SON YAYINLAR
latest

ARKEOLOJİK KEŞİF

Arkeolojik keşif
A etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
A etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

HİLAL VE YILDIZIN TARİHİ

A, din, islamiyet, Antik semboller, Hilal ve yıldız, Hilal ve yıldız sembolü, İslamiyetin sembolü, Camilerin tepesindeki ay, Ay tanrısı Sin ve İslam, İştar, Şamaş, Mezopotamya'da hilal ve yıldız,
Hilal ve yıldızın birlikte (ortak) kullanımı ilk olarak İsrail'dir ve antik İsrail krallığında yanyana kullanılmışlardır. MÖ. 13-14. yüzyıllarda Moabites tarafından kullanılmış olan bu sembol kendisine ait olan mühürlerde sıkça göze çarpmaktadır.

İslamiyetin sembolü olan hilal ve yıldız figürü aynı zamanda antik Sümer'de de en çok kullanılan öğelerdendir. Hilal, Ay Tanrısı "Sin"i temsil ederken yıldız ise Ishtar (İştar)'ı aynı zamanda Roma mitolojisindeki Venüs'ü sembolize eder.
Antik Sümer'de bu iki sembole ek olarak "Şamaş" adı verilen bir güneş diskinin de kullanımı yaygındır. Sümer medeniyetinde bu 3 sembol kullanılırken:
Ay: Sin'i, yıldız: İştar'ı, güneş: Şamaş'ı temsil etmektedir. (Arap diline Şems -güneş- olarak geçen Şamaş Asur ve Babil'de güneş tanrısı olarak tapınılmış bir ilahtır)

Hilal ve yıldızın bir arada kullanımı Mezopotamya medeniyetlerinde de görülmektedir. M.Ö. 147'de Kral 1. Mithridates, M.Ö. 58-38'de 2. Orodes ve M.Ö. 38-2'de 4. Phraates tarafından basılmış olan antik paralarda bu semollerin kullanılmış olduğu görülmektedir.
Kaldı ki yukarıda sayılan kişiler kullanmadan tam 2 milenyum yıl önc Elam devleti tarafından da kullanılmış, Babil mitolojisindeki zamanın ve ayın tanrısı Sin, güneşin kudretli hakimi, yeryüzü ve cennetin yargıcı olduğuna inanılan Şamaş ve yıldız tanrısı İştar sembolize edilirken bunlar babil krallarının güçlerinin kaynağı olarak kullanılmıştır (antik Mısır'da firavunların gücünü tanrıdan aldığını söylemesi gibi).

Fakat bu sembollerin İslam öncesi kullanım yerleri ve onlara ne şekilde tapınıldığı bilinmesine rağmen hiçbir Müslüman:
"Neden İslamiyet'in sembolü de "hilal"dir?
"Putperestliğe tepki olarak doğduğu söylenen bir din neden kendinden önceki putperestlerin kullandığı sembolleri aynen kullanmaya devam eder?"
diye düşünmüyorlar...

Kaynaklar:
Irving L. Finkel, Markham J. Geller, Sumerian Gods and Their Representations, Styx, 1997, p71,
André Parrot, Sumer: The Dawn of Art, Golden Press, 1961,
A.H. van Zyl, The Moabites, Brill, 1960, pp 111-112, pp 157-158,
Othmar Keel, Christoph Uehlinger, Gods, Goddesses, and Images of God in Ancient Israel, Fortress Press, 1998, p322,
John Hansman, "The great gods of Elymais" in Acta Iranica, Encyclopédie Permanente Des Etudes Iraniennes, v.X, Papers in Honor of Professor Mary Boyce, Brill Archive, 1985, pp 229-232,
Michael R. Molnar, The Star of Bethlehem, Rutgers University Press, 1999, p78

Yazan: A.Kara

DEİZM DERNEĞİ BAŞKANI İLE RÖPORTAJ

Deizm Derneği röportaj, Deizm derneği ile röportaj, Dini Haber, Haberler, Tanrı kimdir, Yaşamın amacı, deizm, Dine neden inanmıyorsunuz, Röportaj, A, Adem ve Havva, Deizm röportaj, deizm nedir,
Merhaba dostlar, yakın zamanda kurulmuş olan Deizm Derneği'nin başkanı Özcan Pali ile röportaj gerçekleştirdim ve ona sosyal medyada merak edilen yada ağızlarda gevelenen soruları yönelttim (hatta bazılarını sorarken sorunun saçma olduğunu biliyordum ama maalesef bu soruların internette yazıp çizen, karalama kampanyası yapan kekolar için cevaplanması gerekiyordu).
Dernek başkanına zaman ayırdığı için teşekkür ederken sizleri de röportaj ile baş başa bırakıyorum.

Sosyal medyada deizmi sapıklık gibi göstermek için, bu derneği hükumetin kurduğu gibi birkaç iddia gördüm. Birde sizden dinleyelim.

Aslında bu söylemler yersiz değil. Birilerinin böyle düşünmesi çok makul çünkü tarih oldukça fazla komplonun kurulduğunu bize öğretir. Bu iddiaları ben de duysaydım yeni kurulmuş bir derneğe temkinli yaklaşırdım. Çünkü böyle diktatörlüğe giden bir hükumetten de ancak böyle kurnazca planlar beklenir. Ancak yine de böyle söylentileri benim bir şeyler söyleyerek ortadan kaldırmam suni bir çaba olur. Bu, Kur'an’ın tanrı sözü olduğunu iddia eden bir kişinin kanıt olarak “kitap öyle diyor” demesi gibi komik olurdu. Ancak madem soruldu yine de cevaplayayım.
  1. Öncelikle temkinli olun, evet bu yeni kurduğumuz dernek sizlerin de dediği gibi bir böyle olabilir,
  2. Ancak ipuçlarının bunu böyle göstermediğini görün. Mesela kurucu üyelerden 3 tanesi zaten Ateizm Derneği’ne üyeler ve uzun süre Etkinlik Komisyonlarında yer aldılar ve canla başla çalıştılar.
  3. Bir diğer ipucu, dinsel geçmişleri, kariyerleri ve hiç siyasi ve bürokratik geçmişlerinin olmaması. Ayrıca hiçbiri devlet dairesinde bile çalışmış değil. 
  4. Ve diğer ipucu ise, dernek kurucularının 6 tanesi birbirlerini en az 20 senedir tanıyor olmaları ve aynı semtte oturmaları. Diğer 6 tanesi ise daha yakın zamanda tanışıp dost oldukları kişiler. Sanırım en azından bu ipuçları kaygıları giderecektir.
Deizm, ateizmden önceki duraktır sözü ile ilgili düşünceniz nedir? Sizce deizm bir aşama mı?

Hayır değil. Eğer öyle olsa idi. Dünya’nın çoğu seküler yaşam tarzını seçen deistlerden olmazdı.

Aslına bakarsanız Ateizm, kendisinde “Yaratıcı yoktur” dogmatik öğretisini taşıdığı ve mutlak hakikatin de bu olduğunu söylediği sürece, dinlerden farkı olmayacaktır.

Deizm ise doğal bir düşünce, inanç veya felsefe biçimidir. Kendisi mutlak hakikati bulduğunu söylemeden evrenin bir yaratıcısı olduğuna kanaat getirir.  Dinlerin öğrettiği gibi Yaratıcının insani nitelikte olduğunu söyleyenlere karşı, biz deistler de “öyle tanrı yok” diyerek, dinlerin tanrılarına karşı ateistiz. Ancak evrenin var edene karşı da değiliz. Deizm hiç kesimizi zorlamadan ve argümanlara dahi daha ihtiyaç duymadan akıl, mantık ve sağduyu ile varılan en doğru düşünce biçimidir. Böyle söylemler şunu söylemeye benzer. “CHP ye oy verenler en sonunda komünist olurlar” gibi oldukça temelsizdir.

Deizmin türleri var mı?

Evet. Bazı deistler Tanrının yaratma eylemini değiştirmeden, onun niteliğinde düşünsel bir tahminde bulunarak bazı alt deist düşünce biçimini edinirler. Spiritüel Deizm, PanDeizm, PanenDeizm vs. Burada bunların anlamlarını söylemek yerine en kolay WikiPedia’ya bakmalarını tavsiye ederim.


Türkiye'de dinsiz olmanın zorlukları neler?

Dinsiz olmak öncelikle toplumda hakaret niteliği taşımaktadır. Bunun önemli bir nedeni öğretilen egemen din anlayışından gelir. Egemen din anlayışı Sünni İslam’dır. Ve bu inanca göre dinden çıkmak Allah’a hakaret ve ihanettir ve sonu ebedi cehennemdir. Şimdi bu öğretiye göre inançlı bir kişi, dinsiz bir kişiye nasıl bakar. Tabi ki kendi Allah’ı dinsize nasıl bakıyorsa öyle. Peki kendi Allah’ı dinsize nasıl bakıyor. Hain ve cehennemde ebediyen yanmayı hak etmiş biri. O halde inançlı bir kişinin, dinsiz bir kişiye kendi tanrısından daha merhametli olmasını bekleyemeyiz. O nedenle oldukça zor olmasının yanında düşüncelerinizi söylemenin hayati tehlikesinin olduğu bir toplumda yaşıyoruz.

İş yerinde düşüncelerinizi açıklamak işinizden olmanıza neden olabilir. Bu gerçekleşmezse size mobig uygulanır. Bu da olmazsa zaten iş arkadaşlarınız tarafından dışlanırsınız.

Aile durum daha da zordur. Hele alevi bir aileden çok inançlı ailelerde durum daha da vahim hal alabilir. Baba, cehennemi hak eden bir kafirin evde yaşamasına müsaade etmez. Bu hem inançlarına aykırıdır hem de komşulara ve akrabalara karşı utançtır. Dayak, baskı ve evden atma ve evlatlıktan reddetmeye kadar giden acı dolu bir yolculuk başlayabilir. Anne ise gözyaşları ve psikolojik baskı uygulayarak zaten yaralar. Laik ve demokratik bir ülkede yaşıyor olsak da iktidarın dindar ve dini kürsülerin ve cemaatlerin oldukça baskın olduğu ülkemizde durum bu şekildedir.

Bilindiği gibi deizm sapıklıktır gibi açıklamalar yapıldı. Deizmde sapık yakıştırmasını hak edecek bir durum var mı?

Bir kişinin hiçbir dine girmemesi sapıklık olabilir mi diye sormak lazım. Şöyle diyelim bir kişinin Müslümanken Hristiyanlığı seçmesi konu olsaydı Diyanet İşleri Başkanı aynı açıklamayı yapar mıydı? Hayır yapmazdı. O halde bu şu anlama geliyor. “Hangi dine giriyorsan gir sorun yok ama bir din seçmezsen sen sapıksın”

Bu anlayış bozuk bir zihniyetten gelir. Şöyle düşünülüyor. “İnsanların bir dini olmazsa, tüm kötülükleri yaparlar.” Bu anlayış çarpık bir anlayış. Bunu böyle söyleyenlere şu soruyu sormak lazım. “Sizler bir tarikata bağlı olmazsanız kötü biri mi olursunuz.?” Cevap Hayırdır. Ülkemizde Tekke ve Zaviyelerin kapatılması ile toplumsal gelişme sağlandığını hatırlatalım. Üstelik öyle olsaydı dinsiz yaşayan Avrupalıların ülkeleri oldukça tehlikeli ülkeler arasında olurdu. Deizm sapıklıktır iddiası oldukça asılsız, yersiz korku ve cehaletten gelir.

Derneğe üye olmak için neler gerekiyor? Üyelik ücreti ne kadar ve neden alınıyor?

İstanbul dışında olsanız bile bu, derneğe üye olmanıza bir engel değil.

Üye olmak için www.deizmdernegi.org sitemizden başvuru formunu indirip doldurmanız yeterli. Bu forma ekleyeceğiniz, 1) Resim, 2) Kimlik sureti, 3) E- devletten çıkartabileceğiniz ikamet belgesi yeterli. Bunları 3 şekilde kolayca bize yollayabilirsiniz:
1) Kargo
2) Elden
3) E-mail adresimize (deizmdernegiistanbul@gmail.com)

Ben derim ki en kolayı telefonunuzla bu 3 belgenin resmini çekin ve e-mail atın. Bu 10 dakikanızı alır. Yani derneğimize 10 dakikada üye olabilirsiniz. Aidatları sembolik tutuk. Aylık 10 TL'dir.

Deizm derneği neden gerekliydi?

Biz deistler dinsel baskı yaşıyoruz gerçekten. Fiziksel olarak yaşamak bir anlam katmaz insana. Düşünceleri ile vardır insan. Kendi ifade edemediği bir yerde yaşamak insan hakları ihlalidir ve zulümdür. Aslında düşüncelerimi açıklamak zulmü şöyle dursun, fiziksel ve dinsel baskı bizleri daha da yaşanılamaz kılar. Bu yaşamak gibi, nefes alamamak gibi bir şey.


Çoğu deist bir dernek kurulmasına ihtiyaç olunmadığını söylüyor, neden bu derneği kurdunuz, neden gerek vardı?

Böyle söylemelerini dar görüşlü olmalarına bağışlıyorum. Bunu bütün taraftarların Galatasaraylı olmalarını sağlayıp, takımı rakipsiz bırakmak gibi anlamsız bir girişime benzetiyorlar olabilirler. Ama iş öyle değil. Böyle dar görüşlü düşünenlere şu soruları sormak lazım.
  1. Anonim veya başka kötü niyetlerle yalanlar ve düşmanlıklarla dolu bir dinin varlığına devam etmesini arzuluyor musunuz?
  2. Çevrenizi saran dinin biat etme baskısı size çekici geliyor mu?
  3. Dinsel baskı görmek istiyor musunuz?
  4. Dinsel kölelik altında ezilen, batıl inanışlarla türlü korkular yaşayan, kendi bağnaz dinsel yaşamlarıyla başkalarını baskılayan insanların toplumda var olması ve artması sizi memnun ediyor mu?
  5. Hiçbir dine ait olmadan yaşayan, ama teşkilatlanmamış, dernekleşmemiş bir ortamdaki boşluktan yararlanan Diyanetin, toplum üzerinde egemen güç olma ve cemaatlerinin inançlarını toplumun inançları gibi gösterme, bazı sinsi retoriklerle kanalize etme girişimleri sizi mutlu ediyor mu?
  6. Dinsel karanlıkta yaşayan oldukça muhafazakâr insanların arasında yaşarken, onların ibadetlerini benimsemediğinizden, yerine getirmediğinizden dolayı hor görülmeye devam etmek istiyor muşunu?
  7. Eğer bu sorulara “Hayır” diyorsanız o halde neden bizler gibi derneklerin olması gerektiğini de cevaplamış olursunuz.
Eğer cevap vermekte yine zorlanıyorsanız biz cevabı verelim. Bizler insanların insanların ürünü olan dinlerden arınmasını, ayrılmaları ve batıl olan inançlarından gelen korkularından kurtulmalarını, tutsak oldukları inançları yüzünden başkalarının hayatlarını zehir etmemelerini, böylece din ve mezhep savaşlarına girmemelerini, laik devlet ve seküler toplum oluşmasını sağlayarak, ülke dünya barışına katkıda bulunmak istiyoruz.

Deklarasyonunuzda “Adem ve Havva gibiyiz” diyorsunuz. Adem ve Havva’ya inanıyor musunuz?

Bir metni gözden geçirirken, metnin ruhunu ve söylemek istediği şeyi iyi anlamak lazım. Eğer tek boyutlu okursanız her kelimeye takılır, arkasında aslında ne denmek istendiğini anlayamazsınız zaten.

Deklarasyonda “Adem ve Havva gibiyiz.” dedik. Ancak bu deklarasyon Ateist veya Agnostiklere hitaben hazırlanmadı. Bu deklarasyon inançlı kişilere karşı bir beyandır. Böyle olunca, bizlere sapık diyenlerin aslında kendi inandıkları Adem ve Havva’ya da sapık demiş olduklarını anlatmak istedik. Yani onların yanlış düşündüklerini, yine onların Adem-Havva öğretisi üzerinden göstermek istedik. Bunu anlamak bu kadar zor olmasa gerek. Şöyle düşünün, bizler deklarasyonumuzda “Biz deistler büyük bir aileyiz, her tür dinsel baskıya karşı Süpermen kadar güçlüyüz.” deseydik, o halde sizler bizlerin Süpermen’e de inandığımızı düşünecektiniz. Bu çok komik bir dar bakış açısı.

Bu derneği devletin, insanları fişlemek için açtığını düşünüyorum. Siz de polis olabilirsiniz?

Böyle düşünmek ile haklı olabilirsiniz. Netice de böyle bir ülkede yaşıyoruz. Ancak şöyle düşünün. 12 Kurucu üyenin hepsi mi polis? Değil ise bir iki polis deistleri kandırarak dernek kurmaya mı kalkıştı? Komplo teorinizi bir an için makul bulsak dahi, iç işleri ve valilik tarafından onaylanmış bir derneğin içinde bulunmak, anayasal hakkımızı kullandığımız sürece ne sakıncası olabilir. Ayrıca zamanında Ateizm Derneği için de böyle düşünülmüştü. Ancak bunu böyle olmadığı derneği kuranların geçmişinden açıkça belli olur. Bir araştırma yapıldığında bunun böyle olmadığına çok rahat kanaat getirilebilir ancak hiçbir araştırma yapmadan veya yapmak istemeden peşin olarak bunu söylemek, Cumhurbaşkanı’na ABD ajanı demek kadar kolaydır.

Bu derneği madem açtınız, inancınız gereği o zaman kendi haline bırakabilirsiniz şimdi?

Bu soruyu bir deistin sorduğunu düşünemiyorum. Olsa olsa deizmi anlayamamış bir inançlı sormuştur. Deizm dindarlar arasında sanıldığı gibi, bir tanrının dünyayı yaratıp bir kenara çekildiği gibi bir inanç değildir. Öyle olsaydı deizm temelden saçma ve mantıksız olurdu. Böyle düşünüyor olanlarından dolayı deizm elbette öyle gelecektir. Deizm, tarihsel bir süreç geçirmiştir. Şu an Modern Deizm sürecindeyiz. 1800’lü yıllarda Hristiyanlıktan bağlarını koparmış ve dinsiz bir şekilde yaşayan deistler, yaratıcıyı yine de dinlerdeki gibi bir tanrı olarak betimlediler. Dinlerin hakikat olmadığı sonucuna vardıktan sonra Tanrı tanımı ile pek fazla ilgilenmediler ve Tanrı tanımı yine insan biçimci yani antropomorfik olarak kaldı. Öyle olunca tanrının neden müdahaleci olmadığı konusundaki soru sürüncemede kaldı ve cevaplanmadı, cevaplanmaya da pek meraklısı olmadı. Zaman ilerledikçe Deizm felsefesi, evrimsel kanıtlar ve diğer bilimsel kanıtlarla kendini bu konuda kendini daha da ileri götürerek olgun bir hal aldı.  Modern Deizmde antropomorfik bir tanrı düşüncesi yok. Yani Deizmdeki tanrı tanımı dinlerdeki gibi insan biçimci, duyguları ve insani nitelikleri olan bir tanrı değil. Bunun yerini aşkın yani insanüstü, doğa ve evren üstü bir bizim tanımlama yapamayacağımız bir tanrı anlayışı var ki bu da tam yerindedir. Çünkü tarih boyunca insanlar putlardan yaptıkları tanrılara bile kendi insani niteliklerini vermişlerdir. Şimdiki deizmdeki bu tanrı anlayışından sonra kimse onun evreni yaratıp bir kenara çekildiği gibi insani davranış tarzını ona yükleyemez. Dolayısı ile tanrı yaratmış bir kenara çekilmiş değil, o yaratma eyleminde bulunmuş bir güç, bir nedendir. Bu tanımdan sonra onun müdahaleci mi, değil mi konusunda şöyle söyleyebiliriz. İnsanlık tarihi, yaşanan acılar ve ıstıraplarla dolu insanlık tarihi bize şunu gösteriyor ki, insanlığı düşünen ve onunla ilgilenmek isteyen bir tanrı hiçbir müdahalede bulunmamıştır. Müdahale diye konu edinenler tarihte geçmez sadece dinsel masal kitaplarında geçer. İkincisi, söz konusu tanrının, şu an bile, günlük yaşamımızla ilgileniyor olduğuna dair kanıt sunamayız. Müdahaleyi beş duyu organımızla algılayamıyoruz. Ve bilimsel, sosyal ve toplumsal bulgularımız yok. İnsanlar yine hala savaş, yoksulluk, adaletsizlik, hastalık ve daha çok sayabileceğimiz sıkıntılarla kendi çözümlerini üreterek mücadele ediyorlar. Asıl Tanrıya insani niteliklerini yükleyen ve kıyamete kadar dünyaya karışmayan bir şekilde tarif eden İslam'ın ve diğer dinlerin anlayışıdır ve oldukça mantıksızdır.


Bir Allah’ın varlığına inanıyorsunuz madem, neden O’nun bir din göndermediğine inanmıyorsunuz?

Olağan üstü şeyler, olağan üstü kanıtlar gerektirir. Dinler şimdiki insanlık için oldukça ilkel kalıyor. Şimdi birkaç örnek soru ile bu dinlerin tanrıdan mı yoksa zamane insanlardan mı geldiğine siz karar verin.
  1. Köleliği kim kaldırdı, Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an mı yoksa Amerika Yurttaş Hakları ve diğer bildirgelerle insanlar mı?
  2. Çocuk haklarını kim en iyi savunuyor mu, söz konusu dinlerin kitapları mı Çocuk Hakları Bildirgesi ile insanlar mı?
  3. Kadınları cariyelikten kurtaran ve toplumun her alanında üretime katılmasını sağlayan söz konusu kitaplar mı yoksa insanların oluşturduğu medeni haklar mı?
  4. İnsanların refah ve konforuna hizmet eden bilimsel bulgu ve gelişmelere dinsel kitaplar mı neden oldu yoksa, dinlerden sıyrılan bilim adamları mı?
  5. İnsanlar daha çok dindar olurlarsa mı barış gelir dünyaya yoksa dinlerden sıyrılınca mı?
Bu sorular eğer eğer din değil, dinlerden sıyrılmış ve dini referans almayan insanlık yaptı diyorsanız, zaten bunları başaramamış dinlerin evreni ve kainatı yaratan bir tanrının eseri olmayacağını cevaplamış olursun.

Cehenneme inanmıyorsanız kötülük yapanın yanına yaptıkları kötülükler kar mı kalacak?

Yaşama dinsel pencereden bakarsanız, inandığınız insansı tanrıdan bir cezalandırma beklersiniz. Ancak yaşamın doğasını gözlemleyin. Doğadaki canlılar bir yaşam mücadelesi içindeler. Bütün canlılar birbirlerini yemekteler. Aynı türler bile kendi içinde savaş halindeler. Bir kaplanın bir ceylanı parçalamasından dolayı ceza almasını bekleyemezsiniz. Kendi içlerindeki mücadele kendi içlerinde kalır. Biz insan oğlunun da yaptıkları aramızda kalır. Buna tedbir olarak kanun ve nizamlar yaparken kendi içimizde cezalandırma yöntemini geliştirmişiz. Toplum içinde belirlediğimiz kanunları çiğneyenler olursa kendi oluşturduğumuz kanunlarla cezalandırıyoruz. Üstelik kötülükler görecelidir. Geçmişte ülkelerin ülkelere saldırması çok doğaldı ve suç değildi. Birleşmiş Milletlerin Kurulmasından sonra konulan kanunlar sayesinde çıkar amaçlı savaş açan ülkeleri kötülük yaparak suçlamış olduk. Bir yerde kanun konmamış ise yapılanlar suç değildir. Kanun konulduğu için eylemleri suç sayıyoruz. Adolf Hitler’in yaptığı kötülüklerden örnek vererek onun nasıl olurda deist düşünceye göre ceza almayacağını soruyorlar. Adolf Hitler’i savaş ilan edip işgalci olarak suç işlediğini ve tanrısal adalet ile cezalandırılmasını arzu edenlere, Osmanlı Padişahlarının da aynı şeyi, fetih arzusu ile yaptığını hatırlatmak isteriz. Ama Adolf Hitler’i katil ilan edip Osmanlı işgallerini fetih diye anmalarının nedeni, birinde birleşmiş milletlerin olmayışı diğerinin oluşudur. Birleşmiş Milletler yokken kötülük değildi, yasa koyucu olarak Birleşmiş Milletler olunca kötülük sayıldı. O halde sonuç şudur. Kötülük nesnel değil özneldir ve tarih içerisinde ve toplumdan topluma değişir ve kötülük yapanlar cezalarını oluşturduğumuz kanunlar sayesinde cezalandırılır. Kanundan kaçanlar ise ölünce bir yerlere kar götürmeyecekler. Onların suçları ya hapistir ya da kanundan kaçak yaşamaları gibi zorlu yaşamlarına mal olur ve bununla beraber vicdanları iyi bir yaşam sürdürmelerini engeller. Dahası suç işlemiş kişilerin kanundan kaçmaları da bizlerin, adalet sistemimizin acizliğidir. Kötülük konusunda son sözümüz şudur. Biz insanlık ailesi olarak birbirilerimize yaptığımız kötülük doğanın ve doğada yaşayan diğer canlıların ilgi alanı olmadığı gibi yaratıcının da müdahalesini gerektirmediğini görüyoruz.  Kol kırılır içinde kalır.

Yaşamın amacı nedir sizce?

Evrimsel süreç ne için yaşadığımızı değil nasıl yaşamamız gerektiğini söyler. Bazılarına göre yaşamın amacı neden yaşadığımızdır, bazılarına göre de nasıl yaşadığımız yaşamın amacıdır. Yaşamın amacının neden yaşadığımız sorusuna verilecek cevap olduğunu söylüyorsanız, bunun cevabının evreni var edende saklı olduğunu ve “Meraklanmayın güvenli ellerdeyiz.” demekle yetineceğimizi söylemek isteriz.

Tanrı kimdir?

Tanrının kim olduğu sorusu, dinlerin antropomorfist anlayışının ürünü. Bizler tanrıyı kişi olarak görmek zorunda değiliz. Dinlerin anlayışıdır bu. Tanrı bir kişi midir, şahıs mıdır ki biz onun kim olduğunu söyleyebilelim. Kendisinin bizlerle etkileşim halinde olduğu kadar biz onunla etkileşim halinde olabiliriz. Başka türlü Tanrının niteliği hakkında öznel düşüncelerden öteye geçemeyiz. Belki de tanrının kim olduğu sorusu yerine tanrının ne olduğu sorusu doğrudur. Dolayısı ile bu bilgiye sahip olamayız şimdilik. Ama tanrının, “Evreni Yaratıcısı” olarak veya ”Evreni var eden” olarak belki de “Varlığımızın Nedeni” diye tanımlayabiliriz. Bu tanımlardan öteye geçmek dinsel öğreti uydurmaktan öteye geçmez.

Tanrının bizi ve evreni yaratmaktaki amacı nedir?

Bunu bilmek tanrının ne veya kim olduğu ve neden var olduğu sorusu ile aynı gizeme sahiptir. Bu sorulara cevap veremiyoruz, verseydik neden var olduğumuz sorusuna da yanıt bulurduk. Dediğimiz gibi tanrı ile etkileşimde olduğumuz kadar onun hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Tarih kendisinin bizlerle etkileşim halinde olduğunu nesnel olarak ispatlayamamıştır.

Neden bir Tanrıya inanmak zorunda hissediyorsunuz?

Bu soruya bir soru ile cevap arayalım. Sizler evrende başka yaşam formları olduğuna inanıyor musunuz? İnanıyorsanız neden inanmak zorundasınız? Sizlerin şöyle cevaplandırdığını duyar gibiyim. “Bizler evrende başka yaşam formları olduğuna inanmak zorunda değiliz. Sadece milyarlarca galakside neden yalnız olduğumuzu düşünelim ki. Netice de biz varsak, başka galaksilerde başkaları da vardır.” Diye bir mantık yürüterek bir sonuca varırsınız. Bizler bir tanrıya inanmak zorunda olduğumuzdan dolayı değil. Sadece biz var isek onun da olduğu makul ve mantıklı. Hem evrende neden hiçbir şey yerine bir şeyler var? Bu soru, bir Yaratıcının olduğu konusunda bize mantıksal bir çıkarım sağladığı için onun olduğunu düşünüyoruz.

Röportajı Gerçekleştiren: Din ve Mitoloji (A.Kara)
Röportaj Yapılan Kişi: Deizm Derneği Başkanı Özcan Pali

YER ALTINDAKİ GİZEMLER

A, Açıklanamayanlar, Dünya dışı yaşam, Zerdüştlük, Derinkuyu,Yer altı mağaraları,Türkiyede ufo izleri,Yucatan,Yer altı şehirleri, Gizemli yerler, Kızıldereli efsaneleri,Kızıldereliler
Yucatan'daki ölü bir tapınak, Türkiye'de bir yeraltı şehri ve Güney Amerika'da yıldızların ötesine uzanan bir gizem içerdiği söylenen yeraltı mağarası var. Yüzyıllar boyunca insanlar, Dünya'nın derinliklerinde bulunan mağara ve tünellerin, Tanrılar ve canavarların topraklarına giden yeraltı geçitlerinin hikayelerini anlattılar.

Ayaklarımızın altında gizemli yerler olabilir mi? Kökleri bu Dünya'da bulunamayan yerler?
Mağaraların Jeolojinin henüz cevap veremediği belirli yönleri vardı.

Dünya çapında milyonlarca insan geçmişte dünya dışı varlıklar tarafından ziyaret edildiğimize inanıyor. Antik dönemde dünyaya gelen uzaylıların tarihimizi şekillendirmeye gerçekten yardımcı olduğunu düşünenler var. Bu yüzden bazıları yüzeyin altındaki gizemli dünyalarda onların varoluşlarına dair kanıtlar arıyorlar.

Türkiye'nin merkezinde kuzeyde Karadeniz ve güneyde Toros Dağları ile sınırlanan Kapadokya yatıyor. Burada rüzgar ve suların volkanik kayalardan garip şekiller oluşturduğu ve eski halkların bir zamanlar buraları küçük, ilkel konutlara dönüştüğü bilinmektedir.

1963 yılında Derinkuyu ilçesinde bir ev yenileme tadilatı sırasında binlerce yıllık mağara duvarı açıldığında 280 metreden daha derin bir yeraltı kentine uzanan geçiş yolu ortaya çıktı ve olağanüstü bir keşfe yol açtı.

Bu inanılmaz bir şey çünkü burada havalandırma bacaları ve en derin seviyelere bile hava sağlayan 15.000 küçük hava bacası var.

Burada bulunan kaya odalar, dini merkezler, depolar, şarap odaları olarak kullanılıyordu ve hatta çiftlik hayvanları için ahırlar bile vardı.

Derinkuyu modern ekipmanlarla bile günümüz şartları düşünüldüğünde yapması çok büyük bir iştir.
Ama bu yapıların o günlerde yapılmış olması onları muazzam yapıyordu, tıpkı piramitler gibi.

Derinkuyu'da taşın yumuşaklığından dolayı yukarıdaki katları desteklemek için yeterli sütunun sağladığına çok dikkat etmeliydiler, aksi halde mağaralar içinde yaşayanlar için büyük bir felaket doğurabilirdi.


İncelemeler yapıldığında mağarada felaket yaşandığına dair herhangi bir kanıt yok. Bu da gösteriyor ki bu işi yapanlar son derece zekilerdi ve işledikleri malzemeyi iyi biliyorlardı. Fakat iyi bilmek tek başına böyle bir harikayı ortaya çıkarmak için yeterli miydi? Burada bahsettiğimiz şey çok eski uygarlıklar. Bunu nasıl başarabildiklerini anlamak akıl almaz bir şey.

Bazılarına göre belki de başka medeniyetlerden yardım aldılar. Ama bu büyük yeraltı şehrini kim inşa etti? Yada hangi gizemli güç onları yer altında yaşamaya itti?

İnsanlar neden böyle garip mağaralarda yerin oldukça altında yaşamak isterler? Gerçekten fikri bile korkutucu.
Birçok arkeolog ve bilim adamına göre Derinkuyu büyük olasılıkla M.Ö. 800 civarında istilalardan kendilerini korumak isteyen Frigya'lılar tarafından  inşa edilen geçici bir sığınak olarak hizmet vermeyi amaçlamıştı.

Diğerlerinin ise İncil'de bahsedilen savaşçı toplum olan Hititler tarafından inşa edildiğine inanılıyor. Ama bu yeraltı şehri belki daha eski olabilir? Antik astronot kuramcılarına göre burası belki de binlerce yıllık olabilir.

Türkiye'nin Kapadokya bölgesi doğada İranlıların olduğu Zerdüşt imparatorluğunun bir parçasıydı. Zerdüştlük ise dünya yüzündeki en eski dinlerden biridir.

İyilik ve kötülüğün karşıt kuvvetlerine dayanan eski bir inanç olan Zerdüşt dininin hem Hinduizm hem de Musevilik ve Hristiyanlığı etkilediğine inanılmaktadır. Altıncı yüzyıldan bir süre önce kurulmuş bir dindir ve tanrısının adı Ahura Mazda'dır.

Zerdüşt kutsal kitabının ikinci bölümü olan Vendidad'da Ahura Mazda insanlığı dünya çapında bir çevre felaketinden kurtarıyor. Bu tıpkı Ahitlerdeki Nuh tufanına benzer şekilde büyük bir felaket.

Büyük peygamber Yima'ya Tanrı Ahura Mazda tarafından Derinkuyu'ya benzer bir yer altı sığınağını nasıl inşa edeceği öğretiliyor.

Kutsal metinlere göre Yima selden korumak için değil de buzul çağından korumak için seçilmiş bir grup insanı ve hayvanları barındırma amacıyla yeraltı şehri kurdu. Vendidad da bu “Kötü Kışlar” olarak geçiyor.

Birçok iklim bilimcisine göre son buz çağı 18.000 yıl önce zirveye çıktı ve yaklaşık MÖ. 10.000 civarında sona erdi.

Derinkuyu'nun yıkıcı bir kış döneminden korunmak için sığınak olarak inşa edilmiş olması mümkün müdür? Karbon taşının yaşına bakılamadığı için Derinkuyu'nun gerçekte kaç yaşında olduğunu kimse bilmiyor, sadece tahmin yürütülüyor.

Soru şu: Eğer çok benzer bir Zerdüşt hikayesi varsa o yerin ve Derinkuyu'nun şimdiye kadar zannettiğimizden çok daha büyük olduğu bir olasılık mıdır?

A, Açıklanamayanlar, Dünya dışı yaşam, Zerdüştlük, Derinkuyu,Yer altı mağaraları,Türkiyede ufo izleri,Yucatan,Yer altı şehirleri, Gizemli yerler, Kızıldereli efsaneleri,Kızıldereliler

Peki Derinkuyu aslında Ahura Mazda'nın takipçilerine efsanedeki gibi yapmaları emrettiği yeraltı şehrinin arkasındaki çarpıcı bir gerçek olabilir mi? Öyleyse Tanrı Ahura Mazda kim ya da neydi?

Ahura Mazda Dünya'da olup bitenlerin yönetiminden sorumlu görünmektedir. Bunu anlamanın çeşitli yolları var bunlardan biri daha yüksek bir evrensel bilinç formunu temsil etmesidir.
Bir diğeri ise dünya dışı yaşamı denetleyip gözetlemesi ve dünya dışından haber almasıdır.

Antik çağlardan birkaç kutsal metinde anlatıldığına göre dünya dışı canlılar insanlara bilgi vermektedir ve bilgi veren bu kişiler Tanrı olarak bilinmektedir.

Gökyüzü Tanrısı Ahura Mazda gerçekten başka bir dünyadan gelişmiş bir varlık olabilir miydi?
Bu yüzden takipçilerinin çevre felaketlerinden korunmasını sağlamak için bu karmaşık labirenti inşa etmeleri için gereken teknolojiyi sağlamış olabilir mi?

Ya da Derinkuyu’nun varlığı için daha muhtemel hangi nedenler vardır?

Derinkuyu'nun kapıları çok akıllıca inşa edilmiştir. Temel olarak sadece açabilirsiniz veya iç kısımdan kaldırabilirsiniz. Belli ki Derinkuyu'da oturan kişi herhangi birinden ya da bir şeyden saklanıyordu.

Antik Zerdüşt metinlerine göre Ahura Mazda kudretli savaş arabasıyla gökyüzüne doğru yükseliyor ve yıkımın hayaleti olan ebedi düşmanı Angra Mainyu'ya karşı savaş açıyor. Peki bu gerçekten olmuş olabilir mi? Antik astronot teorisyenleri Dünya'nın ve onun kaynaklarının kontrolü için savaşan iki dünya dışı güç tasvirine inanıyorlar mı?

Hava düşmanları dünya dışından geliyorlardı çünkü uçuş yeteneğine sahiplerdi. Dünyadaki her antik kültürde okuyabileceğimiz gibi bu tür makinelere erişimleri vardı.
Zerdüşt geleneğine baktığınız zaman savaşan gruplar arasında bir tür dünya dışı savaşın olduğuna dair net anlatımlar görüyorsunuz.


İnşa edilen bu mağaraların o zamanlar savaş içinde olunan dünya dışı varlıkların olası hava saldırılarına karşı sığınak olarak kullanılması muhtemeldir.

Bazıları araştırmacılar yer altındaki Derinkuyu'da 30.000 kişinin yaşadığını söylüyor.

Kayıtlı olan tarih belgelerine bakıldığında birçok farklı halkın Derinkuyu yeraltı şehrini çöl akıncılarından Roma lejyonlarına kadar birçok şeyden korunmak için kullandığı görülüyor.

Ancak bazı uzmanlar bu tür saldırıların Derinkuyu'nun ilk yapılış nedenini gerçekten açıklayıp açıklayamadığını merak ediyorlar.

Derinkuyu halkı gerçekten göklerdeki dünya dışı savaştaki zayiattan kaçınmak için yeraltına inmiş midir? Eğer öyleyse dünya dışında farklı gezegen ve başka şehirler de olabilir mi?

Antik astronot kuramcılarına göre bu ihtimal oldukça kuvvetlidir. Onların Amerika'nın güneybatısındaki mağaraların derinliklerinde ve çevresinde bulunabileceğini söylüyorlar.

Amerikanın güneybatısındaki görkemli ovalar ve engebeli dağlar Navajo, Zuni, Pueblo, Hopi ve Apaçi gibi birçok yerli topluluğa ev sahipliği yapmıştır.

Bu kabilelerin çok farklı inançları bulunmaktadır fakat yaratılış efsaneleri dikkat çekici bir şey söylemektedir. Apazlar, Zuniler ve Hopi Kızılderilileri gibi diğer Pueblo Kızılderilileri yeraltı dünyasından günümüz dünyasına doğru yönelen efsanelere sahipler.

Bazı efsanelerde güneybatı halklarının güvenlikleri için yer altına geri döndükleri görünmektedir.
Arizona Hopi'leri atalarının yeryüzünün derinliklerine sığınan yılan insanların yardımıyla ölümcül yıldızların yıkıcı fırtınalarından kaçtıklarını söylüyorlar.

Bir başka Hopi efsanesi onları ateş ve buz fırtınalarından koruyan karıncalardan bahseder.
Hopi Kızılderilileri belirli bir süre boyunca bu yeraltı dünyasında karınca halkıyla birlikte yaşayarak felaketlerden kurtuldular ve sonunda yeraltı dünyasından dünyanın yüzeyine geri döndüler.

Karınca halkı mı? Yılan insanlar mı?
Bu söylemler muhtemelen son buzul çağında yer altında yaşayan insanların atalarının hikayelerine dayanıyor olabilir mi?

Ya da bugünkü güneybatı kabilelerinin ataları Türkiye'deki yeraltı şehri Derinkuyu'ya benzer yüzey altındaki yapılara sığınmış olabilirler mi? Yüzyıllar boyunca yer altında yaşayan varlıklar dünyalılara daha çok benzeyen büyük gözler ve parmaklar gibi fiziksel özellikler geliştirmiş olabilirler mi?

Şamanlar ve yerli Amerikalıların yaşlıları bu insanların dünya gezegeninden çıkabilme kabiliyeti olan bu canlıların uzaydan gelen yıldız-tanrılar tarafından getirildiklerini söylüyorlar.

Yerli Amerikan efsanesinin bu yeraltı yaratıklarının aslında yabancı ziyaretçiler olması mümkün mü? Eğer öyleyse bazıları hala güneybatı çölünün yüzeyinin altında yaşıyor olabilir mi? New Mexico’daki Jicarilla Apache ayrılmış bölgesinde onlarca yıldır UFO'lar ve yabancı varlıklarla karşılaşma hikayeleri anlatılıyor. Bu öykülerdeki uzaylılardan bazıları Hopi efsanelerinden gelen karınca benzeri ve yılan gibi varlıkların eski hikayeleri ile garip benzerlikler taşıyorlar. Bu da insanları burası hakkında düşünmeye itiyor.

Anlatılar gerçek de olabilir hayal ürünü de fakat antik inanış ve efsanelere, yapılan antik yapılara bakıldığında konu hala gizemini koruyor...

Yazan & Çeviren: A.Kara

CAMONİCA GÜLÜ

Antik semboller, A,Camonica gülü, Eski semboller, Antik sembollerin anlamları, Semboller, Semboller ve anlamları, Güneş sembolü,Çiçek sembolü
Camonica Gülü İtalya'nın Brescia kentindeki Val Camonica kaya oymaları arasında bulunan bir semboldür. Anlamı hakkında çeşitli teoriler vardır:
Ünlü arkeolog Emmanuel Anati astral harekete bağlı bir dini güneş sembolü olduğunu ileri sürmüştür. Zamanla iyi bir servet ve uzun yaşam getirme yeteneği ile pozitif bir güç sembolü haline gelmiştir.

Camonica Gülü dokuz farklı fincan işaretini incelikle saran kapalı bir çizgidir. Val Camonica'daki 27 kayanın üzerinde 84 “gül” bulunmuştur ve bunların hepsi 3 farklı şekil formatına uymaktadır:
● Simetrik
● Asimetrik
● Gamalı haç

Arkeolog Paola Farina gamalı haç şeklinin en eskisi gibi göründüğünü ve Camonica Gülü'nün yöreye özgü bir varyasyon olduğunu öne sürmüştür. Bir başka teori ise bu gülün binlerce yıl önce henüz çarklı pusulaların var olmadığı zamanda eski insanlar tarafından uygulanan mükemmel çevreler çizmesini sağlayan bir antik pusula olduğunu söylemektedir.

Bu gül İtalyanca'da “Rosa Camuna” olarak adlandırıyor çünkü tüm versiyonları çiçeklerle güçlü bir benzerlik taşıyor. (Orijinal isminin ne olabileceği bilinmemektedir.) Camonica Gülü'nün sanatsal bir versiyonu şuan İtalya'daki Lombardiya Bölgesi'nin sembolüdür.

Yazan: A.Kara

AJNA

A, Antik semboller, Sembollerin anlamları, Ajna, hinduizm, Gizemli semboller,Semboller ve anlamları,Antik işaretler,Çakra
Geleneksel bir Hindu sembolü olan Ajna üçüncü göz çakrasını yada geleceğin ayrıntılarını ortaya çıkardığı söylenen beynin bir parçasını temsil eden semboldür. Hindular çevreden gelen manevi enerjinin onlara Ajna aracılığıyla girdiğine inanırlar. Bu yüzden parlak kırmızı ile kutsal kül ve benzeri maddeleri alınlarını işaretlemek için kullanırlar. Budizm'de ise Ajna dünyayı fiziksel gözlerinin görebileceği şeylerin ötesini görmeye çağıran bilinç gözü olarak adlandırılır. Başka bir deyişle dünyayı zihinle birlikte görmek.

Bu sembol çoğunlukla şeffaf olarak kullanılır. 2 beyaz taç yaprağı ve Shakti Hakini'yi içeren bir perikarp vardır. 6 surat, altı kol, bir beyaz ay, bir tespih ve bir davul ile gösterilmiştir. Silahlar, iyiliklerin verilmesi ve korkuların ortadan kaldırılmasını tasvir eder. Aşağı doğru duran üçgen kutsal enerji olan "lingam"ı temsil eder. Diğer küçük üçgenler ise Om ve Bija mantralarını içerir.

Bir teoriye göre “hakimiyet” olarak da tercüme edilen Ajna sembolünün iç-görü ve sezgi ile ilişkili olduğunu söylenmektedir. Bu inanç çakranın gözlerin üzerinde konumlanmış olmasından ve algıyı etkilemesinden kaynaklanır.

Yazan: A.Kara

ŞİNTOİZM'DE SAFLIK

Şintoizm, Şintoizm'de saflık, Şintoizm dini, Japonların dini, Şinto dini, Japon inançları,Her insan temiz doğar,Japonların inanışları, uzakdoğu dinleri, Şintoizm'de kirlenme,Kötü ruh, A,din,
Şintoizm'de "Saflık" iyi ve kötünün anlayışının kalbinde yer alır.
Şintoizm'deki kirlilik insanı kami'den ayıran her şeyi ve musubiyi, yaratıcılığı ve uyum gücünü ifade eder. Bizi çürüten şeyler tsumi - kirlilik veya günahtır.

Şintoizm'de saflık çok önemlidir, bu durumu Brandon Toropov ve Luke Buckles şöyle izah eder:
Batı'da 'saflık sofuluğun sonraki adımı' olduğunu söyledik ama Japon anlayışı için "saflığın sofuluktan farklı olmadığını' söyleyebiliriz.
-Brandon Toropov ve Luke Buckles O.P.
İNSAN SAF, TEMİZ DOĞAR
Şintoizm insanın kötü ya da kirli doğduğunu kabul etmez; Aslında Şintoizm insanların saf doğduklarını ve ilahi ruhta iştirak ettiklerini belirtmektedir.

Kötülük, kirlilik ya da günah daha sonraki yaşamda ortaya çıkan ve genellikle basit temizlik ya da arınma ayinleriyle kurtulabilinen şeylerdir.

KİRLİLİĞİN NEDENLERİ
Kirlenme - tsumi - fiziksel, ahlaki veya manevi olabilir. 'Tsumi', İngilizce 'günah' kelimesi ile aynı anlama gelir ancak günahtan farklıdır çünkü insanların kontrolünün ötesinde olan şeyleri içerir ve onlara kötü ruhların neden olduğu düşünülür. Eski Şintoizm inancında tsumi hastalığı, felaketi ve hatayı da kapsıyordu. Özellikle ölüm veya ölü ile bağlantılı herhangi bir şey kirletici olarak kabul edilir.

Yazan & Çeviren: A.Kara

SEKHMET (SAKHMET)

A,mitoloji, mısır mitolojisi, Sekhmet,Sekmet,Sakhmet, Mısır Tanrıçaları, Antik mısır tanrıları, Ra'nın gözü, Hathor,Ra,Ptah,Nefertum,Ma'at,Denge ve adalet,Aslan başlı tanrıça
Sekhmet (Sakhmet) bilinen en eski Mısır tanrılarından biridir. Adı antik Mısırda "güç, kuvvet" anlamına gelen bir sözcük olan "Sekhem" den türetilmiştir ve genellikle "Tek Güçlü" veya "Güçlü Olan" olarak tercüme edilir. Bazen aslan başlı bir kadın olarak tasvir edilirken zaman zaman başındaki güneş diski ile de tasvir edildiği görülür. Onun oturur vaziyetteki heykellerinde elinde yaşam "ankh"ını tuttuğu görülür fakat yürürken ya da ayakta durduğunda genellikle kuzey ile bağlantılı olduğunu düşündüren papirüs (kuzey ya da Aşağı Mısır'ın sembolü) ağacından oluşturulmuş bir asa tutar. Ancak bazı akademisyenler bu ilahenin aslanların daha bol olduğu bir bölge olan Mısır'ın güneyindeki Sudan'dan taşındığını iddia ediyorlar.

O sık sık Hathor'la (sevinç, müzik, dans, cinsel tutku, hamilelik ve doğum tanrıçası) ilişkilendirilmişti. Bu ortaklıkta dostu Hathor'un sert bir yönü olarak görüldü. 2. Amenemhet  tarafından Sekhmet-Hathor'a, Kom el Hisn'de (Batı Deltası'ndaki Imau) bir tapınak inşa edildi ve burada Hathor ile Sekhmet "Imau'nun Hanımı" olarak anıldı. Imau, doğuya doğru kaymış olan Nil'in bir kolunun yakınında bulunuyordu ama eski zamanlarda bu kasaba Libya sınırına giden yolda çölün kenarındaydı. Açıkçası Sekhmet'in bu sınırı koruyacağı umuluyordu.

Sekhmet'in ana tarikat merkezi onun yoldaşı Ptah (yaratıcı) ve Nefertum (şifacı) ile birlikte ona "yıkıcı" olarak tapıldığı Memphis'te (Men Nefer) bulunuyordu.

Sekhmet gün ortası güneşinin kurutan sıcaklığı ile temsil edildi. Bu açıdan bazen “Nesert” yani alev olarak adlandırıldı ve korkunç bir tanrıçaydı. Ancak arkadaşları için vebayı önleyebilirdi. Doktorların koruyucusuydu. Şifacılar ve rahipler yetenekli doktorlar haline gelmişlerdi. Sonuç olarak bazen “terörün tanrısı” olarak adlandırılan korkunç tanrı, “yaşam kadını” olarak da biliniyordu. Sekhmet'den Ölüler Kitabı'nda hem yaratıcı hem de yıkıcı bir güç olarak bir çok kez bahsetmişti ama her şeyden önce o Ma'at'ın (Denge yada Adalet) koruyucusuydu.

Ayrıca "Vebanın Hanımefendisi" ve çölle uyumlu olduğunu gösteren bir biçimde "Kızıl Leydi" olarak da biliniyorken onu kızdırdıranlara karşı veba gönderebileceği düşünülüyordu. İktidarının merkezi Mempis'ten Tibet üçlüsünün krallığına kaydığında (Amun, Mut, ve Khonsu) Sekhmet'in nitelikleri bazen bir aslan biçimini alan Mut'un içine çekildi.

A,mitoloji, mısır mitolojisi, Sekhmet,Sekmet,Sakhmet, Mısır Tanrıçaları, Antik mısır tanrıları, Ra'nın gözü, Hathor,Ra,Ptah,Nefertum,Ma'at,Denge ve adalet,Aslan başlı tanrıça

O ayrıca "Ra'nın gözü" unvanı verilen tanrıçalarla da ilişkiliydi. Efsaneye göre Ra öfkelendi, çünkü insanlık yasalarını takip etmiyor ve Ma'at'ı (adalet veya denge) korumuyordu. Kızının bir yönü olan "Ra'nın gözü"nü göndererek insanlığı cezalandırmaya karar verdi. Kaşlarındaki bir üreden Hathor'u yolarak onu aslan şeklinde dünyaya gönderdi. Sekhmet "Ra'nın Gözü" oldu ve onun yıkımını başladı. Tarlalar insan kanıyla doldu. Ancak Ra zalim bir tanrı değildi ve katliamın görüntüsü pişman olmasına neden oldu. Ra ona durmasını emretti ama o kana susamıştı ve dinlemiyordu. Ra, yoluna 7,000 sürahi bira ve nar suyunu yoluna döktü. O "kan"ın içinde boğulurcasına patlayacak kadar içti, çok sarhoş oldu ve üç gün boyunca uyudu. Uyandığı zaman ise insanları katletme arzusu dağıldı ve insanlık kurtarıldı. Efsanenin başka bir versiyonunda ise Ptah uyanışta gördüğü ilk şeydir ve anında ona aşık olur. Onların birliği (yaratılış ve yıkım) Nefertum'u (şifa) yaratır ve Ma'at'ı yeniden kurar.

Her yıl Hathor-Sekhmet'in bayram gününde insanlığın kurtuluşu anıldı. Herkes nar suyuyla lekelendirilmiş bira içti ve "Tanrıça ve ölümün hanımefendisi, merhametli olan, isyanın yıkıcısı, büyülü olan" sıfatlarıyla ona taptılar. Batıya bakan Sekhmet heykeli kırmızı renkte giyindirilirken, doğuya bakan Bast yeşil renkte giydirilir. Bast bazen Sekhmet'in muadili (ya da efsaneye bağlı olarak ikizi) olarak görülüyordu. Sekhmet Yukarı Mısır'ı temsil ederken Bast Aşağı Mısır'ı temsil ediyordu.

Sekmet krallık ile de yakından ilişkiliydi. Sıklıkla firavunun ve piramit metinlerinin koruyucusu olan aslan tanrı Maahes'in annesi olarak tanımlanıyordu ve Firavun'un Sekhmet tarafından tasarlandığını ileri sürülüyordu. Örneğin bir kabartma Sekhmet tarafından emzirilen Firavun Niuserre'yi tasvir eder. Bu antik efsane Seti Tapınağındaki Yeni Krallık kabartmalarında yankılanır. Burada Hathor tarafından emzirilen firavun tasviri vardır ve "Sekhmet'in malikanesinin hanımı" başlığı yazılıdır. 2. Ramses (Seti'nin oğlu) onu savaştaki gücünün bir sembolü olarak kabul etti. Kadesh Muharebesini tasvir eden duvar süslerinde Sekhmet atın üstündedir ve alevleri düşman askerlerini yakmaktadır. Ancak özellikle bir Firavun'un Sekhmet ile ilgili takıntısı olduğu görülmektedir. 3. Amenhotep (Akhenaten'ın babası) Karnak'taki Büyük Amun Tapınağı'nın güneyinde Mut'un tapınağının bulunduğu semtte yüzlerce Sekhmet heykeli yaptırdı. Yılın her günü için bir tane olduğu ve her gün kurbanlar sunulduğu düşünülüyor..

Kaynaklar:
Bard, Kathryn (2008) An introduction to the Archaeology of Ancient Egypt
Goodenough, Simon (1997) Egyptian Mythology
Kemp, Barry J (1991) Ancient Egypt: Anatomy of a Civilisation
Lesko, Barbara S (1999) The great goddesses of Egypt
Pinch, Geraldine (2002) Handbook Egyptian Mythology
Redford Donald B (2002) Ancient Gods Speak
Watterson, Barbara (1996) Gods of Ancient Egypt
Wilkinson, Richard H. (2003) The Complete Gods and Goddesses of Ancient Egypt
Wilkinson, Richard H. (2000) The Complete Temples of Ancient Egypt

Yazan & Çeviren: A.Kara

ŞABAT GÜNÜ

yahudilik, A,din,Şabat, Şabat günü, Yahudilerin tanrıyla anlaşması, Yahudilikte Şabat,Musevilerin Şabat günü,Yahudilerle anlaşma yapan tanrı,Yehova, Yehovanın Şabat emri,Musevilikteki çelişkiler
Bilindiği gibi neredeyse her dinin özel günleri vardır. İnsanlar kendi dinlerini oluştururken içine halka kendini özel hissettirecek yada onları manevi olarak besleyip kendi dininden olmayanlardan ayıracak gün ve ayinler belirlemişlerdir. Aynı durum Musevilik'te de mevcuttur.

Musevilik inancında tanrı tıpkı bir insanmış gibi ve sanki tapınılmaya ihtiyacı varmış gibi yahudi halkı ile karşılıklı bir anlaşma imzalamıştır (bu anlaşmanın imzası da sünnet olmaktır denebilir). Bu anlaşma yahudiler arasında Şabat isimli özel günü oluşturmuştur.

TANRI TARAFINDAN EMREDİLEN ŞABAT GÜNÜ
Şabat yahudilerin dinlenme günü olan Cumartesi günüdür. Her hafta dindar yahudiler, yahudi kutsal gün olan Şabat'a uyar, yasalarını ve adetlerini muhafaza ederler.

Şabat, Cuma günü akşam vakti başlar ve cumartesi günü akşam saatlerine kadar sürer. Pratik açıdan anlatılacak olursa Şabat Cuma günü gün batımından birkaç dakika önce başlar ve cumartesi günü güneş battıktan sonra bir saat kadar daha devam eder yani yaklaşık 25 saat sürer.

Yehova (yahudi tanrısı), yahudi halkına Şabat'a uymalarını ve on Emir'in dördüncüsü olarak onun kutsallığının bilinmesini emretti.
10 Emir'in dördüncüsü şu şekildedir:
"Cumartesi günü hiçbir iş yapmayacaksın!"

Dinlenme günü fikri Tevrat'taki Yaratılış hikayesinden gelir: Tanrı evreni 6 günde yarattıktan sonra haftanın yedinci gününde dinlenir ve bu günü yahudilere hediye eder, dolayısıyla Yahudiler Şabat günü hiçbir iş yapmaz ve dinlenirler.

Yahudiler genellikle Sabbath için İbranice olan ve din için İbranice kelimeden gelen Şabat gününü ararlar.

SÖZLEŞMENİN HATIRLATICILARINDAN BİRİ
Bilindiği gibi Yahudi inancında, kutsal saydıkları kitapları Tevrat'ta da yazdıkları gibi tanrı ile yapılmış bir anlaşma vardır. Şabat, tanrı ile yahudi halkı arasındaki bu anlaşmanın bir parçasıdır, o günü kutlamak yapılan antlaşmanın bir hatırlatıcısı olduğu gibi tanrının vaadlerini, verdiği sözleri tuttuğu için bir sevinme günüdür.


TANRIDAN BİR HEDİYE
Çoğu yahudi hafta boyunca Şabat'ı dört gözle bekler. Çünkü Şabat gününü Tanrı'nın, seçtiği insanlara, gündelik şeylerden özel hissetmek için zaman ayırdıkları bir "gün hediyesi" olarak görüyorlar.

Bu özel gün bir durgunluk zamanıdır. Şabat, televizyonun olmadığı, telefonlara bakmak ya da yoğun bir çalışma programına koşmak zorunda kalınmadığı bir gündür. İnsanlar o gün iş veya başka stres verici şeyler hakkında düşünmezler.
Bu güne özel geleneksel selamlar vardır. Bunlar İbranice "Şabat Şalom" Yidiş (Eskenazi) dilinde "Gut Shabbos"dur.

ŞABAT GÜNÜ GELENEKLERİ
O gün iş yapmamak için ve Şabat'ın özel olmasını sağlamak için Şabat günü gelmeden alışveriş, temizlik ve yemek pişirme gibi tüm işler cuma günü bitmiş olmalıdır.

İnsanlar Şabat için giyinir ve Şabat'ı bir zevk haline getirme emrini yerine getirmek ve her şeyin düzenlendiğinden emin olmak için büyük sıkıntıya girerler.

Şabat mumları cuma günü gün batımında yakılırlar. Genellikle bu ayini yerine getiren kişi evin kadınıdır. Bu bölüm yahudi gelenek ve töreninin ayrılmaz bir parçasıdır.

Mumlar şamdanlara yerleştirilir. Her bir Şabat'ın başlangıcını işaret ettikleri gibi aynı zamanda iki emir olan Zachor (Şabat'ı hatırlamak) ve Shamor'u (Şabat'a uymak) temsil ederler.

Mumlar yandıktan sonra yahudi aileler şarap içmeye başlarlar. Şabat şarabı tatlıdır ve genellikle Kiddush Kupası olarak bilinen özel bir kadehden içilir. Şabat'ta şarap içmek sevinç ve kutlamayı sembolize etmektedir.

Ayrıca o gün örgü şeklindeki yumuşak, yumurtalı bir ekmek olan "challah" yemek de bir gelenektir. Bizim pastanelerimizdeki açmaya çok benzemektedir, tek farkı şeklinin örgü gibi olmasıdır. Challah sadece Şabat günü ve yahudi dini bayramlarında yenir fakat yahudilerin "hamursuz günü" bunların dışındadır.

Yahudi kanunları gereğince Şabat günü her yahudi üç öğün yemek zorundadır. Bu yemeklerden biri mutlaka ekmek içermelidir. İtaatkar olan yahudiler genellikle Şabat yemeğinin en başında challah ekmeği yerler.

Challah yenilmeden önce aşağıdaki dua okunur:
"Baruch atah Adonai, Eloheinu Melech ha'olam, hamotzi lechem min ha'aretz."
Anlamı şudur:
"Yüce tanrınız, Efendimiz, Dünyaya ekmeği getiren kâinatın kralı."

Bunun dışında iyi dilekler dilenir, çeşitli dualar edilir, şarkılar söylenir. Ailelerin ise çocuklarını Şabat gününde kutsaması bir gelenektir.

Kaynaklar: BBC, Wikipedia, Wikiwand ve bazı yahudi platformları.

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara

SÜNNETİN KÖKENİ VE TARİHİ

[Antik Mısır'da M.Ö. 1360 yılında 18.Hanedan 3.Amenhotep döneminde Luxor bölgesindeki Khonspekhrod Tapınağı'nın kuzey duvarındaki kayanın üzerine sünnetin yapılışını gösteren bir kabartma oyulmuştur.]

ERKEK SÜNNETİNİN TARİHİ
Erkek sünneti hakkındaki en eski belgesel kanıtlar eski Mısır'dan gelmektedir.
[Tomb artwork from the Sixth Dynasty (2345–2181 BCE) shows men with circumcised penises, and one relief from this period shows the rite being performed on a standing adult male. The Egyptian hieroglyph for "penis" depicts either a circumcised or an erect organ. The examination of Egyptian mummies has found some with foreskins and others who were circumcised.]
Sünnet, evrensel olmasa da eski Semitik halklar arasında yaygındı.
[The book of Genesis records circumcision as God's covenant/command to Abraham. It was to be performed by the male child's eighth day after birth. Herodotus, writing in the 5th century BCE, lists the Colchians, Ethiopians, Phoenicians, and Syrians as a circumcising cultures.]
Ancak Büyük İskender'in fethinin ardından Yunanların sünnetten hoşlanmaması daha önce sünnetin uygulandığı pek çok halk arasında uygulama sıklığının azalmasına neden oldu.
[The writer of the 1 Maccabees wrote that under the Seleucids, many Jewish men attempted to hide or reverse their circumcision so they could exercise in Greek gymnasia, where nudity was the norm. First Maccabees also relates that the Seleucids forbade the practice of brit milah (Jewish circumcision), and punished those who performed it – as well as the infants who underwent it – with death.]

Sünnetin alt-ekvatoryal Afrika'da çeşitli etnik gruplar arasında antik kökleri vardır ve hala savaşçı statüsüne ya da yetişkinliğe geçişlerini sembolize etmek için ergenlik çağındaki erkek çocuklara sünnet uygulanmaktadır.
[Marck, J (1997). "Aspects of male circumcision in sub-equatorial African culture history". Health Transit Review. 7 (supplement): 337–360. PMID 10173099.]

Yahudilikte sünnet geleneksel olarak doğumdan sonraki sekizinci günde erkekler arasında uygulanmaktadır. Erkek sünneti çoğu zaman ayinlerin karmaşık bir geleneğinin bir parçası olarak batılı gezginler ile ilk temas sonrası Avustralyalı Aborijinler ve Pasifik adalıları arasında ortak bir uygulama haline gelmiştir. Geleneksel olarak hala nüfusun bir kısmı tarafından uygulanmaktadır.
[Morrison J (1967). "The origins of the practices of circumcision and subincision among the Australian aborigines". The Medical Journal of Australia. 1 (3): 125–7. PMID 6018441.]

KÖKENLERİ
Erkek sünnetinin ilk çıkış noktası kesin olarak bilinmemektedir ve çeşitli şekillerde başlamış olabileceği öne sürülmüştür:
  1. Dini bir fedakarlık olarak,
  2. Bir çocuğun yetişkinliğe girmesini işaret eden bir geçit töreni olarak (Örneğin Antik Mısır, Afrika ülkeleri vs.)
  3. Doğurganlığı sağlamak için bir sempatik sihir formu olarak,
  4. Cinsel hazzı azaltmanın bir yolu olarak,
  5. Düzenli yıkanmanın mümkün olmadığı durumlarda hijyene yardımcı olarak,
  6. Daha yüksek sosyal statülere işaret eden bir araç olarak,
  7. Düşmanları ve köleleri aşağılama aracı olarak,
  8. Bir topluluğu diğer komşularından ayırmanın bir aracı olarak,
  9. Mastürbasyon veya diğer toplumsal olarak yasaklanmış cinsel davranışları engellemenin bir aracı olarak,
  10. Aşırı zevkten kaçınmanın bir yolu olarak,
  11. Bir erkeğin kadınlara çekiciliğini arttırmanın bir yolu olarak,
  12. Kişinin acıya dayanma yeteneğinin bir kanıtı olarak,
  13. Önemli bir liderin eksik bir sünnet derisinin nadir doğal oluşumunu kopyalamak, ["SHEM". The Jewish Encyclopedia. Retrieved 2013-12-17] , [Amin Ud, Din M (2012). "Aposthia-A Motive of Circumcision Origin". Iranian Journal of Public Health. 41: 84. PMC 3494220 Freely accessible. PMID 23193511]
  14. Şeytanları kovmak için bir yol olarak, [Alphabet of Ben Sirah, Question #5 (23a–b)]
  15. Şünnet derisi tarafından üretilen smegmadan (cinsel organların kıvrım yerlerinde topaklanan kirli beyaz madde) iğrenme görüntüsü olarak.
Sünnetin farklı nedenlerle farklı kültürlerde bağımsız olarak ortaya çıkması mümkündür.

Sünnet derisine birtakım sihirli özellikler atfedildiğini söylemiştim. Sünnet derisi çoğunlukla sarımsak ve soğanla birlikte bir ipe tutturulur ve yarası iyileşene kadar sünnetli çocuğun boynuna ya da ayak bileği etrafına asılırdı. [Dānešvar, I, pp. 31, 59]

Şiraz'da (İran'da bir şehir) sünnet derisi 40 gün boyunca bekleyerek kuruması ve toz haline gelmesi için çocuğun ayak bileğine konur. Toz haline getirildikten sonra nabit denen bir şeker ile karıştırılır ve çocuğa verilir. [Dānešvar, II, s. 56]

Benzer bir uygulama Horasan'da yapılmaktadır. Amacının yeniden diriliş gününde çocuğun sağlam bir şekilde dirilmesini sağlamak olduğu bildirilmektedir. [Šakūrzāda, s.167; Massé, Croyances, s. 53]
Sünnet derisinin bazen tavuklara veya horozlara verildiği de görülmektedir, sebebi ise çocuğun bir savaşçı olarak büyüyeceğine inanılmasıdır. [Katīrāʾī, s. 41-42 | Šakūrzāda, s. 167 | Hedāyat, s. 195]

Sünnet derisinin bir Yahudi dükkan yada evine atılmasının çocuğun üzerinde sakinleştirici bir etkiye sahip olduğuna; onu gömmenin ise çocuğu bilge ve ihtiyatlı yapacağına inanılmaktadır. [Katīrāʾī, s. 41-42].
Kadınlar sünnet derisini çok istiyorlardı çünkü yutulmasının çoraklığı tedavi edeceğine ya da erkek çocuğa hamile kalmalarına yardımcı olacağına inanıyorlardı. [Dānešvar, I, s. 31, II, s. 56; Katīrāʾī, s. 41; Hedāyat, s. 116; Šakūrzāda, p. 167]

Sünnet derisinin sihirli olduğu inancı nedeniyle yutulmasına Orta Doğu'daki Yahudi ve Arap kadınları arasında rastlandığı kanıtlanmıştır. [Patai, 1987, s. 160; Westermark, II, s. 427; Legey, s. 107, 175]
Ayrıca kadınların sünnet olan çocuklarının kurulmuş ve toz haline getirilmiş sünnet derilerini kocalarının yemeğine bir aşk büyüsü olarak gizlice koydukları bilinmektedir. [Massé, Croyances, s. 53]

SÜNNETİN ANTİK DÜNYADAKİ KÖKENLERİ
Altıncı Hanedanlığın (M.Ö. 2345–2181) Mısır'daki türbesinin sünnet konusunda en eski belgesel kanıt olduğu düşünülmüştür. Sünnete dair en eski tasvir Saqqara'daki kabristanda bulunan (M.Ö. 2400) yarı kabartma bir antik kitabın okunmasıyla birlikte su yüzüne çıkmıştır. Kabartmada şu gibi yazılar bulunmaktadır:
"Merhem onu kabul edilebilir hale getirmektir."
"Düşmemesi için onu tutun".

En eski yazılı metinde toplu sünnet tarifi vardır ve burada Uha adlı bir 23 yaşındaki Mısırlı bir adamın sünnet acısına tahammül etme kabiliyetine sahip olduğu yazar. Bu antik metnin okunabilen kısımlarında toplu sünnete dair şöyle bir kısım göze çarpmaktadır: "Ben 120 adamla birlikte sünnet olunduğumda..."
[Gollaher 2000, s. 2]

Ankhmahor'un mezarındaki gözden geçirilmeye değer bir tasvir vardır. Kral Teti'nin (M.Ö. 2355-2343) hüküm sürdüğü 6.hanedanlık döneminde eski Mısır'daki sünnet eylemlerine dair en eski tasvirdir.

Ankhmahor'un mezarı küçüktür fakat yüksek rütbeli biri olduğundan mezarı kabartma oymalar ile güzelce dekore edilmiştir. Teti'nin piramit alanında bulunur. Onun sıfatları bütün kralların çalışmalarının gözetmenlerini ve iki hazinenin gözetmeni olan Maat rahibi ve lektör rahibini içeriyordu.
[Kanawati, N. ve A. Hassan 1997: 11-12]

Bu kabartma sünnet olan iki adamı gösteriyor. Bu sahne önceleri farklı şekillerde yorumlanmıştı fakat sağdaki çıplak adamın şu sözlerinin yazılı olduğu yazıt sayesinde yanlış anlaşılmaların üstesinden gelinmiş oldu: sin (günah) wnnt r mnx yani: "kesmek, gerçekten, iyice". Onun önünde diz çökmüş olan adam ise şöyle diyor: iw (.i) r irt r nDm: "Dikkatlice devam edeceğim".

Solda çıplak erkeği tutarak orada sabitleyen bir adam diğer tarafta onun önünde sünneti gerçekleştirmek için diz çöken biri var. Diz çökmüş adamın önündeki glifler onu bir Hm-kA yani ölüm rahibi olarak tanımlıyor. Yazıtta ayaktaki adama sünnet olacak kişiyi sabitlemesi söyleniyor: nDr sw m rdi dbA.f yani "Çabuk tut onu. Bayılmasına izin verme". Sabitleyici de şunları söylüyor: iri.i r Hst.k: "İstediğiniz gibi yapacağım".
[Nip Tuck: circumcision in ancient Egypt]

M.Ö. 5. yüzyılda Herodotus Mısırlıların “temizlik için sünnet yaptıklarını, temizlik fikrinin alımlı olmaktan çok daha iyi olduğunun düşünüldüğü dolayısı ile temizlik amacı gözeterek uyguladıklarını” yazmıştır.
[Herodotus'un Tarihi. ISBN 1-4165-1697-2.]

Gollaher ise eski Mısır'daki sünnetin çocukluktan yetişkinliğe geçişin bir işareti olarak görmüştür. Vücuttaki değişimin ve sünnet ayininin çok eski antik gizemlere erişim hakkı sağladığından bahseder. (Ayrıca bkz. Clement of Alexandria, Stromateis 1.15)

Sünnet sonrası erişim hakkı kazanılan bu gizemlerin neler olduğu yani içeriği belirsizdir ancak büyük olasılıkla Mısır dininin merkezinde bulunan efsane, dua ve büyülü olduğuna inanılan sözlerdir. Örneğin Mısır Ölüler Kitabı güneş tanrısı Ra'nın kendini kestiğini ve ondan akan kanın iki küçük koruyucu tanrıyı yarattığını anlatır. Mısriyat Uzmanı Emmanuel Vicomte de Rougé bunu bir sünnet eylemi olarak yorumlamaktadır.
["Circumcision (Sünnet)" Encyclopædia Britannica 1902 (10. baskı)]

Sünnetler ayin eşliğinde taş bıçak kullanılarak halka açık bir törenle gerçekleştiriliyordu. Toplumun üst kademeleri arasında daha yaygın olduğu düşünülmekte olup yaygın olmasada sosyal düzenin aşağı kısmının da sünnet prosedürünü gerçekleştirdiği bilinmektedir.
[Gollaher 2000, p. 3]
Mısır hiyerogliflerinde "penis" sünnetli ve dik biçimde tasvir edilmiştir.

Eski Mısır'da, dulların-definlerinde acımasız bir şekilde her iki cins için tören yapılır ve sünnet bir kurban ayini olarak onların doğurganlık tanrılarını memnun etmek için uygulanıyordu. Eski Mezopotamya'da ise genç çocukların genital organının vahşice kesildiği ve doğurganlık tanrıçasını memnun etmek için sunulduğu şenlikler vardı.

Sünnet ayrıca Mısır'da ve çevresinde yaşayan bazı Semitik halklar tarafından da benimsenmiştir. Herodotus sünnetin sadece Mısırlılar tarafından benimsenmediğini, Kolyanlar, Etiyopyalılar, Fenikeliler, 'Filistinli Suriyeliler', 'Thermodon ve Parthenius nehirlerinin çevresinde yaşayan Suriyeliler ve onların komşuları Makronlar tarafından da benimsenerek uygulandığını bildirmiştir. Ancak “Yunanlılar Fenikeliler ile ticaret yapmaya geldiklerinde Mısırlıların bu geleneği takip etmekten vazgeçip çocuklarının sünnetsiz kalmasına izin verdiklerini” de belirtmektedir.
[Herodotus'un Tarihi. ISBN 1-4165-1697-2]

İncil'deki Yaratılış bölümüne göre Tanrı İbrahimden kendisini, ev halkını ve kölelerini sünnet etmesini ve bunu aralarındaki sonsuz bir antlaşma olarak görmesini söyledi. Sünnet edilmeyenlerin ise kendi halklarından ilişiği kesilecekti.
Bakalım bu konu Yaratılış 17:10-14'de nasıl geçiyor:
10. Sizinle ve senden sonra zürriyetinle benim aramda tutacağınız ahdim budur; aranızda her erkek sünnet olunacaktır.
11. Ve gulfe etinizde sünnet olunacaksınız; ve sizinle benim aramdaki ahdin alâmeti olacaktır.
12. Ve aranızda evde doğmuş, yahut senin zürriyetinden olmayıp her yabancıdan para ile satın alınmış olan sekiz günlük her erkek çocuk nesillerinizce sünnet olunacaktır.
13. Ve senin evinde doğmuş olan, ve senin paranla satın alınmış olan mutlaka sünnet olunacaktır, ve ahdim ebedî bir ahit olarak sizin etinizde olacaktır.
14. Ve gulfe etinde sünnet olunmamış sünnetsiz erkek varsa, o can kendi kavmından kesilecektir; o benim ahdimi bozmuştur.
İncil'de bulunan sözleşmeler genellikle bir hayvanı parçalayarak mühürlenmektedir; bunun anlamı, sözleşmeyi bozan şahıs veya tarafın benzer bir kadere maruz kalacağıdır. İbranice'de bir antlaşmayı mühürlemek anlamına gelen fiilin karşılığı tam anlamıyla "kesmek"tir. Yahudi akademisyenler tarafından sünnet derisinin kesilmesinin sembolik olarak bu tür bir antlaşmayı temsil ettiği varsayılmaktadır.
[Mark Popovsky (2010). "Circumcision". In David A. Leeming; Kathryn Madden; Stanton Marlan. Encyclopedia of Psychology and Religion. New York: Springer. pp. 153–154.]

Yeşu 5:4-7'ye göre Musa sünnetli olmayabilir hatta onun oğullarından birinin ve çölde seyahat ederken onu takip edenlerin bir kısmının sünnetli olmadığı anlatılır.
4. Ve Yeşuun sünnet etmesinin sebebi şudur: Mısırdan çıkan bütün kavm, erkekler, bütün cenk adamları, Mısırdan çıktıktan sonra çölde, yolda öldüler.
5. Çünkü çıkmış olan kavmın hepsi sünnetli idiler; fakat Mısırdan çıktıktan sonra çölde, yolda doğmuş olan kavmdan kimseyi sünnet etmediler.
6. Çünkü bütün millet, Mısırdan çıkmış olan cenk adamları bitinciye kadar İsrail oğulları, kırk yıl çölde yürüdüler, çünkü RABBİN sözünü dinlemediler; bize vermek üzre RABBİN atalarına and ettiği diyarı, süt ve bal akan diyarı, onlara göstermemek üzre RAB onlara and etti.
7. Ve onların yerine yetiştirdiği oğullarını Yeşu sünnet etti; çünkü sünnetsizdiler, çünkü yolda onları sünnet etmemişlerdi.
Mısır'dan Çıkış 4:23-26'da ise Tanrı Musa'nın karısı Zipporah'ı Musa'yı öldürmekle tehdit edince tüm oğullarını sünnet ettiriyor:
23. ve sana dedim: Oğlumu salıver ki, bana ibadet etsin; ve onu göndermek istemedin; işte, ben senin oğlunu, senin ilkini öldüreceğim.
24. Ve yolda konakta vaki oldu ki, RAB ona rast geldi, ve onu öldürmek istedi.
25. Ve Tsippora keskin bir taş alıp oğlunun gulfesini kesti, ve onun ayaklarının dibine attı; ve dedi: Gerçekten sen bana kan güveyisin.
26. Ve RAB onu bıraktı. O zaman kadın dedi: Sünnet sebebile kan güveyisin.
HELENİSTİK VE YAHUDİ KÜLTÜRÜNDE SÜNNET
Hodges'e göre antik Yunan'da insan formunun estetiği, sünneti "zaten mükemmel şekilli bir organın bir parçalanması" olarak değerlendiriyordu. Dönemin Yunan sanat eserleri, Satir (yarı keçi yarı insan) ve barbar tasvirleri hariç olmak üzere genelde penisleri sünnet derisi (bazen zarif detaylarda) ile birlikte yani sünnetsiz olarak resmetmiştir.
[Hodges, F. M. (Fall 2001). "The ideal prepuce in ancient Greece and Rome: male genital aesthetics and their relation to lipodermos, circumcision, foreskin restoration, and the kynodesme". The Bulletin of the History of Medicine. 75 (3): 375–405. doi:10.1353/bhm.2001.0119. PMID 11568485.]

Sünnetli penisin doğru olan birşeyi bozmak olarak görülmesinden dolayı Helenistik dönemlerde daha önce bunu uygulamış olan birçok halk arasında bile sünnet sayılarında azalma oldu.

Mısır'da ise sadece papaza ait kast sınıfı sünneti devam ettirdi ve 2. yüzyıla gelindiğinde Roma İmparatorluğu'ndaki sünnet olan tek grup Museviler, Yahudi Hıristiyanlar, Mısırlı rahipler ve Nabatlı Araplardı. Sünnet Yahudi olmayanlar arasında o kadar az görülen bir durumdu ki sünnet Roma mahkemelerinde Yahudiliğin kesin kanıtı olarak görülüyordu.
Roman tarihçi Suetonius, Domitian 12.2'de 90 yaşındaki bir adamın soyulduğu bir mahkeme sürecini anlatmaktadır. Adamın soyulmasının sebebi ise Roma'nın Yahudilere uyguladığı kafa vergilerinden kaçıp kaçmadığına karar vermektir. Bu yüzden adam mahkeme önünde çıplak kalacak şekilde bırakılmış, sünnetli olup olmadığına bakılmıştır.
[Suetonius (translated and annotated by J. C. Rolfe) (c. 110). "De Vita Caesarum-Domitianus". Ancient History Sourcebook at fordham.edu. Retrieved 2008-04-09. The Romans applied the term curtus (lit., "cut short") to circumcised men at least in poetic contexts, e.g. at Horace, Sermones i.9.70.]

Hellenistik dünyanın kültürel baskısı altında yapılan sünnetlerde oldu: Yehudalı Kral John Hyrcanus İdilleri fethettiğinde onları sünnetli olmaya ve Yahudiliğe geçmeye zorladı fakat onların ataları olan Edomitler Helenistik dönem öncesinde zaten sünneti uygulamışlardı.

Bazı Yahudiler Makkabiler 1'de anlatıldığı gibi sünnet durumlarını saklamaya çalıştılar. Bunun temel sebebi sosyal, ekonomik çıkarları kaybetmemek ve spor salonlarında egzersiz yapıp, spor müsabakalarında yarışabilmekti.
Eskiden sünnet edilmiş bir penisin sünnetsiz gibi görünmesini sağlayan teknikler M.Ö. 2. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu teknikte sünnet derisinin kalıntılarından bir kısmı zamanla penis ucunu kaplaması için yeterince gerilmiş hale gelene kadar bakırdan yapılmış bir ağırlıkla asılırdı. 1. yüzyıl yazarı Celsus yaptığı bilimsel incelemesi "De Medicina"da sünnet derisi restorasyonu için 2 teknik açıkladı.
[Rubin, J. P. (July 1980). "Celsus' decircumcision operation: medical and historical implications". Urology. 16 (1): 121–4. doi:10.1016/0090-4295(80)90354-4. PMID 6994325.]

Bunlardan birinde cilt penis ucunun tabanı etrafında kesilerek gevşetiliyor, daha sonra deri penis ucunun üzerine geriliyor ve sünnetsiz bir penis görünümünü verilerek iyileşmeye bırakılıyordu. Bu uygulama mümkündü çünkü İncil'de Milah olarak isimlendirilen sünnet antlaşması nispeten küçük bir sünnetti. Bu sünnete göre sadece penis ucunun ötesine uzanan sünnet derisinin kesilmesi gerekiyordu. Buna karşılık olarak Yahudi dinî yazarları 1. Makkabiler ve Talmud'daki İbrahim'in antlaşmasından dolayı bu tür uygulamaları kınadılar.
[Hall, R. G. (August 1992). "Epispasm: circumcision in reverse". Bible Review: 52–7.]

Bu girişimler ve diğer nedenlerden ötürü sünnet prosedürüne ikinci bir radikal adım eklenmiştir. Bu işlem "Brit Peri'ah" olarak adlandırılmıştır. Bu aşamada sünnet derisi, daha sonra denilen pebis ucunun arkasındaki sırtına kadar kesiliyor sonra birtakım işlemlerle penis ucunun altından yeni derinin gelmesi sağlıyordu.
[Peron, James E. (Spring 2000). "Circumcision: Then and Now". Many Blessings (volume III). pp. 41–42.]

Daha sonra Talmud döneminde (M.S. 500-625) Metzitzah olarak bilinen üçüncü bir yöntem uygulanmaya başlandı. Bu aşamada mohel (yahudilerde sünneti yapan kişi) kötü olduğuna inanılan kanları çıkarmak için ağzıyla sarılı sünnetten kan emerdi. Tüberküloz ve zührevi hastalıklar gibi enfeksiyonların gerçekleşme olasılığını artırdığı için çok sonraki dönemlerde moheler bebeğin penisi üzerine kan emmek için bir cam tüp yerleştirip onu kullanırlardı. Birçok Yahudi sünnet ayininde Metzitzah'ın bu aşaması ortadan kaldırılmıştır.
[Peron, James E. (Spring 2000). "Circumcision: Then and Now". Many Blessings (volume III). pp. 41–42.]

İlk Makkabiler "Brit milah"ın uygulanmasını yasakladığını, bunu yapanların ve bu işleme tabi tutulan bebeklerin bile ölümle cezalandırdığını söylüyor.

1. yüzyıl yazarlarından Yahudi Philo Judaeus (M.Ö. 20 - M.S. 50) sağlık, temizlik ve doğurganlık da dahil olmak üzere çeşitli gerekçelerle Yahudi sünnetini savundu.
[Philo Judaeus. "A Treatise on Circumcision". thriceholy.net. Retrieved 2008-04-09.]

Ayrıca sünnetin mümkün olduğu kadar erken bir zamanda yapılması gerektiğini düşünerek kişinin kendi özgür iradesiyle yapılmasının mümkün olmayacağını düşünmüştür. Sünnet derisinin spermin vajinaya ulaşmasını engellediğini ve bu nedenle de milletin nüfusunu arttırmanın bir yolu olarak yapılması gerektiğini iddia etmiştir. Ek olarak sünnetin cinsel hazzı azaltmak için etkili bir yol olduğunu ve yapılması gerektiğini belirtti.
[Gollaher 2000, p. 13]

Yahudi filozof Maimonides (1135–1204) sünnetin imanın tek göstergesi olduğu konusunda ısrar etti. Kendisine yapmanın “çok zor bir şey” olduğunu ancak “bazı dürtüleri bastırmak” ve “ahlaki açıdan kusursuz olanı” başarmak olarak sünneti onayladı. Zamanın bilgeleri sünnet derisinin cinsel hazzı arttırdığını fark etmişti. Maimonides koruyucu derinin kesilmesinin ve kan kaybının penisi zayıflattığını, böylece bir erkeğin şehvetli düşüncelerini azaltmada ve daha az zevkli bir şekilde seks yapmada etkili olduğunu belirtmiştir.
[Gollaher 2000, p. 21 | The Guide of the Perplexed. Translated and with an Introduction and Notes by Shlomo Pines. Chicago: Univ. of Chicago Press, 1963, Part III, ch. 49, p. 609.Moses Maimonides (translated by Shlomo Pines) (1963). "Guide to the Perplexed by". University of Chicago. Retrieved 2008-09-25 | Maimonides, Moses (translated by Michael Friedländer) (1885). The Guide of the Perplexed. London: Trübner and co. pp. 267–9. ISBN 0-524-08303-7 | Lisa Braver Moss. "Circumcision: A Jewish Inquiry". Beliefnet. Retrieved 2008-04-09]

13. yüzyılda Maimonides'in Isaac ben Yediah adlı Fransız öğrencisi sünnetin bir kadının cinsel isteğini azaltmanın etkili bir yolu olduğunu iddia etti. Sünnet olmamış bir adamla birlikte her zaman orgazm olduğunu ve böylece cinsel iştahının hiçbir zaman yerine gelmediğini ancak sünnetli bir adamla "orgazmda büyük ısı ve yanma nedeniyle" hiç zevk almadığını söyledi.
[Davis, Dena S. (Summer 2001). "Male and female genital alteration: a collision course with the law". Journal of law-medicine. 11: 487–570 | Gollaher 2000, p. 22]

SÜNNETİN HRİSTİYAN DÜNYASINDAKİ DÜŞÜŞÜ
Elçilerin İşleri 15'de Kudüs Konseyi Hristiyanlığa yeni geçenlerde sünnetin gerekip gerekmediği konusunu ele aldı. Hem Simon Peter hem de James Just Yahudi olmayanların dine geçişinde sünnete ihtiyaç olmadığını söyleyince tüm konsey sünnetin gerekli olmadığına karar verdi.

Ancak, Elçilerin İşleri 16 ve Pavlus'un Mektuplarındaki birçok referans uygulamanın hemen ortadan kaldırılmadığını göstermektedir. Örnek olarak bazı ayetleri inceleyelim:

Elçilerin İşleri 16:1–3' de Pavlus'un bir Yunan'ı sünnet ettirdiğini görüyoruz:
1. Pavlus, Derbe ve Listra’ya da uğradı. Listra’da Timoteos adında bir İsa öğrencisi vardı. Annesi imanlı bir Yahudi, babası ise Grek’ti.
2. Listra ve Konya’daki kardeşler ondan övgüyle söz ediyorlardı.
3. Timoteos’u kendisiyle birlikte götürmek isteyen Pavlus, oralarda bulunan Yahudiler yüzünden onu sünnet ettirdi. Çünkü hepsi, babasının Grek olduğunu biliyordu.
Romalılar 3:2'de Tarsuslu Paul Yahudi sünnetini övüyor gibi görünmektedir:
1. Öyleyse Yahudi’nin ne üstünlüğü var? Sünnetin yararı nedir?
2. Her yönden çoktur. İlk olarak, Tanrı’nın sözleri Yahudiler’e emanet edilmiştir.
Fakat bununla çelişir bir şekilde 1.Korintliler 7:18-19'da sünnet önemli değildir vurgusu yapılır:
18. Biri sünnetliyken mi çağrıldı, sünnetsiz olmasın. Bir başkası sünnetsizken mi çağrıldı, sünnet olmasın.
19. Sünnetli olup olmamak önemli değildir. Önemli olan, Tanrı’nın buyruklarını yerine getirmektir. 
Galatyalılar 6:11-13'de ise sünnet ettirmek isteyenleri etiyle övünmekle suçluyor ve sünnet karşıtlığı artışa geçiyor:
11. Bakın, size kendi elimle ne denli büyük harflerle yazıyorum!
12. Bedende gösterişe önem verenler, yalnız Mesih’in çarmıhı uğruna zulüm görmemek için sizi sünnet olmaya zorluyorlar.
13. Oysa sünnetlilerin kendileri bile Kutsal Yasa’yı yerine getirmiyor, sizin bedenlerinizle övünebilmek için sünnet olmanızı istiyorlar.
Daha sonra ise Filipililer 3:2'de Hristiyanları "bozulmaya" karşı uyarıyor:
2. Kötülük yapan o adamlardan, o köpeklerden sakının; o sünnet bağnazlarından sakının!
3. Çünkü gerçek sünnetliler Tanrı’nın Ruhu aracılığıyla tapınan, Mesih İsa’yla övünen, insansal özelliklere güvenmeyen bizleriz.
Yahudi Hristiyanlar "sünnet olanlar" veya sünnetli Hristiyanlar olarak adlandırılırken sünnet daha çok Yahudi erkeklerle ilişkilendirilmiştir. Sünnetli-sünnetsiz terimleri genel olarak Yahudiler ve Yunanlılar anlamına gelmekteydi.
[Michael Glass (October 2001). "The New Testament and Circumcision". Circumcision Information and Resource Pages]

Bununla birlikte, 1. yüzyıla ait Iudaea Eyaleti'nde artık sünnetli olmayan bazı Yahudiler, ve bazı Yunanlılar ve Mısırlılar, Etiyopyalılar ve Araplar gibi başkaları da vardı. Thomas'ın 53. Müjdesi'ne göre İsa şöyle diyor:
53. Havarileri ona dediler : Sünnet faydalı mı değil mi ? Onlara dedi: Eğer faydalı olsaydı, babaları onları daha annelerindeyken sünnet ederdi. Ama Ruh’taki gerçek sünnet çok faydalı.!
Thomas 53 ile Pavlus'un Romalılar 2:29'u, Filipililer 3:3, Korintliler 7:19, Galatyalılar 6:15 ve Koloseliler 2:11–12 arasında paralellikler bulunmaktadır.

Yuhanna 7:23'de İsa Şabat gününde uyguladığı şifa için onu eleştirenlere cevap veriyor:
23. Musa’nın Yasası bozulmasın diye Şabat Günü biri sünnet ediliyor da, Şabat Günü bir adamı tamamen iyileştirdim diye bana neden kızıyorsunuz?
Kudüs İncili: Şimdi eğer bir adam Musa'nın Yasası'nın bozulmaması için Şabat günü sünnet edilebiliyorsa bir erkeği Şabat gününde sağlıklı ve eksiksiz yaptığım için bana neden kızgınsın?

Bu pasaj penisin sünnet edilmesinin onu iyileştirdiği üzerine gelişen Tanrısal inanca yada sünnet uygulaması üzerine bir eleştiri olarak görülmüştür.
[Michael Glass (October 2001). "The New Testament and Circumcision". Circumcision Information and Resource Pages.]

Avrupalılar Yahudiler hariç erkek sünnetini hiç uygulamamışlardı fakat silahlı seferberlik kralı Wamba'nın sivil topluma karşı zulüm yapan herkesi sünnet ettirdiği Vizigot İspanya'sında nadir bir istisna meydana gelmiştir.
[Julian of Toledo. Historia rebellionis Paulli adversus Wambam Gothorum Regem (in Latin). p. 10. reprinted in Jacques Paul Migne, ed. (1862). Patrologiæ cursus completus, seu bibliotheca universalis, integra, uniformis, commoda, oeconomica, Omnium SS. Patrium, Doctorum scriptoriumque, eccliasticorum. pp. 771–774.]

Koptik (Mısır'ın en eski halkıKıptiler/Koptlar) ve Katolik uygulamalarının uzlaştırılması girişimi kapsamında Katolik Kilisesi sünneti ahlaki bir günah olarak görerek kınadı ve 1442'de Basel-Floransa Konseyi'nde sünnet uygulamasına karşı emir verdi.
["Eccumenical Council of Florence and Council of Basel". EWTN Global Catholic Television Network Library. Retrieved 2016-04-08]
Birleşmiş Milletler Aids Programı (UNAIDS)'na göre bu konseyde Papa sünnetin sadece Hıristiyanlar için gereksiz olduğunu belirtti;
["Male Circumcision: context, criteria and culture". UNAIDS. 2007-02-26. Retrieved 2016-04-08]

18. yüzyılda Edward Gibbon sünneti yalnızca Yahudiler ve Türkler tarafından uygulanan "tuhaf bir sakatlama-bozma" olarak ve "acı verici, sıklıkla tehlikeli bir ayin" şeklinde nitelendirdi... (R. Darby)
[Robert Darby. "A short history of the world's most controversial surgery". Circumcision Information Australia. Archived from the original on 19 July 2008. Retrieved 2008-10-07., a review of David L. Gollaher (2000). Circumcision: A history of the world's most controversial surgery. New York: Basic Books. ISBN 0-465-04397-6]

Londra'da 1753'te Yahudilere eşit haklar vermek için bir öneri yapıldı. Yahudilere eşit haklar verilmesinin evrensel sünnet anlamına geldiği korkusunu yayan zamanın broşürcüleri tarafından şiddetle karşı çıkıldı. Erkekler korunmaya ve savunmaya çağrıldı:

"Mülkünüzün en iyisini" ve onun tehdit altındaki sünnet derilerini koruyun! Seksle ilgili popüler inançların, erkeklikle ilgili korkuların ve Yahudiler hakkındaki yanlış kavramların sıradışı bir şekilde dışa vurulması aynı zamanda dönemin erkeklerinin kendi üreme organlarını ve sünnet konusunu nasıl dikkate aldığının çarpıcı bir göstergesiydi. (R.Darby)
[Robert Darby. "A short history of the world's most controversial surgery". Circumcision Information Australia. Archived from the original on 19 July 2008. Retrieved 2008-10-07., a review of David L. Gollaher (2000). Circumcision: A history of the world's most controversial surgery. New York: Basic Books. ISBN 0-465-04397-6]

Bu olumsuz tavırlar 19. yüzyıla kadar devam etti. İngiliz kaşif Sir Richard Burton, "Hristiyan aleminin sünnet uygulamasından korktuğunu ve nefret ettiğini" gözlemledi.

İSLAM TOPLUMLARINDA SÜNNET
Kur'an'da sünnet ile ilgili herhangi bir ayet-sure GEÇMEMEKTEDİR! Bunu okuyunca bana küfretmeye kalkacak olan dostlardan rica ediyorum Google'a "Kur'an'da sünnetten bahsedilir mi?" yazıp arasınlar yada gidip en güvendikleri hocalarına sorsunlar, hiç olmadı evdeki Kur'an'ı açıp baksınlar. Görecekler ki kesinlikle hiçbir ayette sünnetten bahsedilmemektedir.
Sünnet uygulaması sadece bazı hadislerde geçmektedir. Bu yüzden de hadislere inanmam, güvenmem yada "benim için tek kaynak Kur'an'dır" diyen arkadaşlarımızın içinde oldukları çelişkiyi görmeleri gerekir. Ayrıca eğer sünnet bu kadar önemli ise Muhammed'in cinsel hayatını, eşleri ile sevişme sıralarını, oruçluyken seks yapıp yapmamayı anlatan bir yaratıcının bu kadar önemli olduğuna inandığınız sünnet konusu hakkında hiçbir ayet göndermemiş olması düşünmeniz gereken apayrı bir eksiklik-çelişkidir.

Şimdi sünnetin geçtiği bazı hadislere bakalım:
  1. “Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.” [Buhari, Nikah, 1; Müslim, Nikah, 5]
  2. “Benim halifelerim benden sonra gelip sünnetimi öğretendir.” [Heysemi, Zevaid, 1:126]
  3. “Kim sünnetimle amel etmek, bir bidatı ortadan kaldırmak için benden bir hadis rivayet ederse o kimseye cennet vardır.” [Suyuti, Camiu’s-Sağir, H. No: 8363]
  4. “Kim benim adıma yalan uydurursa veya benim bir sünnetimi reddederse cehennemde kalacağı yeri hazırlasın.” [Aliyyu’l-Muttaki, Kenz, 1:94]
  5. Abdullah b. Ömer (ra) “İlim üçtür: Şeriatı anlatan Allah’ın kitabı, Resulullah’ın sünneti ve kesin bilmediği hususlarda bilmiyorum demektir.” [Heysemi, Zevaid, 1:172]
  6. “Benden sonra ümmetim için en çok korktuğum şey Kur’ân’ı asıl mânâsından saptırarak hevasına göre tevil etmeleridir. Bir de Kur’ân’ı anlamada kendilerini başkalarından daha ehil görenlerdir. Zira onlar başkalarının ilminden faydalanmaz ve istişare etmezler.” [Heysemi, Zevaid, 1:187; Kenz, 10:187]
  7. “Bir toplum bir bidat ihdas edince bir sünneti ortadan kaldırmış olurlar. Öyle ki her yeri bidalar kaplar da sünnetler ortadan kalkar.” [Müsned-i Ahmed, 4:105; Heysemi, Zevâid, 1:188]
  8. “Bidaların istilası zamanında kim sünnetime sarılırsa ona yüz şehidin sevabı vardır.” [Münzirî, Terğîb ve Terhîb, 1:41; Taberânî, Mecmeu’l-Kebîr, H. No:1394; Kenz, 1:100; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 7:282]
  9. “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak ve bunlardan ancak benim ve Sahabelerimin yolunda olanlar kurtulacaktır.” [Ebu Davud, Sünnet, 1; Tirmizi, İman, 18; Darimi, Siyer, 75; İbn-i Mâce, Fiten, 17]
Hatta bazıları Muhammed'in “Peygamber” olduğunun anlaşılması için sünnetli doğduğu efsanesine inanmaktadırlar çünkü inanışa göre Allah onu mükemmel bir biçimde yaratmıştır. [Gollaher. pg. 45.]
Bu inanış ise apayrı bir çelişki içerir çünkü eğer Allah Muhammed'i kusursuz yani sünnetli yarattı ise, Allah'ın sünnetsiz yarattığı insanlar kusurlu mudur? Hani Allah kusursuz ve eksiksiz yaratandı? hani hata yapmaz, eksik yaratmazdı?

Konuyla ilgili inandığınız kitaptan bir ayet vereyim:
"Onları -ne olursa olsun şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah’ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim.‘ Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır." [Nisa 119. ayet]

Bazı Müslümanlar ise Eski Ahitte yazanların geçerli olduğunu, bu nedenle İbrahim ile Tanrı arasındaki sünnet anlaşmasına bağlı kalınması gerektiğini düşünürler. (İslam tek dindir diyip diğer dinleri karalayanların, Kur'an dışındaki tüm kitaplar bozulmuştur diyenlerin yaşadığı bir diğer büyük çelişki)

Kaldı ki Kur'andan önceki kitapları geçerli saymayı deneyecek Müslümanlar için şöyle bir ayet var:
"Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah’tan daha güzel olan kimdir?" [Maide 50. ayet]

Bunca kaynaktan ve araştırmadan anlaşılıyor ki sünnet Yahudilere antik Mısır toplumundan, İslamiyete de Yahudilerden geçmiştir. "Sünnet" tıpkı İslamiyetteki ve Kur'an'daki birçok şey gibi başka geleneklerden alınmış, ihrac edilmiştir.

Kaynaklar:
Gollaher 2000, p. 2 | Herodotus'un Tarihi. ISBN 1-4165-1697-2 | "Circumcision (Sünnet)" Encyclopædia Britannica 1902 (10. baskı) | Gollaher 2000, p. 3 | Yeşu 5:4-7 | Yaratılış 17:10-14 | Mısır'dan Çıkış 4:23-26 | Hodges, F. M. (Fall 2001). "The ideal prepuce in ancient Greece and Rome: male genital aesthetics and their relation to lipodermos, circumcision, foreskin restoration, and the kynodesme". The Bulletin of the History of Medicine. 75 (3): 375–405. doi:10.1353/bhm.2001.0119. PMID 11568485 | Suetonius (translated and annotated by J. C. Rolfe) (c. 110). "De Vita Caesarum-Domitianus". Ancient History Sourcebook at fordham.edu. Retrieved 2008-04-09. The Romans applied the term curtus (lit., "cut short") to circumcised men at least in poetic contexts, e.g. at Horace, Sermones i.9.70 | Rubin, J. P. (July 1980). "Celsus' decircumcision operation: medical and historical implications". Urology. 16 (1): 121–4. doi:10.1016/0090-4295(80)90354-4. PMID 6994325 | Hall, R. G. (August 1992). "Epispasm: circumcision in reverse". Bible Review: 52–7 | Philo Judaeus. "A Treatise on Circumcision". thriceholy.net. Retrieved 2008-04-09 | Gollaher 2000, p. 13 | Gollaher 2000, p. 21 | The Guide of the Perplexed. Translated and with an Introduction and Notes by Shlomo Pines. Chicago: Univ. of Chicago Press, 1963, Part III, ch. 49, p. 609.Moses Maimonides (translated by Shlomo Pines) (1963). "Guide to the Perplexed by". University of Chicago. Retrieved 2008-09-25 | Maimonides, Moses (translated by Michael Friedländer) (1885). The Guide of the Perplexed. London: Trübner and co. pp. 267–9. ISBN 0-524-08303-7 | Lisa Braver Moss. "Circumcision: A Jewish Inquiry". Beliefnet. Retrieved 2008-04-09 | Davis, Dena S. (Summer 2001). "Male and female genital alteration: a collision course with the law". Journal of law-medicine. 11: 487–570 | Gollaher 2000, p. 22 | Michael Glass (October 2001). "The New Testament and Circumcision". Circumcision Information and Resource Pages | Julian of Toledo. Historia rebellionis Paulli adversus Wambam Gothorum Regem (in Latin). p. 10. reprinted in Jacques Paul Migne, ed. (1862). Patrologiæ cursus completus, seu bibliotheca universalis, integra, uniformis, commoda, oeconomica, Omnium SS. Patrium, Doctorum scriptoriumque, eccliasticorum. pp. 771–774 | "Eccumenical Council of Florence and Council of Basel". EWTN Global Catholic Television Network Library. Retrieved 2016-04-08 | "Male Circumcision: context, criteria and culture". UNAIDS. 2007-02-26. Retrieved 2016-04-08 | Robert Darby. "A short history of the world's most controversial surgery". Circumcision Information Australia. Archived from the original on 19 July 2008. Retrieved 2008-10-07., a review of David L. Gollaher (2000). Circumcision: A history of the world's most controversial surgery. New York: Basic Books. ISBN 0-465-04397-6 | The writer of the 1 Maccabees wrote that under the Seleucids, many Jewish men attempted to hide or reverse their circumcision so they could exercise in Greek gymnasia, where nudity was the norm. First Maccabees also relates that the Seleucids forbade the practice of brit milah (Jewish circumcision), and punished those who performed it – as well as the infants who underwent it – with death | The book of Genesis records circumcision as God's covenant/command to Abraham. It was to be performed by the male child's eighth day after birth. Herodotus, writing in the 5th century BCE, lists the Colchians, Ethiopians, Phoenicians, and Syrians as a circumcising cultures | Tomb artwork from the Sixth Dynasty (2345–2181 BCE) shows men with circumcised penises, and one relief from this period shows the rite being performed on a standing adult male. The Egyptian hieroglyph for "penis" depicts either a circumcised or an erect organ. The examination of Egyptian mummies has found some with foreskins and others who were circumcised | Marck, J (1997). "Aspects of male circumcision in sub-equatorial African culture history". Health Transit Review. 7 (supplement): 337–360. PMID 10173099 | Morrison J (1967). "The origins of the practices of circumcision and subincision among the Australian aborigines". The Medical Journal of Australia. 1 (3): 125–7. PMID 6018441 | "SHEM". The Jewish Encyclopedia. Retrieved 2013-12-17 | Amin Ud, Din M (2012). "Aposthia-A Motive of Circumcision Origin". Iranian Journal of Public Health. 41: 84. PMC 3494220 Freely accessible. PMID 23193511 | Alphabet of Ben Sirah, Question #5 (23a–b) | Kanawati, N. ve A. Hassan 1997: 11-12 | Nip Tuck: circumcision in ancient Egypt | Dānešvar, I, pp. 31, 59 | Dānešvar, II, s. 56 | Šakūrzāda, s.167; Massé, Croyances, s. 53 | Katīrāʾī, s. 41-42 | Šakūrzāda, s. 167 | Hedāyat, s. 195 | Katīrāʾī, s. 41-42 | Dānešvar, I, s. 31, II, s. 56; Katīrāʾī, s. 41; Hedāyat, s. 116; Šakūrzāda, p. 167 | Patai, 1987, s. 160; Westermark, II, s. 427; Legey, s. 107, 175 | Massé, Croyances, s. 53 | Buhari, Nikah, 1; Müslim, Nikah, 5 | Heysemi, Zevaid, 1:126 | Suyuti, Camiu’s-Sağir, H. No: 8363 | Aliyyu’l-Muttaki, Kenz, 1:94 | Heysemi, Zevaid, 1:172 | Heysemi, Zevaid, 1:187; Kenz, 10:187 | Müsned-i Ahmed, 4:105; Heysemi, Zevâid, 1:188 | Münzirî, Terğîb ve Terhîb, 1:41; Taberânî, Mecmeu’l-Kebîr, H. No:1394; Kenz, 1:100; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 7:282 | Ebu Davud, Sünnet, 1; Tirmizi, İman, 18; Darimi, Siyer, 75; İbn-i Mâce, Fiten, 17 | Nisa 119 | Maide 50

Yazan & Çeviren & Derleyen: A.Kara