HABERLER
Dini Haber
A etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
A etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

72 HURİ VE ŞEHVET DOLU CENNET

Hazırlayan: A.Kara
A, din, islamiyet, 72 huri, 72 Bakire, Huri ayetleri, Huri hadisleri, Bu nasıl Allah?, Kılıç sallayana huri, Cennet tasvirleri, Ceylan gözlü eşler, Turunç göğüslü huriler, Yaşıt eşler, Kurandaki çelişkiler,

72 HURİ | KURU ÜZÜM İDDİASI VE TERÖRDEKİ ROLÜ


İslam'da 72 huri meselesinin cennet'in şehvet dolu tarafını ifade ettiği gayet açıktır, aksi halde neden onların vereceği cinsel hazdan, göğüs ve vücut özelliklerinden ve dahasından bahsedilsin ki? Özellikle de inanan erkeklere turunç büyüklüğünde ya da tomurcuklanmış göğüslere sahip bakire kızlarla evlendirileceklerinin anlatıldığı ayetlerdedir.

Duhan suresi 54.ayet: "Ayrıca onları beyaz tenli, ceylan gözlü eşlerle birleştireceğiz."

Nebe suresi 31-34.ayetler: "Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için büyük başarı ve mutluluk vardır. Onlara bahçeler, üzüm bağları, turunç göğüslü genç yaşıt dilberler, dolu dolu kadehler var."

Sad suresi 52.ayet: "Onların beraberinde, gözleri kocalarından başkasını görmeyen yumuşak bakışlı, aynı yaşta güzeller vardır."

Vakıa 34-38.ayetler: "Ve onlar yükseltilmiş döşekler/mobilyalar üzerindedirler. Biz oradaki kadınları, yepyeni bir yaratılışla yaratıp, sûret ve sîretlerini son derece güzelleştirdik. Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına âşık yaşıtlar kıldık."

Rahman suresi 72-74.ayetler: "Onlar, çadırlara kapanmış hurilerdir. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur."

Hilali-Khan, Arthur John Arberry, Abdul Daryabadi, Umm Muhammad, Edward Henry Palmer, Ahmed Ali, John Medows Rodwell, Ali Ünal, George Sale, Muhammad Sarwar ve Muhammet Tahir'ül Kadri gibi bazı çevirmenler Nebe suresi 33.ayeti "tam gelişmiş", "dolgun" veya "armut şekilli" göğüsler olarak çevirmektedirler.

İbn-i Kesir, tefsirinde şöyle diyor:
"Nebe suresi 33.ayetteki ifade yuvarlak göğüsler anlamına gelir. Bu kızlar yaşıt bakireler oldukları için göğüslerinin yuvarlak ve diri olacaklarını kastetmektedir."
[Ibn Kathir. Tafsir Ibn Kathir, Abridged, Volume 10 Surat At-Tagabun to the end of the Qur'an. pp. 333-334]

Gibril Haddad gibi çağdaş İslam alimleri bazı erkeklerin yalnızca bu ayetleri duyduğunda bile gusül abdestine ihtiyacı olacağını söyleyerek Kur'an'ın cennetinin cinsel doğasına dikkat çekmektedir:
"Kur'an cennetteki kadın ve erkekler için özellikle şunları vurgular ve şöyle der:

Vakıa suresi 17.ayet: "Onların etrafında ebedi gençler dolaşır",
İnsan suresi 19.ayet: Etraflarında ölümsüz delikanlılar dolaşır, onları görünce sanırsın ki saçılmış incilerdir.
Eğer bu, inanan bir kadını mutlu edemiyorsa İmam Şafi'nin erotik şiirlerden etkilenmeyen birine söylediği gibi: "Onda hissiyat yoktur." İnanan erkekler için de; evliyalardan birinin dediği gibi, aralarından bazılarının "Yaşıt, taze ve geniş göğüslü kızlar" ayetini duymakla bile gusüle ihtiyacı olacaktır. Bizim gibi duygusuz cahiller ise onu herhangi bir etki hissetmeden okuyabilir."
[Shaykh Gibril Haddad, "Cariyeler ile seks ve kadın hakları", Living Islam, June 2, 2003]

Gazali ve Ebü'l Hasan Eş'arî gibi geleneksel İslam teologları cennetteki cinsel hazlar ve cenneti "alım veya satımın olmadığı... ama isteyen erkeğin, istediği kadınla hemen ilişkiye girebileceği" bir cariye pazarı olarak tanımlayan hadis(ler) üzerine kafa yormuşlardır:

"Ali, Allah'ın resulünün bir keresinde "Cennette alım veya satımın olmadığı, kadın ve erkeklerden oluşan bir pazar vardır. Bir erkek (oradaki) bir güzeli arzuladığında, onunla beraber olacaktır."
[Al Hadis, Vol. 4, p. 172, No. 34]

"Adamın biri peygambere sordu: Ey Allah'ın resulü, cennettekiler cinsel ilişkiye girebilecekler mi? Peygamber cevapladı: Onlardan her birine sizler gibi 7 erkeğin cinsel gücü verilecek. Cennette her erkeğe 500 huri, dört bin bakire kadın ve sekiz bin dul kadın verilecektir. Bunların her biri onun dünya hayatı kadar süre boyunca onunla ilgilenecek, hoşnut edecek. Cennette alım ve satımın olmadığı, kadın ve erkeklerden oluşan pazarlar olacak. Bir erkek bir kadınla beraber olmak isterse, hemen olacaktır. Huriler ilahi saflıkları ile "bizler en güzel hurileriz ve şerefli kocalara aitiz" diye şarkılar söyleyecek."
[Al Ghazzali, "Ihya Uloom Ed-Din (The Revival of the Religious Sciences) Vol. 4" , Death and Subsequent Events 430]

İbni Kesir Tefsirinde ve Suyuti tarafından da İbn Mace'den aktarımla sahih olan bir hadiste şu tasvir yer almaktadır: Daima bakire olan bu kızların "istek uyandıran cinsel organları" olacak ve cennetle mükafatlandırılmış erkeklerin "organları asla yumuşamayacak. Daima sert ve dik kalacak"

"Ebu Umame: "Resulullah buyurdular ki, 'Allah'ın cennetine aldığı erkekler 72 eşle evlendirileceklerdir. Bunlardan 2 tanesi hurilerdir; kalanlar ise cehennemliklerden kalan kadınlardır(cehenneme atılanların boşta kalan eşleridir). Kadınların hepsi şehvet dolu cinsel organlara sahip olacak, erkeğin sertliği ise hiç dinmeyecektir."
[Ibni Mace, Zühd 39]

"Huriler her zaman bakire kalacaklar. Ayrıca erkeklerin organları da asla yumuşamayacak. Sertlik daimi olacak. Orada seviştiğinizde aldığınız hazzı bu dünyada tatsanız, hemen düşüp bayılırdınız. Her erkeğin yetmiş hurisinin yanısıra dünyada evlendiği karıları da yanında olacak ve hepsinin şehvet uyandıran organları olacak."
[Al-Suyuti, Al-Itqan fi Ulum al-Qur'an, p. 351]

Cennette inananlar ile huriler arasındaki yaşanacak şehvet dolu birliktelikler iki Sahih hadis toplayıcısı tarafından da doğrulanmaktadır. Bunlardan Sahih Buhari'de ve Sahih Muslim'de de onların son derece güzel, vücutlarının letafetinden kemik iliklerinin bile rahatça görülebilecek denli narin olduğundan bahsedilmekte ve "inananların onları ziyaret edecekleri" aktarılmaktadır:

"Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Cennet`e ilk giren cemâatin yüzü, ayın on dördüncü gecesindeki sûreti gibi berraktır. Bunların peşi sıra dâhil olanlar da en keskin zıyâ neşreden yıldızlar gibidir. Ehl-i Cennet`in gönülleri, bir kişinin gönlündeki yekpâre irâdeye benzer bir fıtrat üzerine yaradılmıştır. Onların aralarında ne ihtilâf vardır, ne husûmet. Ehl-i Cennet`ten her kişi için iki zevce vardır. Bunlardan her birinin baldırındaki kemiğinin iliği letâfetinden dolayı etinin ötesinden görünür."
[Sahih Buhari 816]

"Şüphesiz mü’min için cennette, altmış mil yükseklikte içi boş inciden yapılma bir çadır vardır. Orada mü’minin gidip ziyaret ettiği aileleri (eşleri) vardır. Fakat bu aileler birbirlerini görmezler." [Müslim - Cennet 23-25]

Kur'an ayetlerindeki iri, alımlı gözlere sahip, saklı inciler gibi olan, el değmemiş, cinsel ilişki ile zarları bozulmamış, bakire, eşlerinden başkasına bakmayan, bakışlarını saklayan-dizginleyen varlıklar oldukları anlatılır. Hadislerdeki ek anlatımlara bakalım:

Asla yaşlanmadıklarına ve hep eşlerinden razı-kızmayan varlıklar olduklarına dair bir hadis:
"Cennette bir çarşı (toplanma yeri) vardır. Burada alışveriş olmaz; sadece kadın ve erkek suretleri bulunur. Bir erkeğin gönlü bir sureti arzulayınca oraya girer. Girdiğinde karşısında toplanmış hurileri görür. Onlar harikulâde sesleriyle, 'Bizler ebedîyiz; asla yaşlanmayız. Bizler cennet nimetlerindeniz; asla sıkıntı çekmeyiz. Bizler sizlerden razıyız ve asla kızmayız. Hem bize ve hem de ait olduklarımıza müjdeler olsun!' derler."
[Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 420; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsât, nr. 6493; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, nr. 5540; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, nr. 18761]

"Çadırlarda bekleyen huriler" ayeti ile ilgili bir hadis:
"Mirac’a çıkarıldığım gece cennette Beydâh diye (cennette bir nehrin adı) adlandırılan bir yere gittim. Orada kırmızı yakutlardan, yeşil mücevherlerden ve incilerden yapılma çadırlar bulunmaktaydı. Oradan, 'Ey Allah’ın Peygamberi hoş geldin safa getirdin!' diye seslenenler oldu. Ben, 'Ey Cebrâil! Bu sesler de neyin nesiydi?' diye sordum. Cebrâil, 'Onlar çadırlar (otağlar) içinde sahipleri için tahsis edilmiş hurilerdir. Rablerinden seni selâmlamak için izin istediler, O da izin verdi.' dedi.

Sonra cennet hurileri şöyle demeye başladılar: “Bizler (hazırlandığımız kimselerden) razıyız ve ebedîyen kızmayız. Bizler burada ebedîyiz, hiçbir zaman ayrılıp gitmeyiz."

Peygamberimiz (asm) bunları anlattıktan sonra, “Otağlar (çadırlar) içinde sahiplerine tahsis edilmiş huriler vardır.” âyetini okudu."
[Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 376; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 7/718; Zebîdî, İthâf, 14/602]

Cennete giren erkeklerin istediği şarkıları söylerler:
"Cennete giren her kulun başucuna ve ayakucuna ikişer huri oturarak insanoğlunun ve cinlerin dinlediği en güzel şarkıları söylerler. Fakat bunu şeytanın çalgılarıyla değil, Allah’a hamd ve O’nu takdis ederek yaparlar."
[İbn Asâkir, Târîhu Medîneti Dımeşk, 16/295; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 10/419 (nr. 18759); Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, nr. 7478; Beyhakî, el-Ba’s ve’n-Nüşûr, nr. 421]

Kur'an'ın yanısıra, inanan erkeklerin cennette bakireler ile ödüllendirileceğinden bahseden pek çok kaynak da bulunmasına rağmen erkeklere verilecek olan hurilerin sayısı hakkında tek bir hadisten ibaret zayıf bir referans olduğu yanılsaması ile 72 bakire kavramının doğruluğudan şüphe duyanların sayısı da azımsanamayacak durumdadır. Gerçekte ise, sahih veya hasen sayılan pek çok farklı hadis kitabında bu konu ile ilgili çeşitli rivayetler ve ifadeler yer almaktadır.

Örneğin, güvenilir altı hadisçiden biri olan İbni Mace'nin 72 eş ile ilgili hadisini sizinle paylaşmıştım (Ibni Mace, Zühd 39)

Birkaç farklı ravi tarafından aktarılan benzer bir hasen hadis de şehit olanların 72 huri ile mükafatlandırılacağını söylemektedir:

al-Miqdaam ibn Ma’di Karb'ın hadisine göre Peygamber (s.a.v) demiştir ki: "Şehitler, Allah katında yedi haslete sahiptir: Kanları akmaya başladığı an günahları affedilir. Cennetteki makamları gösterilir. Kabir azabından korunurlar. En büyük korkudan emin olurlar. Tek yakutu bile dünya ve içindekilerden daha kıymetli olan vakar tacı giydirilir. Cennet kızlarından yetmiş iki huri ile evlendirilir. Akrabalarından yetmiş kişiye şefaatçi olurlar." Bir başka rivayete göre de şehidin Allah katında altı nimeti bulunur. Başka rivayetlerde de bu sayı altı, dokuz veya ondur.
[el-Tirmizi, İbni Mace, Ahmad, ‘Abd al-Razzaaq in al-Musannaf, al-Tabaraani in al-Kabeer ve Sa’eed ibn Mansoor in aktarımı ile]

Altı büyük hadisçiden biri olan Tirmizi'nin Sünen'inde cennet ehli için olan nimetlerin en azı 72 huri olduğunu belirtir:

"Adiyy bin Hâtem'in ifadesine göre, İbn-i Heysem, Adullah İbn Wahb rivayet eder ki Ebû Said el-Hudrî, Peygamber Muhammad (s.a.v)'in şöle dediğini duymuş: 'Cennet ehlinden derecesi en düşük olanın seksen bin hizmetçisi, 72 zevcesi vardır. Onun için inciden, zebercedden ve yakuttan bir çadır kurulur. Bu çadır, Cabiye'den San'a'ya kadar uzanan bir büyüklüktedir."
[El-Tirmizi, Vol. 4, Ch. 21, No. 2687]

Bunun, bazılarının dediği gibi, bir aktaranlar silsilesine sahip olmayan zayıf hadislerden olmadığına dikkat edilmelidir. Bu hadis hasen-sahih sayılmaktadır. Yani zincirleme aktaranlar silsilesine sahip olduğundan hasen, aktaranlar güvenilir olduğundan sahih ve yalnız İmam Tirmizi tarafından yazıldığı için de garibdir.

el-Kubra Sünen'i ve Müsned Ahmed ibn Hanbel'in, Ibn Abi Shaybah, İbn Hibban ve Hakim'den aktardığı sahih hadise göre de islam'a hizmet edenlere cennette 100 erkeğin gücü verilecek ve 70 eşle evlenecekler:

"Enes (Allah ondan razı olsun) dedi ki: Resulallah (s.a.v) dedi ki: “(Allah'a ve İslama) hizmet edenler cennette 70 kadınla evleneceklerdir.” Birisi sordu, "Allah resulü, o adam buna dayanabilir mi ki?” Peygamber cevapladı: “Ona 100 erkeğin gücü verilecektir.” Ebu Zeyd'in (Allah ondan razı olsun) anlattığına göre , şüphe eden bir Yahudi ya da Hristiyan Peygambere(s.a.v) şöyle sordu: "Cennette insanın(erkeğin) yiyip içeceğini mi iddia ediyorsun??" Peygamber yanıtladı: “Evet, yol gösteren Allah'ın adıyla, ve onların her birine yemede, içmede, cimada ve zevkte 100 erkeğin gücü verilecektir."
[Sifat al-Janna, al-`Uqayli in the Du`afa’, ve Abu Bakr al-Bazzar'ın Müsnedi]

Gazali gibi gelenekçi Müslüman ilahiyatçıların da doğruladığı üzere, 72 sayısı tam olarak verilmektedir:

"Peygamber bir adama şöyle dedi: Ey Allah'ın kulu! Eğer cennete girersen orada nefsin neyi ister, gözün neden hoşlanırsa sana verilir. Cennete giren kişi istediği zaman ona çocuk olup meydana gelir. Çocuğun, annesinden doğması, büyümesi bir saatte olur. Cennet ehlinin bedenleri, yüzleri kılsız, renkleri beyaz, saçları kıvırcık, gözleri sürmeli, otuz üç yaşında, Âdem'in (a.s) yaratılışı üzere uzunlukları altmış, genişlikleri ise yedi zira'dır. Cennet ehlinin derecesi en düşük olanının 80.000 hizmetçisi, 72 tane zevcesi vardır. Cennette, gözün görmediği, kulağın işitmediği ve hiçbir beşerin kalbine gelmeyen şeyler gördüm"
[Al Ghazzali, "Ihya Uloom Ed-Din (The Revival of the Religious Sciences) Vol. 4" , The Book of Constructive Virtues 431]

BAKİRE Mİ KURU ÜZÜM MÜ?

"Kuru üzüm" yanılsaması Christoph Luxenberg mahlaslı çağdaş bir yazardan kaynaklanmaktadır. Onun, Hristiyan savunuculuğu gütmekle itham edilen anti-islamcı yaklaşımı doğrultusundaki iddiası Kur'an'ın Arapları Hristiyanlaştırmak için 8.yy başları Hristiyan Süryani yazmalarından alındığı ve Aramice 'hur' (beyaz kuru üzüm) sözcüğünün Arap yorumcularca Arapça 'huri' (bakire) sözcüğüne (yanlış) çevrildiğidir.

Kur'an'ın hurilerin fiziksel özelliklerinin tanımlandığı pek çok ayeti okunduğunda Luxenberg'in kuru üzümlerle ilgili teorisinin yanlış olduğu anlaşılıyor.

Kuru üzümlerin iri gözleri, göğüsleri olmadığı gibi iffetli, iffetsiz gibi sıfatlara sahip olamayacağı kesindir. Mesela siz hiç iffetsiz bir kuru üzüm gördünüz mü? Gördüyseniz o halde iffetli kuru üzüm nasıl olur? Kuru üzümler anlatılan diğer özelliklerin de hiçbirine sahip değildirler. Kur'an ayrıca inananların bu huriler ile evlendirileceği belirtiyor. Erkekler kuru veya yaş üzümlerle evlenemezler, evlenseler bile ayet ve hadislerde ifade edilen cinsel birliktelik ve haz kısmını bir kuru üzümle nasıl yaşarlar doğrusu merak ettim?

Ek olarak, birinin bu "72 Kuru üzüm" teorisini kabul edebilmesi için, Kur'an'ın Allah tarafından 7.yy. Arapçası ile Muhammed'e gönderilmek yerine 8.yy. da Hristiyan misyonerler tarafından yazıldığını da kabul etmesi gerekir.

TERÖR OLAYLARINDAKİ ROLÜ

İntihar İslam'da açık biçimde yasaklanmıştır, fakat şehadet operasyonlarına izin verilebilmesi (Istishhad) İslam alimlerinin de görüş olarak farklı taraflarda yer aldığı, tamamı ile ayrı bir konudur.

Dünyanın en fazla atıf alan İslam hukukçularından Yusuf el-Karadavi, "Bilimin Kur'an'a uygunluğu"nu savunması ile tanınan Dr. Zakir Naik, Pakistan Ulema Konseyi başkanı Tahir Ashrafi gibi önde gelen İslam alimi veya savunucuları İslam adına gerçekleştirilen intihar saldırılarını onaylamaktadırlar. Daha sonra anketler de ortaya koymuştur ki dünya genelinde Müslümanların çoğu da canlı bomba uygulamasını desteklemektedir.

Kur'an sadece şehitlerin değil, tüm inanan erkeklerin bakireler ile ödüllendirileceğini belirtir. Bununla birlikte, Kur'an ayrıca Allah yolunda savaşan (cihad eden) ve bu uğurda öldürülenlere de "büyük bir ödül" vadederken, "Allah'ın şehitlere 7 nimetinden biri olarak 72 bakire (huri) vereceğine vurgu yapan sahih hadislerle de desteklenir. Bu sayede 72 bakire (huri) kavramı Müslümanların "şehadet operasyonlarını" gerçekleştirmelerinde geniş ölçüde kullanılır hale gelmiştir.

Nisa suresi 74.ayet: "O halde, dünya hayatı yerine ahireti alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır, öldürülür veya galip gelirse, Biz ona büyük bir mükafat vereceğiz."

Bu durum Filistin'de oğlunu şehit olmak üzere gönderen annenin, bazen oğlunu "evlendirmekte olduğu" şeklinde de yorumlanmaktadır ve bu görüş resmi televizyonda yayınlanan cuma vaazlarında ve müzik videolarında da dile getirilir. Hatta bir defasında İngiltere'de gerçekleşen bir olayda, Müslüman gençlerin cennette 72 bakire edinebilmek için şehit olmaları, bunun için de AK-47 tüfeklerini kullanmayı öğrenmeleri telkin edilmiştir.

ZEMZEM SUYU GERÇEĞİ (ARSENİK ZEHİRLENMESİ)

Hazırlayan: A.Kara
A, din, islamiyet, Zemzem, Zemzem suyu, Kutsal su, Zemzem yararlı mı?, Zemzemin içeriği, Zehirli Zemzem, Zemzem kuyusu, Zemzem suyunun kökeni, Arap paganizmi, Eski Arap inançları,

KUTSAL ZANNEDİLEN ZEHİRLİ SU : "ZEMZEM"


Zemzem Kuyusu, İslam'ın en kutsal yeri olan Kabe'nin 20 metre doğusunda, Suudi Arabistan'ın Mekke kentindeki Mescid-i Haram'ın içinde yer almaktadır. 35 metre derinliğindeki kuyuya tepesindeki zarif bir kubbe ev sahipliği yapıyor.

Her yıl milyonlarca Müslüman Hac veya Umre sırasında kuyuyu ziyaret edip zemzem suyundan içiyor ve pek çok durumda yakın arkadaşlar arasında dağıtılmak üzere suyun bir kısmından eve götürüyorlar.

Zemzem suyuyla ilgili bazı hadislere bakalım:

Ebu Zer: ”Tam otuz günden beri buradayım” diye cevap verir.  “Peki seni kim doyuruyordu” diye sorar Allah Resulü. Şu cevabı verir Ebu Zer: “ Zemzem suyundan başka yiyeceğim yoktu. Fakat karnımın kıvrımları kaybolacak kadar kilo aldım. Açlık da hissetmiyorum”. Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:
“O zemzem gerçekten mübarektir, o gerçekten doyurucu bir gıdadır.”
[Müslim, Fedailü’s-sahabe, 132, İbn Hanbel, V, 174]

Peygamber (sav) Efendimizin ifadesiyle “ Zemzem, “mübarek bir sudur” ve “ne amaçla içilirse ona yarar sağlar. Şifa için içersen Allah şifa verir. Açlığı gidermek için içersen karnını doyurur, susuzluğunu gidermek için içersen, susuzluğunu giderir. O Cebrail (as)’in kazıp çıkardığı ve Allah’ın İsmail (as)’i suladığı sudur”
[El-Hakim, Müstedrek, 471]

 Enes b. Malik (ra) anlatıyor:
“Resulullah (sav) çocuklarla oynarken Cebrail (as) yanına geldi. Onu tutup yere yatırdı, kalbini yardı ve oradan bir kan pıhtısı çıkardı ve Resulullah (sav) e: “Şeytanın senden olan nasibi işte budur” dedi. Kalbini altın bir tasın içinde Zemzem ile yıkadıktan sonra yerine koydu ve kapattı. Çocuklar koşarak sütannesine geldiler ve: “ Muhammed’i öldürdüler” diye durumu haber verdiler. Peygamber (sav) Efendimizin yanına geldiklerinde, renginin atmış olduğunu gördüler”. Enes b. Malik bu olayı anlattıktan sonra: “Peygamber Efendimizin göğsünde meleğin diktiği iğnenin izini gördüm” derdi.
[Sunen-i Tirmizi Bölüm 83 Hadis 3346; Buhârî, Menakıb: 27; Müslim, İman: 17;]
[Müslim, İman, 261. Ahmet b.Hanbel, Müsned, III,149. 288]

"İşte şuradan şurama kadar, yâni boğazın altındaki çukurdan göğüste kıl biten yere kadar yardı. Kalbimi çıkardı, içi îmân dolu altın bir tas getirdi. Kalbimi yıkadı sonra da iç organlarımı yıkadı. Sonra kapattı."
[Senâullah-ı Pânî Pütî, Abdülhâk-ı Dehlevî]

Muhammed bin Abdirrahman bin Ebî Bekir (Radtyaüâhü an-hüm)'âen rivayet edildiğine
göre şöyle demiştir:
Ben (bir defa) İbn-i Abbâs (ra) yanında oturuyordum. Bir adam onun yanına geldi. İbn-i Abbâs (ra), adama:
— Nereden geldin? diye sordu. Adam:
— Zemzem'den (geliyorum), dedi. İbn-i Abbâs (ra) ona:
— Zemzemden lâyıkıyla içtin (mi?), dedi. Adam:
— Bu nasıl olur?, diye sordu. İbn-i Abbâs (ra):
— Zemzem'den su içmek istediğin zaman kıbleye doğru dur, Allah'ın ismini an, Zemzem suyunu içerken üç defa nefes al ve ondan kana kana iç. Zemzem suyunu böylece içtikten sonra Allah'a hamd et. Çünkü Resûlullah (sav) buyurdular ki: Bizimle münafıklar arasındaki alâmeti farika onların Zemzem'den kana kana içememeleridir."
[Sünen-i İbn Mace, Bab 78, Hadis 3061]

Hadislerden anlayabileceğiniz gibi zemzemin kutsal olduğuna dair ciddi bir inanış var öyle ki anlatımlara göre Muhammed'in kalbi yerinden çıkarılıp zemzemle yıkanıyor. Ayrıca yüzlerini Kabe'ye dönmeden içmemeleri, suyu içmenin yüksek ateşe ve ne niyetle içilirse ona fayda vereceği söyleniyor.

İSLAM ÖNCESİ TARİHİ

Sefa ve Merve, Mekke'de bulunan iki tepedir. Sefa ve Merve çevresindeki tavaf, Zemzem kuyusu ve Mekke'ye hac yolculuğu şimdi Müslümanların uyguladığı eylemler olsa da bunlar İslam öncesi putperestler tarafında da uygulanan ayinlerdendi.

Arap tarihçilerine göre Zemzem Kuyusu kuruduğu veya kum altına gömüldüğü birkaç dönem dışında yaklaşık 4000 yıldır kullanılıyor. İnanışa göre kuyu Allah'ın emri altındaki Hz. İbrahim'in karısı Hacer ve küçük oğulları İsmail'i terk ettiği çorak ve ıssız bir vadiden mucizevi bir şekilde çıkan bir kaynak yerini işaret eder. Su arayışında olan Hacer susuzluktan ölmekte olan İsmail'e su sağlamak için umutsuzluk içinde Sefa ve Merve'nin iki tepesi arasındaki kavurucu sıcakta yedi kez ileri geri koştu. Allah merhamet edip Cebrail'i gönderince Cebrail zemini kazıyıp su kaynağının ortaya çıkmasını sağladı. Hacer kaynak bulduğu ve suyun bitmesinden korktuğu için onun çevresini kum ve taşlarla sardı. Zemzem isminin kaynağı "Zomë Zomë" ibaresidir ve "akmayı kes" anlamına gelir. Bu söz Hacer'in kaynak suyunu zapt etmeye çalışması sırasında tekrarlanan bir komuttur. Daha sonra kuyuya dönüştürülen kaynağın çevresi karavanlar için dinlenme yeri haline geldi ve sonunda Hz. Muhammed'in doğum yeri olan ticaret kenti Mekke'ya dönüştü.

MÜSLÜMANLARIN ZEMZEM'İ ŞİFA ZANNETMESİNE DAİR

İnanışa göre zemzem suyunun mucizelerinden biri hem susuzluğu hem de açlığı giderebilmesidir. Muhammed'in İslam öncesi yoldaşlarından biri suyun 'shabbaa'ah' yani doyurucu olduğunu söylemişti. Su kaplara dolduruldu ve insanların ailelerini beslemelerine yardımcı oldu.Yine iddiaya göre son birkaç yılda Zemzem suyu örnekleri bilim adamları tarafından toplanmış ve suyun içinde onu daha sağlıklı hale getiren yüksek kalsiyum gibi bazı özellikler bulmuşlardır.
Muhammed peygamber Zemzem'in iyileştirici etkileri olduğunu söyledi. Bu nedenle Mekke'ye gelen hacılar hasta olan akraba ve arkadaşlarına içirmek için şişelere doldurup taşırlar.

Ayrıca İslam peygamberinin iki torunu Hasan ve Hüseyin'in diş etlerini  zemzemle ovaladığı da söylenmektedir. Ek olarak Muhammed'in zemzem suyunu ibrik ve su derilerine doldurarak Medine'ye götürdüğü bildirilir.

Hastaların üzerine bu suyu serpiyor ve içmelerini sağlıyordu.

Bazı Hadislerde zemzem suyunun iyileştirici etkileri olduğu bildirilmiştir. Hadislerde şöyle söylenir: Cabir'den rivayetle Hz. Muhammed şöyle demiştir: "Zemzem Suyu herhangi bir amaçla içip sarhoş olmak için iyidir." Başka bir hadiste" Zemzem Suyu her hastalığın şifasıdır." deniyor. Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar suyun kutsandığına inanıyor.

BİLİME KARŞIT MÜSLÜMAN İDDİALARI

İdrar, süt ve alkolde olduğu gibi Müslümanlar çoğu zaman dini inançlarının bilim tarafından desteklendiğini iddia ediyorlar.

İddia şu yönde:
Bangladeş Atom Enerjisi Komisyonu'nun dört kıdemli uzmanı zemzem suyunun musluk suyu veya solar pompa suyundan bilimsel olarak daha üstün olduğunu söyledi. Uzmanlar zemzem, musluk suyu ve güneş pompalarından gelen su örneklerini analiz etmiş ve test etmiştir.
Zemzem suyunun iyileştirici bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur.

Doğada alkalik olan zemzem suyu midede oluşan fazla hidroklorik asidi nötralize edebilir ve mide yanmasını azaltır.

İyodür, sülfat ve nitrat içerikleri de zemzem suyunda daha yüksektir. Zemzem yoluyla temin edilen iyodür insan vücudunun tiroid bezi için gerekli iyot ihtiyacını yeterince karşılayabilir.

Zemzem'de magnezyum, sodyum ve potasyum gibi makro besin maddelerinin içeriğinin musluk suyu ve solar pompa suyundakinden daha yüksek olduğu ortaya çıkmış ve bilim adamları zemzem suyunun tüm verilerinin normal yeraltı suyundan çok daha fazla besin değerine sahip olduğunu belirtmiştir.

Zemzem suyunun sertliği musluk suyunun ve güneş pompa suyunun dört katıdır ancak araştırmacılar bunun Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen sınırlar içinde olduğunu söylemektedir.

ARSENİK ZEHİRLENMESİ

Arsenik zehirlenmesine vücutta arsenik elementinin artan seviyeleri neden olur. Arsenik zehirlenmesi baş ağrısı, sersemlik, uyku hali, kasılmalar, kusma, ishal, böbrek, karaciğer ve akciğer problemlerini içerir ve hatta koma veya ölüme neden olabilir.

Arsenicosis genellikle 5 ila 20 yıl gibi uzun bir süre boyunca arsenik zehirlenmesinin etkisidir. Uzun süre arsenikli su içmek cilt problemleri, cilt kanseri, mesane kanseri, böbrek ve akciğer kanserleri, bacak ve ayaklardaki kan damarları hastalıkları ve muhtemelen diyabet, yüksek kan basıncı, üreme bozuklukları gibi çeşitli sağlık etkileriyle sonuçlanır.

Dünya Sağlık Örgütü, 0.01 mg / L arsenik seviyesinin 10.000 de 6 oranında cilt kanseri riski oluşturduğunu ve bu risk seviyesinin kabul edilebilir olduğunu iddia etmektedir.

FLORÜR VE DOĞAL YOLLARLA OLUŞAN DİĞER ELEMENTLER

Florür, içme suyu ve yiyeceklerde doğal bir şekilde düşük seviyede bulunur. Doğal olarak oluşan küçük miktarlardaki florür yararlıdır ve bunun diş çürümesini önlediği bilinmektedir.

Benzer şekilde demir, gıdada doğal olarak bulunan bir elementtir ve vücudumuzdaki demir eksikliği dünya çapında en yaygın anemi şekli olan demir eksikliği anemisine neden olabilir.

Öte yandan arsenik tüketilen miktardan bağımsız olarak insanlar için sağlığa belirgin bir etkisi olmayan zehirli bir elementtir.

ARSENİK VE ZEMZEM

Ekim 2005’te İngiliz Gıda Standartları Ajansı tehlikeli düzeyde arsenik içeren ve etrafta satılan sahte zemzem sularının Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen arsenik yasal sınırının üç katından fazla olduğu konusunda uyarıda bulundu.

Bununla birlikte Mayıs 2011'deki bir BBC soruşturması 2005'te satılan "sahte" zemzem suyunda olduğu gibi kuyudan alınan orijinal zemzem suyunun da yasal sınırın üç katı arsenik seviyesine sahip olduğunu tespit etti.

Tehlikeli arsenik seviyelerine ek olarak kutsal olduğu düşünülen zemzem suyu yüksek düzeyde nitrat ve potansiyel zararlı bakteriler içeriyordu.

Daha önce zemzem suyuyla ilgili uyarıda bulunan çevre sağlığı görevlisi Dr. Yunes Ramadan bunun hassas bir konu olduğunu, insanların bunu kutsal bir su olarak gördüğünü, bundan dolayı da sağlıksız olduğunu kabul etmekte zorlandıklarını ancak Suudi Arabistan ve İngiltere'deki yetkililerin harekete geçmeleri gerektiğini belirtti.

Her yıl milyonlarca Müslüman zemzem suyu içiyor. Bininin düzenli olarak bu suyu içtiği veya çocukları ve diğer sevdikleriyle paylaştıkları düşünülürse bu nedenle kendilerini ve yakınlarını kanseri de içeren arsenicosis riskine soktuklarından şüphe yoktur.

Fakat Arapların para kazanabilmesi için insanların Hacca gidip zemzem içmesi şarttır. Ülkemiz İslam ülkesi kabul edildiğinden ve maalesef Müslüman kesimimiz hiçbir inanışına-kutsal bildiği tabularına toz kondurmak istemediğinden ısrarla zemzem içmektedir..

KUR'AN DÜZ DÜNYASI VE DEVE KUŞU YUMURTASI İDDASI

Hazırlayan: A.Kara
A, din, Dünya ve deve kuşu yumurtası, Düz dünya, islamiyet, Kur'an ve bilim, Kur'an'a göre dünya düzdür, Kur'an'ın düz dünyası, Muhammed'in dünyası, Yeryüzünü döşedik, Yeryüzünü yaydık,

KUR'AN'IN DÜZ DÜNYASI


Bu makalede Kur'an'ı yazanların dünyanın düz olduğunu zannettiğini göstermek için bazı Kur'an ayetlerine çok daha yakından bakacağız.

Dünyanın düz olmadığı gerçeği binlerce yıldır bilinmektedir. Eski Yunanlılar Pisagor (MÖ 570 - 495), Aristoteles (MÖ 384 - 322) ve Hipparkos (MÖ 190-120) bunu biliyordu. Hintli gök bilimci ve matematikçi Aryabhata (MS 476 - 550) ve eski Hristiyan alimlerden Boethius (MS 480-524), Seville Piskoposu Isidore (MS 560-636), Piskopos Rabanus Maurus (MS 780-856), Keşiş Bede (672-735), Piskopos Vergilius Salzburg (MS 700-784) ve filozof Thomas Aquinas (MS 1225-1274) bunu biliyorlardı. Aslında bize sıkça söylenenlerin aksine Dünya'nın küreselliği erken orta çağ Avrupalıları tarafından biliniyordu. Roma İmparatorluğu'nun MS. 395 gibi erken bir tarihte Dünya'yı temsil etmek için bir küre kullandıkları görülmektedir.

Eğer Kur'an, gerçekten Allah'ın gönderdiği sözlerin yazıldığı bir kitap olsaydı tüm dünyaca bilinen bu gerçeğe uymalı ve Arabistan'daki 7. yüzyıl bedevilerinin inandığı düz Dünya modeliyle çelişmesi gerekirdi. Yine de kanıtlar Kuran'ın düz Dünya modelini ve aynı zamanda jeo-merkezciliği desteklediği yönündedir.

Şimdi Kuran'da Dünya'nın şekline dair doğrudan referansları inceleyelim. Gaşiye suresi 20.ayet özellikle düz yüzeylerle derinden ilişkilendirilmiş bir kelimeyi kullanması nedeniyle incelenmeye değerdir.

Gaşiye suresi 20.ayet: "Peki insanlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?"

Klasik Arapça ile modern Arapça birbirine karıştırılmamalıdır. Arapça al-ard kelimesinin yer veya dünya anlamına gelebileceğini unutmamak gerek. Bununla birlikte bu bağlamda aşağıda belirtilen ayetlerden yerel bir toprak alanı değil tüm Dünya anlamına geldiği açıkça anlaşılmaktadır.

Yazının devamında Kuran'ın düz bir Dünya modelini desteklediğine dair dolaylı kanıtları tartışacak ve aşağıdaki doğrudan ifadelerle daha güçlü kanıtları göreceğiz.

Bakara suresi 22.ayet: "Rabbiniz ki, sizin için yeri döşek, göğü bina kılmıştır; gökten su indirmiş, bununla sizin için rızık olarak çeşitli ürünler çıkarmıştır; artık siz de bile bile O’na eş ve ortaklar koşmayın."

ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ فِرَٰشًا وَٱلسَّمَآءَ بِنَآءً وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزْقًا لَّكُمْ ۖ فَلَا تَجْعَلُوا۟ لِلَّهِ أَندَادًا وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
(Allathee jaAAala lakumu alarda firashan)

فِرَٰشًا = firashan = Zemine yayılmış bir şey, birinin oturması ya da uzanması için yayılmış bir şey anlamına gelir.


Hicr suresi 19.ayet: "Arzı da yaydık, oraya sağlam dağlar yerleştirdik, orada ölçüleri belli her türden ürünler bitirdik."

والارض مددناها والقينا فيها رواسي وانبتنا فيها من كل شئ موزون
(Waal-arda madadnaha waalqayna feeha rawasiya waanbatnafeeha min kulli shay-in mawzoonin)

مَدَدْ = madad = Çizerek veya çekerek uzatma, genişletme anlamına gelir.


Taha suresi 53.ayet: "Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık."

الذي جعل لكم الارض مهدا وسلك لكم فيها سبلا وانزل من السماء ماء فاخرجنا به ازواجا من نبات شتى
(Allathee jaAAala lakumu al-arda mahdan wasalaka lakum feeha subulan waanzala mina alssama-imaan faakhrajna bihi azwajan min nabatinshatta)

مَهْدًا = mahdan = Beşik, yatak, düz veya pürüzsüz bir genişlik anlamına gelir.


Aynı şekilde mahdan مَهْدًا  Zuhruf suresinde de geçer:
Zuhruf suresi 10.ayet: "Yeri sizin için döşek kılan, gideceğiniz yere şaşmadan varasınız diye orada size yollar yaratan O’dur."

الذي جعل لكم الارض مهدا وجعل لكم فيها سبلا لعلكم تهتدون
(Allathee jaAAala lakumu al-arda mahdan wajaAAala lakum feeha subulan laAAallakum tahtadoona)


Çizerek-çekerek uzatma, genişletme anlamına gelen madad مَدَدْ  yine Kaf suresinde karşımıza çıkıyor:
Kaf suresi 7.ayet: "Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik."

والارض مددناها والقينا فيها رواسي وانبتنا فيها من كل زوج بهيج
(Waal-arda madadnaha waalqayna feeha rawasiya waanbatnafeeha min kulli zawjin baheejin)


Zariyat suresi 48.ayet: "Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!"

والارض فرشناها فنعم الماهدون
(Waal-arda farashnaha faniAAma almahidoona)

فَرَشَْ = farasha = Yaymak, genişletmek, yatak yada halıyı yaymak-sermek anlamına gelir.
الْمَهِدُونَ = maidoon = Düzleştirmek, bir yatağı yaymak anlamına gelir.


Ayrıca "furushaat"ın الْفُرُشَاتِ yatağın çoğulu yani yataklar olarak kullanıldığı bir hadis var:

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، أَنْبَأَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، أَنْبَأَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُهَاجِرٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ مُوَرِّقٍ الْعِجْلِيِّ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِنِّي أَرَى مَا لاَ تَرَوْنَ وَأَسْمَعُ مَا لاَ تَسْمَعُونَ إِنَّ السَّمَاءَ أَطَّتْ وَحُقَّ لَهَا أَنْ تَئِطَّ مَا فِيهَا مَوْضِعُ أَرْبَعِ أَصَابِعَ إِلاَّ وَمَلَكٌ وَاضِعٌ جَبْهَتَهُ سَاجِدًا لِلَّهِ ‏.‏ وَاللَّهِ لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا وَمَا تَلَذَّذْتُمْ بِالنِّسَاءِ عَلَى الْفُرُشَاتِ وَلَخَرَجْتُمْ إِلَى الصُّعُدَاتِ تَجْأَرُونَ إِلَى اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ وَاللَّهِ لَوَدِدْتُ أَنِّي كُنْتُ شَجَرَةً تُعْضَدُ‏.‏

Ebû Zerr'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah: «Şüphesiz, ben sizin görmediğiniz (gerçekler) i görürüm ve işitmediğiniz (gerçekler) i işitirim. Gök âdeta gıcırdadı ve gıcırdaması da hakkıdır. (Çünkü) gökte dört parmak yeri yoktur ki bir melek Allah'a secde etmek üzere (o yere) alnını koymasın. Allah'a yemin ederim ki. Benim bildiğim (gerçekleri) siz bilseydiniz az gülerdiniz ve çok ağlardınız. Yataklar (al-furushaat) üstünde kadınlardan da zevk duymazdınız ve yollara çıkıp Allah'a yüksek sesle yakarışta bulunurdunuz», buyurdu."
[Sunan Ibn Majah 5:37:4190]


Nuh suresi 19.ayet: "Allah, yeri sizin için bir sergi yapmıştır."

والله جعل لكم الارض بساطا
WaAllahu jaAAala lakumu al-arda bisaatan

بِسَاطًا = bisaatan = Yaymak, sermek anlamları taşır, özellikle de halı anlamına gelir. (Aynı kökten بَسَاطٌ = bisaatun kelimesi vardır.)

Bisaatan kelimesinin aynı zamanda Tirmizi'nin bir hadisinde kullanıldığı görülür, inceleyelim:

...ثُمَّ انْطَلَقَ بِهِمْ إِلَى حَدِيقَتِهِ فَبَسَطَ لَهُمْ بِسَاطًا ثُمَّ انْطَلَقَ إِلَى نَخْلَةٍ فَجَاءَ بِقِنْوٍ فَوَضَعَهُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم...

فَبَسَطَ لَهُمْ بِسَاطًا, fa-basata la-hum bisaatan: "ve o, onlar için bir halı serdi"
...Sonra onları bahçesine götürdü ve bir sergi serdi ve hurma ağacından olgunu ve olgun olmayanı bir arada bulunan bir hurma dalı salkımı getirdi ve ortaya koydu...
[Jami` at-Tirmidhi 2369]

Yani türetilmiş fiil "basata" bir halının yayılmasını (böylece düzleştirmeyi) ifade eder.


"Nebe suresi 6-7.ayetler: "Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da (yeri tutan) kazıklar yapmadık mı?"

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَٰدًا وَٱلْجِبَالَ أَوْتَادًا
(Alam najAAali al-arda mihadan Waaljibala awtadan)

Bu suredeki "mihadan" kelimesine bakalım:
مِهَٰدًا Mihadan مَهْدًا mahdan ile aynı anlama sahiptir, yani "Beşik, yatak yada pürüzsüz genişlik"


YAYILMAK MI YOKSA DEVE KUŞU YUMURTASI MI?

Pek çok Müslüman Kuran'ın dünyayı düz zannetmesi hatasını ve yaygın olarak 'Yaydı' olarak tercüme edilen "dahaha" kelimesini kullanması yönündeki eleştirileri saptırmaya çalışmaktadır.

Naziat suresi 30.ayet: "Bundan sonra da yeryüzünü döşeyip yaydı."

والارض بعد ذلك دحاها
(Waal-arda baAAda thalika dahaha)
TR okunuş: Vel arda ba’de zâlike dehâhâ.

Ayeti kelime kelime inceleyelim:

▼ وَٱلْأَرْضَ
وَ [wa] ve
ٱلْ [al] Belirtme edatı
أَرْضَ [ard] yer

► بَعْدَ [ba'ada] sonra
► ذَٰلِكَ [dhalika] o

 دَحَىٰهَآ
دَحَىٰ [dahaa] (o) yaydı (fiil)
هَآ [ha] onun (Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösterir. Yani buradaki kullanımında yeryüzüne atıfta bulunur.)

Dahaha دَحَىٰهَآ, zamir eki almış bir fiildir, dolayısıyla "deve kuşu yumurtası" anlamına gelemez. Ayrıca çelişkileri kapatmak için çabalayan oryantalistlerin yorumları bu fiilin "onu bir deve kuşu yumurtası şeklinde yaptı" anlamına geldiğini söylüyorlar. Kaldı ki böyle küçük bir kelimenin bu kadar karmaşık bir anlama sahip olabileceğini düşünmek başlı başına saçmadır.

Kelimenin tam anlamıyla "onun" anlamına gelen َ(-ha) son ek zamiri, Naziat suresi 30.ayeti çevreleyen ayetlerde de edebi bir araç olarak tekrarlanır:

أَأَنْتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاءُ ۚ بَنَاهَا 79:27 Aantum ashaddu khalqan ami alssamao banaha
79:28 رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا RafaAAa samkaha fasawwaha
79:29 وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا Waaghtasha laylaha waakhraja duhaha
79:30 وَالْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَاهَا Waalarda baAAda thalika dahaha
79:31 أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعَاهَا Akhraja minha maaha wamarAAaha
79:32 وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا Waaljibala arsaha

Dolayısıyla 30.ayetteki "-ha" diğer ayetlerdeki gibi bir zamirdir ve "deve kuşu yumurtası" tabirinde zaten zamir yoktur. Tamamen uydurma, hatta uydurmanın zirvesinde bir çaba ister gerçekten bir fiilden "deve kuşu yumurtası" anlamı çıkarabilmek..

Yüzlerce Kur'an tercümanı bu fiili olduğu gibi çevirip kabullenirken birkaç oryantalist çıkıp yumurta işine girmiş. Hemen sizlerle "dahaha (دَحَىٰهَآ)" kelimesini yumurta yada deve kuşu yumurtası şeklinde çevirmek için taklalar atmış iki zorlama tefsir örneğini paylaşayım:
  1. Khalifa: Dünyayı yumurta şeklinde yaptı.
  2. QXP: Ve ondan sonra dünyayı kozmik nebuladan fırlattı ve yumurta şeklinde yayılmasını sağladı.

SAVUNMACILARIN İDDİALARI

Her halükarda "Yüce Allah neden Naziat 30 'da "dahaha" kelimesini kullanmış?" diye sorarsanız, çünkü kelime hepsinden daha kesin. "Dünyanın yuvarlaklığı ve düzlüğünü tek seferde açıklar" diye cevaplayacaktırlar.

Bazıları ise yanlış bir şekilde dahaha'nın kök kelimesinin deve kuşu yumurtası anlamına geldiğini iddia ettikleri "duhiya" olduğunu iddia edecektir.

Mesela Zakir Naik'in hiçbir mantığa dayanmayan iddiası şu şekildedir:
Dünya şekil olarak jeo-küreseldir. Kur'an aşağıdaki ayette dünyanın gerçek şeklinden bahseder:
Naziat suresi 30.ayet: "Ve dünyayı yumurta şeklinde yaptık".

Arapça Dahaha kelimesi yumurta şeklinde demektir. Aynı zamanda genişlemeyi ifade ediyor. Dahaha, özellikle dünyanın şekli gibi, jeo-küresel olan bir deve kuşu yumurtasını ifade eden Duhiya'dan türetilmiştir. Dolayısıyla Kur'an ve modern bilim mükemmel bir uyum içindedir.

Fakat Zakir Naik'in bu Kur'an'ı bilime uydurma ve kelimeye zorla anlam kazandırma çabası boşadır, nedenini zaten kelimelerin anlamları ve kökleri ile anlattım. Kaldı ki bu konuda İslam alimlerinin büyük çoğunluğu da zaten "deve kuşu yumurtası" gibi aslı astarı olmayan kelime oyununa girmiyor.

Dahaha'nın anlamlarından biri 'atmak'tır ve bu da 'almadahi ve udhiyatun' kelimelerinin türetilmesidir. Bu şekilleriyle ilgili bir şey değildir. Her durumda "almadahi" ve "udhiyatun"un, dahaha'nın köküne bağladıkları yuvarlaklık kavramını aktardığı iddiası, almadahi ve udhiyatun'un 'yuvarlaklığının' sadece iki boyutta olmasından dolayı yanlıştır. "Almadahi" disk şeklindeki bir parça Arap ekmeği gibi yuvarlaktır ve "udhiyatun" ise iki boyutludur. Yani bu mantıkla bile "dünya düzdür" diyen Kur'an'ın hatasını düzeltemezsiniz.

Kutupları Yassılaşmış ve Basık Küremsi Cisim

Yumurta şeklindeki Dünya iddiasında iki sorun var. Birincisi, "daha" ve "duhiya" sözcükleriyle ilgili ifadelerin aşağıda kanıtlandığı gibi yanlış olduğudur. Ancak bu konuda haklı olsalar bile yine de Kuran'ın dünyanın şekli hakkında hataya sahip olduğu ispatlanacaktı çünkü Dünya ve deve kuşu yumurtasının her ikisi de küremsiler olsalar da, temelde farklı küremsi türleridir.

Dünya kesinlikle mükemmel bir küre değildir. Kutupları yassılaşmış bir küremsidir, yani merkezden iki kutbundan birine kadar olan yarıçap, ekvatorun yarıçapından daha kısadır. Başka bir deyişle ekvatorun etrafında çok hafif bir şişlik var. Bu yüzden ekvatoryal yarıçap 6,378.1 km iken kutupsal yarıçap 6,356.8 km'dir. Gördüğünüz üzere arada %1'den daha düşük bir fark vardır.

Bütün yumurtalara oldukça benzeyen deve kuşu yumurtası yayık küremsi olarak tanımlanabilir. Bunun nedeni merkezin iki kutbundan birine kadar olan yarıçapın, iki yandan sıkıştırılmış bir küre gibi ekvatorunun yarıçapından daha uzun olmasıdır. Kesinlikle kutupları yassılaşmış bir küremsi değildir. Bir yumurtayı yandan tuttuğunuzda bile 3 boyutlu olarak kutuplardan basık bir küremsi gibi görünmesini sağlayamazsınız. Çünkü temelde farklı şekillerdir. Deve kuşu yumurtasının şekli aslında bir yayık küremsi gibidir. Deve kuşu yumurtasını nasıl tutarsanız tutun şekil olarak dünyaya benzemez.

Temelde birbirinden farklı olan bu iki şekil dokulu veya gölgesiz düz bir 2 boyutlu görüntüde aynı gibi görünebilir ancak üç boyutta bakıldığında yumurtayı nasıl çevirirseniz çevirin dünyaya benzetemezsiniz.

"Daha" ve "Duhiya"

Arapçada her kelimenin kendi kökünden türetilmesi gerekir. Kök genellikle farklı anlamlara sahip farklı kelimeler üretmek için ünlüler, ön ekler ve son ekler ekleyerek maniple edilebilecek üç harften oluşur. Örneğin yazmak anlamına gelen "ka-ta-ba", Kitab (kitap), maktaba (kütüphane), katib (yazar), maktoob (yazılı), kitabat (yazılar) ve bunlar gibi pek çok kelimenin kökenidir.

Şimdi deve kuşu yumurtası anlamına geldiği iddia edilen "Duhiya" kelimesini ele alalım. Bu kelime bir kök değil isimdir ve Naziat suresi 30.ayetteki "dahaha" (دَحَىٰهَآ) fiilinin geldiği kökten "da-ha-wa" (دحو) kelimesi türetilmiştir. Dahası "Duhiya" deve kuşu yumurtası bile demek değildir. Bu konuda en saygın sözlüklerin söyledikleri şöyledir:

Lisan Al Arab
الأُدْحِيُّ و الإدْحِيُّ و الأُدْحِيَّة و الإدْحِيَّة و الأُدْحُوّة مَبِيض النعام في الرمل , وزنه أُفْعُول من ذلك , لأَن النعامة تَدْحُوه برِجْلها ثم تَبِيض فيه وليس للنعام عُشٌّ . و مَدْحَى النعام : موضع بيضها , و أُدْحِيُّها موضعها الذي تُفَرِّخ فيه .ِ

Tercüme: Al-udhy, Al-idhy, Al-udhya, Al-idhiyya, Al-udhuwwa: Deve kuşunun kumda yumurtasını bıraktığı yerdir. Bunun nedeni deve kuşunun ayakları ile yeryüzüne yayılmış olması (تَدْحُوه, tadhooh) ve yumurtalarını oraya bırakmasıdır. Deve kuşu bir yuvaya sahip değildir.

Ek olarak bazıları "Udhiyy" أُدْحِىٌّ kelimesi üzerinden bu deve kuşu yumurtası oyununu oynamaya kalksa da Arap Lisanı sözlüğünün de belirttiği gibi "Udhiyy" deve kuşu yumurtasına değil, onun yumurtasını bıraktığı yere denir.

الدَّحْوُ البَسْطُ . دَحَا الأَرضَ يَدْحُوها دَحْواً بَسَطَها . وقال الفراء في قوله والأَرض بعد ذلك دَحاها قال : بَسَطَها ; قال شمر : وأَنشدتني أَعرابية : الحمدُ لله الذي أَطاقَا
بَنَى السماءَ فَوْقَنا طِباقَا
ثم دَحا الأَرضَ فما أَضاقا
قال شمر : وفسرته فقالت دَحَا الأَرضَ أَوْسَعَها ; وأَنشد ابن بري لزيد بن عمرو بن نُفَيْل : دَحَاها , فلما رآها اسْتَوَتْ
على الماء , أَرْسَى عليها الجِبالا
و دَحَيْتُ الشيءَ أَدْحاهُ دَحْياً بَسَطْته , لغة في دَحَوْتُه ; حكاها اللحياني . وفي حديث عليّ وصلاتهِ , اللهم دَاحِيَ المَدْحُوَّاتِ يعني باسِطَ الأَرَضِينَ ومُوَسِّعَها , ويروى ; دَاحِيَ المَدْحِيَّاتِ . و الدَّحْوُ البَسْطُ . يقال : دَحَا يَدْحُو و يَدْحَى أَي بَسَطَ ووسع

Tercüme: "daha" Yeryüzü için onu yaymak anlamına gelir. Daha sonra kelimenin bu anlamını doğrulayan birkaç Arapça şiirinden bahseder. Arapça okuyabilen herkes "daha"nın yaymak-sermek anlamına geldiğini bu şiir ile daha iyi anlayacaktır.

Al Qamoos Al Muheet:
(دَحَا): الله الأرضَ (يَدْحُوهَا وَيَدْحَاهَا دَحْواً) بَسَطَها)
Çeviri: Allah yeryüzünü yaydı (daha).

Al Waseet:
دَحَا الشيءَ: بسطه ووسعه. يقال: دحا اللهُ الأَرض
Tercüme: Bir şey için "daha": onu yaymak anlamına gelir. Örneğin: Allah yeryüzünü yaydı (daha).

Deve kuşu tabirinin geçtiği bir hadise bakalım hemen:

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُوسَى الْقَطَّانُ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ مَوْهَبٍ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْفَزَارِيُّ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ الْمُعَلِّمُ، عَنْ أَبِي الْمُهَزِّمِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ فِي بَيْضِ النَّعَامِ يُصِيبُهُ الْمُحْرِمُ ‏ "‏ ثَمَنُهُ ‏"‏ ‏

Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, Allah'ın Elçisi: Muhrim'in aldığı deve kuşu yumurtasına ilişkin olarak şöyle dedi: "Maliyetinin ceza olarak ödenmesi gerekir".
[Sunan Ibn Majah 4:25:3086]

Yani deve kuşu yumurtasının Arapçası "dahaha" değil "baydi an-na'ami" بَيْضِ النَّعَامِ dir. Baydi بَيْضِ  yumurta + an-na'ami النَّعَامِ deve kuşu = Deve kuşu yumurtası بَيْضِ النَّعَامِ

Gaşiye suresi 20.ayete detaylıca bakalım:

وَإِلَى ٱلْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ
(Wa-ila al-ardi kayfa sutihat)

"Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır!"

سَطَّحَ = sutihat = düz olarak yaymak

Bu kelime bir evin veya odanın düz tepesini veya çatısını tanımlamak için kullanılır.
Aynı kökten gelen kelimeler, bir evin veya odanın düz üst yüzeyi veya çatısını, geometride düz bir düzlemi, hurmanın yayılabileceği düz bir yeri, hamur açan bir oklavayı, düzlem veya yatay yüzeyi ifade ederken kullanılır.

Günümüzde "düz dünya" ifadesi yaygın olarak 'al-ard musattaha' الأرض مسطحة olarak çevrilir ve "musattaha" kelimesi "sutihat" kelimesiyle aynı köktendir.

Şems suresi 6.ayet: "Yere ve onu yayıp döşeyene andolsun"

والارض وماطحاها
(Waal-ardi wama tahaha)

طحا = taha = yaymak

DAHA İLERİ SEVİYE KANITLAR

Oruç ve İbadet Zamanları

Kehf suresi 86.ayet: "Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar (gibi) buldu. Orada bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz, "Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandıracak veya haklarında iyi davranma yolunu seçeceksin" dedik."

Bu ancak düz bir dünya inanışı ile olabilir. Aksi halde "güneş balçıkta batar gibi" batamaz.

Bakara suresi 187.ayet: "Oruç gecesinde kadınlarınızla birleşmek size helâl kılındı. Onlar sizin için elbisedir, siz de onlar için elbisesiniz. Sizin kendinize hıyanet etmekte olduğunuzu Allah bilmiş, tövbenizi kabul etmiş ve sizi bağışlamıştır. Şimdi artık onlarla birleşin ve Allah’ın sizin için yazdığını isteyin. Fecirden siyah ip beyaz ipten sizin için ayırt edilir hale gelinceye kadar yiyin ve için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescidlerde ibadete çekilmişken kadınlarla cinsel ilişkide bulunmayın. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; sakın bu sınırlara yaklaşmayın. Allah âyetlerini insanlar için işte böyle açıklar. Umulur ki sakınırlar."

İsra suresi 78.ayet: "Gündüzün güneşin gün ortasını aşmasından gecenin karanlığına kadar namazı kıl; bir de sabah namazını; çünkü sabah namazı şahitlidir."

Bu ayetler Müslümanlara oruç tutarken yemek yememesi, içmemesi veya güneş saatlerinde cinsel ilişkiye girmemesini söyler. Bu Kuzey veya Güney kutuplarına yakın yaşayanlar için büyük bir soruna neden olabilir. Birçok Müslüman alim Müslümanları bu problemden kurtarmak için bazı kurallar koymayı denedi; Örneğin en yakın ve uygun görülen ülkenin zamanlarını kullanmak gibi. Bu tür yeniliklere duyulan ihtiyaç ise Kuran'da görülmemektedir. Yani oruçtan bahseden Kur'an bunun hiçbir ayetinde "yaşadığınız yer oruca uygun değilse" yada "yaşadığınız bölgede sadece gündüz veya gece 20 saati buluyorsa o halde orucu şöyle tutun" demez. Çünkü dünya düzdür, güneş balçığa batar gibi batar, tüm dünya kararır, güneş geri çıktığında tüm dünya aydınlanır, çünkü düzdür.

Kutuplara yaklaştıkça gündüzlerimiz veya gecelerimiz uzar. Sonunda her biri birkaç aya kadar uzayabilir. O halde İslam'ın beş şartından biri olan oruç tutmakla ilgili İsra suresi 78.ayete göre kendinizi açlıktan öldürmeksizin oruç tutmak imkansız hale getirir. Fakat yine Kur'an'ın düz dünyasını düşünürseniz ortada hiçbir sorun kalmaz, çünkü dünya düz olsaydı gece-gündüz süreleri bölgeden bölgeye değişiklik göstermez, dolayısı ile dünyanın herhangi bir yerindeki kişi için oruç tutmak ölüme neden olabilecek şartlar gerektirmezdi.

İskoçya'nın güneyindeki Aberdeen gibi şehirler için yatsı namazı ile sabah namazı arasındaki fark Haziran ayında yaklaşık 4 buçuk saattir. Bu nedenle Kur'an'da'ki bu kuralları izleyen herhangi biri gece saat 3.20 civarında uykudan uyanıp güne başlamadan tekrar uyumak zorunda kalır. Bu tür sorunlar tabii ki gün batımı ve gün doğumu yaşandığında dünyanın düz olduğuna inanan, dolayısı ile durumun her yerde aynı olduğuna inanan 7.yüzyıl Arabistan insanının aklının kenarından geçmezdi.

Kabe'ye Doğru İbadet Etmek

Bakara suresi 144.ayet: "Biz senin, yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu elbette görüyoruz. İşte şimdi kesin olarak seni memnun olacağın kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir; nerede olursanız olun yüzünüzü o yöne çevirin. Kuşku yok ki kendilerine kitap verilenler onun rablerinden gelmiş bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir."

Bu ayet tüm Müslümanlara Kabe'ye yani kıble yönüne doğru ibadet etmelerini söyler fakat bu sadece düz dünya modelinde mümkündür. Çünkü dünya küreseldir, bundan dolayı da aslında hiçbir dua, ibadet sırasında seçilen hiçbir yön Kabe'yi işaret edemez. Dünyanın küresel şeklinden dolayı yüz çevrilip durulan yön her halükarda gökyüzünü-uzayı işaret edecektir.

Hatta Mekke'den çok uzak yerden dua eden, yeryüzünün zıt konumunda ikamet eden bazı insanlar dünyanın merkezine doğru dikey olarak dua etmek zorunda kalacaklardır.

Mesela sırf bu yüzden Süleyman Adaları'ndaki Müslümanlar aslında Allah'a karşı küfre bulaşmış oluyorlar.

Kıbleyi belirlemek için Müslümanların çember çizmek şeklindeki geleneksel yöntemini kullansanız bile bir fark yaratmayacaktır çünkü dünyanın geoit şeklinden dolayı yüzünüzü Kabe'ye dönseniz bile aynı zamanda arkanızı da ona dönmüş olacaksınız.

Fakat eğer dünyanın düz olduğuna inanırsanız Kabe'ye doğru dönerek ibadet etmeyi emreden bu ayetteki sorun ortadan kalkar. Çünkü dünya gerçekten düz olsaydı nerede olursanız olun yüzünüzü kıbleye kolaylıkla dönebilirdiniz.

Kur'an'a Göre Dağlar Olmasa Yeryüzü Tamamen Görünür Olacaktı

Kehf suresi 47.ayet: "(Düşün) o günü ki dağları yürütürüz, yeryüzünü dümdüz görürsün. Onları da (dirilttiklerimizi) hiçbirini geride bırakmaksızın mahşerde toplamış olacağız."

وَيَوْمَ نُسَيِّرُ ٱلْجِبَالَ وَتَرَى ٱلْأَرْضَ بَارِزَةً وَحَشَرْنَٰهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ أَحَدًا
(Wayawma nusayyiru aljibala watara al-arda barizatan wahasharnahum falam nughadir minhum ahadan)

بَارِزَةً = baarizatan = Tamamen ya da tümüyle görünür şekilde tezahür eden, apaçık, belirgin, üzerinde hiçbir dağ ya da başka bir şey bulunmayan toprak.


Taha suresi 105-107.ayetler: "Sana dağları soruyorlar. De ki: "Rabbim onları un ufak edip savuracak. Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacak. Orada artık ne bir kıvrım ne de bir tümsek görürsün."

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّى نَسْفًا فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًا لَّا تَرَىٰ فِيهَا عِوَجًا وَلَآ أَمْتًا
(Wayasaloonaka AAani aljibali faqul yansifuha rabbee nasfan Fayatharuha qaAAan safsafan La tara feeha AAiwajan wala amtan)

فَيَذَرُهَا Fayatharuha (Tr okunuş: Fe yezeruhâ)  ('Ve onu bırakacak') kelimesi dişil "ha" ekine sahip olduğundan "onu" anlamı taşır. Şüphesiz yine dişil bir isim olan Dünya'ya atıfta bulunur. Benzer şekilde kelimenin tam anlamıyla "içinde" anlamına gelen فِيهَا feeha (Tr okunuş: fîhâ) kelimesinde de dişil 'onun' eki vardır. Bu ayetlerde başka tekil kadınsı isim yoktur, bu nedenle Kehf 47'deki bağlamı da ele alarak bu ayetlerde dünyaya (al-ard) atıfta bulundukları sonucuna varmalıyız.

Kur'an'ın 2 Doğu 2 Batısı

Rahman suresi 17.ayet: "O, iki doğunun da rabbi iki batının da rabbidir."

رَبُّ ٱلْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ ٱلْمَغْرِبَيْنِ
Rabbu almashriqayni warabbu almaghribayni

Tefsirler, "mashriq شرق‎" (meşrik) ve "maghrib مَغْرِب‎" (magrib) in yazın güneş yükseldiği ve gün dönümleri gerçekleştiğinde bunların olduğu iki yeri ifade ettiğini belirtir. Benzer şekilde Mearic suresi 40.ayette güneşin doğduğu ve bu aralıklar arasında battığı tüm farklı yerlere gönderme yapıldığı anlaşılır. Bu, ancak düz bir Dünyaya ve her gün dünyayı dolaşan bir güneşe inanan bir yazar için mantıklı görünebilir.

Sorun şu ki gerçekte Dünya bir dönen küredir, bu yüzden bu yerleri ufukta işaret ediyor olsak da, tamamen bir bakış açısı sorunudur. Dünyadaki herhangi iki bakış açısı, yükselme ve ayar uçlarının yıl boyunca ortaya çıktığı ufukta farklı noktalara sahip olacak ve eğer farklı enlemlerde iseniz o zaman algılanan bu uç noktalar arasındaki açısal aralık bile farklı olacaktır. Nitekim Dünya'nın farklı yerlerinde güneşin bir yere batıyor, bir yerden çıkıyor gibi görünmesi normaldir.

Gökyüzü İnşa Edilmiş Bir Kubbedir

Bakara suresi 22.ayet: "Rabbiniz ki, sizin için yeri döşek, göğü bina kılmıştır; gökten su indirmiş, bununla sizin için rızık olarak çeşitli ürünler çıkarmıştır; artık siz de bile bile O’na eş ve ortaklar koşmayın."

الذي جعل لكم الارض فراشا والسماء بناء وانزل من السماء ماء فاخرج به من الثمرات رزقا لكم فلا تجعلوا لله اندادا وانتم تعلمون
(Allathee jaAAala lakumu al-arda firashan waalssamaa binaan waanzala mina alssama-i maan faakhraja bihi mina alththamarati rizqan lakum fala tajAAaloo lillahi andadan waantum taAAlamoona)

Kubbe, çatı olarak tercüme edilen kelime "binaa" veya "binaan"dır بِنَاء. Bu kelime "bina" anlamına gelir. İslami inanca göre gökyüzü dünya üzerindeki çok katlı bir bina gibidir. Gökler denilen bu binanın yedi katı olduğuna dair inanış ve rivayetler vardır ve bu 7 gök "dünya" denilen "düz" bir temel üzerine kuruludur. İbn Kesir'in tefsiri de bunu doğrulamaktadır:

Bu ayetler Allah'ın dünyayı adım adım yaratmaya başladığını, sonra göğü yedi kat göğe dönüştürdüğünü anlatıyor. Bina inşaatı genellikle bu şekilde başlar, önce alt katlar sonra üst katlar yapılır.
[Tafsir 'ibn Kathir]

Tüm bu delillere ek olarak eğer Kur'an Dünya'nın küresel olduğunu bilseydi dönemin Arapça dilini konuşan Muhammed ve İbn-Abbas gibi saygın tercümanlar da dahil olmak üzere onun takipçileri bu bilginin bir miktar ışığını göstermiş olmalıydı. Gördüğünüz gibi Kur'an ayetlerinde durum bunun tam tersidir. Hadisler bile yalnızca düz Dünya inancını işaret etmektedir. Hatta bazıları Dünya'nın bir balinanın sırtında olduğu inancına bile sahiptiler...

MUHAMMED VE ALLAH'TAN KÖLE KADINLARI CİNSEL İSTİSMARA İZİN

Hazırlayan: A.Kara
A,din, islamiyet, İslamda kölelik, İslamda kadın savaş esiri, Savaş esirlerine tecavüz, Cariyeye tecavüz, Savaş esiri kadınlar, Ayet ve hadislerle cariye,Cariye hadisleri, Cinsellik ayetleri, Kur'an ve Cinsel istismar,

KÖLE KADINLARA (CARİYE) TECAVÜZE İZNE DAİR AYET VE HADİSLER


İslam'da tecavüz, zina bi al-ikrah olarak bilinir ve genellikle Müslüman hukukçular tarafından kendi eşi olmayan kadınla rızası olmadan yaşanan cinsel ilişki olarak tanımlanır. Tecavüzcü eğer evli ise taşlanma cezası, bekar ise kırbaçlanma cezası alır, bu cezalar İslam hukukuna aykırı ilişkilerde de geçerlidir. Tecavüze uğrayan kurbana herhangi bir ceza uygulanmaz. Hukukçular tecavüzcünün kurbana tazminat olarak bir ücret ödemesi gerekip gerekmediği konusunda aynı fikirde değildir. Bazı modern hukukçular Maide Suresi 33.ayetteki el-ayak kesilmesi, kişinin asılması gibi bir durumun tecavüzcüye uygulanması gerektiğini tartışmaktadır. Diğer hukukçular ise tıpkı Pakistan'daki gibi tecavüz suçu işleyen kişinin hakimin isteğine bağlı olarak cezalandırılmasını, bu suçu işleyen kişiyi ve durumu hakimin değerlendirebileceğini savunmaktadır. Bu yaklaşımlar tecavüz olayını gören dört şahit olmadığında ceza uygulanamaması şartından kaçınmayı sağlıyor.

Şimdi İslam'da özgür kadınların ve failin sahip olmadığı kadın kölelerin tecavüzüyle ilgili hadisleri inceleyeceğiz ve bununla birlikte, Kuran'ın Müslüman erkeklerin kendi kadın köleleriyle cinsel ilişki kurmasına izin verdiğini göreceğiz. Modern Müslüman hukukçular öncesi dönemde de olduğu gibi köle kadınlarla ilişkiye girmenin hala serbest olduğu ve "tecavüz" kategorisine girmediğini, İslam kaynaklarının kişinin mülkiyeti sayılan cariye ile cinsel ilişkiyi serbest ve yasal kıldığını göreceğiz. Ayrıca bazı durumlarda kadın esirlerin kabilelerine geri gönderilmeden önce tecavüze uğradıklarına dair açıklamaları göstereceğim.

Kuran'da “tecavüz” için eşdeğer bir terim olmadığı gibi aynı şekilde zorla cinsel ilişkiye girilmesini yüzeysel bir şekilde bile yasaklayan, uygun değildir diyen tek bir ayet bile yoktur. Buna karşılık Kur'an'da ele geçirilen ve köleleştirilmiş kadınlara (cariye) tecavüze ve cinsel suçlara yeşil ışık yakan ayetler vardır. O kadar dil dökmeme rağmen Müslüman arkadaşlara anlatamadığım şey şudur, Allah cariyelerle, savaşta ele geçirilen köle kadınlarla cinsel ilişkiyi anlatan ayetler göndermiştir, fakat bir tane bile "yanlıştır, yapmayın, etmeyin" diye açık bir şekilde yasaklayan ayet göndermemiştir (tabi eğer vahiy gönderen bir Allah varsa).

Nisa Suresi inançlı Müslümanlar için yasal ve yasak olan kadınları anlatır. Belirli bir ayete girmeden önce, sadece ayete bakarak ne önerildiğini anlamanın kolay olmadığını belirtmek gerek. Bu nedenle ayetlere ek olarak onlarla ilişkili hadislere bakmak net bir anlam elde etmek için gereklidir.

Nisa Suresi 24.Ayet: "Sağ ellerinizin malik olduğu câriyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı; Allah’ın size emri budur. Bunlardan başkasını, iffetli yaşamak ve zina etmemek kaydıyla, mallarınızla (mehir ile) istemeniz size helâl kılındı. Onlarla karı-koca ilişkisi yaşamanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir."

Bu ayette sağ elleriyle ele geçirdikleri cariyeler hariç Müslümanların evli olan kadınlarla ilişkiye girmelerinin yasaklandığı söylemektedir. Aşağıda görüldüğü gibi diğer ayetler kadın kölelerle evlenmeden cinsel ilişkiye girmeye yeşil ışık yakar.

Esir Kadınlara Tecavüz Hadisleri

Ebû Said el-Hudrî şöyle dedi: "Allah'ın elçisi, Huneyn savaşı vesilesiyle Awtas'a (Huneyn savaşının gerçekleştiği yer) askeri bir keşif gezisi gönderdi. Düşmanlarıyla karşılaştı ve onlarla savaştılar. Onları mağlup ettiler. Allah'ın elçisinin takipçilerinin bazıları kadın esirlerin putperest kocaları yüzünden onlarla ilişkiye girme konusunda isteksizdi. Böylece Yüce Allah, sağ elinizin sahip olduğu cariyeler (esir kadınlar) hariç, evli kadınlar size haram kılındı (Nisa 24) ayetini gönderdi.Yani bekleme süresini tamamladıklarında ilişki onlar için yasal hale geliyordu."
[Sunan Abu Dawud 2155 (Dar-us-Salam Ref]

Bu hadiste Nisa Suresi 24.ayetin Muhammed’e geliş nedeni açıklanıyor ve bu ayet ile pagan kocaları hayatta olduğu için esir kadınlarla ilişkiye girmekten çekinen Müslüman savaşçılara yeşil ışık yakılarak eşleri yaşarken bile kadın esirlerle cinsel ilişkiye girmeleri teşvik ediliyor. "Allah'ın elçisinin takipçilerinin bazıları kadın esirlerin putperest kocaları yüzünden onlarla ilişkiye girme konusunda isteksizdi." sözü aslında her şeyi açıklıyor.

Ebu Davud'un bu hadisi Sahih-i Müslim'de de teyit edilmiştir:
Ebû Said el-Hudrî, Huneyn Muharebesi'nde Allah'ın Elçisinin Autas'a bir ordu gönderdiğini ve düşmanla karşılaştığını ve onlarla savaştığını bildirdi. Galip gelip onları esir aldıktan sonra Allah'ın Elçisi'nin yoldaşları, kocalarının çok tanrılı oldukları için esir kadınlarla ilişkiye girmekten kaçınıyor gibiydi. Sonra, En Yüce olan Allah, şöyle demiştir: "Sağ elinizin sahip oldukları (esir kadınlar) hariç, evli kadınlar size haram kılındı" (yani bekleme müddeti sona erdiğinde kendileri için yasal hale geliyorlar).
[Sahih Muslim 8:3432]

Sahih-i Müslim hadislerinde buna ayrılan bir bölüm var. Bu bölümdekiler de okuduğum hadislerle uyumludur:
Hamile olmadığına karar verildikten sonra bir kadın esirle cinsel ilişkiye girmesine izin verilir ve eğer bir kocası varsa bile kadın esir olarak ele geçirildiğinde evliliği iptal edilir.
[Sahih Muslim - The Book of Suckling]

Tefsirler

İslam aleminde tüm Kur'an tercümanlarının en meşhurlarından İbn Kesir Nisa suresi 24.ayet ile ilgili olarak şöyle diyor:
Zaten evli olan kadınla evlenmek yasaktır fakat sağ elin sahip oldukları hariç, fakat zaten evli kadınlarla evlenmek yasaktır, hali hazırda evli olan kadınla evlenmek yasaklanır fakat savaşırken kazanıp elde ettiğin ve hamile olmadığından emin olduğun kadın serbesttir. İmam Ahmed, Ebû Said el-Hudrî'den aktarıyor: “Awtas bölgesinden hali hazırda evli olan bazı kadınları yakaladık ve onlarla cinsel ilişkide bulunmaktan hoşlanmadık çünkü zaten kocaları vardı. Biz de bu konuyu peygambere sorduk ve ilgili ayet açığa çıktı: Sağ elinizin altında olanlar dışında, zaten evli kadınlar hariç". Dolayısıyla bu kadınlarla cinsel ilişkide bulunduk."

Benzer yorumlar Celâleddîn Maḥallī ve Celâleddîn Süyûtî'de de görünmektedir:
Ve eşi olan evli kadınlar eşlerini terk etmeden onlarla evlenmeniz sizin için yasaktır. Özgür Müslüman kadın olsun ya da olmasın, düşman kamplarında kocaları olsa bile sağ elinizin sahip olduğu, cinsel ilişkiye girebileceğiniz köle kızlarla yetinin. Fakat bunu hamile olup olmadıklarından emin olmak için regl döngüsünü bekledikten sonra yapın, Allah'ın size emrettiği budur.
[Celâleyn Tefsiri]

Sıradaki tercüme de Muhammed'in baba tarafından kuzeni Abdullah bin Abbas'a aittir. Ana dili Arapça olan bu kadar önemli kişiye rağmen biz Türkler-Kürtler Arapçayı onlardan daha iyi bilip Kur'an'ı da onlardan daha iyi anladığımız için bu kaynaklar aslında geçersizdir ya neyse:
"Ve evli kadınların tümü size yasaktır, sağ elinizde tutsak olan esir kadınların savaş bölgesinde eşleri olsa bile bir adet döneminin bitmesini bekleyerek hamile olmadıklarından emin olduktan sonra onlarla yetinin. Size bahsettiğim şeyin Allah'ın Kitabında yasa dışı olması, sizin için Allah'ın bir kararıdır."

Mü'minun suresinde iyi bir Müslüman'ın tanımı yapılırken cariyelerin eşlerden ayrı olarak belirtildiği ve "onlarla yetinileceği" ifade edilir, yani bazılarının iddia ettiği gibi cariyeler hizmetçi ya da okey arkadaşı değildirler:

Mü'minun Suresi 1-6.ayetler:
1) Müminler kesinlikle kurtuluşa ermiştir;
2) Ki onlar, namazlarında derin bir saygı hali yaşarlar;
3) Anlamsız, yararsız şeylerden uzak dururlar;
4) Zekâtı verirler;
5) İffetlerini korurlar;
6) Sadece eşleriyle veya ellerinin altında olan câriyelerle yetinirler, bundan dolayı da kınanacak değillerdir.

Kur'an başarılı inananların yalnızca eşleri ve kadın köleleri ile cinsel ilişki yaşayanların olduğuna işaret etmektedir.

Mearic Suresi 29-30.ayetler:
29) Ve onlar, ırzlarını muhafaza edenlerdir.
30) Ancak eşleri, yahut sahip oldukları cariyeleri başka. Çünkü onlar (eşleri ve cariyeleri ile olan ilişkileri konusunda) kınanmazlar.

İlgili Hadisler

Fidye Karşılığında Serbest Bırakmadan Önce Esir Kadınlara Tecavüz
Başka bir durumda Muhammed'in takipçileri için tek endişe konusunun esir kadınlara tecavüz ederken 'azl (boşalmadan önce geri çekilme) uygulamasına izin verilip verilmeyeceği idi:

"İbn Muhayriz dedi ki: Mescide girdim, Ebu Said el-Hudri'yi gördüm, yanına oturdum ve ona dışarı boşalma konusunu sordum. Bunun üzerine Ebu Said el-Hudri şöyle dedi: Allah'ın elçisiyle Beni Mustalik savaşına gittik, Arap esirlerinden cariyeler aldık. Onlarla münasebette bulunmayı arzuladık, ailemizden uzak kal­mıştık, dışarı boşalma yapmak istedik. Resulullah aramızdayken ona sormadan dışarı boşalma yapacağımıza, konuyu ona sorduk. Bunu yapmanızın bir önemi yoktur (fark etmez). Kıyamete kadar, doğması takdir edilenler doğar­lar.» buyurdu."
[Sahih Bukhari 5:59:459]

Sahih-i Müslim'deki aynı hadisde önemli bir ayrıntı var. Tecavüze uğramış kadınların daha sonra kabilelerine geri dönmeleri planlanmıştı.

Ebu Sirma, Ebû Said el-Hudrî'ye şöyle dedi: "Ey Ebu Said, Allah'ın Elçisinin 'azl'dan bahsettiğini duydunuz mu? Evet dedi ve ekledi: Allah'ın elçisi ile Beni Müstalik seferine çıktık ve bazı mükemmel Arap kadınları esir aldık; onları istedik, çünkü eşlerimizin yokluğundan dolayı acı çekiyorduk, ama aynı zamanda onlar için fidye de istedik. Böylece onlarla 'azl uygulayarak cinsel ilişkiye girmeye karar verdik. Ama sonra dedik ki: Allah'ın Elçisi aramızdayken bir eylemde bulunuyoruz, neden ona sormuyoruz? Bu yüzden Allah'ın Elçisine sorduk ve dedi ki: Yapsanız fark etmez çünkü kıyamet gününde doğacak her ruh zaten doğacak."
[Sahih Muslim 8:3371]

Hem ayetlerden hem de hadislerden görüldüğü üzere Allah-Muhammed hiçbir şekilde esir kadınla ilişkiye girmeyi yasaklamıyor, hatta onlarla yetinin diye sözde ayet gönderiyor, bu da yetmezmiş gibi Muhammed "azl yapmanız fark etmez" diyerek esir alınan ve tecavüze uğrayan kadınların fidye karşılığı serbest bırakılmadan önce hamile kalmalarına da kapı aralıyor. Üstelik düşünün, bu kadınlar kocalarının yanına geri dönecekler.

Fidye yorumunu içeren aynı hadis sahih olarak görülen Muvatta 29:95 ve Sünen-i Ebu Davud 2167'da da görülür.
Bu olay aynı zamanda Sahih-i Buhari’de de ortaya çıkıyor. Burada Muhammed’in arkadaşlarının niyetlerini tam olarak anladığı ve tek kaygının cinsel ilişki yöntemi olduğu daha açıktır:

Ebû Said el-Hudrî anlatıyor: Allah'ın Elçisi ile birlikte otururken “Ey Allah'ın Elçisi! Biz ganimet payımız olarak kadın esirleri alıyoruz ve onların fiyatları ile ilgileniyoruz, sizin azl konusundaki görüşünüz nedir?" dedim. Peygamber, “Bunu gerçekten yapıyor musunuz? Bunu yapmamak sizin için daha iyidir. Allah'ın varlığını hedeflediği var olmayacak hiçbir ruh yoktur" dedi.
[Sahih Bukhari 3:34:432]

Muhammed'in, Ali'nin Köle Kıza Tecavüz Etmesini Onaylaması

Buraida anlatıyor: "Peygamber Humus ganimetini getirmesi için Halid'i Ali'ye gönderdi ve ben Ali'den nefret ettim çünkü Ali Humus'tan köle bir kızla cinsel ilişki sonrası banyo yapmıştı. Ben Halid’e “Ali'yi görmüyor musun?” dedim. Peygamberin yanına vardığımızda ona bundan bahsettim. "Ey Buraida! Ali'den nefret mi ediyorsun?" dedi. Evet dedim." "Ondan nefret mi ediyorsunuz, çünkü o Humus'ludan daha fazlasını hak ediyor" dedi."
[Sahih Bukhari 5:59:637]

Muhammed'in, Sahibi ile Kölesi Arasındaki İlişkiyi Zina Olarak Görmemesi

Aşağıdaki hadiste belirtildiği gibi, tecavüzle ilgili cezalar yalnızca özgür bir kadına veya sahip olmadığı bir köleye tecavüz eden bir erkeğe uygulanmıştır. Benzer şekilde zinaya sadece bu iki gruptaki kadınlarla ilişkide başvuruldu ancak el-Elbânî tarafından derecelendirilen bu hadiste, bir erkek kendi cariyesi ile değil de başkasının cariyesi ile ilişkiye giriyor ve Muhammed bunu zina olarak görmüyor:

"Amr b. Şuayb, dedesi Abdullah b. Amr b. As'dan şöyle dediğini rivayet etmiştir. Peygamber (s. a.), baba olduğu iddia edilen kimsenin ölümünden sonra o babanın mirasçılarının nisbet edilmesi için davacı oldukları kimse hakkında şöyle hüküm verdi; "Bir kimsenin mülkünde olduğu bîr günde kendisiyle cima' ettiği cariyeden doğan ve reddedilmeyen bir çocuğu (babasının ölümünden sonra) vârisleri kendilerine katmak için dâva ederlerse (bu çocuk) onlara katılır. (Fakat) bu çocuğa nesebe katılmadan önce (nesebine katıldığı babasına âid) taksim edilmiş olan mîrasdan bir nasîb yoktur. (Ancak) taksim edilmeden önce erişmiş olduğu mîrasdan bir payı vardır. (Fakat) kendisine nisbet edilmekte olduğu babası bu çocuğun kendisine âid olduğunu kabul etmemişse vârislerin istemeleriyle bu çocuk o babanın nesebine katılamaz. Eğer bu çocuk mülkünde olmayan bir cariyeden veya kendisiyle zînâ ettiği hür bir kadından dünyaya gelmişse bu çocuk onun nesebine katılamaz ve o kimseye vâris olamaz.

İsterse oğlu diye çağırılan kişiyi kendisi dava etmiş olsun. Çünkü o çocuk hür bir kadından veya bir cariyeden evlilik dışı ilişki ile gelen bir çocuktur."
[Sunan Abu Dawud 12:2258]

Muhammed'in Kölesiyle İlişkiye Girmesi

Bu hadis Darüsselam tarafından sahih olarak derecelendirilmiştir:

Resulullah'ın ilişkiye girdiği bir kadın köle olduğu söylendi, ancak Ayşe ve Hafsa'ya onun artık kendine yasaklandığını söyleyene kadar onu yalnız bırakmayacaklardı. Sonra Yüce olan Allah şöyle bildirdi: "Ey Peygamber! Neden Allah'ın sana izin verdiğini kendin için yasaklıyorsun?"
[Sunan an-Nasa'i 4:36:3411]

Celâleyn Tefsiri bu hadiste atıfta bulunan Tahrim suresi 1.ayeti şöyle yazıyor:

Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helal kıldığı şeyi cariyen Kıbti Mariye'yi "O bana haram olsun!" diyerek niçin kendine haram ediyorsun? Peygamber Efendimiz Hafsa validemizin odasında onun olmadığı bir zamanda Mariye'yle birlikte olmuştu. Bu işin kendi odası ve yatağı üzerinde yapılması Hafsa validemizin zoruna gitmişti. Peygamber de onu razı etmek için Mariye'yi kendine haram kılmıştı. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir. Bu haram kılmanı bağışlamıştır.
[Celâleyn Tefsiri]

Sahih hadislerde bu ayete alternatif veya ek bir durum da anlatılmıştır:

Ayşe, Allah'ın Elçisi'nin Zeyneb bint Cahş ile kaldığını ve evinde bal içtiğini söyledi. Hafsa ve ben, eğer Peygamber ikimizden birine gelirse şöyle demek üzere anlaştık: “Senin üzerinde Maghafir kokusunu algılıyorum; Maghafir'i yedin mi?” Onlardan birine geldi ve bunu ona söylediler. "Hayır, tam aksine Zeyneb'in evinde bal içtim ama bir daha asla yapmayacağım." dedi. Ardından şu sözler ortaya çıktı: 'Ey Peygamber! Neden Allah'ın sana izin verdiğini kendin için yasaklıyorsun?
[Sunan an-Nasa'i 4:36:3410]

Sıradaki hadise baktığımızda yukarıdaki hadisde geçen "bal" ifadesinin aslında cinsel ilişki manasına geldiğini görmekteyiz.

Ayşe anlatıyor: Allah'ın Elçisine karısını üç kez boşanmış bir adam hakkında soru soruldu ve yeni adamın onunla ilişkiye girmeden ondan ayrılmasının yasal olup olmadığı soruldu. Peygamber cevap verdi: "Yeni kocasının balını tadıncaya ve yeni kocası da onun balını tadıncaya kadar ilk kocası ile tekrar evlenmesi yasal değildir.
[Sunan Abu Dawud 12:2302]

Özgür Kadına Tecavüzün Cezası

Alkame b. Vâil el Kindî (r.a.)'in babasından rivâyete göre: Rasûlullah (s.a.v.) zamanında mescidde cemaatle namaz kılmak için evinden dışarı çıkan bir kadını bir adam yakaladı, üzerine kapanarak ona tecavüz etti kadın bağırınca adam kaçtı o esnada oradan başka bir adam geçiyordu. Kadın dedi ki: Beni şöyle böyle yapan adam budur. Muhâcirlerden bir grup oradan geçiyordu yine kadın o adam bana şöyle şöyle yaptı dedi. Kadının kendisine tecavüz etti sandığı kimseyi yakalayıp kadına getirdiler.
Kadın: Evet işte budur dedi. Bunun üzerine adamı Rasûlullah (s.a.v.)'e getirdiler. Taşlanarak öldürülmesini emredince kadına gerçekten tecavüz eden kişi ayağa kalkarak: Ey Allah'ın Rasûlü bu cezanın uygulanacağı kimse benim dedi. Peygamber (s.a.v.), kadına sen git Allah seni affetsin dedi. Suçsuz yere yakalanan adama da gönül alıcı sözler söyledi, gerçek suçlu adama ise: "Onu taşlayarak öldürün" buyurdu ve şöyle devam etti. Bu adam öyle bir tevbe etti ki Medine halkı o şekilde tevbe etseydi bütün Medine halkının günahlarına kefâret olurdu.
[Jami` at-Tirmidhi 3:15:1454]

Başka Birinin Kölesine (Cariye) Tecavüz

Sıradaki hadis başkasının kölesine tecavüz eden kişiyi ve kölenin sahibini ilgilendirmektedir ve tazminat olarak eskisinin yerine geçecek bir köle verildiği veya kölenin değerinin düşürülmesini anlatmaktadır.

"Peygamber, karısının köle kadını ile ilişkiye giren bir adam hakkında kararını verdi: 'Eğer ona zor kullandıysa o zaman köle kadın özgürdür ve adam karısına metresine benzer bir köle vermek zorundadır. Eğer ona bu konuda itaat ederse, o zaman ona aittir ve metresine yedek olarak benzer bir köle vermek zorundadır."
[Sunan an-Nasa'i 4:26:3365]

Abdülmelik, kadına tecavüz eden adamın kadına gelin bedeli ödemesi gerektiğine karar verdiğini söyledi. Yahya, Malik'in şöyle dediğini duydu "Topluluğumuzda bakire olsun yada olmasın özgür bir kadına tecavüz eden erkeğin gelin bedelini ödemesi gerekir.". Eğer tecavüze uğrayan kadın bir köle ise değeri düştüğü için mahrum bırakıldığı bedelin ona ödenmesi zorunludur. Bu tür davalarda tecavüzcüye had cezası uygulanır ve tecavüze uğramış kadına uygulanan hiçbir ceza yoktur.
[Al-Muwatta 36:14]

Kölelere Tecavüzün Sahipleri Tarafından Sınırlandırılması

Muhammed, bekleme sürelerini tamamlamadıkça veya hamile iseler doğuruncaya kadar kadın esirlerle ilişkiye girmeyi yasaklamıştır.

Irbad b. Sâriye (r.a.)'nin babasından haber verdiğine göre: "Rasûlullah (s.a.v.), savaşta
elde edilen hamile kadınlara doğum yapıncaya kadar cinsel ilişki kurulmasını yasakladı."
[Jami` at-Tirmidhi 3:19:1564]
[Benzer bir hadis: Sunan Abu Dawud 2152 (Ahmad Hasan Ref)]

Alimler Tarafından Pagan Kölelerle İlişkinin Yasaklanması (Onları İslam'a Geçişe Zorlamak)

Muhammed’in savaçşıları Awtas / Autas’a yapılan seferde yakaladıkları çok tanrılı esir kadınlarla ilişkiye girmiş gibi görünmekle birlikte, çoğu alim bunun daha sonra Bakara suresi 221.ayet tarafından çok tanrılı kadınlarla evlenmeyi yasakladığına karar verdi. Ancak alimler bunun kölelerle ilişkide de geçerli olduğu sonucuna vardılar. Müslüman, Hristiyan veya Yahudi olan köleler bu yasaktan etkilenmedi çünkü pagan değillerdi.

Bakara 221: "İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Şundan emin olun ki imanlı bir câriye, sizin hoşunuza gitse de müşrik bir hür kadından iyidir. İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle de kadınlarınızı evlendirmeyin. Şundan da emin olun ki imanlı bir köle, sizin hoşunuza gitse bile müşrik bir hür kişiden daha iyidir. Onlar insanları ateşe çağırırlar, Allah ise izni ile cennete ve bağışlanmaya çağırır, gerektikçe hatırlasınlar diye insanlara âyetlerini açıklar."

Yine bu ayete ve bunca hadis kaynağına rağmen hala "cariye için hizmetçidir, cinsel ilişkiyle ilgisi yoktur" diyenler var ise elimden onlara pes artık demekten başka bir şey gelmiyor maalesef.

Fıkıhın ilk alimleri bu kısıtlama için çok tanrılı olup reşit olmayan küçüklerin tecavüzüne izin vermek de dahil olmak üzere bir geçici çözüm geliştirmişti.

Ebubekir el-Khallal’ın Jāmi'sinde yer alan ve Ahmed bin Hanbel'in sağladığı bilgiye göre Zerdüştler ve putperest kadınlar eğer esir alınırsa İslam'a geçmeye zorlanır, eğer İslam'ı kucaklarlarsa, onlarla cinsel ilişkiye izin verilir ve hizmetçi olarak da kullanılabilirler. İslam'ı kabul etmezlerse hizmetçi olarak kullanılırlar ancak cinsel ilişkiler için kullanılmazlar. (wa idhā subhīna (sic) al-majūsiyyāt wa ‘abadat al awthān ujbirna 'alā al-Islām fa-in asl ama wutiʼna ma 'stukhdimna wa in lam yuslimna 'stukhdimna wa lam yūtaʼna).

Bu bölümde yer alan çelişki açıktır: Belirtilmemiş zorlayıcı önlemlere rağmen söz konusu kadınların bir kısmı İslam'ı reddetti ve sonuç olarak sahipleri hizmetlerinden tam olarak yararlanamadı. İslam'ı benimsemenin tek yolu inanç ilanını duyurmaksa muhalif bir kadının dönüşümü mümkün olmayabilir çünkü birini şehadet getirmeye zorlamak her zaman mümkün olmayabilir.

Hasan El Basri'den aktarılan bir geleneğe göre Müslümanlar amaçlarına ulaşmak için çeşitli aygıtlar kullandılar: Zerdüşt köle kızları Kabe'ye doğru çevirip şehadet getirmelerini ve abdesti almalarını emrettiler. Daha sonra sahipleri, evinde bir adet dönemi geçirdikten sonra onlarla cinsel ilişkide bulunurdu. Diğerleri, efendinin köle-kıza dua etmeyi, kendini temizlemeyi ve herhangi bir ilişkiden önce özel bölgesini tıraş etmeyi öğretmesi gerektiğini söyler. Kızların bu prosedüre katılımı asgari düzeydedir ve bu ifade dönüşüm şartlarının önemli ölçüde düşürüldüğü şeklinde yorumlanabilir. Böylece kız cinsel ilişki için mümkün olduğunca kısa sürede uygun hale gelir. İlk gelenekler arasında yalnızca birkaçı bu uygulamaları önemsemiyor, bir Zerdüşt köle kızı ile cinsel ilişkiye izin veriyordu.

Şafiilerin konuyla ilgili muamelesi biraz farklıdır. Esaret altına alınan yetişkin Zerdüşt ya da çok tanrılı kadınların zorla İslam'a geçme meselesi gündeme gelmeden, İslam'ı benimsemedikleri sürece onlarla cinsel ilişkiye izin verilmediğini savunuyor. Eğer küçük kız esirin ebeveynlerinden en az biri beraberinde esir alınmışsa karar aynıdır. Bununla birlikte kız ailesi olmadan yakalandıysa veya ebeveynlerinden biri İslam'ı benimsediyse bir Müslüman olarak kabul edilir ve onu benimsemeye zorlanır (nahkumu lahā bihukm al-Islām wa nujbiruhā ‘alayhi). Böylece onunla cinsel ilişki yasal hale gelir.
[Yohanan Friedmann, Tolerance and Coercion in Islam: Interfaith Relations in the Muslim Tradition (Cambridge Studies in Islamic Civilization)]

Muhammed'in Köle Kadınları ve Ahzab 50

Savaş esirlerine tecavüz etme uygulaması İslam’ın kendi peygamberi olan Muhammed tarafından hayattayken uygulandı. İki kez, savaş esiri kadın aldı ve sırf cinsellik yaşayabilmek için onlarla evlendi. Bu kurbanlar Safiyye bint Huyey ve Cüveyriye bint Haris'tir. Ne yazık ki anlatılan masallarla bu kişiler Muhammed'in sevgili eşleri gibi lanse edilmektedir. Hatta bir kısım Müslüman "onlarla evlendi, eşleri onlar" demektedir, bir Müslüman olarak bilmedikleri şey dönemin fıkıh-hukuk kurallarıdır. Bu zamana kadar verdiğim kaynaklarda da gördüğünüz üzere bir köle ile yasal yoldan cinsel ilişki yaşamak zorunda isen onunla evlenmek zorundasın, gözden kaçırdığınız şey burada esir kadının rızasının aranmamasıdır. Evlilik yapar ve tecavüz edersin.

Ahzab suresi 50.ayette Muhammed, Allah'ın kendisine savaş ganimet olarak verdiği esir kadınlarla cinsel ilişkide bulunma konusunda bir yeşil ışığa sahiptir:

Ahzab 50: "Ey peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verip de elinin sahip olduğu kadınları, seninle birlikte hicret eden amca kızlarını, hala kızlarını, dayı kızlarını, teyze kızlarını, kendini peygambere mehirsiz olarak bağışlar da peygamber de onunla evlenmek isterse böyle bir mümin kadını -ki sonuncusu diğer müminlere değil, zatına mahsustur - sana helâl kıldık. Müminlere eşleri ve sahip oldukları kadınları hakkında hangi kuralları geçerli kıldığımızı biliyoruz. Sana mahsus olanı güçlük çekmeyesin diye meşrû kıldık. Allah çok bağışlayıcı, pek esirgeyicidir."

Görüldüğü üzere Allah, Muhammed'in evlendiği ya da cinsel ilişkiye girdiği geniş bir kadın yelpazesi için nimetlerini vermektedir. Ardından birkaç ayet sonra ise Muhammed'in eşlerinin bir daha evlenmeyeceklerini dile getirir. Bununla birlikte, daha fazla köle kadınla birlikte olabilme eylemi süresiz olarak devam edecektir.

Sırf inandığı için, inancını, dinini savunmak zorunda hisseden insanlar maalesef empati yapmayı denemiyor. Nisa suresi 23-24.ayetlere göre erkekler evlenmediği sürece ele geçirdiği esir kadınlarla yatamıyor olabilir, bu doğru olsa bile esir olarak ele geçirilen bir kadının kendi rızası ile, isteyerek, arzulu, gönüllü bir şekilde sahibi olan kişiyle evlenip onunla yatması oldukça düşük bir ihtimaldir. Düşün ki bir kadınsın, aileni katledip seni esir aldılar. Sen bu kişiyle evlenmek, cinsel ilişkiye girmek hatta kölesi olarak ona hizmet etmek ister misin? Bir erkek evlenmek için elinin altındaki cariyesini kölelikten azad edebilir fakat eğer cariye evliliği kabul etmediğinde özgür olmayacağını, hayatına köle olarak devam edeceğini biliyorsa bu yapması oldukça zor bir tercih olacaktır.

Verdiğim onlarca ayet ve hadis kaynaklarına rağmen duyduğu gerçeklerle yüzleşmek istemeyen yada hoşlanmayacak olan bazı Müslüman arkadaşlar bu verdiğim bilgileri savunan kişilere şu ayeti gösterecektir:
Nur Suresi 33.ayet: "Evlenme imkânı bulamayanlar, Allah lutfundan ihtiyaçlarını giderinceye kadar iffetlerini korusunlar. Bedelini ödeyerek hür olmak isteyen köle ve câriyelerinizin tekliflerini kabul edin. Allah’ın size verdiği maldan da onlara verin. Namuslu yaşamak isterlerse, dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için câriyelerinizi fuhuş yapmaya zorlamayın. Kim onları zorlarsa bilinsin ki Allah, onların zorlanmaları sebebiyle bağışlayıcıdır, esirgeyicidir."

Ayetin ilk kısmı evlenmemiş insanlara iffetlerini korumalarını emretmektedir. Şimdi, hatırlanması gereken en önemli şey "iffet"in İslamiyetteki tanımının, kelimenin genel kabul görmüş tanımından farklı olmasıdır. Mü'minun suresi 6.ayet, Ahzab suresi 50-52.ayetler ve Mearic suresi 30.ayete göre Müslüman bir erkek eşleri ve sağ elinin sahip olduğu kadın esirlerle cinsel ilişki yaşadığı sürece "iffetli" olarak kabul edilir. Bu yüzden savaşta ele geçirdiği köle kadınla ilişkiye giren evlenmemiş bir Müslüman erkek İslami standartlara göre "iffetli" olarak kabul edilmektedir.