam ortada akan bir nehir gördü. Tuhaf olan bi şey vardı. Normalde buz ve kar olması gerekirken o yerde yeşil ormanlar vardı.

Amiral Byrd hemen oraya inmeye karar verdi. 4000 metreye kadar indiğinde altında tamamen yemyeşil bir alan vardı. Güneşi göremiyordu çünkü ışık çok farklıydı. Biraz daha aşağıya indiğinde ise, garip hayvanlar gördü. İlk baktığında gördüğü şeyin fil olduğunu düşündü. Ama daha da yaklaşıp hayvanlara baktığında bunların birer mamut olduğunu fark etti. Ardından Amiral bu gördüklerini üsle paylaşmak istedi ama olmadı... Çünkü artık telsiz bağlantısı kuramıyordu.

Bulunduğu yerde sıcaklık 23 dereceydi. Amiral uçakla yol almaya karar verdi. Daha ileride yer alan kent benzeri bir yer olduğunu farketti. Uçak hafifledi, tüy gibi dalgalanarak uçuyordu. Uçak adeta bilinmeyen bir güç tarafından kontrol altına alınmıştı. Bu ağır uçuş sırasında Amiral karşıdan kendisine doğru yaklaşmakta olan bir başka uçan cismi gördü. Bu disk biçiminde parlak bir nesneydi. Ve uçan cismin üzerinde bir gamalı haç işareti vardı.

Amiral bir süre sonra Alman ya da İsveç aksanıyla konuşan birinin telsizden kendisine hitap eden sesini duydu. Bu ingilizce konuşan biriydi.“Bölgemize hoş geldiniz Amiral. Sizi 7 dakika içinde indireceğiz. Güvendesiniz rahat olun.” Ardından uçağın motorları durdu ve sanki garip bir gücün etkisi altındaymış gibi uçak kendi çevresinde dönüyordu. Amiral inişe geçmişti ama o an kendisini görünmeyen dev bir asansörün içindeymiş gibi hissetti. Uçak şiddetle titremeye başladı ve kısa bir süre sonra hafifçe yere temas etti. Amiral büyük bir heyecan içindeydi. Bulunduğu yer gereğinden fazla huzurluydu. Ardından kendisini karşılamaya gelen çok uzun boylu ve  sarışın insanları gördü. Uzakta büyük parlak binaların olduğu bir kent vardı. Amiral ve yanındaki mürettebat, bu garip yerin ev sahipleri tarafından son derece kibar ve dostça tavırlarla karşılandılar.

Amiral, mürettebatı ve Agarthalılar şehre girmek için önce tekerlekleri olmayan düz bir platforma çıktılar ve hızla parlak şehre doğru hareket ettiler. Sanki binalar kristalden yapılmış gibiydi. Amiral gördüklerini hayretle izliyor 'Ancak bunlar öncü mimari eserler ya da bilim kurgu filmlerinde olabilir' diyordu. Amiral Byrd kendilerine ikram edilen içecekleri içtikten sonra iki hostes tarafından başka bir yere götürüldüler . Burası upuzun bir koridordu. Koridor çok aydınlıktı çünkü duvarların içinden gelen gül kurusu rengine benzer ışık her yeri eşit derecede aydınlatıyordu. Sonra bir kapının önünde durdular. Bu kapının üzerinde anlayamadığı derece karmaşık yazılar vardı ve ardından kapı sessizce açıldı. Yanında bulunan hosteslerden biri Amiral’e endişelenmemesi gerektiğini O'nu Üstad’ın huzuruna çıkaracağını söyledi.


AMİRALİN GÜNLÜĞÜNDEN ÜSTADLA KONUŞMASI
Konuşma şöyle geçiyor :
''İçeri giriyorum, çarpıcı renkler görüyorum, oda büyüleyici ve çok etkileyici. Karşımda çok güzel bir insan var, gördüklerimi anlatamıyorum, bildiğim sözcükler buna yeterli değil. İnsan gibi ama çok daha ötesinde, huzur ve mutluluk yayıyor. Düşüncelerim kesiliyor, melodik ve sıcak bir sesle konuşuyor; ''Yerimize hoş geldiniz Amiral''

''O, bir erkek, yüzünde çok uzun yılların izleri var, uzun bir masada oturuyor sonra kalkıp, bana oturmam için gösteriyor. Oturuyoruz, bana bakıp gülümsüyor ve yine o yumuşak ve melodik sesle konuşuyor; ''Sizin buraya girmenize izin verdik çünkü siz dünyanın yüzeyinde tanınan asil birisiniz.'' Dünyanın yüzeyi mi? diyor ve soluğumu tutuyorum. Gülümsüyor ve; ''Evet, şu anda İç Dünya´nın Arianni bölgesindesiniz. Sizi görevinizden fazla alıkoymayacağım, güvenle yüzeye geri döneceksiniz. Ama şimdi Amiral, sizi neden buraya çağırdığımızı söyleyeceğim. Irkınızın Japonya´da Hiroshima ve Nagasaki´de patlattığı ilk atom bombalarıyla çok ilgiliyiz. Bu nedenle alarma geçtik ve uçan araçlarımızı yolladık, biz bunlara 'Flugelrad' diyoruz. Sizi gözlüyorlar ve ırkınızın yüzeyde ne yaptığını araştırıyorlar. Bütün bunlar geçmişte kaldı Amiral ama biz devam etmek zorundayız. Irkınızın savaşlarına ve barbarlığına daha önce hiç karışmadık ama şimdi durum farklı. İnsanlık için uygun olmayan doğal bir gücü yani atomik enerjiyi öğrendiniz. Özel görevlilerimiz dünyanızdaki güçlere mesajlar veriyorlar ama henüz bir tepki vermediler. Şimdi sizi dünyamızın varlığını gören bir tanık olarak seçtik. Irkınızdan binlerce yıl daha eski olan kültürümüzü, bilimimizi göreceksiniz Amiral.''

''Sözünü kesiyor ve benimle ne yapacaklarını soruyorum. Üstad delici bakışlarıyla sanki düşüncelerimi okuyor ve bir zaman sonra cevap veriyor;''Irkınız şu anda dönüşü olmayan noktaya ulaştı. Aranızda ellerindeki gücü bırakmaktansa, dünyayı yok etmeyi göze alacak olanlar var'' Başımı sallıyorum ve devam ediyor; ''1945'de ve sonrasında ırkınızla ilişki kurmaya çalıştık ama düşmanca davranıldı, Flugelrad´larımıza ateş açılıp, düşürüldüler. Savaş uçaklarınız, kötü amaçlarla düşmanca davranarak bizimkileri kovaladılar. Şimdi sana şunu söylüyorum oğlum; dünyanızda çok büyük bir kötülük fırtınası oluşmakta, kara bir öfke ve şiddet yıllardır hiç eksilmeden, artarak birikiyor. Silahlanmanızın bir anlamı yok, biliminizde güvenli bir yer yok. Kültürünüzde açan her çiçek, öfke ve hiddetle ezilip, yok ediliyor, tüm insan canlılar derin bir kaosun içine düştüler. Yaşadığınız son savaş daha sonra ırkınızın başına geleceklerin sadece bir başlangıcı. Biz burada her geçen saat durumu daha açık görüyoruz. Söylediklerimde bir yanlış var mı?''Hayır, bu eskiden de oldu, karanlık çağlar geldi ama beş yüz yıl önce sona erdi, diyorum. Üstad devam ediyor; ''Evet, oğlum. Karanlık çağlar asıl şimdi ırkınızın üzerine geliyor, karanlık dünyayı bir örtü gibi örtecek ama inanıyorum ki ırkınızdan bazıları yaşamayı başaracaklar ama buna daha zaman var, fazlası söylenmemeli. Çok uzaklarda ırkınızın yıkıntıları arasından yeni bir dünya doğacak, kayıp efsanevi hazineleri arayacaklar ve oğlum bizim korumamızda güvenlikte olacaklar. Zamanı geldiğinde biz ırkınıza ve kültürünüze yardım edeceğiz, belki savaşın ve çekişmelerin boş yere olduğunu bir gün öğreneceksiniz, ancak bundan sonra ırkınız tekrar kültürü ve bilimi elde edebilecek. Şimdi oğlum, bu mesajla beraber yüzeye dönebilirsin''

Döndükten sonra Pentagon’daki bir toplantıda bildiklerini anlatan Amiral'e yetkililer 'Bildiklerini kimseye anlatma ve sakla' diye bildirimde bulundular. Tabi yetkililer tarafından söyledikleri de kayda alınmıştı.

KAYIP DÜNYA TEORİSİNİN GELİŞİMİ VE HİTLER
1818’de Ohio’da bulunan Eski piyade yüzbaşısı Cleves Symnes ‘den yüzlerce önemli insana bir mektup gitti.
“Bütün dünyaya: Yeryüzünün içi boş ve yaşanılır durumda olduğunu beyan ediyorum. İçice konulmuş bir çok katı küreden meydana gelip kutuplarda bir girişi vardır. Bu söylediklerimin gerçek olduğunu ispat etmeye hazırım. Dünya bana yardım ederse yeryüzünün içini keşfedeceğim.”

Cleves Symnes‘e göre beş ayrı dünya vardı. Yani dünya iç içe geçmiş beş küreden meydana geliyordu. Cleves bu dünyalarda yaşayan insanların iç dünyadan dış dünyaya çıkabilmek için ; tünelleri kullanarak diğer katlara geçtiklerini hem de kutuplarda yer alan çıkış kapılarını kullandıklarını söylemiştir. Belki de tüm yaşamını bu teoriyi kanıtlamaya adayan Symnes’in yaptığı bu keşfi kimsenin dikkatini çekmeyi başaramadı.

1870 yılında aynı teoriden yola çıkarak bir örgüt kuran kişi yine bir Amerikalı olan Cyrus Read Teed ‘di. Teed bir süre sonra bir dergi yayımlamaya karar verdi. Sonrasında ise çevresinde kendisine inanan binlerce kişi toplamayı başardı. Bu yeraltı dünyası görüşü aradan geçen zamandan sonra sadece gizemciler ve gizli örgütler değil, politikacılar tarafından da benimsendi. Bunların başında gelen isimlerden biri de Adolf Hitler’di.

Bilindiği gibi o dönemlerde Almanların dünya dışından gelen beyaz tenli, mavi gözlü ve sarışın olan üstün bir ırktan geldiğine inanılıyordu. Binlerce yıldır tüm dünyada Kayıp Dünya’yı anlatmak için kullanılan evrensel bir sembol olan gamalı Haç (Svastika) Nazi Partisi’nin de sembolüydü. Birçok Nazi subayının Agartha’nın girişini bulmak üzere Tibet’i ziyaret ettiği de biliniyor ve bu da Hitler döneminde olmuştu. Burdan yola çıkarsak Amiral Byrd’in Nazi Almanyası devri sona erdikten sadece iki yıl sonra yaşadığı bu tecrübe manidar ve çelişkili görünüyor.


Günümüzde de hala yeraltı ülkelerine ulaşmak için yapılan çalışmalardevam etmektedir. New York Central Park’ın altında ve Afganistan’da da yeni karmaşık tüneller bulunduğu söyleniyor. Mısır’da piramitlerin altındaki tünellerin uzun süredir araştırıldığı da bilinmektedir.

Dünyada bu konuyla ilgili yapılan araştırmalar devam etmekte olup verilen örnekler de ilginçtir. Örneğin bir araştırma sonucunda coğrafik deneylerde 10 km derinliğe inildiğinde Dünya’da sıcaklığın artması gerekirken, aniden ısının düştüğü gözlemlenmiş. Bir diğer örnek ise ; 7 km’den fazla derinde bulunan fosillerde mikro organizmalara rastlanmıştır. İlginç olan bugüne kadar Dünya’mızın yapısı ile ilgili ortaya atılmış olan bütün teorilere ters düştüğüdür. O halde şunu diyebilir miyiz ? Dünya’nın içindeki ısının kaynağı ya başka bir şey, ya da içi sanıldığı gibi çok sıcak değil.

Kolombiya Üniversitesinde çalışan iki sismog Paul G. Richards ve Xiao- dong Song . Onların tespitlerine göre, dünyanın içi, gezegenin geri kalan kısmından daha hızlı hareket ediyor. Araştırmalarına göre, dünyanın içindeki katı çekirdek dıştaki sıvı dış kabuğun içinde dönebiliyor. Onlara göre iki seçenek çıkmıştı ortaya. Dünya’nın çekirdeği daha hızlı hareket edebiliyorsa ya onu çevreleyen kütle ona basınç uygulayamıyor ya da yer çekim gücü ile ortada bağımsız bir şekilde salınabiliyordu. Yani bu çekirdeğin İç Dünya teorisine göre, İç Güneş olabileceği düşünülüyor.
Ayrıca bugüne kadar geçerli olan bir teori de yıkılmıştır. Bu teori dünyanın kabuğunun 60 km. kalınlığında ve altında sıvı kaya tabakasının mevcut olduğu ileri sürülen teoridir.  Bir deprem analizi sırasında 400 km. derinlikte dünyanın kabuğunu oluşturan sert kaya tabakalarına rastlayan California’lı ve Illinois’li Jeofizikçiler de olmuştur.

Yazar Görüşü: Kayıp Dünya ‘nın zamanla daha da gizemini arttıracağı kesin. Var ya da yok olduğu bilinmez ama ortaya çıkan bilgi ve belgelerin,bilimsel araştırmaların yapılması ortada birşeyler olabileceği fikrini baskın hale getiriyor. Ama yine de bana göremediğim şeyler çok da gerçekçi gelmiyor . Bizim dışımızda göremediğimiz veya görmenin güç olduğu bir dünya veya canlılar olma ihtimali de bir o kadar yüksek. Ayrıca efsanede çoğu yerde uçan daire gibi cisimlerin geçmesi de uzaylıların var olduğu fikrini bir kez daha kanıtlıyor. Amiral’in yerinde olmak isterdim :)

Yazan & Derleyen: N.Kara

KACHİNALAR

A, mitoloji, din ve mitoloji, Açıklanamayanlar, Ufolar dair antik bulgular, Dünya dışı yaşam, Antik astronot, Yıldız insanları, Dünya dışı yaşam kanıtları, Kachina,Kachinalar
Kachina, Hopi, Zuni, Tiwa (Hopi Reservation), Acoma ve Laguna ile batı bölgesi arasındaki Pueblo Hintlilerinin dinlerinin ve kozmonolojilerinin en önemli elementiydi.

Daha sonraki zamanlarda, Kachina kültü Pueblo kabileleri arasından doğuya doğru yayılır, örneğin Laguna kabilesinden Isleta kabilesine.

Sonunda Kachina -İzleyiciler - sadece din ve kozmolojinin değil, günlük hayatın kutsal bir parçası oldular. Hopi'de (Kachina) "qatsina" kelimesi, kelimenin tam anlamıyla “yaşam taşıyıcısı” anlamına gelir ve doğal dünyada var olan herhangi bir şey olabilir.

Bir kachina her şey olabilir; Bir elementten niteliğe, doğal bir fenomene veya bir konsepte kadar her şey. Ama bunu düşündüğünüzde, dünyaya göre çevrilmiş anlamı "hayat taşıyıcısı" ya da "hayatı veren" anlamına gelir.

Sadece Kuzey Amerika'ya değil, Güney ve Orta Amerika'daki sayısız yaratılış hikâyesine bir göz atarsak, gök tanrıları veya insanlarının insanı yaratışının, bilginin ve medeniyetin başlangıcının olduğunu görebiliriz. Bu bağlamda, mitlere bakarak düşünürsek, Kachina'nın "hayat veren" olabileceğini kabul edebiliriz.
Zuniler için Kachina, gökten gelen ve Zunileri Dünya'ya götüren tanrılardır.

A, mitoloji, din ve mitoloji, Açıklanamayanlar, Ufolar dair antik bulgular, Dünya dışı yaşam, Antik astronot, Yıldız insanları, Dünya dışı yaşam kanıtları, Kachina,Kachinalar

KAVRAM
Kachina kavramı üç farklı boyuttan oluşur: doğaüstü varlık, kachina dansçıları (dini törenlerde kachinas'ı temsil eden topluluğun maskeli üyeleri) ve kachina bebekleri [çocuklara hediye olarak verilen kachinaların benzerliklerine oyulmuş küçük bebekler).

Birçok yazar, bu inanılmaz yaratıcıları gerçek dünyadaki ruhlar veya şahsiyetler olarak tanımlar. Aslında, efsaneye göre, bu ruhlar her yılın ilk yarısında Hopi köylerini ziyaret ediyor.

Her bir toplumda kakinanın panteonu değişir. Güneş, yıldızlar, fırtınalar, rüzgar, mısır, böcekler ve diğer birçok kavram kachina olabilir.

KÖKENLERİ
Kachina'nın kökenleri, bilginler için derin bir gizem olmaya devam ediyor. Kimse nereden geldiklerini bilmiyor, ama Hopi'nin yerel efsanelerine göre, Kachinalar yeraltından doğruca Hopi kabilesine gelen yardımsever ruhsal varlıklardır.

YAĞMUR GETİRENLER
Hayatın taşıyıcısı olarak anılmalara ek olarak, Kachinalar yağmurun ve Hopi'nin yaşamının tüm nimetlerini getirmekten sorumludurlar.

Sonunda Hopi, Kachina adındaki bu yardımsever manevi varlıklara olan saygı ve hürmetlerini kaybedince onların yeraltı dünyasına geri dönmelerine sebep oldular.

MERASİM
Kachina'lar dünyadan ayrılmadan önce kabilelerin genç erkeklerine, törenleri, maskeleri ve kostümleri nasıl yapacağını gösterdiler. Antik Hopi, Kachina'ları eski zamanlardan beri yapılan törenlerle onurlandırmaktadır. Zuniler her yıl Shalako festivali olarak anılan bir törene katılıyorlar.
Kachina'ları temsil etmek için geleneksel kostümler giymiş olan Kızılderililer, tanrıların yeryüzüne gelişini kutlarlar.

MASKE, KOSTÜM VE GELENEKLER
ANTİK ASTRONOTLARA YAPILAN İBADETLER Mİ?
Kachina'ların maskeleri son derece ilginçtir. Yaşamın verdiklerini temsil ediyorlar. Bazı antik astronot kuramcıları kachina maske ve kostümlerini diğer başka dünyadan gelen ziyaretçi kostümleri olarak tanımladılar.

Kachina maskelerinin kendine has tasarımına bakarsak, neredeyse kask olarak görünüyorlar. Buna ek olarak antik astronot kuramcıları tüm vücuda giyilen bu uyumlu kıyafetlerin takım elbise türü olarak yorumlayabileceğini iddia ettiler. Bazı Kachina maskeleri vizörlü (önü açılıp kapanabilen) bir kask görünümündedir.


WUYA
En önemli Kachina'lar Wuya diye isimlendirilenlerdir. Hopi'ye göre, bu sözcük genellikle manevi varlıkları temsil etmek için kullanılır (Beşinci Dünya olan Taalawsohu ile bağlantılı olduğu söylenir), bebekler ya da tören dansı için Kachina'lar gibi giyinen insanlar, tüm yönleri bu inancın somutlaştırılmış halidir.

EFSANELER
Şiirleri, efsaneleri ve Güneybatı Amerika'daki Kızılderili kabilelerinin hikayelerini incelersek, yıldız insanlarının efsanelerini buluruz. Yıldız halkının dünyaya gelerek tohum ektikleri ve gezegenden uçan gemileri ile ayrıldıkları anlatılır. İnsanlara sorulduğunda birçoğunun uzaylıların varlığına inandığını görmek mümkündür.

MAVİ YILDIZ KACHİNA
Frank Waters'ın 1961'de yazdığı “Hopi Kitabı”na göre, eski Hopi mitolojisi, Mavi Yıldız Kachina ya da Saquasohuh'un, mavi bir yıldız şeklinde görünerek yeni dünyanın başlangıcını simgeleyeceğini göstermektedir.

Blue Star Kachina, bir dizi yazar tarafından “Arınma Günü”nünden önceki dokuzuncu ve son işaret olarak anılmaktadır. Bugün ise dünya gezegeninin arındırılmasına yol açacak bir felaket ya da “dünyayı çeken bir felaket” olarak tanımlanıyor. Büyük bir sel gibi bir şey.

BİTİRİRKEN
Kachina'lar tıpkı Anunnakiler, Paskalya adasının Maoi heykelleri ve diğer birçok antik astronot kanıtı gibi, benzer anlatım ve özelliklere sahiptirler. Dikkat ederseniz bahsedilen özellikleri, insanı yaratmaları, dünyaya tohumlar ekip (bir şeyler başlatıp, öğretip) sonra uzay gemileri ile ayrılmaları gibi birçok konu, Anunnaki yazıtları (Enki'nin 14 tableti) ile örtüşmektedir.
Yani antik dönemde gezegenimiz dünya dışı başka canlılar tarafından ziyaret edildi mi bu belkide şuan bir sır olmaya devam edecek, fakat bilim daha da ilerledikçe eminim ki bu sorunun cevabı net olarak bulunabilecek.
Fakat şu bir gerçek ki, dünyanın çok farklı bölgesindeki, çok farklı antik kabileler ve toplumların arkada bıraktığı bulgular bana "evet, mutlaka dünyaya müdahalede bulunuldu" dedirtiyor. Çünkü teknoloji ve iletişimin olmadığı bir çağda, dünyanın uzak köşelerindeki farklı insanların, benzer şeylerden bahsetmesi "şans eseri" olamaz.

İlgili yazılardan bazıları:

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara

GILGAMIŞ

mitoloji, sümer mitolojisi, din ve mitoloji, A,Gılgamış hakkında,Gılgamış kimdir?, mezopotamya mitolojisi, Tummal yazıtı,Gılgamışın mezarı
Çoğu yazar ve akademisyen binlerce yıl önce yaşamış olabileceğini iddia etse de, Gılgamış genellikle Sümer mitolojisinin efsanevi bir karakteri olarak kabul edilir. Yeryüzündeki ilk kahraman olarak anılır ve Gılgamış Destanında merkezi bir figürdür.

Sümer Kraliyet Listesi'ne göre Gılgamış, tanrıça Ninsun'un ve Kulab ilçesinin kralı ve Uruk kentinin beşinci kralı Rahip-Kral Lugalbanda oğludur (Irak'taki İncil'deki metinlerde, şimdiki Warqa'da). [Yıl MÖ 2750]

Büyük olasılıkla MÖ 2800 ile 2500 arasında hüküm sürdü ve ölümünden sonra tanrılaştırıldı.

Gilgamış Lugalbanda'nın kralı olmayı başardı. O, 126 yıl boyunca hüküm sürdükten sonra tahtı 30 yıl boyunca hüküm sürecek olan oğlu Ur-Nungal'a vermiştir.

Uruk'un kralı olan Gılgamış, genellikle bir insan olarak anılırken üçte ikilik bir tanrı ve üçte biri kadar insan olduğu söylenir.

Gılgamış'ın tanrılar tarafından güç, cesaret ve güzellikle kutsanmış olduğuna ve var olan en güçlü ve en büyük kral olarak adlandırıldığına inanılmaktadır.

Sümer dili okuyan ilk araştırmacılar, ismini hatalı şekilde "İzdubar" şeklinde okumuşlardır.
O belki de en çok Gılgamış Destanı olarak da anılan Gılgamış Şiirinin kahramanı olarak bilinir.

Gılgamış Destanı dünyanın en eski edebi eseri olarak kabul edilir ve dünyada bilinen en eski edebi yazılar arasında yer alır. Çalışma, 3. veya 2. binyıl sonlarına dayanan çivi yazılarında bir dizi Sümer efsanesi ve şiiri olarak ortaya çıkmıştır.

Tarihçiler, Gılgamış Destanı'nın İlyada ve Odise üzerinde önemli bir etki yaptığını kabul ederler.


Gılgamış Destanı, bir dizi tehlikeli görev ve maceraya başlarken, arkadaşı Enkidu ile birlikte seyahat eden tanrıça Nnisun'un oğlunu takip eder.

Karşı konulamaz bir kral olan Gılgamış yeni evli Uruk kadınıyla yatmıştı. Bu insanları mutsuz etti.
Yaratılış tanrıçası olan Aruru, Gılgamış'a karşı koyabilecek bir güç olarak Enkidu adlı güçlü bir vahşi adam yaratır.

Gılgamış ve Enkidu, Gılgamış'ın kazanan olarak çıktığı büyük bir savaşla mücadele eder. Sonrasında Gılgamış Enkidu’nun hayatını değiştirir ve arkadaş olurlar. Birlikte maceralara devam ederler. Humbaba'yı (Huwawa'nın Doğu Semitik adı) ve Cennetin Boğasını birlikte yenerler.

Gılgamış Destanında Enkidu, Tanrıların bir ceza olarak indirdiği bir hastalık yüzünden ölür. Bu olay Gılgamış'ın ölümünden korkmasına neden olur. Büyük tufandan kurtulan Utnapiştim adasını ziyaret etmeye karar verir çünkü ölümsüzlüğü aramaktadır.

Fakat Gılgamış ölümsüzlüğün sırrını bulamaz. Birçok kez başarısız olur ve sonunda Uruk'a döner. Ölümsüzlüğün onun ulaşabileceğinin çok ötesinde olduğunu fark eder.

Edebiyatın eski eserlerinde Gılgamış'ın ismi birçok yerde gerçeğine rağmen, günümüz araştırmacıları onun gerçekten yaşadığına dair kesin bir kanıt bulamadılar..

Gılgamış, Gılgamış'ın yaşamı boyunca ya da yanında yaşamış olduğuna inanılan, bilinen tarihi bir figür olan Kish Kralı Enmebaragesi'nin hükümdarı olarak anılır.

İşbi-Erra döneminde meydana gelen otuz dört satırlık bir tarih yazımı olan Tummal Yazıtı, Urg surlarının inşası sırasında Gılgamış'tan şöyle bahseder: "Tummalık 2.kez yıkılır, Gılgamış Enlil için Kununurra evini inşa eder. Gılgamış'ın oğlu Ur-lugal, Tummal'ı yüce ilan eder ve Ninlil'i Tummal'a getirir."

Me-Turan'da (modern Tell Haddad) bulunan destansı metnin parçaları, ölümünden sonra Gılgamış'ın nehir yatağının altına gömüldüğünü gösterir.

Kaynaklar:
Sümerler: Tarih, Kültür ve Karakter — Samuel Noah Kramer,
Gılgamış Destanı: Akademi ve Sümerdeki Babil Destanı ve Diğer Metinler - Andrew George,
Mezopotamya'dan Efsaneler: Yaratılış, Sel, Gılgamış ve Diğerleri (Oxford Dünyası Klasikleri) - Stephanie Dalley,
Aramızda Gılgamış: Antik Epik ile Modern Buluşmalar - Theodore Ziolkowski

Yazan & Derleyen & Çeviren: A.Kara

İSKANDİNAV (SLAV) TANRILARI

A, mitoloji, İskandinav mitolojisi, İskandinav tanrıları, Slav mitolojisi, Slav tanrıları, Dazbog, Perun, Svarog, Rod, Stribog, Belobog, Chernobog, Veles, Stevoid, Berstuk, Triglav,
Slavlar, Baltık kıyılarından Beyaz Deniz'in kıyılarına kadar uzanan geniş bir alanda tanrılarına ibadet ettiler. Slav folkloru doğa inancına sahiptir, aynı tanrıya kabileden kabileye çeşitli şekillerde ibadet edilir. Son 200 yılda Slav dilleri, halk hikâyelerini ve geleneklerini inceleyerek, “Proto-Slav kültürünü” ve belirlenmiş olan eski mitlerini yeniden inşa etmek mümkün olmuştur. Bu çalışmalar, orijinal Slav tanrılarının yeniden kurulmasına yol açmıştır (Yunanların Olimpos tanrıları ve Slavların tanrılarından Aesir gibi).

Dažbog, Zorya'nın (Dusk) kollarından, sabah tekrar doğduğu söylenen bir güneş tanrısıdır. Onun, üç at tarafından çekilen iki tekerlekli at arabasını gökyüzüne sürdüğüne, bu atlardan birinin altın, birinin gümüş diğerinin ise elmastan yapıldığına inanılırdı. Yeraltı dünyasına girmeden önce seyahate çıkarak on iki krallıktan geçtiği ve onun yokluğunun bir işaret olarak geceyi getireceği söylenirdi. Slavlar Dažbog'u hayvan derileri giymiş ve bir kurdun eşlik ettiği olgun bir adam olarak hayal ettiler. İstenirse bir kurda dönüşebileceği söylenirdi. Onun aynı zamanda bir kurt adam olduğuna bile inanılmaktaydı.

Perun, dağlar, meşe ağaçları ve kartallarla ilişkili bir gök tanrısıdır. Keçilerin çektiği bir arabaya binen ve güçlü bir balta sahip olan, bakır sakallı, kuvvetli bir adam olarak tanımlanıyor. Baltasını şeytani varlıklara fırlatır ve baltası eline geri döner (tıpkı Thor'un çekici gibi). Perun dünyaya ve tüm yaşayan sakinlerine başkanlık etti. Gökten hükmetti ve sık sık kutsal dünya ağacının en yüksek kolunun tepesinde oturan bir kartal ile sembolize edildi. İnanışa göre buradan dünyayı izliyordu.

Svarog, demirci ve ustalığın tanrısı olan Yunan Hephaestus ile karşılaştırılmıştır. Yeniden araştırma yapanlar, babasının güneş tanrısı Dažbog olduğuna inanıldığını ve metal silahları, büyülü eşyaları ve güçlü zırhı oluşturmak için göksel güneşin alevlerini kullandığına inanıldığını belirtirler.

Rod, tanrıları (ve muhtemelen ilk insanlara) yarattığına inanılan bir yaratılış tanrısıdır. Birçok akademisyen onun Slav mitolojisinin ilk yüce tanrısı olduğuna inanıyor, fakat onun pozisyonu bir süre sonra Svarog ve Perun (ve daha sonra Mesih) tarafından üstlenilmişti. Yaradan bir tanrı olarak Rod insanların kaderini tasarlamakla da bağlantılıydı.

Stribog, rüzgarların, gökyüzünün ve havanın tanrısıdır ve sekiz yönün atası olduğu söylenir. Torunları olan rüzgarları kontrol etmek için bir savaşçı borozanına sahip, yaşlı bir adam olarak tasvir edilir.

Svetovid doğurganlık ve bolluk ile ilişkili dört başlı savaş tanrısıdır. Onun birden fazla başı her yönden her şeyi bilen bilgeliğin temsiliydi. Kudretli bir kılıç kullanıyor ve kehaneti gerçekleştirmek için beyaz bir ata biniyordu. Takipçileri savaşta zafer, yolda güvenlik ve köylülerin korunması için ona dua ettiler. Tapınaklarının beyaz atların davranışlarını gözlemleyerek kabilenin geleceğini tahmin eden bir kehanete ev sahipliği yaptığı söylenir.


Berstuk vahşi hayvanları ve ormanları koruyan bir orman tanrısıdır. Lesovik olarak bilinen orman ruhların şefi olabileceği öne sürüldü (İngiltere'deki Woodwose -vahşi adam- ile benzerlik gösterir). Berstuk, yosun kaplı sakalları ve uzun tüylü bir kıyafete sahip olarak tanımlanmıştır. İnanışa göre Lesovik, ormana gelen gezginleri kayboluncaya kadar yanlış yönle yönlendirir ve yolcuyu umutsuzluk içinde terk ederek ortadan kaybolurdu.

Triglav üç başlı bir ihtiyat, uyanıklık tanrısıdır. Başlarının, gökyüzünü, dünyayı ve yeraltı dünyasını yansıttığına, onları gözetlediğine inanılıyordu. Triglav'ın bu üç krallığı (Heimdall ile benzerlik gösterir) denetlediğine inanılıyordu. Gözleri ve dudakları üzerinde altın bir bağ ile temsil edilen nesnel bir görüşe sahipti, bu yüzden insanların günahlarını yargılayamamakta ve onlarla ilgili konuşamamaktaydı.

Veles, yeraltı dünyasıyla bağlantılı büyük Slav tanrılarından biridir. Sığır, ticaret ve druid büyüleri ile bağlantılıdır. O, orta dünya Yav, daha yüksek dünya Prav ve alt alemdeki Nav arasındaki bir bekçiydi. Aynı zamanda, ölülerin diyarında yöneten dünya ağacının kökleri etrafında dönen büyük bir yılanla da bağlantılıdır. Rakibi gök gürültüsü tanrısı Perun'dur ve bu iki tanrı arasındaki savaşlar Slav mitolojisindeki en önemli mitlerden biri olmuştur.

Jarilo, aynı zamanda savaş ve hasatla ilişkili olan, bitki örtüsü, bereket ve baharın önemli bir tanrısıydı. Perun'un kayıp oğlu olduğuna inanılıyordu. Jarilo'nun babasından çalındığı ve ölüler dünyasına götürüldüğü söylenir, burada Perun’un düşmanı Veles tarafından benimsenir ve yetiştirilir. Jarilo ve kız kardeşi Morana (kış ve ölüm tanrıçası), kış sonu ve baharın başlangıcı ile ilişkilidir.

Balmumu yılının Beyaz Tanrısı Belobog, Dazbog’un arkadaşlarından biridir. Güneş, sıcaklık ve yaşamı temsil ediyordu. Onun takipçileri karanlık ormanlarda rehberlik için ona dua ediyordu ve takipçilerinin bol hasat elde etmelerine yardım ediyordu. Belobog, parlak, beyaz cübbeli, elinde asa taşıyan, sakallı bir adam olarak hayal edilir. Sadece gündüz vakti görünür, iyi işler yapar, insanlara başarı ve mutluluk getirirdi.

Belobog'un mevsimlerin kontrolü için yılda iki kez kötü kardeşi Siyah Tanrı Chernobog ile savaştığı söylenirdi. Chernobog, soğuk, kıtlık, yoksulluk ve hastalık gibi kasvetli özelliklerle ilişkiliydi. Buna rağmen, diğer tüm tanrılar arasında saygı görüyordu. Dünyanın yaratılması sırasında, bazıları bu iki kardeşin çatışmaya girdiğini ve kutuplaşma eylemlerinin evrenin (gece ve gündüz, yaz ve kış ve yıldızların hareketleri) döngülerini yarattığını söylüyordu. Belobog'un aydınlıkla yönettiği yılın yarısına karşılık olarak kalan yarım yılı karanlık bir şekilde Charnobog yönetiyordu.

Mısır evrenine çok benzeyen Slav mitolojisi, karanlığı kozmik dengenin önemli bir yönü olarak görmektedir. Kötü tanrılar tehlikeliydi ve toprağa büyük bir sefalet getirebiliyordu, ama iyi tanrılar görevlerine başkanlık ettiği sürece karanlık her zaman ışık, umut ve refaha yol açıyordu. Doğanın karanlık tarafına saygı duyan Slavlar, hayatta kalmayı başardılar ve ışığa geri dönüş yolunu buldular.

ÇİZİMLER:
Perun: Xkirbz , Rod: Ushakov RoMan,
Dazbog & Jarilo: Igor Ozhiganov , Chernobog: Dusan Markovic

Yazan & Derleyen & Çeviren: A.Kara

YARATILIŞ DESTANLARI

A, din, mitoloji, Yaratılış efsaneleri, Yaratılış mitleri, islamiyet, hristiyanlık, yahudilik, Zerdüştlük, yunan mitolojisi, hinduizm, Çin mitolojisi, mısır mitolojisi, Babil mitolojisi, Aztek mitolojisi, İskandinav mitolojisi,
YAHUDİ & HRİSTİYAN VE İSLAMİ İNANÇTA YARATILIŞ
Yahudi Torah ve Hristiyan İncil'in ilk kitabı olan "Yaratılış", her ikisi de bugünün Yahudi, Hristiyan ve İslami inançları tarafından dünyanın yaratılışı olarak kabul edilen iki asal öykü içerir. İlkinde, Tanrı, "Işık olsun," der ve ışık olur. Altı gün içinde, gök, toprak, bitkiler, güneş ve ay, hayvanlar ve insanlar dahil tüm canlıları yaratır. Tanrı hepsine "Verimli ol" der. Yedinci günde, Tanrı dinlenir, eserlerini tasarlar ve iyi bir değerlendirme yapar. İkinci hikayede ise Tanrı dünyadaki ilk adam olan Adem'i yaratır. Onun yaşaması için Adem'e bir bahçe yapar, ama “İyi ve Kötü Bilginin Ağacı” ndan meyve yemesini yasaklar. Adem hayvanları isimlendirir ama kendisi yalnızlık çekmektedir. Tanrı Adem'i anestezi altına alır ve kaburgalarından biri ile ilk kadın Eve'yi (Havva) yaratır. Konuşan bir yılan Havva'yı yasak meyveyi yemeye ikna eder ve aynı şekilde Havva'da Adem'i yemesi için ikna eder. Tanrı onların yasak meyveden yediklerini anladığında, onları bahçeden dışarı sürer ve insanı ölümlü yapar.

YUNANLAR VE TİTANLARI
İlk Yunan şairleri evrenin doğumuna dair çeşitli yazılar çıkardılar. En iyi korunan "Hesiod's Theogony"dir. Bu ilahide, Gaia da (ana toprak) dahil olmak üzere ilkel başlangıçtaki kaostan en eski tanrılar gelir. Gaia kendini korumak için Uranüs'ü, gökyüzünü yarattı. Sonra  Zeus'un şimşeklerini, 50 kafası ve 100 eli olan canavarları, tepe gözlü Cyclopslar (Kiklops) da dahil olmak üzere tuhaf bir tanrı ve canavarlar topluluğu oluşturdular. Sonra gelen tanrılar ise Titanlar olarak biliniyordular. Onlar 6 oğul ve 6 kızdı. Uranüs, canavar çocuklarını hor gördü, onları yeryüzünün iç kısmı, bağırsakları olan Tartarus'a hapsetti. Öfkeli Gaia büyük bir orak yaptı ve en küçük oğlu Kronos'a talimatlar verdi. Bir sonraki seferde Uranüs Gaia ile birleşmek için ortaya çıktığında, Kronos ortaya çıktı ve babasının genital organını kesti. Uranüs'ün kanı ve haşere bitlerinin düştüğü yerde, daha fazla canavar, dev ve hiddet ortaya çıktı. Kutsal testisler tarafından kanlanan deniz köpüğünden tanrıça Afrodit geldi. Daha sonra Kronos, gelecek nesil tanrıları olan Zeus ve Olimposluların babası olur.

HİNDU KOZMONOLOJİSİNİN BRAHMA İLE BULUŞMASI
Hindu kozmolojisi, yaratılışın birçok efsanesini barındırır ve asıl oyuncular yüzyıllar boyunca yükselmiş ve önem kazanmıştır. En eski Vedik metni, Rig Veda, 1000 başı, gözleri ve ayakları olan devasa bir varlığa sahip Purusha'yı anlatır. Yeryüzünü bir örtü gibi sarıyordu. Tanrılar Puruşa'yı kurban ettiğinde, onun vücudu, kuşları ve hayvanları yaratan arıtılmış tereyağını üretti. Vücut parçaları dünya elementlerine, tanrı Agni, Vayu ve Indra'ya dönüştü. Ayrıca, Hindu toplumundaki kast sistemindeki 4 kast onun bedeninden yaratıldı: Rahipler, savaşçılar, genel halk ve hizmetkârlar. Tarihsel olarak daha sonra, Brahma (yaratıcı), Vişnu (koruyucu) ve Şiva (yok edici) üçlüsü önem kazanmıştır. Brahma, uyuyan Vishnu'nun göbeğinden filizlenen bir nilüferde görülür. Brahma, bu günlerden birinde ya da 4.32 milyar yıl süren zaman zarfında evreni yaratır. Sonra Şiva evreni yok eder ve döngü yeniden başlar (kolay gelsin).


JAPON DÜNYA ADASI
Tanrılar ilkel okyanusun üzerinde yüzen köprünün üzerinde duran, iki kutsal kardeş olan erkek kardeş İzanagi ve kızkardeşi İzanami'yi yarattılar. Tanrının mücevherli mızraklarını kullanarak, Onogoro'nun ilk adasını çaldılar. Adadan sonra İzanagi ve İzanami evlendi fakat çocukları sakat doğdu. Tanrılar onları bir protokol ihlali üzerine suçladı. Evlilik ayini sırasında ilk önce kadın, yani Izanami konuşmuştu. Evlilik ayinlerini doğru bir şekilde yapan tanrılar birleşti ve daha fazla tanrı ile Japonya'nın adalarını ürettiler. Ancak ateş tanrısı Kagutsuchi-no-Kami'nin doğumu sırasında Izanami öldü. Üzüntüden sarsılan İzanagi, onu ölülerin ülkesi Yomi'ye kadar takip etti fakat Yomi'nin yemeğini yedikten sonra geri dönemedi. İzanagi aniden İzanami'nin ayrışan bedenini görünce çok korkmuş ve kaçmıştı. Izanami çıldırdı, onu çirkin bir kadın olarak takip etti. Izanagi dikkatini dağıtmak için ona kişisel eşyalarını fırlattı. Yomi'nin mağara girişinden kaçarak, onu bir kaya ile engelledi, böylece hayatı ölümden kalıcı olarak ayırdı. (Hades ile Persephone gibi, değil mi?)
[Adem ile Havva'ya benzer hikaye, ataerkil düzen örneği]

ÇİN, ORTA KRALLIK
Yin ve yang'ın karşıt kuvvetlerini içeren, zamansız boşluk içinde yüzen kozmik bir yumurta vardı. Kuluçkadan sonra, ilk var olan Pan-gu ortaya çıktı. Yumurtanın ağır parçaları "yin aşağı doğru sürüklenerek yeryüzünü oluşturdu. Daha hafif parçalar "yang" gökyüzünü oluşturmak için yükseldi. Pan-gu, parçaların yeniden şekillenmesinden korkuyor, yeryüzünde durup gökyüzünü tutuyordu. Gökyüzü 30.000 mil yüksekliğe ulaşana kadar 18.000 yıl boyunca günde 10 metre büyüdü. Çalışması tamamlandığında ise öldü. Onun parçaları, hayvanlar, hava durumu fenomenleri veya göksel bedenler olsun, evrenin unsurlarına dönüştü. Bazıları onun üzerindeki pirelerin insanlara dönüştüğünü söyledi ama başka bir açıklama daha var:
Tanrıça Nuwa yalnızdı, bu yüzden Sarı Nehir'in çamurunu yoğurarak insanı çamurdan yarattı. Yarattığı ilk insanlar onu sevindirdi fakat yaratmak uzun sürmüştü. Bu yüzden yeryüzüne çamurlu damlacıklar attı, her biri yeni bir insan oldu. Bu aceleyle yapılmış insanlar normal halk, daha önce çamurdan yoğurarak yarattığı insanlar ise soylular oldular.
[Görüldüğü üzere İslam henüz yokken, çamurdan, balçıktan insan yapma hikayeleri çok farklı toplumlarda zaten mevcuttu. Bir diğer örneği Prometheus'un çömlekçi tezgahında insanı yaratmasıdır. Ayrıca yine Tanrıça Nuwa, tıpkı Allah gibi, insanı bilinmek istediği için yaratmıştır.]

AZTEKLER
Azteklerin toprak annesi Coatlicue ("yılanların etekleri"), insanların kalplerinden ve ellerinden  kolyesi olan ve isminden de anlaşılacağı gibi yılanlardan oluşan etek giyen korkunç bir tanrıça şeklinde tasvir edilmiştir. Hikayeye göre Coatlicue bir obsidyen bıçağı tarafından döllendikten sonra ayın tanrıçası Coyolxauhqui'yi ve güney gökyüzünün yıldızları olan 400 oğulu doğurdu. Daha sonra, Coatlicue gökyüzünden düşen, öldürücü, tüylü topları bulup onları beline yerleştirdi ve bu tüylü toplar tekrar hamile kalmasına neden oldu. Coyolxauhqui ve erkek kardeşleri annelerinin anormal hamileliği karşısında şok oldular ve öfke ile annelerine karşı döndüler. Bununla birlikte, Coatlique'nin içindeki çocuk savaş ve güneş tanrısı Huitzilopochtli, rahmin içinde tamamen büyümüştü ve zırhlıydı (ot sarmanın zararları). Sonra o Coyolxauhqui'ye saldırdı ve onu bir ateşin yardımıyla öldürdü. Kafasını kesip gökyüzüne fırlattı ve o bir aya dönüştü.
[Tanrıçanın 2. hamile kalma hikayesi bir nevi Meryem-İsa hikayesi gibi.]

ANTİK MISIR'IN RUHLARI
Eski Mısırlıların birkaç yaratılış efsanesi vardı. Her şey, Nu'nun (ya da Nun'un) dönen, kaotik sularıyla başlar. Atum kendini var olmaya itti ve bir tepe yarattı, aksi halde onun durması için bir alan olmazdı. Atum cinsiyetsizdi ve her şeyi gören bir göze sahipti. Hava tanrısı olan oğlu Shu'yu tükürdü. Atum daha sonra nem tanrıçası olan kızı Tefnut'u kustu. Shu ve Tefnut, Geb, yeryüzünü, gökyüzünü ve kabuklu yemişi yarattılar. İlk önce dolaşıkdılar, ancak Geb, kabuklu yemişi üstünden kaldırdı. Yavaş yavaş dünyanın formu düzenlendi ama Shu ve Tefnut kalan karanlıkta kayboldular. Atum her şeyi gören gözünü çıkardı ve onları aramaya gönderdi. Shu ve Tefnut göz sayesinde geri döndüğünde Atum neşeyle ağladı. Gözyaşları yeryüzüne çarptığında ise insanlar ortaya çıktı.


BABİL NEHİRLERİ
Babil yaratılış efsanesi Enuma Elish, su tanrıları Apsu (taze/canlı) ve Tiamat (tuz) ile başlar ve birkaç nesil tanrılar ortaya çıkarır ve Ea'ya ve birçok kardeşine yol açar. Ancak, bu genç tanrılar, Apsu ve Tiamat'ın uyuyamadığı kadar gürültü yaptılar (İstanbul'da site hayatı). Apsu onları öldürmek için plan yaptı ama erken davranarak önce Ea onu öldürdü. Tiamat intikam sözü vererek Çılgın, kuduz köpek ve akrep adam dahil olmak üzere birçok canavar yarattı. Ea ve tanrıça Damkina, koruyucuları olarak dört gözü ve dört kulağı olan dev bir tanrı olan Marduk'u yarattılar. Silahlarını bir rüzgar gibi kullanan Marduk, Tiamat'ın boğazına kötü bir rüzgar fırlatıp onu etkisiz hale getirdi ve kalbine fırlattığı tek bir okla onu öldürdü. Tiamat'ın vücudunu ikiye bölerek onu göğü ve yeri yaratmak için kullandı. Daha sonra ise insanı yarattı.

ESKİ İRAN DİNİ: ZERDÜŞTLÜK
Orta Pers döneminin yaratılışı anlatan antik metinleri Bundahishn, Tanrı Ahura Mazda tarafından yaratılan dünyayı anlatır. Büyük dağ Alburz, 800 yıl boyunca gökyüzüne değene kadar büyür. Bu noktadan sonra yağmur yağar, Vourukasha denizi ve iki büyük nehir doğar. İlk hayvan olan beyaz boğa, Veh Rod nehrinin kıyısında yaşıyordu. Ancak, kötü ruh Angra Mainyu onu öldürdü.
Öldürülen boğanın tohumu aya taşınarak arıtıldı ve birçok hayvan ile bitkiler yaratıldı. Nehrin karşısında güneş gibi parlak ilk adam Gayomard yaşıyordu fakat Angra Mainyu onuda onu öldürdü. Güneş onun tohumunu kırk yıl boyunca saflaştırdı ve sonra ondan bir ravent bitkisini filizlendirdi. Bu bitki ilk faniler olan Mashya ve Mashyanag'a dönüştü. Bu sefer Angra Mainyu onları öldürmedi fakat onları kendine ibadet etmeleri için kandırdı. 50 yıl sonra ikiz doğurdular ama günahlarından dolayı ikizleri yediler. Çok uzun bir süre sonra iki tane daha ikiz doğdu ve onlardan tüm insanlar geldi (özellikle de Persler).

İSKANDİNAV TANRILARININ ÇEKİCİ
Kaslı, varil göğüslü tanrılar ve etli butlu tanrıçaları ile İskandinavya ve Cermen ülkelerinin eski dinleri, hem güreş hem de ağır metal müziğin hayranları için yaratılmış efsaneler barındırır. Slav efsanelerine göre, Dünya (Midgard) 'dan önce, ateş kılıcı Surt tarafından korunan ateşli bir toprak olan Muspell vardı; Büuük bir boşluk Ginnungagap, ve donmuş buz kaplı bir toprak olan Niflheim. Niflheim'ın soğuğu Muspell'in sıcağına dokunduğunda meydana gelen inanılmaz çözülmeden dev "Ymir" ve devasa bir inek olan Audhumla ortaya çıktı. Sonra inek tanrı Bor'u ve karısını varoluşa yaladı. Çift, Odin, Vili ve Ve adında üç oğlu olan Buri'yi doğurdu. Buri'nin oğulları dev Ymir'i öldürdü ve onun bedeninden dünyayı yarattılar. Kemiklerinden dağları, saçlarından ağaçları, kanından ise deniz, göl ve nehirleri yarattılar. Sonra tanrılar Ymir'in oyulmuş kafatasının içinde yıldızlı gökleri yarattı.

Yazan & Çeviren: A.Kara

AZTEK MİTOLOJİSİNDE 5 GÜNEŞ

5 dünya, 5 güneş, A, Aztek mitolojisi, Aztek mitolojisinde dünya ve güneşler, Aztek mitolojisinde yaratılış, Azteklerde dünyanın yaratılışı, Deprem güneşi, mitoloji, Yaratılış mitleri,
İLK GÜNEŞ: TEZCATLİPOCA
  • Nahui-Ocelotl (Jaguar Güneşi) - Sakinleri, jaguarlar tarafından yutulmuş devlerdi. Dünyaları yok edildi.
676 yıllık bir günaş olan Tezcatlipoca, dünyayı aydınlatan ilk güneş olmuştu.
Dünyayı tamamlanmak için, büyük bir enerji kaynağı olan güneş yaratılmalıydı. Güneş, Aztek yaratılış mitlerindeki döngünün anahtarıdır. Bununla birlikte, güneş çok güçlüdür. Azteklere göre Güneş, sadece bir tanrının kurban edilmesinden sonra ortaya çıkabilir : Tezcatlipoca. Ancak, kudretli Tanrı Tezcatlipoca sadece güneşin yarısı olabilmiş, böylece ilk yaratılmayı tamamlayamamıştır. İlk çağda, tanrılar küllerden devler yarattı ve onlara yemek olarak meşe palamudunu verdi. Tezcatlipoca güneş olmayı bıraktığında, tüm devler jaguarlar tarafından yenildi ve hiçbiri kalmadı.

Tezcatlipoca güneş olmaktan çıktı çünkü Quetzalcoatl onu gökyüzünden dışarı fırlattı. Öfkelenen Tezcatlipoca devleri yok etmek için jaguarları gönderdi. Bu dünya titremelerle ortadan kayboldu ve insanlar jaguarlar tarafından yutuldu.

İKİNCİ GÜNEŞ: EHECATONATİUH
  • Nahui-Ehécatl (Rüzgar Güneşi) - Bu dünyada yaşayanlar maymuna dönüştüler ve kasırgalarla yok edildi.
İkinci güneş sırasında, insanlar şimdiki gibi normal boyutta yaratıldılar. Tanrılar insanlara yemeleri için çam fıstığı kurusu verdi ve insanlar barış içinde yaşıyorlardı. Ancak bir süre sonra insanlar yozlaştı ve kin duygusuna sahip olmuştu. Bu yüzden Tezcatlipoca onları maymuna çevirmişti ve bundan dolayı öfkeliydi. Quetzalcoatl, maymunları uzaklara savurması için bir kasırga gönderdi.

Quetzalcoatl, Tezcatlipoca onu tahrip edene kadar toplamda 675 yıl boyunca güneş olarak varlığını devam ettirmişti.

ÜÇÜNCÜ GÜNEŞ: TLETONATİUH
  • Nahui-Quiahuitl (Yağmur Güneşi) - Sakinleri bir yağmur yağması tarafından yok edildi. Sadece kuşlar hayatta kaldılar (ya da yaşayanlar kuş haline geldiler).
Tlaloc tanrıların, yağmurun ve suyun tanrısının ilk yaratımlarından biriydi. O bir sonraki güneşti. Ancak tıpkı faniler gibi, kişisel sorunlar onun çöküşü oldu. Tezcatlipoca fitneci ve tetikleyici olmuştu. Üçüncü Güneş sırasında, Tezcatlipoca Tlaloc'un karısını (Xochiquetzal) çalınca Tlaloc'un kalbi kırıldı. Güneş gibi parladı ama halkın yalvarmalarına rağmen yağmur yağdırmayı reddetti, öfke doluydu. Kısa bir süre sonra, korkunç bir kuraklık dünyayı süpürdü ve son olarak Tlaloc bir öfke içinde yağmur yağdırdı fakat bu bir ateş yağmuruydu. Dünyanın her tarafını yakarak yok olmasına neden oldu.
Üçüncü güneşin varlığı 364 yıl sürdü.

DÖRDÜNCÜ GÜNEŞ: ATONATİUH
  • Nahui-Atl (Su Güneşi) - Bu dünya büyük bir su baskını altında kaldı ve sakinleri balıklara dönüştüler. Bir çift kaçmayı başardı ama onlar da köpeğe dönüştüler.
Dördüncü Güneş sırasında, Tlaloc’un kızkardeşi Calchiuhtlicue güneş olarak seçilmiştir. Ancak kıskançlıkla dolan Tezcatlipoca ve Quetzalcoatl güneşi yıktılar. Calchiuhtlicue düştüğü için, gökyüzü açıldı ve su dünyaya dolarak yıkımına neden oldu, dünya sular altında kaldı.

Chalchiuhtlicue, 312 yıl boyunca balık adamlarını doğurdu. O zamanlar mısıra benzer bir tohum olan beştepi yediler.

BEŞİNCİ GÜNEŞ: İNSANIN YARATILIŞI
  • Nahui-Ollin (Deprem Güneşi) - Biz bu dünyanın sakinleriyiz. Bu dünya depremler (veya büyük bir deprem) tarafından yok edilecek.
Tanrılar başka bir güneş yaratmak için toplandılar. Bu, Aztek yaratma hikayesinin, bugün dünyanın ne olduğunu açıklamaya gerçekten yaklaştığı zamandır.

Gururlu tanrı Tecuciztecatl yaratma işi için kendini teklif etti, ama diğer tanrılar alçakgönüllü Nanahuatzin'i tercih etti. Büyük bir ateş inşa edildi, ama Tecuciztecatl son atlayan olmaktan çok korktu. Nanahuatzin atladı. Kıskançlıkla dolu Tecuciztecatl peşinden koştu, ardından cesur bir kartal ve jaguar izledi.

Doğuda iki güneş doğmaya başladı. Çok parlaktı, tanrılar ışığı soldurmak için Tecuciztecatl'ın yüzüne bir tavşan attılar ve o bir aya dönüştü.

Fakat Nanahuatzin zayıftı. Hareketsizdi, bu yüzden diğer tanrılar ona gökyüzünde koşacak enerjiyi sağlamak için kanlarını verdiler. Aztek inanışına göre bu içinde yaşadığımız dünyadır. Aztekler bu dünyanın sonunun büyük depremlere geleceğine inanıyorlardı.

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara